10 Nisan 2016 Pazar

Mavileşmek isteyince, mavileştirecek gelir sizi bulur

Hayatımızda ne olup bitiyorsa olması gerektiği için oluyor. Aynı mantıkla, ne olmuyorsa, neler son anda olamıyorsa, olmaması gerektiğindendir. Şubat ayında bir yazı yazmış, bu konulardan söz edip deniz fenerlerini gezmek istediğimi söylemiştim. Yazıya bu linkten ulaşabilirsiniz; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/02/bir-deniz-feneri-hikayesi.html

Deniz fenerlerini gezmeye -o sırada bir toplantı için yolumun düştüğü Antalya’dan dönerken- ilk olarak Gelidonya Feneri ile başlayacaktım. Programımı ona göre yaptım, tırmanmak için gerekli malzememi aldım. Ancak silecek yetişmeyen bir yağmura tutuldum ve hava raporları gün boyu yağışın süreceğini belirttiler. Daha önce oraya çıkan bir iki dostum da yağmurda yolun balçık olabileceğini, arabanın bir yere kadar çıkarken saplanabileceğini söyleyince erteledim.


"En sevdiğim fener fotoğraflarından biri. Kimin çektiğini bilmiyorum" diye yazmıştım ki bloğu izleyenlerden Ozan Durmaz bilgi verdi; "Serdar bey o muhteşem fotoğraf Veselin Malinov isimli National Geographic fotoğrafçısına ait. Portekiz'deki fenerlerden birisi"
Aslında görmeyi istediğim fenerleri de bir iki ayda görmem mümkün değil çünkü en güneydeki Finike yakınında, en kuzeydeki Baba Burnunda. Yani birkaç gün içinde değil, belki bir yıla belki daha fazlasına yayılacak bir süreçten söz ediyorum. Zaman buldukça gitmek durumundayım.

Bu arada sözünü ettiğim yazıdan sonra hayatımda başka değişiklikler de oldu. Bir şeyler değişmeye başlayınca, farklı bakmaya başladığınızda o döneme kadar görmediklerinizi görmeye, fark etmeye başlıyorsunuz hani. Kapalı bir kapı açılıyor, içeri giriyorsunuz, sonra girdiğiniz o odadan başka odalara kapılar açılıyor, başka bilmediğiniz yerlere giriyorsunuz. Bunun gibi işte.


Kırpık... Üstte de Neriman uyukluyor

Ruhunuza dokunan biri çıkıp size sizin farklı yönlerinizi gösteriyor. Aslında belki bastırdığınız, belki farkında olmadan görmezden geldiğiniz yönlerinizi görüp onun tadına varmaya başlayabiliyorsunuz. Yıllar önce otlar konusunda bilgili bir dostumla Datça tepelerinde yürürken üstüne basıp geçtiğim otları gösterip bak bunu akşam meyhanede yiyeceksin aslında demişti. Ve civardaki otlardan yenebilecekleri tanıtmıştı. Biraz da buna benzetiyorum hayatımızı. Bilmeden üstüne basıp geçtiklerimiz aslında bizim benimsediklerimiz veya peşinden gittiklerimiz olabiliyor. Oysa ki burnumuzun dibindeler işte. Birisi veya olaylar size bunları gösterdiğinde, ya da görmeniz için dikkatinizi o noktalara çekip yol gösterdiğinde siz de yaşadığınız hayatı bir biçimde sorguluyorsunuz. Ve derken değişmeye başlıyorsunuz. Bu da size iyi geliyor. O yazıda anlattığım fenerler böyle insanları simgeliyordu. Şimdi biliyorum ki fenerlerin de bakıma ihtiyacı olabiliyor. İşlevini yerine getirmesi için onların da bazı gereksinimleri var.

İşte hayatıma dokunan böyle birinin yanındayken Kırpık beni buldu. Anlattım onu da şu yazıda; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/03/tanstraym-krpk.html

Bodrum’a taşındığımdan beri 7 yıl geçti, kaç kişi kaç defa köpek almam konusunda ısrar etti. Hep bir bahanem vardı. Sorumluluk ister, yapamam, arabada tüy olur, kokar, ben gezen biriyim köpek ne olacak falan… Sonra bir köpek geliyor bir bakış atıyor o an bir şey oluyor ve onu alıp evinize götürüyorsunuz. Böyle olmasındaki neden köpeğin bakışının yanı sıra o bakışı anlayan bir değişime uğramış olmam tabii ki. Şimdi hayatımda bir canlı var ve onunla çok mutluyum. Bu yazıyı yazarken ayağımın dibinde uyukluyor.


Yine bir rakı sofrası mıydı acaba emin değilim, konuşurken denizcilikten, tekneden söz açıldı. Daha önce de çok açılmışlığı vardı. O zaman da hep aynı espri yapılır, “en iyi tekne arkadaşının teknesidir” denirdi. Ben de onaylardım. Çünkü tekne uğraşmak ister. Zaman ister. Bakımıydı, prosedürüydü diye diye kendime şahane setler hazırlamıştım. Elimde bu kadar set malzemesi varken tekne kullanmak, hele ki sahibi olmak fikri bana çoook uzaktı. Nasıl oldu, ne oldu bilmiyorum, kendimi amatör denizcilik kursunda buldum. Şaka bir yana ne olduğunu biliyorum aslında. Akyaka’da bir rakı sofrasında Bodrum’dan Gökova’ya kendi kullandığım tekne ile gitme fikriyle başladı muhabbet. Şu yaşadığım hayatımda hep var olmasını, hep gözümün önünde olmasını istediğim üç nokta, Bodrum-Akyaka-Datça üçgeninden konuşurken heyecanlandırmaya başladı. Hele Kalymnos’taki Telendos karşısına demirleyip gün batımında teknede uzo içmek, ahtapot yemek fikri ruhumdan taştı.


Dün kurs bitti ve deniz üstünde seyirle bazı konuları uygulayabildik. Hayatımda ilk defa 30 ft’lik bir yelkenli kullandım. Rüzgarı bordadan alıp tekneyi yatırarak seyir yaparken aldığım tat müthişti. Sadece teknenin suyu yarma sesini duyarak 8 mil sürat yaparken mavi bir cennetteydim adeta. Açık söyliyeyim, marinaya varıp tekneden indiğimde sabah binen adam değildim. O mavilik beynimin kıvrımlarına yerleşti bir kere.


Geçtiğimiz haftalarda hayalini kurduğum ve çok istediğim bir arsayı alacakken tapudan döndük. Olmadı. Üstüne küçük bir taş ev konduracaktım. Evet biraz üzüldüm tabii ama dert edecek kadar değil. Başka sefere olur dedim kendime. Derken sonra bu denizcilik kursuna başladım falan. Şimdi düşünüyorum; O arsayı alabilseydim tekne almak için beklemem gerekirdi. Para kazanmalıydım. Ama şimdi istersem tekneyi alabilirim. Acaba o arsa işinin olmaması, olmaması gerektiği için miydi? Ne dersiniz?

Ne, neden oluyorsa oluyor. Sonu iyi olsun. Şu son üç ayda yaşadıklarımın hızı beni şaşırtıyor gerçekten. Kimileri hayatımızdan çıkıyor, kimileri giriyor, yine kimileri çıkıyorsa öyle olması gerektiğinden. Gidenlerin bizlere kazandırdıklarına gelenlerin kazandırdıklarını ekleyerek hayatımızı zenginleştiriyoruz. Aynı şekilde gidenlerle bize dair paylaştıklarımız, gelenlere bize dair vereceklerimiz, yani hayatlarımızda birlikte paylaştıklarımız, aslında hepimizin kazandıkları. Kimin hayatımızda ne kadar kaldığından çok, ne kadar dokunduğu, ne kadar paylaştığımız önemli. Değişmeye hazır olduğunuzda değiştirecek gelir sizi bulur. Mavileşecekseniz mavileşecek de gelir sizi bulur.






Önümüzdeki dönemin daha fazla deniz ile haşır neşir olacağım bir dönem olmasını diliyorum. Ve eğer başarabilirsem –ki çok istekliyim- yazının başında sözünü ettiğim fenerlerin bazılarını denizden giderek görüp fotoğraflamak, yazmak bu blogun yeni konularından biri olsun. Bakarsınız tümünü denizden görebilirim kim bilir?

Yazın eğer bir teknem olabilirse, zamanımın çoğunu onda geçirmek, işlerimi de ağırlıklı olarak oradan yürütmek isterim. Bende ikisi arası olmuyor genellikle. Ya hiç olmasın, ya olacaksa dibine kadar yaşamalı. Yani ayda üç beş kere tekneye binecek biri değilim.

Daha mavi yazılarda buluşmak üzere…



5 yorum:

  1. Yazılarınızı okuyan insanların yazılarınızda kendinden bir parça bulmaması mümkün mü?Sanıyorum çoğu insana yazılarınızla destek oluyorsunuz.Yapmak isteyip de yapamadığı birşeyi zorluğuyla kolaylılığıyla burada okuyor ve "hadi" diyebiliyor.Bir yerde okuyanı da kamçılıyorsunuz.Güzel bir yazı...

    YanıtlaSil
  2. Serdar Bey herşey gönlünüzce olsun... Sizin paylaşımlarınızı gördükçe içimi huzur kaplıyor.Şehirden kaçıp gideceğimiz günleri hayal ediyorum.Maviliklerde görüşmek üzere...

    YanıtlaSil
  3. Aslen Sinop'luyum ancak şimdi İzmir'de yaşıyorum. Bileceğiniz gibi Sinop ülkemizin en kuzey noktası ve doğal liman özelliği var ve bununla beraber çok güzel bir deniz feneri var. Burayı diğerlerinden ayıran bir başka durum ise çok karşı çıkmamıza rağmen cennet gibi olan bir yere, yani tam bu fenerin çok yakınına nükleer santral kurma çalışmaları olması. Coğrafya size ters gelebilir ancak ik fırsatta burayı da ziyaret etmenizi ve yazılarınızda bahsetmenizi isterim. Bu sayede takipçileriniz gözünde de bir farkındalık yaratmamıza yardımcı olursunuz. Teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. Serdar bey o muhteşem fotoğraf Veselin Malinov isimli NationalGeographic fotoğrafçısına ait. Portekiz'deki fenerlerden birisi.

    YanıtlaSil
  5. Serdar Bey her yazınızı keyifle okuyorum, şu anda benim tatlı köpük kızım da yanımda uyuyor, ben de Ayvalık'ta yaşıyorum, benim de hayalim denizde olabilmek, henüz net bir adım atamadım bu konuda, direkten döndüm ama olacak, inanıyorum... Denizin, iyotun keyfini doyasıya çıkarmanız dileğiyle...

    YanıtlaSil