22 Nisan 2015 Çarşamba

Kim bu "çete" elemanları?

Şu hayatta en çok dost ve onlarla oluşan anılar biriktirdim. Ne mutlu ki bir araya geldiğimizde hep güldüğümüz, iyi zaman geçirdiğimiz, karşılıklı kadehler kaldırdığımız sıkı dostlarım oldu. İstanbul’da doğup, büyüyüp, 48 yaşına kadar başka hiç bir yerde yaşamamış biri olarak Bodrum’a göçerken, arkamda bıraktığıma üzüldüğüm tek şey insanlar oldu. Yani dostlarım ve sevdiğim akrabalarım. Ve de ne iyi oldu ki burada da çok iyi dostlar edindim. Bu blogda, buradaki dostlarımla birlikte geçirdiğim hayatımdan kesitleri paylaşırken, siz de yavaş yavaş onları tanımaya başladınız muhtemelen. Ama bir de otuz yılı aşkın tanıdığım dostlarım var ve onlar İstanbul’daki hayatımın önemli yapı taşları, olmazsa olmazları. Zaman içinde bu sıkı dostlarımı “çete” olarak nitelemeye başladım. Buradaki ekip Bodrum çetesi mesela. İstanbul’daki ekip de İstanbul çetesi.


Çete elemanlarının bir bölümü Assos'ta. Yıl 1986-87 olmalı. Ne kadar genciz. Soldan itibaren Berk, Haluk, Melis, Serdar, ben, Uğurcan. Masanın sağında ise Rezzan, Ali Platin ve yeni doğmuş Ezgi ile Mefküre
Buraya yerleşeli altı yıl bitti. Ortalama olarak yılda 8-9 defa İstanbul’a gittiğimi düşünürsek, kaba hesapla 50 defa gitmiş olmalıyım. Bu gidişlerimin en az 45’inde oradaki çeteyle buluştuk, rakılar içtik. Derken, hep ben geliyorum biraz da siz gelin diye diye çete elemanlarının Bodrum’a gelişlerini sağlamaya başladım. Daha doğrusu sezonda gelmeyin, kışın diye diye başlarının etini yediğimi söylemem lazım. Geçtiğimiz yıl İstanbul çetesinden Haluk (Tuncay) ve Serdar (Tanyeli) gelip buranın kışının tadına vardılar, yaz başlamadan bir daha geldiler. Serdar’ın aklına gelen bir poz stili ile gezdiğimiz yerlerde ve mekanlarda hep aynı kareyi çekmeye başladık. Onların eller belde bu pozlarını da #cete002 etiketi ile Instagram ve Twitter’da paylaştım. Epey ilgi çekti, eğlenceli oldu.


#cete002 Bodrum'da
#cete002 benim bahçede
#cete002 Mahmut Kaptan'da
#cete002 Kumbahçe'de
#cete002 Yalıkavak'ta
#cete002 Kumbahçe'de
Mahmut Kaptan akşamından
Benim evde kahvaltıda
Kış güneşine yayılan #cete002
Cerc
Haluk ile Gümüşlük'te
Bu sene ise İstanbul çetesinin iki elemanı daha eklendi ve takviyeli 002 çetesinin adı artık 004 oldu. Bu çetenin fotoğraflarına da #cete004 etiketi koydum. İşte geçtiğimiz hafta Bodrum’un çeşitli yerlerinden paylaştığım çete fotoğraflarının temelinde yatan hikaye bu.


#cete004 Bodrum'da
#cete004 Gölköy'de
#cete004 Mazı'da
#cete004 Yalıkavak'ta
#cete004 Yalıçiftlik'te
Cerc (Serdar) ile ilk yudum
#cete004 ve Bodrum çetesi elemanları Ahmet ve Cenk ile Mahmut Kaptan'da
#cete004 benim evde
#cete004 Yalıçiftlik'te
İki gün boyunca yarımadayı tam turladık, dere tepe geçtik. Bakınız Mazı deresi

#cete004 yolcu edilmeden önce Bargilya'da 
Ama iyi yedik...
Peki kim bu çete elemanları? Bu soruyu haklı olarak soranlar oldu. Şimdi burada, elemanları tanıma sırasına göre, eskiden yeniye göre anlatayım.

Yıldırım Evren;
Eski adıyla İDGSA-UESYO (İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi-Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu) olan üniversitenin grafik bölümüne girdiğim günlerde Yıldırım ile tanıştık. Yani 1978 yılında. O okul gerçekten bir efsaneydi. Amatör ruhla çalışan, konusunda piyasanın en iyi hocaları –hiç biri akademisyen değildi- ve o hocaların heyecanını hisseden biz öğrencilerle çok sıkı bir okul ortamındaydık. (Sonra boynuz kulağı geçip de Fındıklı’daki akademinin köhne kadrosunun verdiği eğitiminin ne kadar berbat olduğu ortaya çıkınca, o yıllarda YÖK’ün de kurulmasıyla bizim okul yok edildi, Mimar Sinan Üniversitesi adını aldı falan. Bu ayrı bir yazı konusu. Ama UESYO’daki hocalarımız MSÜ bünyesine geçip devam ettiler). Neyse, konuyu dağıtmayayım; Yıldırım ile okulun ilk yılında başlayan arkadaşlığımız kesintisiz sürdü. Mezun olduktan sonra aynı ajansta –Yorum- çalışmaya başladık. Dört yıl sonra ajanstan ayrılıp başka ajansa geçtim ama arkadaşlığımız sürdü. Birlikte sayısız kere tatillere gittik, sayısız kere yemekler yedik, içtik. Yıldırım içimizde ilk ve çok erken evlenendi, karısı Konca da bizim az kahrımızı çekmedi. Sonra otuzlu yaşların ikinci yarısında çetenin diğer elemanlarıyla birlikte her cuma akşamı bir başka yerde toplanıp rakılar içtik. Zamanla çoğaldık. Ailelerimiz oldu. Ailelerimiz dağıldı. Yeni birliktelikler oldu. Kimimizin çocukları oldu. Ama çekirdek kadro hiç dağılmadık. Ben Bodrum’a göçene kadar, yani yaklaşık onbeş yıl bu cuma akşamları devam etti. Hala da sürüyor. Bazen İstanbul’a gidişlerimi cuma akşamına denk getiriyor, ben de katılıyorum. Yıldırım, anlattığım gibi otuzyedi yıllık arkadaşım.


Yıldırım ile üniversitede. Fotoğrafta ben yokum, çünkü ben çektim. Yıldırım sol alttaki sakallı
Yıldırım ile İstanbul'da Balıkçı Sabahattin'de

Haluk Tuncay;
Haluk ile hem aynı okulda -yani biraz once anlattığım UESYO’da- beraber okuduk, hem Kalamış’ta aynı sokakta otururduk. Haluk benden iki sınıf büyüktü ama son iki yıl okulda sık beraber olurduk. Zaten akşamları veya hafta sonları Kalamış’ta da beraberdik. Sonra o tabii benden önce mezun oldu, çalışmaya başladı. Ardından ben mezun oldum ve tatil yapamadan, o zaman yeni kurulan Yorum ajansta çalışmaya başladım. Yorum yavaş yavaş parlak bir ajans olacaktı ve ben girdiğimde personel beş-altı kişiydi. Kısa zamanda otuzu geçtik. Grafik bölümünde kadrolaşırken Haluk’u çalıştığı ajanstan ayırmaya ikna edip Yorum’a almıştık. Böylece okuldan ve mahalleden sonra aynı ajansta çalışmaya başladık. Dört yıl birlikte, aynı odadaydık ve çok ama çok eğlendik. Derken Yıldırım’ı da ikna edip istifa ettirip Yorum’a katılmasını sağladık. Bu arada aslında bizim bir dördüncümüz var ama o Bodrum’a gelmediği için çete fotoğraflarında yok. Uğurcan Ataoğlu bizim ilk grafik çetesinin elemanı. Bülent Erkmen’in bir yayında söylediği gibi, bizi kastederek “onlar grafik çetesidir” demesiyle adımız çeteye çıktı.


Bülent Erkmen'in "Grafik çetesi" dediği dörtlü. Yıldırım, ben, Uğurcan ve Haluk
Sonra Haluk, Melis ile evlendi. Nişantaşı’na taşındılar. Bu arada ben de Kalamış’tan Rumelihisarı’na geçtim. O sıralarda bu cuma yemekleri başladı, ilişki kopmadı. Haluk ile de otuzyedi yıldır beraberiz.


Haluk ile Assos'ta. Muhtemelen 1984 yılı
Haluk ile Bodrum'da
Serdar Tanyeli (Nam-ı diğer Cerc);
İkimizin de adı Serdar olunca birimizin lakabı Serc, diğerimizin Cerc olacaktı, ikimiz de Cerc olarak kaldık. Serdar ile de yolumuz Yorum ajansta kesişti. Seksenli yıllarda büyük ajanslarda fotoğraf stüdyosu vardı, Yorum’da da vardı. Serdar da oranın elemanıydı. Yani biz grafik bölümünde, Serdar fotoğraf bölümündeydi, birlikte iş üretiyorduk. O yıllardaki Yorum kadrosunda ben, Yıldırım, Haluk, Uğurcan ve Serdar vardı. Serdar bizim kadar gece hayatında olmadığı, o yıllarda da Rezzan ile evlendiğinden daha masum kaldı. Ama kendi tarifiyle “pis içerim” der ve bunu Bodrum tatillerinde gördük. Şaka bir yana, Yorum’dan zaman içinde hepimiz ayrılıp başka ajanslara gittik veya kendi işimizi/atölyelerimizi kurduk. Serdar da arkadaşlarıyla kendi atölyesini kurdu. Yıllar sonra O da benim gibi ortaksız, tek başına çalışmaya başladı. Serbest çalıştığımız yıllarda da birlikte iş yaptık. Serdar ve Rezzan da cuma ekibinin müdavimleri olduklarından yine kopmadan buralara geldik. Serdar ile, hafızam yanıltmıyorsa 1982 yılında Yorum’da tanışmış olmalıyız. Yani otuzüç yıldır birlikteyiz.


Serdar ile yeni çıkan Renault 12 GTS çekimindeyiz. Yıl 1982-83 olmalı
Peugeot moped afişinde kullanmak üzere Serdar beni çekmişti. Yine 1982-83 olmalı
Selçuk Alev. Nam-ı diğer “Amirim”;
Selçuk, Yıldırım’ın arkadaşıydı. Yeşilköy’de aynı semtte otururken tanışmışlar. Bizim Yıldırım ile sıkı dostluğumuz sayesinde tanıştık. Selçuk finansçı. Sonra da bir gümrük müşavirliği şirketinde hissedardı. Yani bizim gibi grafik-fotoğraf-film-reklam sektöründen değil.

Bir cuma akşamı yine buluştuğumuzda, her zamanki gibi gayet şık –genellikle kolu deri yamalı- bir ceketi, ütülü, zıpkın gibi kadife pantolonu ve elinde deri evrak çantasıyla mekana geldi. Bizler blucin, kazakla falanken birden kendimi amiri karşısındaki ezik memur gibi hissedip Selçuk’a “amir” gibisin yahu dedim. O akşamdan sonra lakabı “amirim” olarak kaldı. Biz çok alıştık ama bizlerin tanınmadığı ortamlarda “amirim” diye bağırınca bazı başlar irkilip, hafif ürkerek dönüp bakıyor.


Amirim ile Yıldırım... Çoook önceleri
Yıldırım ile amirim.. Bir iki yıl önce
Ben amirimle Bodrum'da Berk Balık'ta
İkibinli yılların ilk yarısında, amirim ile Haluk'ların Çatalca'daki evindeyiz. Henüz Bodrum'a taşınmamıştım
Amirim ve Yıldırım benim bahçede
Amirim ile Foça'da. 2003-2004 olmalı

#cete004 Bodrum'dan ayrılmak üzere havalimanında
Ve #cete004'ü uğurlayıp burada tek kalan bendeniz
İşte bizim İstanbul çetesinin özeti bu. Burada geçmişte kalan bazı anılara yönelik fotoğraflarla birlikte #cete002 ve sonra yeni haliyle #cete004’e dair fotoğraflara da yer vererek çeteyi tanıtmak istedim.


Daha uzun yıllar, sağlıklı, huzurlu, mutlu, rakılarımızı yudumlayaraktan, bol kahkahalı hayatımız olsun… Hep birlikte.


19 Nisan 2015 Pazar

Bir günlük Datça kaçamağından



Bodrum’da yaşamanın benim açımdan en zevkli ve avantajlı taraflarından biri de bu coğrafyanın en güzel, en baş döndürücü yerlerine aynı mesafede olması. Misal, benim evimden Datça da, Fethiye de, İzmir de aynı mesafede. Bu müthiş özelliği elimden geldiğince, zaman buldukça değerlendirmeye çalışıyorum. Bunun için de genellikle cuma öğleden sonrası ile pazar akşamı arasını kullanıyorum. Ancak bu kışı çok ama çok sert geçirdik burada. Hafta sonu saydığım yerlere gitmek için uygun havayı yakalamak mümkün olmadı. Her hafta sonu fırtına, yağmur darken kışı bitirdik. Geçen yıllara oranla buralara daha az gidebildim.

Baharın kendini hissettirmeye başladığı Nisan ayında bir kaçamak yapıp kendimi Datça’ya attım. Belli güzergahlarda belli yerlerim var, oralarda molayı, yemek yemeyi veya konaklamayı seviyorum. O nedenle de mesela Datça için tuttuğum notlar, yazdığım yazılar eski yazılarla üç aşağı beş yukarı aynı. Aynı şeyleri tekrarlamamak için bu yazıda fotoğraf altlarına yazdığım notlarla yetineceğim. Benzeri rota için önceki yazılara bakabilirsiniz. Blogdaki “Etiketler” bölümündeki Datça, Palamutbükü gibi Datça’ya ait kelimelerin üzerine tıklayarak bu yazılara ulaşabilirsiniz.

Şimdi fotoğraflara bakalım isterseniz…

Sonunda güneşi gördüm ve arabaya atladığım gibi "İstikamet Datça" dedim
Kırmızı ile belirttiğim rotadan gidip yeşil rotadan döndüm. Kırmızı rota Gökova boyunca giden, dar ama manzarası nefis rota. Yol yer yer bozuk. Bu mevsimde çok boş oluyor. Kızılağaç-Akyaka arasında gördüğüm araç sayısı yirmi civarındaydı
Bu fotoğrafı çekerken bulunduğum tepeye, aşağıdaki Etrim mahallesinden tavuk, ve horoz sesleri geldi. Arada adamın birinin hapşırık sesi eşlik etti. Çok yaşa dedim ama sesim aşağıya gitmedi tabii
Yukarı Mazı yolundaki ağacım... Bir önceki yazının sonunda bu ağaçla ilgili üç kare yer alıyor
Bu rotada durup fotoğraf çekmeyi en sevdiğim noktalardan biri burası. Gökova, Datça, Hisarönü ve çok iyi havalarda Simi tepeleri görünüyor
Türkevleri'ne gelirken bu ağacı gördüm ve kayıtsız kalamadım. Bir süre ağacı ve Gökova'yı seyrettim. Çok güzel bir ağaç ve çok güzel bir sahildi. Bu fotoğrafı çektikten üç gün sonra birisi "size göstermek istediğim bir arsa var" dedi. Buluştuk. Tam bu ağacın olduğu yere getirdi beni... Şaşırdım ve bir tuhaf oldum

Kırmızı rotadaki yol bazen bu darlıkta...
Akbük... Bir Gökova cenneti. Yakında müteahhitler ve rantçı iktidarın zihniyeti buraları bitirecek malesef. Biz, bu ülkenin insanları kesinlikle bu coğrafyayı hak etmiyoruz.

Datça girişinde mimozalar karşıladı.
Bodrum'dan direkt Datça/Mesudiye sahilindeki Ovabükü'ne geldim. Bu amca oturmuş rakı içiyordu. Sahilde ben, bu amca ve iki masada sekiz kişi vardı o kadar. Emekliymiş. Karısı evde yemek pişirir, amca yermiş. Arada buraya gelip denizi seyredip iki tek atarmış... O'na "Hayatının CEO'su" lakabını taktım. Çok sevdim


Ovabük sahilinde yürüdüğüm sırada benden başka kimseyi görmüyordum
Gece Datça merkezinde dolunaya göz kırptım
Akşam yemeği ve akşam rakısı için yine dostum Fevzi'nin mekanındaydık. Onun nefis Ege otları beni masada bekliyordu
Semiha Hanım demiş ki; Serdar Bey için farklı, özel bir meze yapayım. İşte bu mürdümüklü pazı sarma o meze ve lezzeti müthişti. İlk lokmada tabağın tamamını yiyebileceğimi anladım
Dostum Fevzi
Fevzi ve Müfide İnselel ile masada

İlerleyen saatlerde Müfide İnselel güzel yorumuyla bize birkaç şarkı çalıp, söyledi

Yeni mahsül çağlalar da masamıza geldi


Poyraz'ın kalamarı
91 yaşındaymış. Atatürk 4 yılda bu ülkeyi kurtardı, 90 yılda batıramadılar dedi. Bunu twitter'da yazdığımda "ömrünü boşa geçirmiş" diye yorum yapan yaratıklar oldu. Bu cinslerle aynı topraklardayız malesef
Dönerken de mimozalar uğurladı
Hava çok netti ve uzakta Rodos görünüyordu
Bu noktayı da blogu eskiden beri takip edenler bilir, geçişlerimde durur şu manzarayı seyrederim. Sağ taraf Akdeniz, sol taraf Gökova yani Ege
Bu tostçuyu bana Fevzi öğretmişti. Artık geçiş saatim uygun bir saat ise -ki genellikle erkense de geçse de uğramaya çalışıyorum- bir tost ve ayran yemeden geçmiyorum. Buğday diyeti yapıyorum, un ve ekmek yemiyorum. Sadece haftada bir tost, onbeş günde bir de simit yiyorum. Ama buradan geçerken diyet dikkate alınmıyor tabii
Eski Akyaka-Marmaris yolu. Şimdi artık dar geldiği için paraleline yeni dört şerit yol yapıldı. Bu yol eski günlerimi hatırlatıyor. Akçapınar tostçusu da tam buranın başlangıcında zaten. Çok güzel bir yol...