24 Mart 2015 Salı

Bodrum, İzmir, Foça, İstanbul, Bodrum rotasında beş gün, 1435 km.

Bir önceki yazıyı “Önümüzdeki haftadan sonra seyahatlere başlamayı istiyorum. Sırada İzmir ve Foça var zaten” diye bitirmiştim. Oradan devam edeyim.

Ben Twitter’da İzmir ve Foça'yı özlemek, oralara gitmek üzerine bir şeyler yazınca İstanbul’dan sevgili Gülüşan da “Hadi İzmir'de buluşalım” diye yazdı. Böylece bir yılı aşkın bir süredir gidemediğim Foça için fırsatı yaratmış olduk. Herkesle araba yolculuğu yapılmaz, herkesle rakı masasında sohbet de edilmez. Gülüşan ile bunları keyifle yapabildiğim için derhal organizasyona giriştim ve on gün önce cuma günü Bodrum’dan yola çıktım. Hiç durmayan yağmurda yol aldıktan sonra İzmir’e vardım. O akşam geç de olsa Balıkçı Hasan’da rakı soframızı kurduk, sohbetimizi yaptık.


Cuma öğleden sonra İzmir'e doğru yola çıktım

Dediğim gibi hava hem serindi, hem rüzgarlıydı ve üstelik yağışlıydı. Yemekten sonra başka yerlere de gideriz diye aklımdan geçirmiştim ama İzmir bu sefer buna izin vermedi. Ertesi sabah biraz güneşi görünce Alsancak’ta yürüdük ve tabii Reyhan’a uğradık. Pastanelere gitmek gibi bir adetim yok. Zaten tatlı ve hamur işi yemiyorum. Ama Reyhan farklı. Orada olmak hoşuma gidiyor, sadece kahve içip çıkıyorum. İzmirlilerin pastane ritüelini önemsiyorum.

Reyhan Pastanesi... İzmirlilerin pastane ritüelini önemsiyorum
Otelde sabah uyandığımda...

Derken İzmir’den ayrıldık ve istikamet Foça dedik. Foça yazıyorum ya, siz onu Eski Foça diye okuyun. Yenisine bir kere gitmiştim ama eskisiyle kıyaslamam. Eski Foça’yı çok severim. Daha once de yazmıştım http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2014/01/bodrumdan-kuzey-egeye-ilk-durak-foca.html denizci milletin torunlarıdır onlar. Bugün Marsilya denilen şehri eski Foçalılar, yani Fokaililer kurmuştur mesela. Kaşif, gezgin, denizci millettin kültürü iyidir, bizim gibilere uyar. Zamanında iyi şarap üretmişlerdir mesela. Fokai şarabını şimdilerde yeniden üretmeye başladılar. Arapçı, ümmetçi gerici iktidarında, akıl almaz vergilerle bu işler zor ama direnmeli, yapılmalı. Durmak yok, onlar üretmeye, biz içmeye devam.

Foça son yıllarda eski taş evlerinin birer birer restore edilmesiyle çok güzel mekanlar kazanmaya başladı. Geçen yıl kalıp çok beğendiğim Lola38 bunlardan biri. Hemen sahildeki ana yol üzerinde nefis bir bina. Özenilerek, bilerek restore edilmiş. Ev sahipleri de son derece misafirperver, güler yüzlü insanlar. Çok sık gidememekle beraber kendimi iyi hissettiğim bir yer. Hele kahvaltısı… Rejim mi dediniz? Hiç bir rejim tatilde sökmez.


Lola38'den Foça'ya bakış
Lola38
Mükemmel kahvaltı. Tabii ki buğday rejimimi bozacaktım
Lola38
Lola38'den detay
Rejim deyince aklıma Bağarası mevkiindeki Emine Bacı geldi, anlatayım. Yıllar önce Foça’da yaşayan arkadaşım Konca bizleri götürmüştü. Foça’nın biraz dışında, derme çatma bir kulübede otlu börek, gözleme yapan dünya sevimlisi biri Emine Bacı. Çok neşeli, espirili. Galiba yedi yıldır gitmemiştim. Bu sefer daha Foça’ya varmadan ilk iş oraya saptım. Ve açık olduğunu görünce kendimi tutamadım. Fotoğrafını gördüğünüz otlu börekten sonra bir de peynirli yedik ki rejim o anda bitti. Ama gerçekten çok lezzetli ve hiç bir yerde böylesini yemediğim için kendime kızmıyorum. Sonuçta yılda bir kere yaptığım bir şey.

Emine Bacı'nın böreklik otları
O otlarla yapılan börek. Diğer adıyla rejimsavar
Mekanın içi
Mekanın dıştan görüntüsü
Akşam batıdan esen rüzgar çok sertleşti ve Foça sokaklarında yürürken ciddi ciddi üşütmeye başladı. Biz de çareyi rakı masasına sığınmakta bulduk. Geçmişte Foça’ya gittiğimde hep Küçük Deniz denilen bölgedeki balıkçılara giderdim. Geçen yıl gittiğimde arkadaşım Konca beni biraz daha ilerideki, teknelerin bağlı olduğu limana bakan Fokai’ye götürmüştü. Çok memnun kalmıştım. Yine orayı tercih ettim. Mezeleri, servisi gayet iyi bir mekan. Yeri gelmişken bir saptamamı yazayım; kapısında “büruuun efenim, boş yerimiz var” diyen garsonların sizi çağırdığı, ısrarcı olan mekanlar kötüdür. İyi mekanların kapısında müşteri kuyruk olur, garsonlar yoldan adam çağırmaz. Küçük Deniz denilen bölgedeki bu “büruun” tavrı çok rahatsız etti, içeri gireceğim varsa da girmeden devam ettim. Fokai’de biraz Ege otu, biraz deniz mahsulü ve sonunda da şahane bir mercan yedik. Bu arada şunu da belirtmeden geçmiyeyim, sigara yasağı Bodrum dışında hiç bir yerde hakkıyla uygulanmıyor galiba. Yanımdaki masada baca gibi tüten üç kişiden çok rahatsız oldum, bir masa boşalır boşalmaz yerimizi değiştirdik. Bundan sonra böyle yerlerde mekan sahibini uyaracağım. İnsanı zorla ihbar etmeye yöneltiyorlar. İhbarcılık kötüdür ama bir gün bütün uyarılarıma rağmen hala sigara içtirirlerse yapabilirim. Çünkü yasa sigara içmeyenlerin sağlığını korumak için çıkarıldı. Sigarayla kendini zehirlemeyi bilerek, isteyerek sürdürenler çıkıp kapının önünde içecekler.

Foça, Küçük Deniz
Muhtemelen en şirin Akbank şubesi Foça'da
Bu da YapıKredi şubesi. Aynı şirinlikte
Fokai'de mezelerden...

Aslında programım cuma İzmir, cumartesi Foça ve pazar akşamı Bodrum’a dönüştü. Ancak bu arada bilgisayarımı değiştirme konusu gündeme geldi. Yeni modellerin o pazartesi satışa sunulacağı söylenince, benim eskisini götürüp, içindeki verilerin transferini yaptırıp yenisi almam gerekti. Bunu kargo yoluyla halletmak benim üç gün iş yapamamam anlamına geliyordu, böyle olunca bilgisayarımı aldım ve Foça’dan Bodrum’a değil, yukarıya, Bandırma’ya feribota yollandım. Madem rota İstanbul’a çevrildi o halde bari biraz eğlenceli hale getirelim deyip pazar öğle yemeği için yolu 80-90 km uzatıp, Foça’dan Manisa, Akhisar-Bandırma yolunu değil, Dikili, Cunda, Edremit, Havran yolunu tuttum. Ki öğlen yemeğinde Cunda’ya girebilelim…

Taş Kahve'de kahve içmek istedim ama dibek kahvesi diye getirilen şey çok kötüydü, içemeden bıraktım. Bir yer de popüler olduktan sonra bozulmasın... Çok zor.
Deniz kestanesiyle öğle yemeği...
Cunda’nın da bendeki yeri ayrı. Bir öğlen yemeği için de olsa onca yolu göze alacak kadar severim Cunda’yı. Son gidişlerimde Bay Nihat’ın yemeklerindeki kalite düşüşü yüzünden artık Deniz Restoran’da yiyorum. Bay Nihat kadar çeşidi yok ama olanı mükemmel. Bay Nihat muhtemelen yaşlandı, artık ilgilenmiyor galiba. Bu kalite erozyonunun bir nedeni olmalı. Yeri gelmişken bir gözlemimi daha paylaşayım; Bulundukları kasabalarda ünlenen, lezzetli ve kaliteli yemekler sunan, iyi servis veren yerler bir süre sonra büyük şehirlerde şube açınca bozuluyorlar. Bay Nihat Ankara'da açmış diye duymuştum. Aklıma gelen diğer örnekler, bir dönemin efsanesi, Türkbükü’nün Mey’i ve Alarga'sının Kuruçeşme, Çeşme'nin Balıkçı Hasan'ının Arnavutköy maceraları. Yalıkavak’taki Sait de İstanbul’da açmış. Umarım sonu diğerlerine benzemez. Bodrum’a yerleşmeden önce İstanbul’da yaşarken her ay en az bir iki kez gittiğim Balıkçı Sabahattin ile buraya yerleştikten sonra uğradığımda konuşurken, “Bodrum’a gelip şube açsana, özledik” demiştim. Çok net olarak “balığını halden kendim almadığım yerde iş yapmam” demişti. Sonra hatırladım ki oğlunun bir ara Nişantaşı’nda açtığı mekana “Balıkçı Sabahattin” adını vermemişti. Şapka çıkarılacak bir hareket. İşini iyi biliyor.


Isırgan salatası
Enginer salatası da mükemmeldi
Radika
Sarmısaklı yoğurtla ılık servis edilen şevketi bostan
Öğlen yemeğini hafif güneşli bir havada yedikten sonra feribota yetişmek üzere yola koyulduk. Kuzeye çıktıkça hava grileşti, sonra koyulaştı ve yağmur başladı. Bu halde istanbul’a vardım.

Pazartesi AVM’lerin kralı Zorlu’nun ofis katlarından birindeki toplantıya gittim. Şişhane’den Zorlu’ya metro ile -gün yüzü görmeden- vardım. Köyden metropole kadar olan yelpazede, köyde başlayan temiz hava ve güneş metropole geldikçe azalıyor, yer altında hayat başlıyor. Yani medeniyet dediğimiz kentleşme başladıkça karanlık ve yer altında seyahat etme de başlıyor. Kasaba hayatı iyidir deyip işime baktım.


Yer altında kırkbin fersah...
Zorlu'da Bodrum'daki gibi Denizciler Kahvesi vardı da gitmedik mi?
Pazartesi akşamı bu sefer Asmalı’daki eski mekanım Cavit’teydik. İstanbul’daki çetenin elemanlarının çekirdek kadrosuyla güzel bir rakılı sohbet yaptık. Ertesi sabah saat 10:00’da Ataşehir’de yine bir plazadaki toplantıdan çıkıp 12:00’deki Pendik-Yalova feribotuna yetişecektim, erken dağıldık. 10:00’daki toplantı için Tepebaşı’ndan 09:10’da çıktım ve tabii ki yolu kaybettim, yanlış sapağa girdim ve toplantıya gec kaldım. İstanbul’da yollar çok değişmiş. Artık beni hoş görüyorlar. Bu arada Ataşehir’in ne kadar feci bir yer olduğundan söz etmeyeceğim. O sabah ruhsuz binaların arasında sadece trafik ve gri hava vardı. Birbuçuk saatimi yolda harcadım. Altı yıldır en fazla 18 dakikada evden işe gittiğimi düşünürseniz…

Cavit akşamından. Haluk, Selçuk, Cavit, Yıldırım ve Semin ile
Toplantı biter bitmez bu sefer bildiğim yoldan, Pendik feribotuna tam zamanında yetiştim. On dakika sonra feribot kalktı ve adım adım Bodrum’a yaklaştığımı düşünmeye başladım. Yalova’dan sonra hava açtı. Güneye indikçe berraklaştı. İzmir’e gelince yavaş yavaş kendimi evimde hissediyorum. Söke ovası bitip de Bafa görününce neredeyse evin anahtarlarını çıkaracağım. Nabız atışımın ve tansiyonumun düzeldiğini tahmin ediyorum.

Yıllardır Yalova istikametine giden feribotları hep sevdim. Yolun sonu Bodrum olur.
İki günü İzmir’de gezme, yeme, içme, iki günü İstanbul’da yarı iş/yarı gezme ve bir günü de yolda olmak üzere beş gün Bodrum dışındaydım. Bu süre içinde 1435 km yol yapmışım. Döndükten sonra buranın sakinliği, yavaş akan hayat çok iyi geldi. Yine bahçem, tavuklarım, kedim, dostlar, iş filan derken normal hayatıma döndüm. Özellikle İstanbul’da kaldığım otelde dışarıdan gelen şehir uğultusu, çevre binaların havalandırma ve tesisat gürültülerinin dip sesinden sonra çıt çıkmayan sokağımda derin uyku çektim.

İstanbul'un iyi yanı, Lale Plak'tan alınan CD'ler
Altıbuçuk saat araba kullandıktan sonra arabayı eve bırakıp üstümü bile değiştirmeden Zazu'da Nükhet'in doğum gününe yetiştim...
Toparlarsam; İzmir’i ve Foça’yı özlemiştim bu kısa tatil iyi geldi. Güzel rakı masası sohbetleri yaptım, güzel yerlerden geçtim. Özlediğim insanlarla birlikte zaman geçirdim. Ve bir kere daha farkettim ki güney Ege’yi kuzeyden daha çok seviyorum. Kuzeyin kendine has güzelliklerini görmezden gelmiyorum tabii ki. Foça’nın, Cunda’nın, Ayvalık’ın tadı başka. Ama beni güney çok daha fazla çekiyor. Kuzeyin coğrafyasında tanımlamakta zorlandığım bir donukluk var. Renklere de yansıyan bir soğukluk diyeyim. Güney daha canlı ve coşkulu geliyor. Bunu yazarken insan kalabalığından söz etmiyorum, doğanın canlılığını, coşkusunu vurgulamak istiyorum. Evet Kaz Dağları çok müthiştir ama mesela ben Marmaris tarafındaki ormanları, Turunç üzerinden Bayır’a giden yoldaki ormanları daha çok severim. Her neyse, Ege kuzeyiyle, güneyiyle cennettir ve buralarda yaşamak, tadına varmak, yeryüzünde cenneti yaşamaktır zaten.

4 Mart 2015 Çarşamba

Bodrum'da sert bir kışı bitirirken...

Takvime göre kış bitip, bahar başlayalı bugün dördüncü gün. Ama doğa takvimine göre biliyoruz ki bahara daha onbeş yirmi gün var. Her kültürde adı farklı olan, binlerce yılın bilgeliğinden süzülen Nevruz gelip geçmeden bahar başlamaz. Yine de takvime göre konuşalım dedim ve her yıl yaptığım gibi, bu kışı Bodrum’da nasıl geçirdim bir bakalım istedim.

Önce şunu söylemeliyim ki, bu kış Bodrum’da geçirdiğim en sert kış oldu. Fırtınası ve yağışı bol, soğuğu haysiyetli bir kıştı. Isı Ocak ayında geceler boyu eksi değerlerdeydi. Günlerce lodos fırtınaları sürdü. Lodosun gözü yaşlıdır, yani yağmuru kaçınılmazdır. Günlerce yağmur yağdı, artık toprak ememez hale geldi. Bodrum’da önceki yıllarda da kışın yağmur yağardı ama bazen gün içinde üç dört defa yağar, sonra güneş çıkar, sonra tekrar yağardı. Bu kış öyle olmadı. Hiç alışık olmadığımız bir durumla karşılaştık, günlerce güneş çıkmadı. İlk defa bu kadar uzun süre güneşten ayrı kaldığımız bir kış oldu. Bahçemde bazı bitkiler dondu, ektiğim dereotları falan yandı. Hatta koca gövdeli begonvillerin bile kuzeye bakan tarafları kurudu da güneye bakanları kurtuldu. Ama artık yavaştan kış bitiyor. İki gündür hava hissedilir derecede ısındı. Yine de güneş gider gitmez yine ortalık serin. Dedim ya, şurada onbeş günden biraz fazla bir süre kaldı. Sonra buranın en güzel ayları başlayacak. Benim için nisan-mayıs ile eylül-ekim ayları en güzel aylar.

Bu kış da normal hayatımızı sürdürdük. Gündüzleri ofiste geçti. Bazı akşamlar evde, sakin, müzikli, okumalı-yazmalı-çizmeli, bazı akşamlarsa dostlarla birlikte rakı sohbetleriyle. Bu kış geçen kışlara oranla sağlığıma daha dikkat ettiğim bir kış oldu. Buranın tadına vardıkça ve öte yandan da yaş aldıkça daha dikkatli olmaya özen gösteriyorum. Burada daha uzun yıllar sağlıklı yaşamak için.

Biraz önce dediğim gibi kış şartları buranın ortalamasına göre sertti, bu yüzden de geçen kışlara oranla daha az seyahat edebildim. Bütün Ege’yi kapsayan yağışlı, fırtınalı hava beni de yerime çaktı, sık sık gezemedim. Kasım ayında Fethiye, Aralık ayında İzmir seyahatleri yaptım. Ocak ayı en sert dönemdi, boş geçmişim. Şubat ayında da bahar açan bademlerin peşinden Datça’ya geçtik. Arada iki defa da iş için İstanbul’a gittim. Önümüzdeki haftadan sonra seyahatlere başlamayı istiyorum. Sırada İzmir ve Foça var zaten.

Bundan sonrasını fotoğraflarla anlatayım...


Hepinize sağlıklı, mutlu, neşeli, huzurlu bir bahar dönemi diliyorum.

Kışın Bodrum'un güzelliği farklıdır. Doğa olayları coşkuludur
Yağmurlar otları coşturur
Aralık ayında bazı sabahlar bahçede kahvaltı ettik
Gri gökyüzünden sonra aniden açan güneşle uyandığım bir sabah
Ofisten çıkınca böyle bir manzarayla karşılaştığım bir akşam
Ofisten yağmuru seyrederken
Bu kış hava koşulları sık seyahat etmeme izin vermedi. Bir kaç gezi ile idare ettim
Uzun kış geceleri çeteyle buluştuk, rakı sohbetleri yaptık
Bu kış evin nüfusu arttı
Kasım ayında Fethiye'ye gittim
Gündüzler ofiste çalışarak geçti. Bu fotoğrafı çektiğim saatte paydos etmiş, bisikletle eve doğru yollanıyordum
Kasım ayında Faralya'da keçilerle buluştuk
Gemiler Koyu'nda
Mahmut Kaptan ile epey kadeh kaldırdık
Derya geldi...
Yılbaşı için Fevzi, Didem, Leyla geldi... Kardeşim Sena zaten burada
Yalıkavaklı Neriman güneşi bulduğunda...
Bodrum kışlarının nimeti dil balığı


Boran ile Doğacan geldiler...
Yılbaşı gecesi Mahmut Kaptan'daydık
Kış gecelerinin çoğu evde burada geçti
Gemibaşı'nda Seycan, Mehmet, Hüseyin, Ahmet ve Havva ile
Ocak ayında çok soğuk yaptı. İstanbul'daki hayatımdan kalma bere ve eldiven işe yaradı
Şömineli gecelerden...
Bomboş Bodrum sahili... Biz bizeydik

Hanende Mey'den...
Bu kış açılan yeni mekanımız Hanende Mey'in ahtapotlu pilavı
Hanende Mey'i işleten ailenin fertlerinden Osman ve Pınar ile
Yalıkavaklı Neriman kış hayatından memnundu


Bir Hanende Mey akşamından
Çeteyle Gemibaşı'nda
Ofiste çalışırken kafamı kaldırdım ki, fırtına geliyormuş
Alper Abi ile şarkılar söyledik...
Tabii ki yine gecelerin son durağı Zazu oldu
Datça'ya, bahar açan bademlere gittik
Sakin ev gecelerinden
Bodrum Müzeyyen Senar'ı kaybetti
Zazu'nun sembolü Çeto (Çetin abi) da gitti...
Şubat ayında Selimiye
Selimiye
Şubat ayında Datça'da Fevzi'de... Fevzi, Serap, Simten, Selçuk ve Gülüşan ile
Hanende Mey'de Merve ile
Yine bir şubat günü Palamutbükü'nde, aynı yerde...
Bir pazar sabahı Kumbahçe'de
Mahmut Kaptan'da Alper Abi, Kaptan, Havva ve Ahmet ile
Kış için sökülen iskele tahtaları yavaş yavaş yerlerine çakılacak 
Bir Hanende Mey akşamından. Büyük Pınar, Yücel, Ahmet, Küçük Pınar ve Osman ile
Hayatınız bahar gibi taze, coşkulu geçsin...