7 Ocak 2016 Perşembe

İki günlüğüne Kalymnos ve Kos

Araya biten yılın notları girince, Kalimnos ve Kos’a yaptığım gezinin notlarını yazamamıştım.

Yeni yıla Kalimnos’ta girme programı yapmıştık ancak tanıdığım ve oraları iyi bilen kaptanlar söz birliği etmişçesine o gece bir çok mekanın kapalı olacağını, bunun iyi bir fikir olmadığını söyleyince vazgeçtik. O halde Noel akşamını geçireyim dedim, o güne de Kos’tan feribot yoktu. Yazın Bodrum’dan, Turgutreis’ten Kalimnos’a direkt feribotlar varken eylül ayı bitince kesiliyor. Bodrum’dan Kos’a yapılan seferlerde de azalma oluyor. Kış sezonunda Turgutreis’ten yapılmıyor, Bodrum’dan da yazın iki bizden, bir de onlardan üç şirket gidip gelirken kışın bizim iki şirket dönüşümlü olarak karşıya geçiyorlar. O da günde tek sefer. Eh Kos’tan da Kalimnos’a her gün olmayınca seyahatinizi istediğiniz güne programlayamıyorsunuz. Ya da tatilinizi uzatmanız lazım.



Sakin bir havada karşıya geçtik 
Kos'tan Ortakent'e bakış
24 Aralık akşamı Kalimnos’ta Noel kutlandı, ben göremedim. Ertesi sabah Bodrum’dan Kos’a, oradan da Kalimnos’a vardığımda öğlen olmuştu. Tahmin ettiğim gibi ada terk edilmiş gibiydi. Herkes bir gece önce sabahlara kadar dışarıda olduğundan hala uyuyorlardı. Adada –bana göre- kışın kalınacak bölge ile yazın kalınacak bölge farklı. Kışın merkezde kalıyorum. Kalimnos, Kos veya Rodos gibi turistik bir ada değil. O yüzden de kalınacak ve yiyecek içecek yerler kısıtlı. Hele ki kışın. Açık olan otellerden son kaldığımdan pek memnun olmadığım için farklı bir otel arayışına girdim. Otel dediysem öyle 100-200 odalı şeyler sanmayın. Booking.com’a ne zaman baksam Panorama Hotel’de yer kalmadı yazıyordu. Dedim ki bu otel hep dolu, o zaman iş yapıyor ve iyidir. Booking.com’da yine yerimiz tükenmiştir yazmasına rağmen otel yetkilileri ile mail yoluyla iki üç kez karşılıklı yazıştık, rezervasyonu yaptım, geliş saatimi sordular, söyledim. Sonra bir daha yazışmadık. Günü geldiğinde Kalimnos limanında cep telefonumdan Booking.com’a girip otelin haritadaki yerine baktım. Biraz tepede olduğunu biliyordum, tırmanmaya başladım. Hava da yazdan kalmaydı. Haritada otelin olduğu noktaya geldiğimde baktım etrafta otel falan yok. Bulunduğum mahallede çıt çıkmıyor, herkes uyuyordu. Biraz sonra sokakta oynayan bir köpek gördüm. Onun yanına gidince köpekle oynayan çocuğu fark ettim. Biraz sonra çocuğun annesi kontrole çıkar diye bekledim. Nitekim çıktı. Oteli sordum. Tam ters yönü tarif etti. Biraz yürüdükten sonra elimle koymuş gibi buldum. İki katlı küçük bir otelcik. Sekiz-on odalı bir yer işte. Fakat otelde hayat belirtisi yoktu. Ardında resepsiyon, mutfak, lobi falan olacağını tahmin ettiğim kapıya yüklendim ı-ıh. Kapalı. Zili çaldım, ses veren olmadı. Telefon ettim. Uykulu bir ses açtı, dedim ki benim rezervasyonum var, geldim ama otel kapalı. Adam ne zamandı sizin rezervasyon diye sordu. Yahu yazıştık ya hani, Bodrum’dan geleceğimi söyledim falan. Ah dedi benim mama, o size yazmıştır ama bana söylemeyi unuttu herhalde dedi, bekleyin geleceğim. Beş dakika içinde motoruyla otel sahibi çıkageldi. Üst kattaki odamı gösterdi, bu klima, şu sıcak su falan anlattı. Ne zaman ayrılacaksınız diye sordu. Yarın öğlen Kos’a geçeceğim dedim. O zaman siz şimdi parayı ödeyin, ben yarın da gelmem, anahtarı içeride bırakın, kapıyı çekip çıkarsınız diye ekledi. “Otelde tek başına” isimli film böyle başladı.


Kalimnos limanı


Kaldığım otel odasından görüntü
Otelden limana inen dar sokaklar
Bodrum’dan Kos’a varıp da limana indiğimizde ortalığın sakinliği Kalimnos hakkında fikir veriyordu. Çarşıda bir tane açık dükkan yoktu ve kahve içmek için gittiğim caminin olduğu meydanda sadece bir kafe açıktı. Onda da masa devretmek için neredeyse hava parası isteyeceklerdi.

Bomboş Kos çarşısı

Bodrum'dan gelen sığınmacılardan arda kalan can yelekleri, patlamış botlar
Yazın cıvıl cıvıl olan Mastihari plajı
Karşıda görünen ada Kalimnos. Kos'a en yakın olduğu yerdeyim
Otele yerleşip –yerleşmek de garip kaçıyor, bir tane sırt çantasıyla gittim zaten- dinlendikten sonra adayı turlamak için yürüyüşe çıktım. Açlığımı bastırırken iki tane Mythos birası içtim ki bu adaların en sevdiğim birasıdır. Burada bir saptama yapmak istiyorum; Siz sevdiğiniz bir bira, uzo fotoğrafı falan paylaşıyorsunuz, birileri ama o olmamış, falanca bira daha iyidir diye yorum yazıyor. Buna kızıyorum. De ki senin önerdiğin daha iyi, benim zevkim bu biradan, uzodan yana olamaz mı? Adalara gitmeye başlayan bir kesim var ki, bir iki yaz, üç ada gezince oraların lezzet uzmanı kesildiler. Bir de bilirsiniz şunlar var; Mesela bir restoran fotoğrafı paylaşırsınız, orayı bildiğini göstermek için midir yoksa gerçekten fikir vermek için midir bilinmez, yandaki restoran daha iyidir diye yazar. E belki ben onu da biliyorum ve canım buraya gelmek istedi. Olamaz mı? Bilmediğim bir yerdeysem zaten sosyal medyadan soruyorum, nereye gideyim, var mı önerisi olan gibisinden.



Öğlen tek müşterisi olduğum mekan

Neyse efendim, iki biradan sonra otele kadar tekrar tırmanıp, dinlenip, akşam için dışarı çıktım. Çok sevdiğim bir kafe-bara uğrayıp bir kadeh bir şey içip -biliyorum yandaki bar daha iyi- yemek yiyip uzo içeceğim meyhaneye yollandım. Bu arada kafede üç kafadar şarap içiyorlardı. Yaşları 60-65 civarı olan kafadarlardan biri çok tipti. İri yarı, beyaz gür bıyıklı, elinde tesbihiyle, tam ağır abi. Ben daha önceki gidişlerimden bildiğim meyhaneye gittim, masama oturdum, uzoyu, mezeleri söyledim. İçeri girerken meyhaneci “Bu akşam canlı müzik var sizin için fark eder mi?” diye sordu. Yani hem fiyat fark edecek hem eğer sevmiyorsanız bilin demeye getiriyor. Tamam dedim, daha iyi, masama geçtim. Yine aynı hatayı yaptım ve bizim Bodrum’dan, İstanbul’dan alışık olduğumuz gibi küçük tabaklarda gelen mezeleri bildiğimizden iki meze bir ahtapot söyledim ki, masaya gelenlerle üç kişi rahat doyardı. Bir daha aynı hataya düşmeyeceğim artık. Burada ahtapot istediğinizde bir veya iki bacak gelir. Orada ahtapotun yarısını önünüze getiriyorlar. Derken siga siga buzuki ile klavyeci başladılar çalmaya. Sonra bir kemancı eklendi. Ardından tam Yunan müziğine uygun gırtlağı olan bir kadın eklendi. Arkada bir çocuk tef çalmaya başladı. Ama bu eklentiler 45’er dakika arayla oluyor. Sonra gece saat 00:00 olunca ortalık coşmaya başladı. Bir gece önce Noel nedeniyle herkes geç yattığı için çok kalabalık olmaz sanıyordum ki meyhanede boş iskemle kalmadı. Ve ben masama geçtikten bir saat kadar sonra bardaki üç kafadar geldiler, hemen önümdeki masaya oturdular. Bir süre sonra iki kadın geldiler ki birisi 50 yaşlarında, benim ağır abinin aftosuymuş. Bütün gece gözüm onlara takıldı. Ağır abinin sevgilisine olan düşkünlüğü, nezaketi, acemi dokunuşları çok hoştu. Bazen arkadaşına hadi koçum dermiş gibi kadının sırtına pat pat vuruyor, bazen elini tutuyor. Saatler geçip içkiler tüketilince ve de müzik insanın kanını kaynatan kıvrak Yunan ezgilerine dönünce kadın dansa kalktı. Israr etti ama ağır abi istifini hiç bozmadı. Sonra ne mi oldu? Bir süre sonra kadın masada oynamaya başladı ve adam mecburen yerinden ağır ağır doğrulup piste çıkıp iki figür yapıp çocuk gibi utanıp kaçtı.


Balık hali
Sünger imalathaneleri






Bu sefer dolunayı Bodrum'dan değil karşıdan seyrettim



Yanımda uzun bir masa vardı. O masadan, çok iyi dans eden genç çift gecenin yıldızı oldular. Gelenlerin tümü –ben hariç- adalılardı çünkü birbirini tanıyorlardı. Her gelen, önce gelenlerle sohbet ediyor sonra masalarına geçiyordu. İlerleyen saatlerde arkada sadece kadınların olduğu masadan orta yaşlı çapkın bir kadın, iyi sirtaki yapan genç adama –bana kalırsa- hafiften asılır gibi oldu. Adamın karısının da aynı şeyi hissettiğini izledim. Hatta bir ara sanki bozuk attı kocasına. Neyse, bir ara sadece kadınların dans ettikleri bir şarkıya geçtiklerinde genç kadın orta yaşlının yanına gidip masadan dansa kaldırdı. Öyle figürler yaptı ki, alkolün de etkisiyle orta yaşlı kadının başı döndü yuvarlandı. O anda genç kadının kocasına bakışının fotoğrafını çekemediğime hayıflandım. Hasmını mağlup eden gladyatör edasıyla bir bakıştı ki offff of!! Sözünü ettiğim bütün tipler buraya koyduğun, o akşama dair fotoğraflarda ve işte şu linkteki kısa videoda varlar. ( https://youtu.be/s8ubiBJqcoo ) Meyhanede yalnız içmenin böyle bir tarafı var, etrafı gözlemleyebiliyorsunuz. Ne hikayeler çıkıyor. Tanımadığım mekanlarda yalnız olmayı bu yüzden severim.

Symi karidesi
Bir kişi için çok fazla olan ahtapot. Porsiyonlarını hesap etmeyi atladım
Müzisyenler
İlerleyen saatlerde masalar birleşip dansa kalktılar

Ağır abi ve aftosu
En güzel dansı yapan genç çiftin biri...
... ve diğeri. 
O akşam çok eğlendim. Otele döndüğümde saat üçe varıyordu. Odaya girdim yattım, uyumuşum. Bir süre sonra tak tuk seslerine uyandım. Gece kuvvetli poyraz çıkmış, otelin boş odalarının tahta kepenkleri bağlarından kurtulmuş çarpıp duruyor. Gece dolunay, etrafta kimse yok, tam dalacağım pat küt sesine uyanıyorum. Sabaha kadar uyuyamadım. Bir otel maceram da böyle bitti. Yazın kaldığım Massouri Blu oteli hariç her kaldığım otelde başıma bir şeyler geldi. Bir öncekinde karınca kolonisiyle aynı odadaydım.

Kalimnos turistik değil demiştim. Böyle olunca oteller iyi değil. İyiden kastım şu; temiz ve sakin olsun yeter. Ya temiz değil, ya bakımsızlıktan kapı pencere çarpıyor. Ve yazlık olarak düşünülmüş tesisler olduğundan kışın rüzgar odanın içinden geçiyor. Küf kokan çarşaflar da cabası. Kos öyle değil mesela. Turistik olduğundan, kışın açık oteller de iş görüyor. Nitekim ertesi gün Kos’ta kaldığım Astra gayet temiz, merkezi, ferah odaları olan bir oteldi.

Kalimnos tam bir orta direk nüfuslu, sakin bir ada. Hiç bir lüks yok. Ne lüks araba, ne lüks tekne, ne bina, ne otel, ne markalı mağaza. Daha önce de yazmıştım, mesela billboard, ışıklı reklam panosu da yok. Süpermarket, büyük restoranlar, oteller de yok. Halkın çoğunluğu emekli gibi görünüyor. Balıkçılık ve süngercilik var. Yazın da turistik aktivite olan kaya tırmanışı ile deniz dalışları için gelen binlerce turist var. Yazı kazandığını kışın yiyen ekonomi. Buraların kaderi böyle. Bir zamanlar Bodrum da öyleydi ama artık doldu, küçük İstanbul olma yolunda ilerliyor, kışın da ticaret var. Yani demem o ki, eğer sakinlik, tek başına veya sevdiğinizle baş başa ya da bir iki arkadaşınızla siz size tatil istiyorsanız uyar. Ama tek başınıza ya da yanınızdaki insanla da etrafta aktivite olmadan sıkılanlardansanız Kalimnos’u aklınızdan bile geçirmeyin. Bana madem bir şey yok niye gidiyorsun diyorlar. Cevabım, hiç bir şey olmadığı için gidiyorum zaten. Gürültülü müzikli mekanlar, parti yapılan beachler, barda birbirini kesen insanlar yok. Zaten bar diyebileceğimiz bir iki yazlıkçı yer var o kadar. Gelen turistler de gün içinde kendilerini dağlara vurduklarından, gece olmadan yorgunluktan seriliyorlar. Yani yazın bile sakin. Demem o ki, Mikanos, Bodrum neyse Kalimnos tam tersi. O yüzden de gelişmiş ekonomisi yok, paranın kısıtlı olduğu çok belli. Biraz 80’leri, 90’ları yaşıyor gibi. Belki kısa videodaki insanların giysilerinden fark etmişsinizdir, geçmişte çekilmiş video gibi duruyor. Bunları niye yazdım? Bana güvenip gitmeyin sonra bana saydırmayın. Benim gitme nedenim deniz, güneş falan değil, başka. Orada kendimi iyi hissediyorum, özlüyorum. Bana iyi gelen bir ada. Enerji mi dersiniz, aura mı anlamam. Orada bir şey yok, bir kere gittim, sıkılıp ilk feribotla kaçtım diyen çok insan biliyorum.



Uzakta belli belirsiz Turgutreis var

Vathi koyu

Aşkı 35 İzmir...




Ertesi gün öğlen 15:15 feribotuyla Kos’a geçecektim. Sabah otelde kahvaltı olmadığından limanda bir tost yedim, araba kiralamaya gittim. Feribot saatine kadar adayı turlayayım istedim. Ada turu 70 km tuttu. Tam tur yapsam belki 90 km olabilirdi ama kış şartları dağlardan yola iri taşları yuvarlamış, tırmandıkça yol çetrefilleşti. Altımdaki araç da küçücük bir Suzuki idi, güvenemedim, geri döndüm. Görmediğim bir iki koy kaldı ancak asıl ana yerleri gezebildim. Merkezden adanın arkasındaki koylara gittikçe yolda toplasanız on araç ya gördüm ya görmedim. Hava mükemmeldi. Radyoda iyi Yunan müziği çalıyordu. Keyfime diyecek yoktu yani. Derken feribot saati yaklaşınca arabayı teslim ettim, geç ve hafif bir öğlen yemeği yiyip feribota bindim. Geceki kuvvetli rüzgar sürüyordu, bomboş feribotu salladıkça uykum geldi. Eğer uyursam yol üstündeki Symi’de veya 6 saat sonra son iskele olan Rodos’ta “geldik” derler diye direndim.


Mandalina bahçeleri arasından geçilen Vathi sokakları

Yazın kaldığım Massouri bölgesi
Kış şartları yollara taşları yığmış
Massouri ile Panormus arası


Yazın yer bulmanın zor olduğu feribot
Kos’ta kaldığım otelde, Bodrum’dan aynı feribotla Kos’a geçtiğimiz arkadaşlarım Osman, Pınar ve Merve de kalıyorlardı. Osman Hanende Mey’in sahibi olan aileden. Kendisi Pedesa Kralı I. Gambilya’dır. Bu ne demek derseniz, yılbaşında Hanende Mey’deki masamızda hikayeyi anlattım, orada olsaydınız dinlerdiniz.

Cumartesi akşamı, ekibin bir gece önce gittiği mekana gittik. Çok memnun kalmışlardı, ben de merak ettim. Gerçekten iyi bir restorandı. Meyhane değildi. Hani Symi karidesi, ahtapot ızgara ve yanına uzo sipariş ettirecek yerlerden değil. Çok lezzetli, farklı mezeleri vardı. Kendi mahsulleri olan zeytinler ve zeytinyağında yapılan mezeler, sunumlar başarılıydı. Aslında masa şaraplıktı ama elim gitmedi, yine uzoyla devam ettik. Merve ikinci karafı tek başına bitirince şarabın iyiliğini anladım zaten. O gece, bir önceki gecenin acısını çıkararaktan şahane bir uyku çektim. Otel limana bakıyordu ve hava yaz gibiydi. Gece boyu balkon kapısı aralık yattım diyeyim anlayın. Sabah kahvaltı falan derken meydana yürüdük. Bu arada otelde İzmir'in bir beldesinden gelmiş üç adam vardı. Niye geldiklerini hiç anlamadık. Onlar da anlamamış olacaklar ki "Bu adada hiç bir şey yokmuş, arkalara da gittik köpek bile görmedik" deyip şikayet ediyorlardı. Tahminen bir problemli işi bitirmişler, ödül olarak onları buraya tatile göndermişler. Ama yanlış zaman. Noel'de ortalıkta kimse olmuyor ki. Herhalde felekten bir iki gece çalmak istemişlerdi ama felek onların iki gecelerini çalmış. İçlerinden biri AKP'liydi. Nereden biliyorsun derseniz, üstündeki mavi kareli ceketten derim. Eh bıyık da badem olunca. Sonra gerçekten de AKP'den bir beldenin -ismi önemli değil- belediye meclisi üyesi olduğu anlaşıldı. Free Shop muhabbetimizi duymuş olacak ki, bizimle birlikte pasaport kuyruğunda olan arkadaşa "Siz anlarsınız, şöyle bir hanımla bir akşam yemeğinde içilecek hafif bir içki tavsiye eder misiniz?" diye sordu. Eh o hanımın eşi olmadığını anladık herhalde. Bunlar böyle çakal işte. Yapmazmış gibi yapıp yapanlardan. Keşke konyak önerseydik.


Kos'taki Astra otelindeki balkondan limanın görünüşü

Girit ekmeği dedikleri peksimetvari bir ekmek, üstüne süzme yoğurt ile feta karışımı gibi lezzeti olan peynir, domates, kapari, zeytin ve kekik. Adı dakos. İlk bakışta tatlı sandınız değil mi?







Bodrum ekibi... Merve, Pınar ve Osman ile salaş mekandayız
Cuma günü terkedilmiş kovboy kasabası gibi olan Kos Pazar günü kendine gelmiş canlanmıştı. Akşam 16:00 feribotuyla Bodrum’a döneceğimizden fazla zamanımız yoktu, kalan zamanı en iyi şekilde değerlendirmek adına tabii ki nerede iyi yemek ve uzo yaparız derdine düştük. Osman Bodrumludur. Kos’ta da tanıdıkları var. Bir gece önce birlikte oldukları ekipten Koslu arkadaşları onu öğlen, çarşıdan uzakta ve arkalarda, sokak içinde bir mekana götürmüşler. Bana “abi tam senlik, salaş, mezeleri harika” deyince hep gidilen Kalimnos Restoran ve benzeri yerlere gitmektense orayı merak ettim. İyi ki gitmişiz, son zamanlarda yediğim en güzel balık kızartmasını ve mezeleri yedik. Bir baba, bir kızı ve mutfakta bir adamla çekip çeviriyorlar. Hakikaten salaş, hiç bir lüksü yok, hatta içeride oturursanız üstünüz yağ kokar, öyle işte. Sadece Kosluların bilip gittiği bir mekan olduğu, ilerleyen saatte gelenlerle belli oldu. Yine tek yabancı bizdik. Zaman geçmese de şu keyif bitmese diye diye yemekleri bitiremeden –aynı hata- kalkıp limana yürüdük. Feribot Bodrum’a yanaştığında akşamın orada bitmeyeceği belli oldu ve kendimizi Gemibaşı’na attık.

Önümüzdeki günlerde sadece o mekanda, bu sefer akşam yemeği yiyebilmek için gitmek istiyorum. Bazı yerlerin adını artık yazmıyorum, umarım kızmıyorsunuz. Çünkü bir süre sonra oranın tadını bozan, hiç yakışmayan tipler gelmeye başlıyor. Siz üstünüze alınmayın lütfen, ama bu dersi aldım.

Bir ada turum böyle geçti. Kalimnos devreye girince Datça’yı epey ihmal ettim bu aralar. İlk fırsatta Datça yapmak istiyorum.


Aspat'ın önünden geçiyoruz



Adalara gidince bazı şeylerin olmaması, görmemek iyi geliyor. Nedeni, aramızdaki 7-8 milin aslında çok daha fazla kültürel bir mesafe olmasından. Aynı coğrafyada hayatın bu kadar farklı olmasının temel nedeninin din olduğunu tahmin etmek zor değil. Kendimi hemen şu karşıda çok daha iyi hissediyorum. Fırsat yaratıp daha çok gitmeyi isterim.


Mavi Ege’nin karşı adalarından şimdilik bu kadar. Bodrum’dan selamlar.




7 yorum:

  1. Merhaba, yine okumaktan zevk aldığım bir yazınızdı.
    Fakat Kalimnos lu ağır abinin kadın arkadaşı/sevgilisi için kullandığınız 'aftos' kelimesini çok garipsedim.
    Bana bu kelimede kadını aşağılayan bir şey var gibi gelir hep , onun için sizin yazınızda görmek şaşırttı beni....
    Slmlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Burada kullandığım "aftos" argodaki anlamında değil, Yunan müziğinin çok bilinen bir aşk şarkısında geçen, sevgili anlamındadır. https://www.youtube.com/watch?v=h6Fr3V8NY4Q

      Sil
    2. Tşkler,yeni bir şey öğrenmiş oldum.

      Sil
  2. Serdar Bey blogunuz icin ellerinize saglik. Tek bir sorum var: kendim icin sormuyorum yani benim sartlarimi maddi durumumu kosullarimi filan dusunmeyin, sizin icin: bugun Bodrum dan vazgecseydiniz, yani birden bire Bodrum yok olmus, nereye giderdiniz? Ve tabiiki: nicin orasi? (Bu arada, ilk defa bir blog'a birsey yaziyorum, asagidaki yanitlama bicimleri nedir bilmiyorum bakalim nasil gorunecek?) Tesekkurler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Bodrum'dan ayrılırsam muhtemelen Gökova'ya sahili olan bir yere yerleşirdim. Neresi derseniz, henüz şurası diyemiyorum.

      Sil
  3. Bir soru da benden... Bir Yunan adasına yerleşip orada yaşamak isteseniz hangisini seçerdiniz ? :)

    YanıtlaSil
  4. Soru tabiiki Serdar Bey'e ama ben lafa karismadan edemicem, mahsur gorurseniz soyleyin silerim Serdar Bey. Biraz doluyum yukaridaki konusmadan bir hafta sonra yola ciktim, hazirana kadar tum bahar oralari karis karis gezdim cunku.. Hicbirseyden eksik kalmadim, en guzel yerlerde kaldim, magduruyet yok o sekilde anlatiyorum, (magdur olan negatif konusurya). Nerede olduguna degil nereye yakin olduguna da bakmak lazim, insan medeniyeti ariyor, sinema tiyatro vb diye klasiklesmis muhabbet yapmiyorum, insanlari ariyorsun kardesim, sana bir muhabbette birseyler ogretebilecek bir kul yok, hep sen ogretiyorsun... Haa, bide esnafin "aha bi avanak daha dustu" zihniyeti tiksindiriyo. Neyse, Meis-Kas'a yakinsin; burada detay vermiim, sakin ha! Symi - Datca ya yakinsin, emekli cenneti, bir sehir dusun, tum insaatlar Migrosa kac metre diye satiliyo, birde yas ortalamasi 70 filan, ucuncu gun cildirdim. Kos - Bodrum, evet, medeniyete yakinsin, her sey var, guzel ama burada uzmani varken bana laf dusmez))) Samos - Kusadasi, eh iste.. Mmmm, yok be cekilmez... Chios (sakiz), Cesme ye yakinsin, yazin super, kisin sikilabilirsin. Mitillini, Ayvaliga yakinsin, Cesme kadar olmasa da, yine cok iyi... Cunku Ayvalik cok guzel. Sevgili Aaron, buralarda gunubirlik ana kara diye bakinca TR var Turk oldugun icin gelir gidersin diye bunlari saydim. Ama yok TR den uzaklasirim dersen, Girit ten sasma derim... Hatta iyice kopalim, Corfu'yu dusun bence, Italya ya kacarsin, hayat o kadar keyifliki!!!!!)) Ben oralari TR'yi bildigimden iyi bilirim, bayramda Seturla gitmedim, yabanci ile evliydim yasadim, oralarda rahatsiz olman icin Yunanistanin savasa girmesi filan lazim, o da 200 yilda bir ya olur ya olmaz, olsada zaten onlarin savasmasiyla sen fazla rahatsiz olmazsin: https://en.wikipedia.org/wiki/Captain_Corelli%27s_Mandolin
    :-)

    YanıtlaSil