16 Temmuz 2014 Çarşamba

Fevzi'de yeme, içme ayini için Bodrum'dan Datça'ya...

Bir hafta sonunu daha Datça’da geçirelim istedim. Henüz çok kalabalıklaşmadan Palamutbükü ve Hayıtbükü’nde denize girelim ve tabii Fevzi’de masamızı kuralım. Bu arada Pazar günü de arkadaşım Gülüşan’ın doğum günüydü, geçtiğimiz Ekim ayında benim doğum günümde buraya gelmişti, Datça’ya da geçmiştik, iade-i doğum günü yapalım dedim. Ve Cumartesi sabahı, kuvvetli lodosta ve biraz da bulutlu bir havada –ki bu mevsim hiç olmazdı- Bodrum’dan kalkan feribota bindik. İki saat sonra Körmen limanına yanaştığımızda hava açmaya başladı. İstikamet Palamutbükü deyip kendimizi Mavi-Beyaz otelin sahiline attık. Burayı daha önce de yazmıştım, Mehmet Bey’in işlettiği Mavi-Beyaz Palamutbükü’nün en zevkli mekanı. Bu yaz Cumartesi akşamları canlı caz müziği de başlamış. Nilüfer Verdi, Neşet Ruacan gibi ustalar çalıyorlar. Bu demektir ki bir Cumartesi gecesi Mavi-Beyaz’da kalınacak.

Yaz sezonunda Bodrum-Datça arasında karşılıklı olarak iki, şimdi yüksek sezonda üç sefer yapılıyor. İki saatte karşıdasınız.
Datça'ya yaklaşırken son bulutlar da gitmeye başlamıştı
Bu nokta benim her geçişte durduğum nokta. Galiba cennet burası... Mesudiye. Mesut insanların yeri.
Palamutbükü sahilinde bira saati
Palamutbükü
Palamutbükü
Palamutbükü, Mavi-Beyaz Oteli
Mavi-Beyaz'ın sahili
Lodos Palamutbükü sahilini öyle bir dövüyordu ki, benim gibi yıllarca oranın sakin, cam gibi türkuvaz denizine alışan biri için yüzemeyecek olmak hiç cazip gelmedi. Biz de mevcut durumu kabullenip bira ve öğle uykusu seansı yaptık. Akşama doğru Datça merkezine geçtik ve Fevzi’deki yemek ayinimiz için beklemeye başladık.

Fevzi ile tanışalı beş yıl oldu. Beş yıl önce Datça’ya ikinci gelişimde, biraz önce adını andığım, Palamutbükü’ndeki Mavi-Beyaz’ı işleten Mehmet Bey’in merkezdeki Türkevi’nde kalmıştık. Datça’yı bilmiyorduk. Sahildeki balıkçılardan birinde yiyecektik de hangisi iyidir diye bir sormak istemiştik. Mehmet Bey bize pazarın kurulduğu sokak içinde, yani manzarası olmayan bir dükkanı önerdi. Fevzi Bey ve eşi birlikte işletirler dedi. Ege mutfağını seviyorsanız çok memnun kalırsınız, otlar ve deniz mahsulü üzerine zengin menüsü vardır, yalnız biraz aksi bir adamdır bilginiz olsun diye ekledi. Bu benim için iyi not oldu çünkü aksi insanları severim. Yani işinde aksi olanlardan söz ediyorum. İşini iyi yapan adam biraz aksi olabilir, hakkıdır. Sonra yıllar içinde Fevzi ile dost olunca bu aksiliğinin tam dediğim gibi bir şey olduğunu gördüm. Şahane sohbeti olan, doğa aşığı, dost insan Fevzi’nin mekanına gidip haydari isterseniz tabii aksileşir ve sizi ocakbaşına gönderir. Benzer bir üslup bizim Bodrum’daki Marmit’in sahibi Serdar’da da vardır. Uzun yıllar ailesiyle birlikte Yeşilköy’deki Marmit’i işletti ve biz o zamanlar sırf o lezzetli Güney Amerika mutfağını yiyelim diye Fenerbahçe’den kalkıp Yeşilköy’e giderdik. Serdar’ın dükkanı bir apartmanın altındaydı ve kapısı ahşap bir daire kapısı gibiydi. Zil çalınca delikten bakar tipi gözü tutmazsa yerim yok derdi. Yahu etme eyleme dükkanda yer var desek de inatla almazdı. Bir akşam masamıza gelip siparişleri alıyordu, ben de kızdırmak için döner istiyorum dedim. Benim et siparişimi ne yaptı etti, ince kesip dönere benzetti, aceleden bir de pide yaptı üstüne koydu öyle getirdi. Şimdi yeri Bodrum’da Pannonica’nın karşısında. Arada uğruyorum. Neyse konuyu dağıtmayalım...

Datça merkezi
Fevzi'de masa başında
Fevzi, Gülüşan ve bendeniz.
Fevzi'nin Yeri
Fevzi sıkı Karşıyaka'lıdır... 35,5 yani.
Şu sıralar Fevzi'de çalışan, yakında İtalya'ya vatanına dönecek olan Antonio. Anlattıkları doğruysa o verilerle dizi film yapılır. Yarısı doğruysa uzun metraj filme uyar... Şahane Türkçe konuşuyor ve eski Türkçe'ye de hakim. Hattı zatında, hülasa gibi kelimeleri kullanıyor. Sekiz kere evlenmiş. Son karısı Mardin'li süryani. Antonio Müslüman olmuş, cuma namazına gidiyor. Sicilya'lı. Sicilya'da 300 dönüm arazi içinde deden kalma şatomsu evde yaşıyormuş. Elektrik yok, kandille aydınlanıyormuş. Daha devam edeyim mi?...
Fevzi gerçek bir lezzet virtüözü. Üstüne basıp geçtiğimiz otlardan öyle mezeler yapıyor ki şaşakalıyorsunuz. Ben ot kültürümün gelişimini ona borçluyum. Bütün bir kışı, Datça’nın dağlarında, tepelerinde ot toplayarak geçiriyor. Sonra ekibi kuruyor ve o otlar haftalarca ayıklanıyor, porsiyonlar halinde ayrılıyor. Bizim dilimizde ‘ot yolmak’ diye bir tabir vardır. Hani zor işler için kullanırız. İşte o tabirin hayata geçmiş hali Fevzi’nin dükkanında kış boyu yaşanıyor. Bu zahmetli iş bir tarafa, hangi ot ile ne yapılır, ayrı bir uzmanlık konusu. Sizin için, benim için hepsi ot nihayetinde. Ama öyle değil tabii. Dedim ya, bazen kışın ben de Fevzi ile tepelerde gezinirken hop bi dakka, bak bu turp otu diyor mesela. Ben aceleyle otun üstüne bastığım ayağımı çekiyorum. İddialı Ege mutfağı kitaplarına bakıyorum da ot tarifi hep aynı; Suyu kaynatın, kaynayınca otu atın, üç-beş dakika sonra rengi koyu yeşil olmadan çıkarın. Üstüne sarmısak zeytinyağı dökün... Afiyet olsun. E bu kadar değil ki. Bunu ben de kışın evde yapıyorum. Fevzi’nin yaptığı otlar gibi olmuyor ama. İşte uzmanlık böyle bir şey. El, göz ayarı diye bir şey var.

O gece dolunay vardı, müthişti...
Fevzi'nin mutfağından


Gurme değilim ama iyi yemeği bir şekilde anlıyorum diyeyim. Öyle geniş bir yelpazeden söz etmiyorum. Benimki deniz mahsulleri ve Ege otları ile sınırlı sayılır. Fevzi zaman içinde onu ona katarak yeni lezzetler deniyor. Bu iş çok hassas bir konu. Kışın gittiğimde yeni denediği bir yemeği masaya getiriyor. Tadım yapıyoruz. Geçen kış yediğim enginarlı lagos ile sübyeli makarnayı unutmuyorum. Enginarlı lagos menüsüne girdi. Ha bir de enginarlı sübye vardı. Sübye bana çok ağır geldiğinden pek yiyemiyorum ama enginarın hafifliği ve ekşiliği ile sübye bir araya gelince çok farklı bir lezzet ortaya çıkmıştı. İşte benim sevdiğim tarz bu gibi denemeler. Yoksa tahine batırılmış simit ve yanında rozbife sarılı sucuk değil.

İşte Cumartesi akşamı da masamızı kurarken kendimizi Fevzi’ye teslim ettik. Patron sensin, ne getirirsen onu yiyeceğiz dedik. Beş sene içinde yemediğim mezesi kalmadı ama Gülüşan ilk kez yiyeceği için ot ağırlıklı bir menüyle başladık. Ki burada masanın giriş bölümünü görüyorsunuz. Arada gelen sıcakların son çeşitlerini çekemedim çünkü hava karardı, flaşlı da iyi sonuç çıkmıyor. Hem onlar için bir daha gitme nedenim olsun istiyorum. Gece boyunca, hep olduğu gibi sohbet sıkıydı. Masamıza gelenler gidenler oldu. Fevzi’nin olduğu masada çok rakı içilir, bu gelenek bozulmadı ama ben kendimi tuttum. Çünkü sonra hatırlamadığım zamanlar oluyor. Geçen kış ikimiz uzun sohbet sonunda bir kilo rakı bitirdiğimizi biliyorum da...

Bu giriş desem...
Fava
Mor sultan
Kabaki
Çintar ızgara
Patpuf (Patlıcan üstünde peynir falan... bir acayip lezzet ki anlatamayacağım)
Fevzi bu işe mecburiyetten girmiş aslında. Yani asıl işi bu değilken bir alacak meselesinden dolayı dükkan üstüne kalmış. Verdiği borcun karşılığını tabak, çatal, bıçak olarak almış ve mecburen işletmeci olmuş. Hikayesi ilginçtir. Karşıyaka’da yaşayan Fevzi ve Semra çifti o sıralarda bir kaç yaşında olan oğulları Arda ile birlikte borcunu bir türlü ödemeyen, ha bugün ha yarın diye sallayan Datça’daki arkadaşlarını yerinde görmek istiyorlar. Hani bu Datça ne menem bir yerdir diye de merakla bir bakalım diyorlar, atlıyorlar arabaya Datça’ya varıyorlar. Geliş o geliş. Datça’ya vuruluyorlar. Dediğim gibi üstlerine kalan işletmeyi de yavaş yavaş adam etmeye başlıyorlar. Yöre insanlarından tarifler öğreniyorlar, araştırıyorlar, yaratıyorlar ve bugünkü Fevzi’nin Yeri’ni meydana getiriyorlar. Yıllar içinde yollar ayrılıyor, dükkanı şimdilerde Fevzi sürdürüyor.

Patlıcan gömme
İstifno
Şevketi bostan
Kara hindibağ
Tilkişen
Dalleme
Kapari filizi
Deniz ıspanağı
Deniz börülcesi
Radika
Kışıyak
Eşşek helvası
Menengiç
Acılı badem ezme
Sarımsaklı tulum
İlerleyen saatlerde masanın hali
Cumartesi akşamı Fevzi’deki ayinimizi bitirdikten sonra geceyi daha uzatmadan otele döndük. Pazar sabahı kahvaltıdan sonra bu sefer Hayıtbükü’ne gidelim dedik. Orada çok sevdiğim mekan olan Ortam’a uğramak ve öğlen de oranın güzel mezelerinden yemek iyi fikirdi. Hayıtbükü ramazandan sonra çok kalabalıklaşacak ve okullar açılana kadar bu böyle sürecek. Sadece Hayıt değil bütün Ege sahilleri için aynı durum söz konusu. O yüzden eylül mehtabını Hayıt’ta Ortam’ın kumsalında, ayaklar sudayken seyretmenin tadına varmak müthiş olacak. Bunu bir kez yapmıştım, aklımdan çıkmıyor.

Hayatımın sonuna kadar gücümün olmasını ve Ege'de şu manzaraları bir daha bir daha gezerek, görerek yaşamak isterim
Hayıtbükü 
Hayıtbükü Ortam'da öğle yemeği... meze ve bira
Hayıtbükü

Körmen limanı
Datça'dan ayrılırken


Bodrum'a yaklaşırken

Saat 17:30 feribotuna binip, Bodrum’a döndük. Şahane bir iki gün geçti. Datça her zaman iyi geliyor zaten.

Bu yazıda anlatmaya çalıştığım ve görüntülerine yer verdiğim mezeleri tatmak isterseniz yolunuzu Datça’ya düşürmelisiniz. Eğer yemek yemek sizin için karın doyurmanın ötesinde bir iş ise ne yapıp yapıp Fevzi’ye gitmelisiniz. Bodrum’dan yaz aylarında günde üç defa Datça’ya feribot var. İki saatte karşı kıyıdasınız. Günü büklerde denize girerek değerlendirin, akşam da merkeze geçin ve Fevzi’de masayı kurun. Gerçek Ege otları nasıl yapılırmış yerinde tadın. Sonra İstanbul’da bu işi yaptığını iddia eden Doğa Balık gibi mekanlara gittiğinizde lezzeti kıyaslayın.

Yemeğin sonunda gelen dondurmalı enginar tatlısının fotoğrafına, karanlık ve flu olduğu için burada yer veremedim. Mecburen bir daha gidip çekeceğim (!). Ama siz istemeyi unutmayın. Bir not daha; Rakının sonunda yabanmersini veya keçiboynuzu likörünü mutlaka tadın. Ve bana Fevzi’den kadeh kaldırın. Ben Bodrum’dan size eşlik ederim. Bu güzel insanı tanıyın, kendi elleriyle yarattıklarını tadın....

  

4 yorum:

  1. Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba.. Sondan geriye doğru bakmaya başladım paylaşılarınıza.. Şu yaz sıcağında ilaç gibi geliyor vallahi. Kaleminize, anlatınıza sağlık Serdar Bey..

    YanıtlaSil
  2. Gecen yaz Fevzi Bey'in restoranina annemi de goturdum, nefis bir sofra kurdu bize Arda. Cok guzel bir gece gecirdik, hatta kendisiyle resim bile cektirdik. Bu sene insallah tekrar gitmek nasip olur. Muhtesem yazinizi ve resimlerinizi paylastiginiz icin cok tesekkurler.

    YanıtlaSil
  3. Sanki ben yazmışım :)))))
    Ellerinize sağlık. Gözlemleriniz müthiş.
    "şimdilik" büyük şehirden selamlar.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba Serdar bey. Kaleminize sağlık. Takipteyim. Ben de yazıyorum kendimce, Daha çok çoluk çocuk üzerine.

    YanıtlaSil