7 Temmuz 2014 Pazartesi

Bodrum'a aşık olabilirsiniz ama tadına varamayabilirsiniz.

Bodrum’u seviyorum, aşığım demişti. Burada yaşayabilir misin diye sormuştum, düşünmeden evet demişti. Nasıl böyle emin konuşabiliyorsun diye üstelemiştim. Seviyorum dedim ya gibisinden bir şey söylemişti. Aldığım cevap hiç tatmin etmedi ama daha fazla zorlamadım. Kendi doğrusunu kendi bulacak nasıl olsa. Sorsaydı anlatırdım... diye düşünürken şimdi de buraya yazayım, belki birilerinin işine yarar dedim.

Buraya yerleşmek isteyenlerin Bodrum’a yerleşme konusunda kendince fikirleri var tabii ki. Planlar, kararlar, zamanlamalar. Bunların hepsi iyi hoş ama asıl mesele bu değil işte. Çok önemli bir nokta ıskalanıyor genellikle. Bodrum’u sevmek ile, buraya aşık olmakla burayı yaşamak aynı şeyler değil. Sevebilirsiniz ama yaşayamayabilirsiniz. Yani olması gereken anlamında, coşkuyla ve tutkuyla yaşayamazsınız. Evlilik gibi düşünün biraz. Seversiniz, aşık olursunuz ama yaşayamazsınız, olmaz. Biraz bunun gibi diyeyim. Hadi biraz açayım. Belki kendimden, çevremden, buradaki hayatımdan söz etmek işe yarar.


Gülelim... hep gülelim
Bir Yalıçiftlik günü, yine bir pazar günü 


Benimki ilk görüşte aşktı. Anlatmıştım; 1978 yazının tatilinde geldim, onbeş gün kaldım ve burada yaşamalıyım dedim. Ondokuz yaşındaydım. Grafik eğitimi alıyordum. Sonra akademi bitti, iş hayatı falan derken Bodrum beynimin kıvrımları içinde, arka planda sürekli kaldı. Hep bir özlem, istek benimle beraber büyüdü. Son yirmibeş yıldır yazları gelip gitmeler, her ay dört beş gün kalmalar derken uzun lafın kısası, sonuçta yerleştim ve kavuştum. Bu süreci anlattığım birkaç yazımın linkini buraya alıyorum, isterseniz göz atarsınız;

Gelene kadar hayatımda bazı değişiklikler yaptım. Bunların bir kısmı kendi iradem, kendi kararlarımla oluşturduklarımdı, bazıları ise benim elimde olmayan olaylar, gelişmelerdi. Ancak kimi tatlı kimi çok acı bu bir dizi olay, beni buraya getirdi. Geldiğimde neyle karşılaşacağımı iyi biliyordum. Çünkü öncesinde çok gidip gelmiştim. Ve kendimi iyi hazırlamıştım. Şunu peşinen söylemeliyim ki Bodrum beni olumsuz anlamda hiç şaşırtmadı. Ne beklediysem, neler tahmin ettiysem onu buldum. Hatta tabii ki içine daldıkça fazlasını verdi bana. Hala da veriyor. Ama siz de almasını bileceksiniz. İşin püf noktası burası işte.

Buranın size güzelliklerini bahşedebilmesi, sizin de burada, buranın şartlarına uygun yaşayıp damardan tad alabilmeniz için, bir biçimde bunu almaya hazır olmanız gerek. Kıvama gelmelisiniz yani. Peki bu nasıl oluyor?

Burada geçirdiğim altı dolu yıl içinde çok insan tanıdım. Çok hikaye dinledim, kimi hikayelerin de içinde yer aldım. Bu işin temelinde, buraya gelirken İstanbul -ya da büyük şehir diyelim- kıyafetinizi çıkarmalısınız. Ardınızda bırakmalısınız. Buna hazır olmalısınız. Bununla neleri kastediyorum, biraz açayım. Hırslarınızdan kurtulmalısınız. Burada bizim hiç hırsımız yok. Onu bıraktık da geldik. Tam bırakamadan geldiysek de burada bitirdik. Bakın bizim arkadaşlarımızla olan günlük sohbetlerimiz, akşam rakı masası muhabbetleri veya bar sandalyesinde tüneyerek konuştuklarımız hep gülerek, hep kahkaha ile sürüyor. Çünkü hırsımız yok. Kariyer hırsımız yok. Rekabet yok. Kimseyle rakip değiliz. Bunun için gelmedik ki. Bu çok önemli.

Bugün. Yalıçiftlik
Bugün. Yalıçiftlik. Ilgın ağaçları altında şezlonglarda başlayıp, rakı masasında biten bir gündü yine. Ben hava kararmadan rakı içmediğim için bir tane birayla eşlik ettim.
Cenk ile Nükhet rakıya ilk başlayanlardı
İstanbullu gibi düşünmeyeceksiniz. Bu zaman isteyen bir süreç. Benim kısa sürdü çünkü ön hazırlığım kuvvetliydi. İlk zamanlar bende de İstanbul’un tortuları kaldığı için uyum sağlamakta zorlandığım konular oldu. Özellikle “zaman” konusu... Buradaki zaman kavramı ile şehirdeki asla aynı değil. Buna alışmalısınız. Çünkü burada hayatın ritmi ağır ve insanlar bunu seviyor. Siz acele edecekseniz kimseyi rahatsız etmeden kendinize acele edin. Sizin aceleniz banka memurunu veya manavı ilgilendirmez. Yani burada biraz zaman geçirmelisiniz, bünyeniz uyum sağlasın, kimliğiniz otursun. Bu da en az bir yıldır, benden söylemesi.

Kaprislerden, iddialardan sıyrılmak lazım... Kimse sizin kaprisinizi çekemez burada. Büyük şehirlerdeki konumunuz, işiniz, kıdeminiz, soyadınız... ne bileyim sizi siz yaptığını sandığınız statü sembolleri burada işlemez. Burada sizi siz yapan değerlere bakıyoruz. Öyle insanlar biliyorum ki cebinden çıkan parayla bizim çeteyi yüz defa satın alır. Yırtık blucini ile gelip gidişini izlerdim, sonra sohbet etmeye başladık. Neden sonra kim olduğunu, zenginliğini öğrendim. Hiç anlaşılmıyordu, belli etmiyordu. Öte yandan öyleleri var ki kendini hala İstanbul’da kendi geldiği dünyasında sanıyor, öyle davranıyor. Gereken cevabı da alıyor haliyle. Tutunamıyor. Dışlanıyor. İstanbul’u yanınızda getirmeyin dediğim bu gibi şeyler.

Nisan ayında benim bahçede yaptığımız, yazı karşılama içerikli mangal partisinden. Çisem, Burcu, Hilal, Kadir
Burada sadeliği öğrenmeli, öyle yaşamalı. O zaman buranın tadına varılıyor. Çünkü burası kadim kültürlerin buluştuğu büyülü bir coğrafya. Bu kültürlerin üzerinde yaşadığının farkına varmalı insan. Mütevazı olmalı. Halikarnas Balıkçısı’nın izinden gitmenin anlamını kavramalıyız. Hiç birimiz o kadar önemli insanlar değiliz. Sadece burada yaşayabilen şanslı insanlarız. Bunu bilelim yeter.

Büyük şehirlerde milyonlarca insan içinden sizin kafada olan insana denk gelme ihtimali ile burada, kışın elli altmış bin kişi içinde denk gelme ihtimali aynı değil. Burada ihtimal çok yüksek çünkü bizim gibi sonradan gelenler aşağı yukarı aynı kafada insanlar. Aynı nedenlerle büyük şehirlerden geldik. Benzer nedenlerle Bodrum’u seçtik. Benzer şeylerden zevk alıyoruz. Yediğimiz, içtiğimiz çok farklı değil. Rakı ve rakı kültürü, adabı, burada bizim için önemli bir unsur. Özellikle kışın biz bize kaldığımızda rakı sohbetlerinin doyumsuzluğu için bir ömür burada geçirilir.

Bugünkü masanın sağ ucu. Hilal, Kadir ve Hakan ile...

Bu da evdeki mangal partisinden. Çisem, Hilal, Simten
Ayşegül ile Mahmut Kaptan. 
Bakın bizim burada 20-30 kişilik bir çetemiz var. Yaz kış bu insanlar bir araya geliyoruz. Genellikle akşamları Zazu’da buluşuyoruz, bazen orada takılıyor, bazen başka yerlere gidiyor sonra geceyi yine orada bitiriyoruz. Bu bizim buradaki hayat akışının ritüeli. Her gün bu çete eksiksiz bir arada olamıyor tabii. Ya da hurra diyerekten her yere böyle kalabalık gidilmiyor. Ama sıkı dostlar dediğimde benim aklıma gelenleri saydığımda bu kadarız. Bu ekipten ayda bir iki görüşebildiğim de var, her gün birlikte olduğum da. İçimizde farklı yaştan, farklı sosyal çevrelerden, farklı işlerden gelenler var. Bizi buluşturan ortak nokta Bodrum. Bodrumlu hayatlarımız. Her gelenle aynı frekansı tutturmak mümkün değil kuşkusuz. Çünkü biraz önce anlattığım gibi, herkes buraya uyum sağlayamıyor. Biz de onlara uyum sağlayamayınca ilişki kurulamıyor. Bugün Pazar. Öğlen Yalıçiftlik’te Hasan’ın yerinde bizim çeteden sekiz arkadaş buluştuk. Ekibin içinde İstanbul’dan yirmibeş yıldır tanıdığım da vardı buraya geçen yıl yerleşen de. Aynı eğlenceli hayatı paylaşmanın zevkiyle şahane bir Pazar günü geçirdik. Dedim ya ortak nokta çok basit; Bodrumlu hayat. Bu hayatı sağlayan kriterler aynı olunca gereksiz detaylardan sıyrılıp öze dönebiliyor ve aynı frekansı tutturabiliyorsunuz. Yalıçiftlik’te ne yaptınız derseniz, güldük derim. Arada denize girdik, birbirimize takıldık, oradan buradan konuştuk, biralar, rakılar içildi. Uyundu. Yani özel bir durum yoktu. Özel olan durumun kendisi zaten. Anlatmak istediğimi özetleyen bir gündü. Burada yaşamanın anlamını keşfetmiş, tadına varmış, bunu gereksiz hırs, kariyer, daha çok para, mülk edinme güdüsü bla bla ile bozmayanların bir arada olup paylaştığı anlar... budur!

Çete bahçedeki mangal partisinde
Çete mangal partisinde

Buraya yerleşmeye karar vermek ne kadar önemliyse burada anlattıklarım da o kadar önemli, bunu vurgulamak istedim. Anlattıklarım benim hayata bakışım. Başkaları başka şeyler söyleyebilir. Ama ben de şunu eklemeliyim ki yaz-kış bu coğrafyada binlerce kilometre yaparken, Datça, Selimiye, Faralya, Gökova fır fır dönenirken, benim gibi düşünmeyenlere yolda, orada, burada, gittiğim meyhanelerde hiç denk gelmiyorum. Anlatabildim mi?


Herkesin gönlünden geçen olsun, herkes de mutlu olsun.


11 yorum:

  1. süper bir anlatım, daha ne olsun. budur..
    sizde halikarnas balıkçısını görüyorum.
    sevgi ve sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
  2. yazdıklarınıza tamamen katılıyorum, zaten büyük şehri ardında bırakamayanlar kısa bir süre sonra geri dönüyor, mutsuz oluyorlar. Ben 7 senedir buradayım ve yaşadığım her dakika için şükrediyorum. Ama bir noktayı daha vurgulamak gerekiyor, bu şekilde bir hayatı yaşamak için belli bir miktar para gerekiyor. Bunu ayarlamadan gelmesin kimse:)) Gerçi inanın az para ile de çoook mutlu yaşanabiliyor burada, ama meyhane-bar vs gezeceğim deniyorsa para maalesef şart:)

    YanıtlaSil
  3. Yine harika bir yazı olmuş.. Bunun linkini de kaydettim.. Bana Datça gelmek, orada yaşamak istiyoruz ama yapabilirmiyiz diyenlere, hemen sizden 3-5 link gönderiyorum:))

    YanıtlaSil
  4. Para var Bodrum var, para yok Bodrum bok)

    YanıtlaSil
  5. Bodrum da yaşamak herkesin harcı değil kesinlikle paran varsa Bodrum var .Ev kiraları çok pahallı evler çok küçük , normal standartlarda evler ise 1.000 tl den başlıyor . Çarşı pazar desen oda öyle kaldıki dışarda yemek içmeye hiççç girmiyorum . Öyle az uz geliri olanlar Bodrum a hiç heveslenmesin bile sefil olup geri dönerler. İmkanın varsa Bodrum kışın ve sarı yazda çook güzel. Bir diğer konu ise çocuk yetiştirme, eğitim ve aile hayatı bunlarda gözden geçirilmesi gereken çok önemli konular.
    FATOŞ

    YanıtlaSil
  6. Yazılarınızı okudukca daha bir keyifleniyorum.Bu senenin çabucak geçmesini istiyorum.
    Bodrumlu olduğumda işle ilgili bağım kopmuş olacak.Zaman sadece bana ait olacak.Hobi olarak uğraştığım resimle daha bir haşır neşir olurum diye düşünüyorum.
    Açıkcası ilk yılım nasıl geçecek merak etmiyor da değilim.Bunu bir an önce yaşamak içinde ayları saymaya başladım işimle bağların kopacağı ana doğru.
    Yazılarınız aydınlatıcı,güzel,keyifli,bilgilendirici...
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Bir daha okudum.
    Daha önce gönderemediğim yorumumu bu sefer gönderebildim.Diğer yazılarınıı tekrar okudum.
    Bodrum'un kokusu odamın içine doluştu.Kısa bir hayal dünyasına dalmadım değil.
    Hafiften birazcık ürktüğümü hissediyorum.Bu da doğaldır diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  8. Yazınızı içeriği ve de içtenliği ile çok beğendim. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Sevgiyle

    YanıtlaSil
  9. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Bunca zamandır Bodrum'da ne yapılır, nasıl yaşanır vs gibi bilgiler edinmiştik şimdide nasıl bodrumlu olunuru hissetmeye başladık.
    Teşekkürler Serdar Benli

    YanıtlaSil
  10. Sehirdeki makam,sifat islerinden sikilmis olanlar, yasamak icin kacmaya calisiyor zaten, bodruma ya da egeye. Parasi olan binlerce kro ise yazlik aliyor ya da tatile gelir. Keske parasi az ama ruhu uygunlar da yasayabilse bodrumda, sorun orada.

    YanıtlaSil