5 Eylül 2015 Cumartesi

Kısa bir Datça kaçamağı.

Ağustos ayı burada sıcak, boğucu, kalabalık ve gürültülü geçiyor. Zaman geçtikçe anladım ki Ağustos Bodrum’da yaşayanlar için en tatsız ay. Genellikle yıllık izinlerin bu ay alınıyor olmasıyla kalabalık artıyor. Bir kaç yıldır ramazanın sonrasına denk geldiği için de bir anda herkes tatile çıkıyor olmalı ki yoğunluk zirve yapıyor. Trafik başlıyor. Kışın on dakikada gittiğimiz mesafeler yarım saate çıkıyor. Günlük hayatta araba yerine bisiklet kullanıyorum ama aşırı sıcak Ağustos günlerinde arada sırada işe arabayla gider gelirdim. Bu yıl ne olursa olsun dedim cumaları hariç arabayı yerinden oynatmadım (Cuma günleri buranın pazarının kurulduğu gündür ve yükümü arabayla taşıyorum).

Bu aşırı yoğunluktan Twitter’da şikayet etmiş, Eylül’ü dört gözle bekliyorum demiştim. Çünkü Eylül’de tatilcilerin büyük kısmı tatillerini bitiriyor ve burası biraz sakinliyor. Bunun üzerine birisi “Siz nerelisiniz?” diye sordu. Beni epeydir takip ettiğini farkındaydım, amacı aklı sıra “İstanbulluyum” dedirtip “Bak gördünüz mü siz de Bodrumlu değilsiniz, sonradan gelmişsiniz ne şikayet ediyorsunuz” deyip tartışmaya çekecek. Bu tarz tuzak sorular soranın zeka düzeyini göstermekten başka işe yaramıyor. Benim İstanbul’da doğduğum, sonradan Bodrumlu olduğum gizli saklı değil. Bu blogda, Twitter ve Instagram’daki hesaplarımın girişinde bu yazıyor zaten. Ama şikayet etmem çok doğal çünkü burayı sevdiğim ortamında yaşarken bir iki ay bu ortamın değişmesinden memnun olmuyorum. Bunda kızacak, alınacak bir şey yok. Tatilci olduğu belli olan bu kişi de muhtemelen İstanbul’da okullar kapandığında “oh” diyordur. Aynen bizim okullar açılınca “oh” dediğimiz gibi.

Dünyanın hiç bir yerine gitmek, beni Gökova'da gezinmek kadar heyecanlandırmıyor. Buraya yerleşmeden önce her yıl bir iki kere yurt dışına çıkarken, yedi yılda bir kere çıktım. Onun yerine oniki ay Gökova ve Ege coğrafyasını karış karış gezmeyi tercih ettim. Buranın bi sihiri var. Dünyanın ilk ve en büyük gezgini Herodot'un Bodrumlu olduğunu biliyor muydunuz? Halikarnas Balıkçısı'nın burada ortaya çıkması bir rastlantı olabilir mi?


İşte Ağustos’un çok bunalttığı geçen hafa aniden karar verip cuma sabahı feribota atladığım gibi Datça’ya geçtim. Cuma gününü Palamutbükü’nde Mavi-Beyaz otelin sahilinde geçirdikten sonra Datça merkezine geçtim. Her zamanki gibi Kumluk Otel’e yerleştim, siesta sonrası kısa bir yürüyüş yapıp dostum Fevzi’nin mekanına gittim. 

Palamutbükü'nün muhteşem denizi. Lensini on kulaçta düşürsen bulursun dedikleri kadar berrak...

Mavi-Beyaz otel

Palamutbükü'nden Ovabükü'ne doğru. İkinci burunun arkasıysa Hayıtbükü
Dolunaya denk geldim



Fevzi’yi bu blogu izleyenler artık çok iyi biliyor. Benim Datça’daki lezzet istasyonum. Yılda -kış dahil- sekiz on kez gidiyorum. Fevzi sağ olsun, kışın kapalı olan mekanını geliyorum diye açıyor, bazen ikimiz, bazen dostların da eşliğiyle uzun rakı sohbetleri yapıyoruz. Ben Fevzi’yi yazdıkça bazıları “orası çok pahalı, çok kazıkçı” gibi laflar ediyor. Bu konuda ne düşündüğümü yazayım artık, böylece toplu bir cevap vermiş olayım. Bu gibi konularda bir mekanın fiyatının neye göre değerlendirdiğiniz, ölçü kriterinizin ne olduğu çok önemli. Eğer ödenen para karşılığında ne kadar doyulduğum önemli deniyorsa o zaman bunu söyleyenler için ideal yemek ekmek arası peynir veya pide olabilir. Hem doyurur hem ucuzdur. Ama bir mekanı sadece bununla değerlendiremezsiniz. Lezzet, mekanın ortamı, servis, yediklerinizin çeşitliliği, ilginçliği, nadir bulunan yemekler oluşu gibi başka unsurları da eklemek gerek. Komşu iki mekandan birinde köfte birinde karides, ahtapot yerseniz yine biri ucuz biri pahalı kalır. Deniz mahsulünün kilosu ile kıyma aynı olabilir mi? O yüzden bilinçsizce edilen “İki ot, biraz deniz mahsulü yedik, biraz rakı içtik dünya para verdik” lafı yanlış.


Fevzi'nin mekanı


Kendi yaptığı kopanasti, wasabi, çok acı hardal ve sıcak sıcak gelen ince mısır ekmeği benim için mükemmel bir giriş
Ot deyip geçmemek lazım. O otlar uygun aylarda Datça’nın dağlarından toplanıyor, kış boyu ayıklanıyor, saklanmak üzere paketleniyor falan. Misal, evi dışında sadece haydari ile kebap yemiş, şevketi bostanı bilmeyen biri, şevketi bostana ödediği parayı çok bulabilir. Çünkü onun nasıl zahmetle toplandığını, ayıklandığını bilemez. Uzun lafın kısası, Fevzi’nin mekanı özel bir mekan. Damak tadına düşkün, Ege lezzetlerine meraklı olanlar için bulunmaz hazine. Salyangozdan deniz şakayığına kadar adı pek duyulmamış tatlar için gidiliyor. Bizim için yemek demek karnımızı doyurmak, başka merakımız, beklentimiz yok diyenler içinse pahalı bir mekan. Bu nedenle “orası pahalı” diyenler hangi kritere göre değerlendirdiğini gözden geçirmeli. Benzeri otları, kurutulmuş kalamarı, deniz şakayığını, istifloyu, papatyayı, tilkişeni ve daha onlarca Ege tadını daha makul fiyata yiyoruz, orası pahalı denirse ricam daha ucuz olan orası neresiyse bize de bildirmeleri.


Yaz bitince, Fevzi'de çalışan üniversiteli ekip okullarına dönüyor. Tuğba'nın da son hafta sonuydu, vedalaştık
Fevzi ile...
Rakı sofrası arkadaşım
Cuma akşamı Fevzi ile epey güldük, yedik içtik, geceyi çok uzatmadan bitirdik. Ertesi sabah erkence kalkıp bu kez Mesudiye’ye gittim, orada sevdiğim mezeleri yiyip denize girdim ve akşam 17:30 feribotuyla Bodrum’a döndüm. Datça nispeten sakindi. Feribottan iner inmez Bodrum gözüme çok kalabalık göründü. İki günlük sakinlik bile iyi gelmiş. Neyse artık şunun şurasında fazla bir zaman kalmadı, on beş güne kadar burası da sakinleşecek. Sonra bir bayram akını olacak, o zaman da ya deniz üstüne kaçmalı ya dağlara vurmalı…

Mesudiye



Mesudiye 
Ercan Usta'nın bal kabağı kızartması, kaya koruğu ve taze börülcesi
Gün biterken Bodrum'a vardım

Yavaş yavaş yazı bitiriyoruz. İstanbul’da yaşarken kendimi yaz insanı olarak tanımlardım. Bodrum’da yaşamaya başladıktan sonra “sarıyaz” insanıyım diyorum. Az kaldı... Bir buçuk ay sonra sarıyaz başlıyor. Benim zamanım.


1 yorum:

  1. Her zaman ki gibi güzel bir yazı, bu yaz artık bodrumdan nefret ettim diyebilirim. Gezi için kışı bekleyenlerdenim, ama bu yıl bir değişiklik yapıp datçaya gideceğim, oteli ve sizin sayenizde tanıştığım fevziyi ziyaret edeceğim. Sizin sayenizde yalıkavakta ev aldım yazın ki halinden sonra sattım evimi. Hala nerede yaşayayım anlamadım sanırım son durağım mumcular olacak. Sıkıldıkça bodruma kaçarım ya da güvercinlik bile yeter diyorum. Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum. Sevgiyle...

    YanıtlaSil