20 Ekim 2015 Salı

Yine Kalymnos'a...

Yıllarca Kalimnos adası karşımdaydı ama vize işlemlerine üşenmenin de etkisiyle öyle bakıştık durduk. Sonra vize işlerine başladım, yarısında cayıyordum ama sonuna kadar gidip vizeyi alınca ilk işim Kalimnos ve Leros’a gitmek oldu. Önceki iki yazıda anlatmıştım. İki adayı da çok sevmiştim. Ama Kalimnos’un başka türlü etkisi oldu. Üç hafta geçti, bayağı özledim ve geçen hafta sonu bir gece için de olsa feribota atladığım gibi gittim. Önceki yazılarda genel hatlarıyla neleri sevdiğimi yazdım, tekrar etmekten kaçınıyorum. Ama mesela şunun şurasında 8-10 mil ötedeki Kos bile insana başka bir anlayışa, hayat üslubuna gittiğini hissettiriyor. Ki Kos diğer iki adaya oranla çok daha turistik ve büyük. Daha büyük oteller var, daha kalabalık. Ona rağmen farklılığı hissediyorsunuz. Kalimnos tarihi boyunca İtalyan etkisinde kaldığından olmalı yapı üslubuyla ayrışıyor. Kısa bir Vikipedia alıntısını buraya alıyorum. İtalyan etkisini daha iyi anlatacak;
Peloponnesos'taki Epidauros'tan gelen bir Dor kolonisince yerleşime açıldığı sanılır. Kendisine ait bir para birimi olan ada, Atina'nın M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda oluşturduğu iki birlikte de yer aldı. Bir Pers satraplığıyken, M.Ö. 332'de Büyük İskender'in ordularınca ele geçirildi. Daha sonra Roma İmparatorluğu'nun Asya Eyaleti'ne bağlandı. 1310'a değin Venedik işgalinde kaldı. Bu tarihten sonraRodos Şövalyeleri'nin eline geçti. 1522'de öteki adalarla beraber Osmanlı yönetimine girdi. Osmanlı yönetimindeyken Rodos ve Kosûn aksine Kalimnos'a bir Türk göçü yaşanmadı. 1912'de İtalyanlarca işgal edildi. İtalyanların asimilasyon politikalarına direnen Kalimnos halkının çoğu II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'ye kaçtı. Ada, 1947'de Yunanistan'a geçti.
 

Neyse, havayı iyi görünce Cumartesi sabah 09:00’da ofisimin dibindeki limandan feribota binip önce Kos’a geçtim. Saat 11:00’de de Kos’tan beni Kalimnos’a götürecek feribota bindim. Adalar arasındaki feribot sistemleri tıkır tıkır çalışıyor. Hızlı katamaranlar Rodos, Simi, Kos, Kalimnos, Leros, Lipsi, Patmos arasında ring seferi yapıyor. Bu mevsimde günde bir tane var ama yazın artıyor. Tam kış aylarında ise her gün yok. Ayrıca gece çalışan, daha büyük ve çok araç alan, kamaralı feribotlar devreye giriyor. Ve tabii ayrıca komşu adalar arasında vızır vızır çalışan motorlar da var. Yani ulaşım dert değil. Geçen sefer gittiğimde tanıştığım taksi şoförü Giannis’ten (okunuşu Yannis) söz etmiştim. Bodrum’dan aradım, geleceğimi söyledim. Tam saatinde Kalimnos’a yanaşan feribotun çıkışında beni bekliyordu. “Oooo hoşgeldi sen may frend” dedi ve kucaklaştık. Adalılar çok candan insanlar. Yani sadece Yannis öyle değil demek istiyorum. Anlatacağım.

Güney Ege adaları arasında ring seferi yapan hızlı katamaranlar 
Kalimnos limanına yanaşan, bizi Kos'a götürecek feribot
Geçen gidişimde konakladığım ve çok memnun kaldığım oteli de buradayken aramış, yer ayırtmıştım. Bu sefer indirim de yaptılar. Otelim, adanın arkasında kaya tırmanışı için ideal olan, dolayısıyla da turisti bol Massouri bölgesindeki MassouriBlu oteliydi. Önümdeki deniz ve karşımdaki -554 yılında depremle adadan ayrılmış- Telendos adası manzarasıyla kendime geldim. Otelin sahibesi zarif hanımefendi ve resepsiyon diyebileceğimiz bir masada oturan görevli genç kadın beni güleryüzlü heyecanla karşıladılar. Temizlikte ve mutfakta görev yapan iki kadını da sayarsak otelin tüm işlerini dört kadın görüyor. Gece de tek bir genç adam geliyor ki o daha neşeli biri. Kendisiyle hep benim gece uzolu halimle karşılaşıp sohbet ediyoruz. O da akşam döndüğümde yerinden kalkıp sarıldı, biliyordum geleceğini dedi. Geçen gidişimde, Bodrum’da evde Yunan radyosunda çalarken 10 saniyesini kaydettiğim bir şarkıyı dinletip nasıl bulabileceğimi sormuştum. Kısa olduğu için Shazam aplikasyonu bulamadı. Hem her şarkıyı bulamayabilir tabii. Ses Meri Linda’nın ama şarkıyı araştırayım demişti. Ancak o da bulamadı. Bu gidişimde “karıma senden söz ettim, şarkı aradığını anlattım, yardımcı olacak” dedi. Unutmamış konuyu. Gerçekten de ertesi sabah kadın geldi, dinlettim, bilgisayarın başına geçti şak diye buldu. Şarkının YouTube linkini buraya alıyorum; https://youtu.be/O7oXL6JxL8c?list=FLcspPhQIZsRuxx4eN0pmZRQ 
MassouriBlu oteli... Sol üstteki odada kaldım

Odamdan Ege'ye ve Telendos adasına bakış
Otelin sahibi hanımefendi, Yunan müziğiyle, tarihiyle ilgilendiğimi anlayınca annesinin dedesinin fotoğrafını gösterdi. Fotoğrafın bence en önemli kısmı şu; İmza Kirkorian isimli Ermeni asıllı Osmanlı, fotoğraftaki zabit ise bir Rum asıllı Osmanlı. Fotoğrafın çekildi yer ise Kudüs. Çok kültürlülük tam da bu işte. Çok güzel bir fotoğraf.
Bu aktardıklarım insanların sıcak kanlılıklarını ve dostluklara verdikleri önemi anlatıyor sanırım. Sözde değil özde misafirperverlik meselesi. 
Rüzgar epey kuvvetliydi, böylece denize girmek için fazla hevesli olmadım. Sahilde açık kalan tek mekanın şezlonguna uzanıp bira içip kitap okudum. Sonra siesta saatinde odama çekildim, siestanın hakkını verdim. İki Mythos birasının yüklediği hımbıllığı atmak için o sırada çıkan güneşi fırsat bilip suya attım kendimi.

Otelin sahilinden Telendos

Odaya çıkıp, balkonda kitap okurken sahilden gelen “Serdar Baba nerdesin yaa?” sesini duyunca bir baktım bizim Osman sahilden el sallıyor. Osman, Bodrum’daki Hanende Mey’in sahibi aileden. Bekarlığı zamanında Mahmut Kaptan’dan tanırım. Denizci, neşeli, rakıyı seven tipik Bodrumludur. Şimdi artık evli ve eşi Pınar da çok sevdiğim Merve’nin teyzesi çıkınca dostluklar pekişti. İşte Osman ve Pınar da bir gün önceden gelip Massouri’ye yerleşmişler. Birbirimizi bulduk ve o akşam karşıdaki küçük Telendos adasına motorla geçip Mihailidis’in mekanında uzolu, ahtapotlu, Simi karidesli, barbunlu, Greek usulü masamızı denizin dibine kurduk. Sezon itibariyle artık turist sayısı azalmış. Hele adanın da adasına gidince bizden başka müşteri olarak iki kişi daha vardı. Mihailidis’in mekanı tam aile işletmesi. Babası ile tavla atarken biz geldik, baba içeriye, maç seyretmeye gitti. Anne, abla, enişte, yeğen oturmuşlar takılıyorlardı. Onunla da sohbet ettik. Türkiye’den çok müşterim gelir dedi. Galatasaray başkanı bir hukukçu geldi dedi mesela. Herhalde Duygun Yarsuvat olmalı. Çok zengin bir iş adamı teknesiyle gelmiş -ama adını unutmuş- Mihailidis ona Yunanistan’daki mali krizden dert yanmış. O işadamı da Erdoğan’ı alın bütün krizleri bize verin, razıyız diye takılmış.

Bizi Massouri'den Telendos'a götüren motorun içi. 
Telendos'taki Mihailidis'in mekanı

Symi karidesi
Osman ve Pınar ile Teledos'taki uzo soframız

Ertesi gün öğlen 15:20 feribotuyla Kos’a, oradan da 16:30 ile Bodrum’a geçeceğimden, sabah oyalanmadan, bir akşam önce yemek altlığı olarak bir şeyler içtiğimiz barda kahve içip Yannis ile buluştuk. Yol boyu sohbet ederken yazın işlerin yoğun olduğundan, stresi bol bir hayat yaşadığından söz etti. Güldüm tabii. Hepi topu 15.000 nüfusu olan adada ne kadar stres olabilir ki? Dahası, eğer hafızam yanıltmıyorsa adada hiç trafik lambası yok. Yani trafik o kadar sakin. Bodrum’da da trafik lambalarının olmadığı yılları hatırlayınca bu sefer acı acı güldüm. Neyse, İstanbul’u görmeyen Yannis’in İstanbul’a gitmesini, o zaman haline şükredeceğini söyledim. Zaten Pegasus Havayollarının sitesine girip, bilet fiyatlarına falan bakmış. Beni limanda, bir önceki gelişimde de elleriyle teslim ettiği arkadaşının cafesine bıraktı. Derken Osmanlar geldi ve öğle uzosu için önceki gelişimden bildiğim yere oturduk. Aslında yeni yerler denemeyi severim ama zaman dar olunca maceraya girmedim. Bildiğim mekanın bildiğim lezzetlerine teslim olduk. Laf lafı açtı, zaman akıp gitti. Feribot saati gelince iskeleye gidip bizi Kos’a götürecek feribota bindik. Feribot cıvıl cıvıldı çünkü muhtemelen hafta sonu dağcılık kampı gibi bir nedenle Kalimnos’a gelmiş, başlarında hocaları olan çocuklar vardı. Geçen yazıda aktarmıştım Kalimnos Akdeniz bölgesinin en önemli dağcılık ve kaya tırmanışı merkeziymiş. Ben gitmeden bir hafta önce festivallerinin olduğunu okumuştum. Yannis, o hafta hiç bir otelde yer kalmadı, çadırlarda yatıldı diye anlattı.

Limandaki öğlen uzosu 
Adalı usulü yapılmış ahtapot ızgara
Kalimnos'tan Kos'a doğru
Kalimnos limanı

Kos’ta inip hemen pasaport işlemlerini yapıp Bodrum feribotuna bindim. Bir saat sonra Bodrum’daydım. Bodrum’u seyrederek yaklaşırken kendi kendime iyi ki buradayım dedim. İyi ki bu coğrafyaya göçmüşüm. Karşısı da burası da aynı bana. Orada da burada da bu coğrafyanın nimetlerinden mümkün olan en fazla tadı almaya çabalıyorum. Bunun için yapmam gerekenleri elimden geldiğince yapıyorum. İş hayatımı değiştirdim. İşlerimi azalttım. Gelirimin azalmasını önemsemedim çünkü bana yetecek ve mümkün olduğunca rahat yaşatacak kadarını kazanmak için çalışıyorum. Ötesiyle ilgilenmiyorum. Daha fazla para kazanmak için harcayacağım zamanda, mesela karşı adalara gitmeyi, Datça’ya geçmeyi tercih ediyorum. Kredi kullanmıyorum. Borçlanmıyorum. Yük taşımıyorum. O zaman manevra kabiliyetiniz, hareket etme özgürlüğünüz daha güçlü oluyor.

Bodrum'a yaklaşırken gördüğüm, Karaada açıklarındaki balıkçı
Benim için mesela Orta Avrupa’ya seyahat etmenin hiç cazibesi yok. O kasvete giremem. Deniz ve güneş olmayan yerlere zamanında gittim, bitti. Artık ne müze gezmek istiyorum ne katedral görmek. Ne büyük şehir keşmekeşi çekerim, ne dev alışveriş markalarından alış veriş yaparım. Akdeniz çanağı yeter. Hatta Ege bile yeter. Yaşadığım yeri, bu kadim Ege kültürlerini, bu coğrafyayı seviyorum. O yüzden de karşıki adalardan dönerken yine benzeri bir yere geliyor olmanın, burada yaşamanın keyfini sürüyorum. Ege’de sonbaharı yaşamaya başladık. Buranın en güzel zamanları... Görüşürüz.

1 yorum:

  1. Bodrum ve Ege'yi, bir Cevat Şakir tadında yaşayıp anlatıyorsunuz. Gerçekten okurken hep o duygu geçiyor bana. Elinize saglık.

    YanıtlaSil