21 Eylül 2016 Çarşamba

Sekiz günde dört ada. İlk ada yine Nisyros

Nisyros’a dair paylaştığım post “şimdi sırada Tilos ve Chalki var”diye bitmişti. Uzun bayram tatilinde bu niyetimi gerçekleştirebildim. Bayram tatili dokuz güne çıkınca Bodrum’da kalmam dedim ve sekiz günlük bir adalar programı yaptım.

Mükemmel bir havada tatilim başladı
Feribot günlerini, saatlerini ayarlamak, sefer sayısı çok az olan adalara ikişer gece ayırarak program yapmak iki yarım gün sürdü

Asım Kaptan ile Kos'a geçmeyi seviyorum. Yolda çaycı ile sohbet ederek gitmek çok zevkli
Nisyros’a geçtiğimiz ay gitmiş ve çok beğendiğimi burada anlatmıştım. Volkanik bir adada olmanın duygusunun yanı sıra gerek merkezindeki Mandraki bölgesinin, gerekse dağlardaki Nikia ve Emporios köylerine tek kelimeyle bayılmıştım. Bu üç bölge adayı oluşturuyor. Bunların dışında tekneyle gelenlerin yanaştığı küçük marinacığın olduğu Pali köyünü de sayabiliriz ama orası diğerlerinin yanında sıradan, her adada rastlayabileceğiniz türden bir yer. Zaten tekneler için oluşturulmuş bir küçük köycük. Bir kaç restoran, küçük bir kilise, bir kaç market ve tekne malzemesi satan dükkan. Hepsi bu. Ama Kaptan’ın Restoranının yemekleri iyidir, söyleyeyim.

Bu tatile Nisyros’u katmamın birinci nedeni özlemiş olmam, ikinci nedeni ilk gidişimde zaman ayıramadığım Emporio köyünü tavaf etmek, üçüncü nedeni de Mandraki bölgesini bir de Eylül ayında görmek istememdi.

Kardamena'da ilk birayla tatil başladı
Karşımda Turgut Özal yüzüyordu sanki
Adam sahile çıkarken iyice Özal'a benzediğini gördüm. Sizce de benzemiyor mu?
Nisyros, Tilos ve Chalki, Kos ile Rodos arasında kalan bölgede, birbirini takip eden üç küçük ada. Üçünün de kimlikleri farklıymış, bunu öğrendim. Üç adayı da anlatacağım ama hepsini bir yazıya sığdıramam. Üçyüz civarı fotoğrafı da bir post kaldırmaz. O yüzden üç yazıda anlatacağım. Sırayla gideceğime göre Kos ve Nisyros ile başlayayım. Dediğim gibi bu yazı Nisyros hakkında geçen ay yazdığımın tekrarı olmasın diye kısa geçeceğim.

Bu üç ada turistik değil. Bu yüzden de ulaşmak çok kolay değil. Kendi aralarında da motor falan çalışmıyor. Dolayısıyla Kos-Nisyros, Nisyros-Tilos, Tilos-Chalki, Chalki-Rodos bağlantılarını ve tarihlerini uydurabilmek için iki yarım günümü ekran başında geçirdim. Tam birine feribot seferi buluyorum bu sefer oradan diğerine dört gün sonra sefer oluyor. Üç adayı ve bağlantı için iki büyük adayı sekiz güne sığdırmak kolay olmadı. Sonunda bayramdan önceki Cuma Bodrum’dan çıkıp, bir sonraki Cuma akşamı dönecek şekilde feribot seferlerini ayarladım. Booking.com’dan da otelleri hallettim. Nisyros’taki oteli ilk gidişimde gözüme kestirmiştim zaten. Ama Tilos, Chalki ve Rodos’ta kalacağım oteller için de biraz zaman harcadım internette. Artık aşağı yukarı adalar hakkında fikir sahibi olmaya başladığımdan yanlış otel seçme ihtimalim azaldı. Başlarda kalacağım bölgeyi ve oteli seçerken zorlanıyordum.

Bayramda hem Bodrum çıkışında hem Kos girişinde pasaportta çok kuyruk olacağını bildiğimden Cuma gününden gideyim dedim. İyi ki öyle yapmışım. Ona rağmen Kos girişim 45 dakika sürdü. Cumartesi giriş geçen Pazar da çıkış çok sorunluymuş. 2 saate yakın sürmüş işlemler. Tabii bağlantılı feribotları, dönüşte uçakları kaçıranlar olmuş yine. Artık öğrendim, ucu ucuna bağlantı bileti almıyorum. Gerginliğe gerek yok. Zamanım da var. Varsa üç-dört saat sonraki feribotla aktarma yapayım, nereye yetişiyorum?

Kardamena İngilizlerin çok gittiği bir bölge. Çarşısı, restoranları Turgutreis'e çok benziyor. Şu açıdan da biraz Ören'i andırıyor sanki
Kardamena
Bizi götürecek feribot
Kardamena'dan bakış

Nisyros'a birliğine teslim olan acemi erler. Kimi bıyıklı, hepsinin elinde cep telefonu. Bizim orduya göre sanki disiplin sorunu var gibi geliyor ama darbeye kalkışmıyorlar

Nisyros limanı
Ana Kos limanından Nisyros’a o gün sefer yoktu. İlk gidişimden biliyorum, Kardamena’dan, bizim Datça feribotları benzeri küçük feribotlar kalkıyor. İlkinde yakın saatteki sefere yetişmem lazımdı, taksi ile üç dakika kala yetişmiştim. Ama o heyecan hala aklımda. Bu kez öğleden sonraki sefere göre ayarladım kendimi. Böylece 40 EU taksiye vereceğime, zamanım da olunca 3,5 EU verip otobüs ile gittim. Kos’u boydan boya gezerek gitmek de keyif verdi. Kardamena’da dört saatim vardı. Bir öğlen yemeği ve iki Mythos birası ile tatili açtım. Biradan anlamam ve pek de sevmem. Şöyle ki; sıcak yaz öğlenleri ilk yudum için her şeyimi veririm ama sonrası hamallık gibi geliyor. Bazen bir şişeyi bitirmiyorum burada. Ama adalardaki Mythos marka bira başka. İçtikten sonra ne ağızda pas tadı kalıyor ne aşırı şişkinlik yapıyor. Burada bir şişeyi bitirmekte zorlanan bendeniz orada iki 50 Cl birayı rahatlıkla içiyorum. Sonra da siestaya geçiyorum. Tatil tam da budur işte. Öğle birası ve öğle uykusu. Akşam 18:00’deki feribota kadar nasıl olsa uyanırım dedim ve restoranın önündeki şezlongu gölgeye çekip siesta fazına geçtim. Deniz 5 metre önümdeydi ancak soyunup giyinmeye üşendiğimden yokmuş gibi davrandım. Bu satırları okuyanlar, hiç öyle yapılır mı deniz kaçırılır mı diyebilirler, ki hak veririm. Ama hani Bodrum’da yaşayınca, denizle her gün haşır neşir olunca insana bir boş vermişlik gelmesi de normal. Dün girmiştim, ondan önceki gün de girmiştim, hatta son üç aydır zaten giriyorum. Yarından sonra da gireceğim. O anda girmesem de olur düşüncesi hakim oluyor. Saatin dolmasını bekledim ve beni Nisyros’a götürecek feribota bindim. Bir saat kadar geçtikten sonra limana geldik. Artık bildiğim limandı ve doğru kalacağım otele gittim. Hemen üstümü değiştirip uzo içeceğim mekana doğru yürümeye başladım. Geçen sefer Ağustos ayı olmasına rağmen oldukça sakin olan ada Eylül ayında rüya gibiydi. Sadece ayak sesimi ve Ege’nin sahile vurunca çıkardığı hışırtıları dinleyerek onbeş dakika yürüdüm. Ağustos ayı meğer ada ölçeğinde ciddi anlamda kalabalıkmış. Eylül ayında el ayak çekilmiş. Okullar açılmış. Adalıların çoğu yazın gelip kışın Kos’a ve ana karaya gidiyorlar. Bir avuç genç kalmış. Gerisi adanın yaz kış oturanları, orta yaş ve yaşlı kesimi. Bu sakinliğe bayıldım tabii. Hiç ama hiç turist yoktu ve bu bana çok daha iyi geldi. İlk akşam yemekten sonra gidip bir kadeh daha içtiğm mekanda üç Türk vardı. Belli ki tekneleriyle gelmişler. Yatırım,  2+1, stüdyo, 1+1 gibi lafların geçtiği muhabbetlerini duymamak için uzakta bir yere geçtim. Daha sonra Türk görmedim. Her halde bir kaç tane vardı ama denk gelmedik. Adalarda Türk görmek benim için tatilin tadını kaçıran bir durum. Çünkü Bodrum’da yeterince gördüğüm o Türkbükü/Yalıkavak tayfasıyla ve özellikle İstanbul’un Bebek, Nişantaşı tayfasıyla karşılaşmak istemiyorum. Onların sahte muhabbetlerine ve eğlence tarzlarına şahit olmak istemiyorum. Kalkık polo yakalı, purolu adam, sarı boyalı saçlı botokslu kadına tahammülüm her geçen gün azalıyor. O yüzden yazın Leros’a gitmiyorum mesela. Bodrum’un saydığım tayfası Leros’a, Marmaris’tekiler de Symi’ye geçiyorlar. Bu iki adaya sezon sonunda gitmek gerek.

Kaldığım otel
Mandraki bölgesini karış karış yürüyerek gezmeye başladım
Uzo ile de gecenin açılışını yaptım


Pali köyü
Karşıda Tilos
İlk akşam uzoyu ve Symi karideslerini yedim ve erkenden yattım. Tatile çıkmadan onbeş güne yakın bir detoks programı uygulamıştım. Birden yüklenmek istemedim. Ama tabii sekiz günlük tatilde de akşamları soda içecek halim yoktu.

Nisyros denize girmek için uygun bir ada değil. Deniz için bir yerlere gitmeniz lazım. Adada taksi yok. Ring seferi yapan belediyeye ait bir midibüs var, ona bağımlısınız. Biraz önca değindiğim nedenden ötürü illa denize gideyim diye bir derdim olmadığından adanın geçen sefer gidemediğim bölgelerine zaman ayırmayı istedim. Erken davranıp, Kardamena’dan sabah gelen iki üç motordan inen günü birlikçilerden önce araba kiraladım. Geçen sefer rahat davranmış, bütün arabalar kiralanmış ben de oto kiralama şirketinin kendi minibüslerine kalmıştım. Tabii o zaman Ağustos’tu. Oto kiralama şirketindeki kız tanıdı. Ehliyetten adımı okuyup “İyi tatiller Serdar Benli Gözlükle” dedi. O “gözlükle” ibaresinin benim adımla ilgisi yok dedim, gülüştük. Nikia sokaklarında kaybolmak hayallerimden biriydi ve doya doya yürüdüm. Yine sıcaktı ve kratere yakın olmak ısıyı artırıyor. Ama yılmadan tırmanıp durdum. Müzeyi açık yakaladım. Galiba Avrupa’da başka bir tane daha yok. Epey zaman geçirdim müzede. Çok güzel, giderseniz uğrayın. Tektonik hareketler, doğal olaylar bizim Ege’yi nasıl şekillendirmiş çok iyi anlatıyor. Oradan Emporios’a geçtim. Nikia kadar etkilemedi çünkü Nikia adeta film platosu gibi bir bölge. Bu kadar güzellik ancak abartılmış bir film dekoru olabilir diyorsunuz. Emporio da Nikia gibi kraterin oluşturduğu dağın bir tepesinde. Nikia Tilos’a bakarken Emporio Datça’ya, Knidos’a, Yazı köyüne bakıyor. Öğlen yemeğini Emporio’da methini duyduğum Balkon restoranda yiyecektim. Krater manzaralı bir balkon işte. Oraya giderken küçücük bir kiliseciğin bahçesine bitişik avluda beş masalık bir restoran gördüm. Daracık sokak masaların arasından geçiyor. Orada tek başına retsina içip yemek yiyen bir adama gözüm çarptı, imrendim, o beş masanın biri boştu, çöktüm. Krater ve manzara seyretmektense bu küçük avlucuk daha ilginç geldi. Birazdan masama Fix marka bira eşliğinde kırmızı şarap soslu domuz yemeği teşrif etti. Derken mekanın sahibi çıktı içeriden. Benden genç, kırklarında biri. Çok güleç, hoş sohbetti. İtalyan olduğumu düşünmüş çünkü domuz yiyormuşum. Dedim ki o konu ayrı, benim o işlerle ilgim yok, güzel olan her şeyi yerim. Ona bakarsanız dinen içki de yasak dedim, laf oradan açıldı. Dedi ki siz Türkler içinde çok içki içen tanıdığım var ama domuz yemezler. Meğer adamın eski sevgilisi Türkbükü’nde yaşayan biriymiş hatta takı yaparmış. Adını söyledi, tanır mısınız dedi ama unuttum. Tanımıyordum yani. Yedi yıldır Bodrum’a geçmemiş. Bir ara görmek istiyorum dedi. Ben olsam gitmezdim, bırakın aklınızdaki gibi kalsın diyecektim, boşver dedim.

Kalymnos'ta kiraladığım arabalar en fazla 1 yaşında oluyordu ve 30 EU ödüyordum. Bu dökülen oniki yaşındaki Nissan için 35 EU ödedim
Nikia

Krater











Volkan müzesinde adanın bir modellemesi var 
Volkanın oluşturduğu tepeler 

Emporio’da yemek faslı bitince biraz daha yürüdüm sonra arabaya atladığım gibi otele döndüm. Biraz geç de olsa siestayı yakaladım. İkinci akşam üzeri Mandraki bölgesinde gezmediğim daha da arka ve ara sokaklara daldım. İyi ki dalmışım, karşıma büyük bir çınar ağacının olduğu meydancık çıktı –yoksa çınar değil de okaliptüs müydü?-  Bu meydanda yan yana beş, altı tane her biri aile işletmesi olan mekan var. İki tur atıp gözümü kestirdiğim birine girdim. Niyetim oğlak yemekti. Ve mekanın menüsünde oğlak görünce tamam dedim burası olur. Bir de sofra şarabı söyledim. O akşamı da güzel bir yemekle taçlandırıp otele doğru yürüdüm. Erken yatmalıydım çünkü sabah saat 07:50 feribotuyla Tilos’a geçecektim.


Emporio


Emporio'da küçücük bir restoran

Şarap soslu, karamelize soğanlı domuz 
Bu çok ilginç bir durum. Oturduğum iskemlenin hemen yanındaki bu oyuktan sıcak geliyordu. Mekan sahibi söyledi, volkanın ısısı bazı evlerin duvarlarından yüzeye çıkıyormuş. Elimi oyuğa soktum basbayağı sıcaktı.
Adalarda yemekten sonra genellikle ikram edilen yoğurt ve bal. Balın yereni bazen pekmez, bazen reçel alabiliyor








Sözünü ettiğim restoranlar









Her akşam üzeri uğradığım kafe
Bu kareyi o kafede oturduğum yerden çektim. Yani kafe denize bakıyor






Anlamı şu; 8'de gelebilirim ama 1,30'da beni göremezsiniz bile. 5.30'da gelebilirim, 9.00'da paydos

Bir buçuk ayda ikinci kez gittiğim Nisyros’tan iyi duygularla ayrıldım. Nisyros benim için ayrı yeri olan bir ada. Tekrar söylüyorum, adada hiç bir şey yok. Denize girmek sorunlu. Volkanik kayalar denize dik iniyor. Hiç bir tesis yok. Denize girilebilecek sahile gittiniz diyelim, havlunuzu serip oturacaksınız. Şezlong yok. Suyu falan yanınızda götürmelisiniz, hiç büfe falan da yok. Sadece bir yerde sevimli, küçük, asma altında oturulan mekan var. Izgara bir şeyler yiyebilirsiniz. Elektrik arkada jeneratörden üretiliyor. Telefon çekmiyor. Tek tesis bu. Tabii şezlong yine yok. Uzun lafın kısası, ada gitmesi de yaşaması da, gezmesi de zor bir ada. Ama ben mimarisine ve sakinliğine vurulduğum için gidiyorum. Bana bakmayın demeye getiriyorum. Sonra bu ne biçim yer demeyin, kulaklarımı çınlatmayın. Kışın haftada bir hızlı feribot çalışıyor olabilir, bakacağım. Dönüşte gece giden büyük feribotlardan biri eğer Kos’a gidiyorsa kışın da bir iki gece gitmeyi deneyeceğim. Öğlenleri okuyup akşam uzo içmek için. Hele fırtınada kim bilir ne kadar güzel oluyordur.


Erken yatayım, sabah erken Tilos’a geçeceğim demiştim. Burada keseyim. Bir sonraki yazıda Tilos’u anlatırım.

BiziTilos'a götürecek feribot yanaşırken


Nisyros limanı



Karışıdaki tepedeki evler Nikia köyü




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder