22 Şubat 2015 Pazar

Bodrum'a yerleşmek üzerine bir pazar sohbeti.

Özellikle İstanbul’da havalar bozup, şehri kar teslim alınca, trafikte üç-dört saat bekleyenler akşam evlerine varabildiklerinde, “nedir bu çile, ne için burada yaşıyoruz?” deyip güneyde bir yere, özellikle de Bodrum’a yerleşmenin laflarını etmeye başlıyorlar. Başka deyişle, zaten akıllarının bir köşesindeki bu fikir, kent hayatının ızdırabının zirve yaptığı bu gibi günlerde yeniden gündeme geliyor. Nereden biliyorsun derseniz, eskiden tahmin ederdim şimdi elimde bazı veriler var. Misal; bu blogdaki “Bodrum’da nereye yerleşilir?” yazısı Şubat ayında şimdiye kadar 2261 kere okunmuş. Kar olan hafta çok tıklanmış. Her ay en çok okunan yazıdır ama bu ay arayı açmış. Yaza doğru da “Bodrum’a tatil için geliyorsunuz...” başlıklı yazım daha çok okunuyor mesela. Yani döneme göre bazı yazıların tıklanma sayısı artıyor.

Bodrum özellikle son iki yıldır gözle görülür şekilde göç alıyor. Kışın Zazu’da otururken “a-aa araba geçti” dediğimiz mevsimde şimdi vızır vızır araba geçiyor. Akşam yürüyüşlerimizde belediye meydanından Berk Balık’a kadar olan bölgede tek tük insana rastlardık, şimdi her saat gelen geçen var. Işıklarda bekleme süresi de bu görüşümü destekliyor. Artık bir çok meyhaneye yer ayırtmadan gitmek mümkün değil, masa bulamıyoruz. Bu durumu, hayallerini gerçekleştiren kişi sayısı artıyor diye yorumlarsak, o insanlar adına sevindirici. Ben Bodrum’un kalabalıklaşmasını istemem, benim açımdan bu durum hoş değil tabii. Önümüzdeki bir iki yıl içinde Bodrum’dan taşınmanın planlarını yapmaya başladım bile. Bodrum’dan derken merkezden taşınmayı kastediyorum. Şimdilik Bodrum yarımadasından göçmeyi düşünmüyorum ama günün birinde o da olabilir belki. Eğer kulağımıza gelenler doğruysa, Bodrum’daki marinayı Mansimov-Şahenk ikilisine vereceklerse onlar da Yalıkavak’a yaptıklarını buraya yapınca benim oturduğum bölgenin tadı kaçar. Burasını Bebek-Yalıkavak karışımı berbat bir yere çevirirler.


Kışın Bodrum lodosunun tadına varmak için buraya sevmelisiniz
Kışın sakinliği sizi sıkmayacaksa, gelin

Günün sonunda bu manzara size iyi gelecekse, bu güzelliği hücrelerinizde hissedebilecekseniz gelin
Her neyse, bu yazının konusu ben değilim, buraya gelmeyi düşünenler. Son yıllarda gelenlerin sayısı artınca dönenlerin sayısında da artış kaçınılmaz oldu. Gelen kadar dönen yok ama eskisine oranla hatırı sayılır artış görülüyor. Bazen yolda veya bir mekanda uzun zaman görmediğim birine denk geliyorum, nerelerdesiniz diye sorduğumda döndüğünü, Bodrum’da yapamadığını, şimdi de ziyaret amaçlı geldiğini anlatıyor. Hepsinin hikayesi farklı ama temelde iki neden var. Biri geçim derdi, ikincisi uyum sağlayamamak. Bu Pazar günü bu konuda bir kaç şey yazayım dedim, belki aklında buraya gelmek olanlara yararı olur. Daha önce de benzeri şeyler yazdım ama bu sefer biraz dönenlerin dönme nedenlerinden söz edeyim. Önceki yazılar için;


Buraya gelmeyi düşünenlere her zaman ilk söylediğim şey, işinizi halledin öyle gelin oluyor. Her ne yapıyorsanız, ya da burada her ne yapacaksanız bunu iyi planlayın, araştırın sonra gelin. Klişe tabirle “kafe açarım çevrem gelse yeter “ derseniz bitersiniz.

İşinizi evinizden laptop ile yapabiliyorsanız şanslı gruptansınız. Veya avukat, doktor, dişçi gibi bir muayenehane, yazıhane açarak geçinecekseniz işiniz nispeten daha kolay. Çevreniz varsa şansınız artıyor.

Yağmur, fırtına hariç araba kullanmıyorum mesela. Alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz
Her zaman ve her yerde olduğu gibi kendinizle barışık olmak önemli. Burada buna daha çok ihtiyaç var
Kışın şu tirhandilin arkasındaki masa keyfi için neler verilmez

Kışın trafik az ama yazın böyle değil

Bodrum’un içindeki dükkanların kiralarını duysanız dudağınız uçuklar. Ben geldiğimde bir olan kira şimdi on oldu. Yıllık peşin vereceksiniz. Hele marina tarafında cadde üzerindeki kiralar aylık yirmibeş-otuzbin seviyesine çıkmış. Koskoca firmalar mağazaları boşalttılar. Mesela Mark & Spencer, Koton Kids örnekleri daha çok yeni.

Param var, Bodrum’da yiyecek/içecek sektörü de iyi iş yapıyor diyorsanız dikkat etmelisiniz. İyi araştırın dediğim bu gibi konular işte. Geçen yıl çok iddialı açılan ShaSha devrediyor mesela. Çünkü işe yanlış girdiler. Sadece yaz müşterisini hedeflerseniz batmanız –dayanma gücünüze göre- altı ay ile bir yıl sürer. Mekanın içinde şampanya ve istiridye barı da yapacağız dediğiniz zaman bunu kime satacağınızı iyi hesaplamanız gerek. Ağustos ayında gördüğünüz Ferrari’ler sizi yanıltmasın, eylül gelince hiç biri kalmıyor (çok şükür ki). Eh biz kışın yaşayanların da derdi hiç bir zaman şampanya ve istiridye olmadı. Biz buraya bunları tüketen zihniyetten kaçıp geldik.






Bunu geçen gün çektim. Şubat ayında Kızılağaç'ta gördüğüm bu manzaranın verdiği mutluluğu yaşamak için kendinizi iyi hissetmelisiniz.
Bodrum’da iş yok. Bu çok net. Sakın ola ki kapağı atayım sonra iş de bulurum demeyin, sıfırı tüketip moral bozukluğuyla dönersiniz. Burası on yıl öncesi gibi değil. Evet büyüdü, ticaret arttı, iş yeri sayısı çoğaldı ama gelen de çoğaldı ve iş yok. Bu kadar net.

O kadar iyi restoran, balıkçı, bar açıldı ki bu işe para yatıracaklar nasıl farklılaşacaklarını iyi düşünmeli. Misal, marina tarafında, çarşı içinde ve Kumbahçe bölgesinde artık bir tane daha balıkçı açılmamalı bence. O iş bitti. Çünkü çok iyileri var. Kafe konusuna hiç girmiyorum, o işi unutun.

Burada eskisi kadar olmasa da inşaat –tüm Türkiye gibi- yine de en canlı sektör denilebilir. Tabii otelcilik ve turizm buranın can damarı.

Buraya göç edenlerin büyük bölümü belli bir maddi güce erişmiş insanlar. Çoğunun sabit bir geliri var. Emeklilik, hisse senedi, faiz adı her ne ise bu durum belli bir rahatlık ve esneklik getiriyor tabii. Yanı sıra bir iş de yapabiliyorlarsa hayat daha kolaylaşıyor. Ama genç, hele genç evliler için hayat çok daha zor. Çocuk varsa bir daha düşünmek lazım. Bütün bunları “geçim” başlığı altında değerlendiriyorum. Yoksa çocuğunuzun burada temiz bir çevrede büyümesinin getirisi neyle ölçülebilir?

Eskiden hayat daha ucuz ve kolaydı. İstanbul buraya aktıkça şöyle bir durum ortaya çıktı; Kiralar, çarşı-pazar fiyatları İstanbul, maaşlar Bodrum. Gayet net söylüyorum, burada ikibin lira ciddi bir maaş. Evler beşyüz lirayken bunun bir mantığı vardı belki ama şimdi evler 1000-1500 TL. Merkezde oturmam koylarda otururum derseniz kiranız azalır yol paranız artar. Yazın trafiği de cabası. Neyse ki üç ay sürüyor. O da şimdilik. Muhtemelen önümüzdeki yıllar yoğunluk kışa doğru sarkmaya başlayacak. Ben kendime şunu söylemiştim; Bodrum’a ilk viyadük yapıldığında buradan kaçarım. Bakalım ne kadar zaman kaldı?

Biraz da evlerden söz etmeliyim çünkü hayat evlerde geçiyor. İstanbul’daki evlerin ortalama konforunu ele alalım. Nedir? Akmayan dam, içeriden ıslanmayan duvarlar, sıcak banyo ve doğalgazlı kaloriferli ısınma. Şimdi bunların hiçbirinin olmadığını düşünün. Buradaki evlerin yüzde doksandokuzu ikinci ev, yani yazlık olarak tasarlanmış. Merkezde de durum yeni yeni değişmeye başlıyor. Fakat bu sefer de iki katlı iki-dört daireli evlerden oluşan siteler türedi. İstanbul’da dip dibe yaşadığın apartman dairesinden kaçıp başka formatta yine dip dibe yaşamak bana cazip gelmiyor doğrusu. Tabii hepsi böyle değil, bahçe içinde, bakımlı siteler de var. Onlara lafım yok. Ayda ikibin lira kiradan bahsediyorsak tamamdır. Yoksa evlerin kalitesi hiç iç açıcı değil. Ha peki nasıl yaşıyorsunuz derseniz, buna alışmak lazım. Onun için de burayı çok sevmeli. Bu hayatı, bu coğrafyayı, burada yaşamayı o kadar çok sevmelisiniz ki bunlar sizin için önemli olmasın. Ben altı kıştır, sadece İstanbul’a gittiğimde kaldığım otellerde sıcak bir banyoda duş aldım. Burada kış sert değil belki ama nereden baksanız üç ay banyom 10-15 derece civarında. Hoş, bu kış çok sert geçiyor, geçenlerde o kadar üşüdüm ki yahu dedim bu banyo kaç derece, termometreyi banyoya koydum. Sekiz derece gösterdi. Tamam her gün bu kadar soğuk değil ama oluyor işte. Sızlanmayacaksınız. Sızlanırsanız mutsuz olursunuz.


Ve tabii rakıyı sevmelisiniz 


Burada arabam olmasının asıl sebebi civar koylara ve daha önemlisi hafta sonlarında Datça, Fethiye gibi güzelliklere gitmek 
Mesela bir Ekim ayında kimselerin olmadığı Marmaris Turunç sahilinde yürümek... 



Şubat ayında bahar açan bademleri görmeye Datça'ya gitmek...
Hep söylediğim bir şey var; burada yaşamak için bir şeylerden vaz geçmeniz gerekiyor. Başta şehir hayatının getirdiği konfor ve alışkanlıklar. Bu alışkanlıklar sizin hayatınızı ve kimliğinizi formatlayan unsurlar aslında. Bunlardan sıyrılmalı, üstünüzden çıkarmalısınız. Alışveriş tarzınızı değiştirmedikten, pazara çıkmak yerine marketten alış veriş yaptıktan sonra buraya gelmenizin anlamı eksik kalır. Aynı şekilde eğlence anlayışınız, insanlarla ilişkiniz, onlara davranışınız... Para kazanma ve harcama biçiminizin değişmesinden bahsediyorum. İstanbul’a gittiğimde kime nasılsın diye sorsam, neredeyse tamamı “Off çok yoğunum, işler bunaltıyor. Zaman yetmiyor” diye şikayet ediyor. Oysa ben nasıl olduklarını sormuştum, bana ne iş güçten. Onu merak etsem işleriniz nasıl diye sorarım. Yani işinizle hayatınızı ayırabilecekseniz gelin, yoksa ne gelip kendinizi sıkıntıya sokun ne arabanızla trafiğe katılıp bizi sıkıntıya sokun. Burada “nasılsın?” sorusunun cevabı hayatla ilgilidir. Çünkü öyle olmalı.

Demem o ki;
Bodrum’da yaşama fikri çok cazip bir fikirdir. Ama arka planını bilmeden gelmek sizin hayalinizi de hayatınızı da bitirir.

Bodrum’da yaşamak sadece yazın gelip laylom yapanlar için hoş bir fikir olabilir. Ama kışın 80 km esen fırtınası bol havamıza sövecekseniz gelmeyin. Tam tersine o havada sıkı giyinip bir meyhanede ahtapot ile iki duble rakı içmenin tadına varabilecekseniz gelin.

İş konusunu detaylı konuştuk ekleyecek bir şeyim yok.

Değişecekseniz gelin. Değişim ihtiyacı hissediyorsanız, hayatınızı yeniden kurgulayacaksanız gelin. Şehirden kaçma nedeniniz sadece trafikse gelmeyin, siz gelince burada da trafik olacak.

Büyük kent alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyi göze alacaksanız gelin. Sinemadan söz etmiyorum, o az çok burada da var ama İstanbul’da özellikle son yıllardaki konser, sanat etkinliklerini yakın izliyorsanız burada mutsuz olursunuz. Ya da her ay bir süre İstanbul’a gidersiniz. Ama sonra bu gidişler nedeniyle kendinizi arada kalmış hissetmeyin.

Kasım ayında Palamutbükü... Yazla ilgisi yok değil mi?


Kışın Fethiye Faralya
Bir kış pazar sabahında, Yalıkavak sizi böyle harika biçimde karşılayabilir


Kasım ayında keçilerle Faralya'da buluşabilmenin tadı...
Cesaretiniz varsa gelin. Hayatınızla ilgili cesur kararlar alabilecekseniz tamam. Yoksa yerinizden kıpırdamayın. Şehir hayatının nimetlerini ön plana çıkaracak avuntular yaratın. Bunu yapabilenleri izliyorum. Bazen gülümseten şeyler okuyorum ama anlayabiliyorum. Ben de yapmıştım bir zamanlar diyorum.

Yani iyi düşünün. Bir daha, bir daha düşünün. Tartın. Mutlaka ve mutlaka kışın en fırtınalı, en soğuk ve yağışlı havalarında buraları görün. Aklınızdaki cennet belki size cehennem gibi gelecektir. Bunu da anlayabiliyorum. Çünkü çok sevmek lazım dediğim meselenin altında hep bunlar yatıyor. Sevmezseniz yapamazsınız. İstanbul’u sevmezseniz yapabilirsiniz, çünkü zaten yapıyorsunuz. Anlatabildim mi?

Pazar pazar hayallerinizi bozdum mu bilmiyorum ama bunları bilmeden hareket etmek size çok şey kaybettirir. Dönenlerin yaşadığı hayal kırıklıklarını görmek çok üzücü. Ha bu arada hayal kırılığı yaşamadan güle oynaya gidenler de oluyor. Hiç olmazsa denemişler ve yanlışı sürdürmemiş oluyorlar. Bu deneyimlerinin bir maliyeti var tabii ama yaşadıklarının, yaşları genç olanların hayat tecrübelerine de önemli katkısı oluyor.

Herkesin istediği, hayal ettiği yerde sağlıklı, mutlu, huzurlu yaşaması dileğiyle iyi pazarlar...


Bir de rica; lütfen Bodrum’a yerleşmek konusunda telefonla, mesajla, mail yoluyla vb. kişisel destek beklemeyin. Bildiklerimi burada paylaşıyorum, ötesine zamanım da yok, yönlendirmek için kendimi yetkili de görmüyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim.



9 yorum:

  1. Günaydın.
    Bu bilgilendirici yazınızı da keyifle okudum.
    Emeklilik sonrası yerleşme için kararım isabetli olmuş diye düşünüyorum (yaza emekliyim).
    Emeklilikle birlikte çalışma yaşamımı da bitiriyorum.O hayatın içinde sadece ben olacağım.
    Kendime ayırdığım zamanı yine kendim için kendimi mutlu eden şeyler için harcayacağım.
    Ev tutma açısından biraz zorlanacağımı biliyorum artık.Dediğiniz gibi fiyatlar oldukça yukarıda.Kendime bir limit biçmiştim ama sanırım o limitin üzerinde olacak.Bahçe olsun istiyorum.Dediğiniz çok doğru.
    Evin içine hapsolmak istemiyorum.Fiyatlar sanki her geçen gün artıyor gibi.İstediğim gibi bulursam emeklilik öncesi ev kiralayacağım yok bulamazsam ekim ayını bekleyeceğim.Şimdilik aldığım karar bu.
    Ama gün yaklaştıkça heyecanım da artmıyor değil.
    Bodrumlu güzel günlere...

    YanıtlaSil
  2. Fazlası var eksiği yok Serdar Bey. Elinize sağlık. Genç ve çocuklu bir çift için ayrıntıları da ben yazmıştım:

    http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/2015/01/bir-sahil-kasabasina-yerlesmek.html

    YanıtlaSil
  3. hepsi doğru, gelip yapamayıp dönen de çok, öncelik Bodrum'a aşık olmakta, o zaman hiç bir zorluk umurunuzda olmuyor, 8 senedir aklımdan bir kez bile İstanbul'a geri dönmek geçmedi. Ama itiraf edeyim daha sakin bir yere gitmek geçti, özellikle de yazın kalabalığını görünce

    YanıtlaSil
  4. Merhabalar,

    95'ten beri gelir/giderim, 6 yılda yerleşip yaşamışlığım vardır Gündoğan da, 2007-2012 arası hiç gelemedim son görüşüm 2012'dir Bodrumu ...

    Uzun zaman aralıklarıyla gelmenin en büyük dezavantajı değişimi çok çarpıcı görmek ...
    2012'de Torba kavşağını gördüğümde şaşırmıştım, şu sıralarsa viyadüğe fazla bir şey kalmamış olmalı :)
    Yarımada da insan profili değişmiş, barlar sokağının (yazın) 90'lar Merter'in den hiç bir farkı kalmamıştı ...

    Emeklilik yakın, yerleşmek için Bodrum dışı yarımadaya bakıyorum/takip ediyorum oralar bile 90'lardakinden çok çok farklı, kırsal neredeyse kalmamış herrryeerr site apart vs. + gereksizz fiyatlar ...
    Yarımadayı düşünüyordum ancak, o' eski havasını duyumsayabileceğimiz başka yerlere bakmak artık daha mantıklı gelmeye başladı ...


    Selamlar,
    Koray

    YanıtlaSil
  5. lahmacunun 80 tl ye satıldığı bir yere yerleşmek, büyük cesaret ister

    YanıtlaSil
  6. Merhaba Serdar Bey,

    Yurtdışında doğup büyümüş bir insan evladı olarak, 2007 senesinde Istanbul maceram başladı.
    Şimdi ise, fazlaca istek ve eminim de biraz şans (karma?) eseri, Bodrum civarlarında bulunan büyük bir şirketten iş teklifi aldım. Birkaç hafta içerisinde 2 aylık bir deneme süresi için Bodrum'a geleceğim.

    Bu süreçte Bodrum beni, ben de Bodrum'u "deneyeceğiz" - bi bu durumdan ötürü fazlasıyla heyecanlı ve sevinçliyim.

    Blog'unuzu 2-3 haftadır takip ediyorum ve Güvencinlik hakkında hala aynı fikire mi sahipsiniz? Kış aylarında kimseciklerin olmadığı yazmıştınız. Ben sakinliği çok sevsem de, bu yorum beni biraz korkutmuştu. Değişti mi acaba son yıllara? Hatırladığım kadarıyla 2013'de yazmıştınız o entry'yi.

    Would appreciate your precious comments.

    Istanbul'dan selamlar,
    ZsaZsu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. O yazıdan sonra Güvercinlik'e hiç girmedim, hep geçip gittim. Güncel bir yorumum yok. Ama çok değiştiğini sanmam. Bol şans...

      Sil
  7. Teşekkürler Serdar Bey. İşyerim Kemikler Köy'ünde olduğu için, Güvercinlik çok cazip geldi. Ama geldiğimde bol bol gezip, başka alternatifler de araştırırım.

    YanıtlaSil
  8. Ahh bir de bu Bodrum'a yerleşme, yerleşmeme olayı üzerine düşünürken, Kavafis'in çok sevdiğim bir şiiri geldi aklıma. Ben 37 yaşıma kadar şu ana kadar -bazen isteyerek, bazen istemeyerek iş dolayı- en az 3 ülke, 6 şehir, 16 mahalle ve ev değiştirdim.

    Önemli olan daima barışık olmamız, sizin de dediğiniz gibi. Nereye gitsek de, insan kendinden asla kaçamaz ve mümkünse kaçmak istememeli :)

    Şehir / Konstantin Kavafis

    "Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
    "bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
    Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
    -bir ceset gibi- gömülü kalbim.
    Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
    Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
    kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
    boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."

    Yeni bir ülke bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
    dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
    Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
    Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

    Iyi dilekleriniz için tekrar teşekkürler.

    ZsaZsu

    YanıtlaSil