4 Haziran 2014 Çarşamba

Pekiii, bir gece için Datça'ya gidilir mi? Gidilir.

Dedim ya Datça ile ilişkim sıklaşıyor diye. Oniki mayıs gününün üzerinden üç hafta dolmadan yine Datça’ya doğru yola çıktım. Arkadaşım Serap Bodrum’a gelecekti, önce ben Datça’ya geleyim, bir akşam Fevzi’de yeriz, ertesi gün Palamutbükü’nden denize gireriz, Pazartesi de Bodrum’a yollanırız diye konuştuk ve ben Cumartesi öğleden sonra Bodrum’dan yola çıktım. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı durumlar bazen çok hoş olabiliyor. Yani her uymayan hesap illa kötü olacak diye bir kural yok. Bu gezim de onlardan biriydi ve hesap çarşıya uymadı. İyi de oldu.

Torba kavşağındaki Opet'de her zaman olduğu gibi benzin aldım ve son günlerde sıkça çamur yağan Bodrum'da çamur rengine dönen arabayı yıkattım
Şu sapakta hep sağdan gitmeyi seviyorum
Burada da sağdan...
Beş km. ve beş dakika öncesinde Ula'da silecekler yetişmiyordu, Sakar geçidini aşınca karşıma bu çıktı
Akyaka'da yine sağdan gittim
Buraya Marmaris radar yolu diyorum. Benim de radara girmişliğim vardır
Son kez, yine sağdan...
Bu blogu uzun zamandır izleyenler bilecekler, benim için Ege’de gezmenin sonu yok. Her zaman fırsat ve bahane yaratmak konusunda iyiyim. Balık yemek için 235 km yol yapıp Fethiye’de Girida’ya gittiğim gibi, aynı mesafedeki Fevzi’ye de gittiğim çoktur. Ya da kışın Selimiye’de Sardunya’da bir akşam yemeği için Bodrum’dan Cuma öğleden sonra çıkmışlığım da az değildir. Bir gece kalıp ertesi gün Bodrum’a dönerim. Bunun için biraz zaman bulmam yeterli. Hele tek başıma olunca, kimseye bağlı olmadan bu gezileri yapmak çok kolay. Yeter ki içinizde bu istek olsun. Datça’ya kaç defa gittiğimi saymadım artık, çok oldu, ama her defasında ayrı bir tad alabildiğim için her biri ayrı heyecan yaratabiliyor. Siz ne kadar farkında olursanız Ege size o kadar cömert davranıyor. Hem hayat da böyle değil mi zaten?

Tek başına yaşamanın, tek başına gezmenin, bu heyecanları tek başına yaşamanın tadına varmak da ayrı bir uzmanlık konusu. Çevremdeki çoğu insan ne tek başına meyhaneye gidiyor ne seyahate. Eleştirmek için söylemiyorum, ama hep birileriyle beraber olmak zorunda hissetmek... hani ne bileyim, biraz garip geliyor. Ya da çoğunluk öyle olduğuna göre garip olan benim. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum; İyi ve güzel anları birisiyle, birileriyle paylaşmak, anı biriktirmek, bunun coşkusunu içinde yaşamanın da lezzeti çok çok başka. Hayatınızda öyle bir dost, arkadaş, sevgili –adı her ne olursa olsun- insan ile karşılaştığınızda bunu anlarsınız, hissedersiniz zaten. Ve sonra anıları biriktirmek istersiniz. Bunun için de hiç bir mesafenin, hiç bir zaman diliminin önemi kalmaz. Önemli olan birlikte güzel şeyleri görmek, tatmak, yemek, içmek... yani kısaca hayatı tadında yaşamaktır.

Şansıma böyle insanlar karşıma çıktıkça, o zaman gezilerimi tek başıma değil, birlikte yapıyorum. Bu Datça gezisi de böyle başladı işte.

Fevzi'nin yerine uğradığımda enginarlı bir akşam yemeği yiyeceğimiz tahmin etmek zor olmadı
Fevzi'nin yerinden. Fevzi ile yeni yazıyı yakında yazıp blogda yer vereceğim

Datça
Sakin Datça'nın sakin ana caddesi
Serap ile Cafe Inn'de buluştuk. Şeker bir yer

Datça'nın renklerinden Aydın Kaptan ile sohbet ettik


Serap çay bahçesi



Kafede Datça'nın belediye başkanı Şener Bey ile karşılaştık


Cumartesi Serap ile buluştuk, biraz Datça içinde turladıktan sonra mutad olduğu üzere Fevzi’ye gittik. Fevzi dost mutfakta bir şeyler hazırlarken İzzet masayı kurdu. Biz de Serap ile işin en zor kısmı olan bardaklara içki doldurma işini üstlendik. Ve tabii yine kadehler birbiri ardına yuvarlanmaya başladı. Sohbet koyulaştı. Saat ilerledi. Serap’ın bir ara ortak olduğu A Jazz Bar’a da uğradık falan derken geç saatte evlere dağıldık. Bu sefer Serap oda kahvaltı için otele 100 TL verme bende 15 TL deyince onda kaldım. Şaka tabii de, rahatsızlık vermeyeceğim duygusu yerleşince çekingenliğim bitebiliyor.

Ertesi sabah Fevzi kahvaltıya geldi ve köy yumurtası yapmayı üstlendi. Böylece sabah servisinde de Fevzi vardı. Kahvaltıdan sonra Datça’da güneş varken bir anda yağmur başladı. Ne oluyor falan derken bayağı ciddi yağmur bastırdı. Yani benim artık Palamutbükü’nde deniz sezonunu açma hayalim yağmur suyuna düştü. Evde oturup ne yapacağız diye düşünürken Serap “Ne yani hava biraz açınca yine Palamut’a gideceğiz, yine sahilde bira patates yapacağız, akşam yine Fevzi’de yiyeceğiz... Başka bir şey yapalım” dedi. Arkadan ne gelecek diye dikkat kesildik. Bodrum’a yarın gideceğimize bugünden gidelim, Akyaka’dan Ören yoluna sapalım, Akyaka’da, Ören’de, ne bileyim bir yerde kalalım. Fevzi sen de gel” dedi birbirimize baktık. Bir saat sonra hareket etmek üzere sözleşmemiz iki dakika sürdü. Böyle ani programlara bayılırım. Ama herkesle yapılmaz o başka.

Ekip Fevzi'nin yerinde, geceye başlarken

Ertesi sabah Serap'ın evinde Fevzi yumurta yaptı...


Derken çantaları bagaja attığımız gibi istikamet Akyaka dedik ve yola çıktık. Datça yarımadası, Marmaris bağlantısı dahil Fevzi’den sorulur. Eski denizcilik macerası da olduğundan, karadan veya denizden girmediği yol, koy, orman, dağ, tepe kalmamış. Zaten bir yere yetişmiyoruz dedik, farklı bir rota izlemek cazip geldi. Yer yer yağmur eşliğinde İngiliz Limanı, Karacasöğüt, Yeşilbelde derken gözümüz, ruhumuz yeşile ve maviye doydu. Daha önce görmediğim ormanların içinden geçtik. Nefes kesen manzaralar gördük. Ruhumuz arındı. Hem bu sayede Marmaris’in içine girmeden geçip gittik. Bu rotayı denizden yapmak konusunda hem fikiriz. Bakalım zamanlarımız birbirine uyabilecek mi? Çünkü yaz sezonu başlıyor, işler yoğunlaşacak.

Fevzi'nin hop bir dakika deyip inip topladığı otlar arabanın içini şahane kokuttu
Yeşilbelde ormanı


İngiliz Limanı'na giderken
Fevzi'nin topladığı narpız otu arabanın içini mis gibi kokuttu


İngiliz Limanı


TV seyretmeye meraklı İngiliz Limanındaki balıklar muhtemelen BBC'yi izlemek için anteni takmışlar



Eski Marmaris-Akyaka yolu. Ya da Kral Yolu
Orman yollarında arabayı Serap kullandı ve bizi Akyaka’ya getirdi. Tam ayazmaya geldiğimizde yağmur yeniden kuvvetli yağmaya başladı. Bir çay bahçesi kılıklı yere sığındık. Akyaka’da kalsak mı acaba derken hiç birimizin gözünde aman kalalım ne güzel olur pırıltısını görmeyince dedim ki; İlla yarın Bodrum’da olmak zorunda mıyız? Ben işimi halledebilirdim. Serap yapacağı görüşmeyi bir gün sonra da yapabilirdi. Fevzi zaten rahattı. O zaman dedim arabayı yine ben kullanayım, sizi çok farklı bir yere götüreyim... Otoparktan çıktıktan sonra yol ikiye ayrılıyordu. Sola Bodrum, sağa Fethiye. Sizce biz nereye sapmış olabiliriz? Devamı bir sonraki yazıda.

Datça-Akyaka rotamız



12 yorum:

  1. ..............:)

    YanıtlaSil
  2.  Siz ne kadar farkında olursanız Ege size o kadar cömert davranıyor.İşte bu hocam ne kadar da haklısınız. Devam lütfen güzellikleri göstermeye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elden geldiğince, zaman buldukça devam Ali Bey...

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Neyi beğenmediğinizi merak ettim. Yazıyı mı, fotoğrafları mı mesela? Belirtirseniz faydalanabilirim.

      Sil
  4. "Sağdan git hep sağdan kaldırımın sağından" diye bir şarkı vardı bir zamanlar, çocuklara yürüme kurallarını anlatmak içindi galiba...Siz de sağdan gidip Fethiye'yi mi vardınız!:)

    Şu yağmurlu günde bezgin bezgin otururken içim aydınlattı yazınız ve fotoğraflarınız...
    (ki ben yağmuru severim ve bezginlik yanıma uğramaz, ama yazınızı okuyana kadar böyleydim!)
    Söylemek istediğim başka şeyler de var ama enerji doldum ve bilgisayar karşısında oturmak istemiyorum şu an. Yani şimdilik hoşçakalın...Ve teşekkürler!

    Meral...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel... İşe yaradığımı hissettirdiniz.

      Sil
  5. Fevzi balık mı yapıyormuş? Haydi Fevzi'yi geçtim Datça'da balık mı yapılıyormuş bizim neden haberimiz yok? Siz bir de Akyaka'da ki Cennet Restaurant'ta yiyin. Ne demek istediğimi o zaman anlayacaksınız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fevzi bence Ege otları virtüözü. Ayrıca kendi denemeleri olan enginarlı lagos gibi farklı lezzetleri de öyle her yerde bulanacak, alışılmış tadlar değil. Sizin neden haberiniz olmadığı konusunda fikir yürütemem tabii. Ben Akyaka'da yiyeceksem hep Halil'il Yeri'ni tercih ediyorum. Şimdi Cennet'i de not aldım.

      Sil
    2. Her türlü fikre saygı duyuyorum tabiiki. Benim demek istediğim şu, Datça deyince akla 3B geliyor yani bal, badem ve balık. Bal ve badem tamam peki neden balık? Datça'da balıkçılıkmı var hayır. Demekki lezzetli balık yiyebileceğiniz restaurantlar olmalı ama yok. En net şekliyle "şurada daha iyisini bulabilirsiniz" diyememelisiniz. Özelliklede turistik bir noktada balığı pişirip hesabı şişirip yanına hiçbir orjinallik katamıyorsanız... Fevzi'nin yeri konu dışı bu arada, yorumlarım buradan yola çıkarak genele yöneliktir.

      Sil
  6. datça...harika bir tatil beldesi.gittim gezdim gödüm..inanılmaz etkilendim.yerel halkının misafirperverliği ve oranın sakinliği ....anlatılmaz sadece yaşanır...heleki geceleri daha bi güzel oluyor oralar.

    YanıtlaSil
  7. Yaaa Serdar Bey, nefretle sevgi arasındaki ince çizgideyim size karşı :)))) Anlatım şeklinize bayılıyorum (okurken Ege kokusu geliyor burnuma sanki) ve yaşantınızı kıskandığım için de kuduruyorum bu İstanbul cehenneminde. Mayıs ayında Bodrum'daydım, ilk defa Bodrum'u beğendim ve sezon dışının değerini farkettim. Döndüğümde de sizin blogunuzu keşfettim. Büyük heves ve beğeniyle takip ediyorum. Ellerinize sağlık (nefret şakaydı tabii...)
    Bir gün benim de bir Egeli olmam umuduyla, sevgiyle kalın...

    YanıtlaSil