3 Mayıs 2017 Çarşamba

Bitirir gibi ama bitirmiyorum.

Bu blogu niye açtım? Kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak, yaşadığımız hayatı değiştirmenin mümkün olabileceğini anlatmak istemiştim. Bodrum’a yerleşmek benim için son bir kaç yılın özlemi değildi. İlk görüşte aşk gibiydi diyebilirim. Üniversite yıllarımda buraya göçme fikri aklımdan geçmişti. Nasıl geçinirim diye küçük bir araştırma yapmış ve bunun benim bildiğim ve sevdiğim tek iş olan grafik tasarım ile mümkün olmadığını öğrenmiştim. Ve sonra hayata atıldım, yıllar geçmeye başladı. Bir zaman geldi, o fikir saklandığı yerden ortaya çıktı çünkü artık işimi bilgisayar/internet marifetiyle yapabiliyordum ve bulunduğum yerin çok önemi yoktu. İstanbul hızla bozuluyordu, benim sevdiğim İstanbul olmaktan çıkıyordu. Bodrum’a taşınmak için iş biçimimi değiştirmem, İstanbul’da bulunmamı en aza indirecek bir tarza dönmem gerekiyordu. Bu dönüşüm -halen yapmakta olduğum iş biçiminde o dönem piyasada kimselerin olmamasıyla- umduğumdan hızlı ve verimli oldu. Uzatmayayım, sonuçta bundan tam sekiz yıl önce -yıllarca yazları ayda bir iki hafta sonu annemin evinde geçirdiğim ve sonraları Yalıkavak’ta bir kaç ay kaldığım evreleri de aşarak- tam zamanlı Bodrumlu hayatıma geçtim.

Bu geçişin ve dönüşümün hikayesini anlatarak, benim gibi buralara göçmek isteyecek olanlar varsa onlara yol göstermek istedim. Bu arada burada yaşadıklarımı, bu coğrafyanın bana kattıklarını aktarmaya başladım. Kendi dönüşümümü olabildiğince yalın şekilde anlatmak istedim. Yediklerimin farklılaşması, hayatımın değişmesi, coğrafyanın bana kattıkları, gezip gördüklerim… bunları yazdım.

Okuyanlardan gelen yüreklendirici yorumlar, yolda karşılaştığım ve “sizin yazılarınızın da verdiği cesaretle Bodrum’a yerleştik” diyenlerin yüzündeki mutluluk iyi geldi. Datça’da bile yolumu çevirip teşekkür edenler oldu. Farkında olmadan bu kanalla dostluklar kurdum. Kimiyle tanıştım ama büyük çoğunluğunu tanımıyorum. Fakat bir şekilde ortak noktalar bulduğumuzu biliyorum. Haset ve kıskançlıkla laf edenler, her yerde olduğu gibi burada da karşıma çıktı. Doğrusunu isterseniz bu bloğu açmadan önce, başkalarının çabalayarak yakaladığı mutluluğuna bu kadar tepki gösterenlerin ve mutsuzluktan beslenenlerin bu kadar çok olabileceğini tahmin etmiyordum. Bu konunun maddiyatla ilgisi yok. Maddi anlamda iyi durumda olup da mutsuz, sinmiş, yaşadığı berbat hayatı kabullenmiş o kadar çok insan var ki, onların sataşmalarına maruz kaldım. Hani mealen şu şekilde gelen sataşmalar her şeyi açıklıyor aslında; Memlekette bu kadar sorun varken rakı içmelerini yazmak, Datça’nın bademlerini yazmak, Gökova’yı yazmak ne kadar ayıp, utanmıyor musun?... Anlatabildim sanıyorum.

Bunlara önceleri kızıyordum, şimdi umursamıyorum. Ve tabii bu gibi yazıları yazanlar isimlerini yazmazlar. Yazılan yorumların bana ulaşabilmesi için isim ve Google’a kayıtlı olma zorunluluğu getirince bıçak gibi kesildiler. Anladım ki bu tür insanlar sinsidirler ve isimlerini yazmaya cesaret edemezler.

Neyse, bugüne kadar 345 yazı yazdım. Buradaki hayatım bir şekilde kendini tekrar etmeye başlayınca yazıları azalttım. Öyle ya, yılda beş defa Kalymnos’a gidiyorsam, farklı ne anlatabilir, ne gösterebilirim? Derken özellikle son üç yıldır Bodrum hızla kalabalıklaşmaya başladı. Yazın basbayağı trafik oluyor. Gelenlerin hepsi benim benimsediğim, burada olmalarından mutlu olduğum insan tipine uymuyor tabii ki. Gelirken İstanbul’u, büyük şehir alışkanlıklarını yanlarında getirenler buranın ahengini, doğallığını her anlamda bozmaya başladılar. Trafikte korna çalanlar, sağdan kaynak yapanlar bunlar. Granit kaplı cepheleri olan evleri alanlar, milyon dolarlar sayanlar da bunların içinden çıkıyor. Güvenlikli site derdinde olanlar, BlaBla Residence’ta oturanlar bunlar. İçlerinden birisi açtığı blogda Bodrum’a gelme nedenini açıklarken “Burada alıştığım markaları buluyorum. AVM çok yakın” gibi şeyler yazmıştı mesela. Kendi eğlence anlayışını ve markalarını da beraberlerinde getirdiler. Bu da benim için tatsız bir durum. Gelmesine sevindiğim arkadaşlarım oldu neyse ki. Bu dostlarımı sayarken en başa Ahmet-Hülya Coka çiftini koyarım. Çünkü Bodrum’u Bodrum gibi yaşamanın tadını biliyorlar. İstanbul’daki hayatlarından çok farklı bir hayat yaşıyorlar. Buraya çok uyum sağladılar ve Bodrum’a çok yakıştılar.

Yaz aylarının kalabalıklığına elimden geldiğince dahil olmadan yaşamanın formüllerini buldum. Sabah erken bisikletle işime gidiyorum, yüzüyorum, akşam ortalık çok kalabalıklaşmadan evime dönüyorum. Geceleri kale tarafına gitmemek gibi bazı kaçışlarım var. Ancak geçtiğimiz yaz ardı ardına gelen uzun bayram tatilleri pes ettirdi. Bu sefer mümkün olduğunca Yunan adalarına kaçmaya başladım. Bu bir yöntem ama tatil olmayan zamanlarda çalışamıyor, işimi yapamıyordum.

Ve sonra şartlar bana yeni bir yol bulmamı sağladı. Hem rutinleşen hayatıma bir farklılık ve yeni heyecan getirecek, hem yazın kalabalığından uzaklaşabileceğim ama işimi de yapabileceğim bir yol. Denize açılmak.

Bu fikrin ilk aklıma geldiği yeri ve anı çok iyi hatırlıyorum. Kalymnos’a ilk gidişimdi. Masouri’den Telendos’a bakıyordum, müthiş bir gün batımı vardı. Denizin ortasında demirlemiş bir tekneyi görünce neden böyle bir hayatım olmasın dedim kendi kendime.

İşte burası ve o tekne
İstediğim zaman buralara da gelebilirdim ve işimden de uzak kalmazdım. Laptop neredeyse ofisim orası olabiliyorsa bu neden bir tekne olmasın? Ama nasıl bir tekne? Bir yelkenli olmalıydı. Sessizce Ege’nin tadına varabileceğim, bir yere yetişmeyeceğime göre sürat derdi olmayan bir tekne. İçinde yaşayabileceğim, asgari ihtiyaçlarımı karşılayabilen bir ebat nedir diye araştırmaya başladım. Bir yıl boyunca bu konuda kafa yordum. Bilenlere danıştım. Ne istediğimi iyi tarif edersem bana uygun olanı bulurum dedim. Tabii işin bütçe faslını unutmadan. Bu karar, arsa alıp Bodrum’dan daha uzak bir köşede ev yapıp orada yaşama seçeneğini ötelememe neden oldu. Hem onu hem tekneyi karşılamam bu aşamada mümkün değil dedim ve önceliği tekneye verdim. Kaldı ki belki tekneyle başlayan mavi hayat köyde bir ev yapmak fikrimi tamamen iptal etmemi gerektirecek. Yaşamadan bilemem. Kararlarımız nasıl bir hayat yaşamak istediğimizi belirliyor. İstanbullu hayatımda kredi kullanıp ev almak için borçlanmadım. Bu yüzden de istediğim zaman İstanbul’u terk edebildim. İşimin biçimini değiştirdiğimi söylemiştim. O da bir süreçti. Yani öyle hemen olmuyor bazı değişimler. Bir şeylerden vazgeçerek yeni bir hayata geçebiliyorsunuz. Sınırsız ekonomik gücünüz varsa lafım yok.

Ve artık iki aya yakın bir zamandır Bodrumlu(mavi)hayata geçmek için adım atıyorum. Ha unutmadan. Tekne alma fikri gündemime iyice girince ilk işim ehliyet almak oldu. Onun için kursa gittim, sınava girdim. Geçtiğimiz hafta da telsiz kursunu bitirip onun sınavından geçtim. Çabalamadan olmuyor.

Deniz ile pek ilgim yoktu. Hayatımda ilk mavi yolculuğumu bile üç yıl önce yapmıştım



Hayalimi çizmiştim...


Geçen yıl kurstaki hocamın teknesiyle ilk deneyimimi yaşamıştım. Tekneden dönüp karaya çıktığımda ben aynı ben değildim
“Bu yaştan” dediğimiz bir yaş var. Hani “Bu yaştan sonra bu yapılır mı?” gibisinden bir şeyler denir ya. İşte “bu yaştan” kişiye göre değişen bir yaş. Bana “Bu yaştan sonra tekne hayatına mı geçeceksin?” diye eleştirel bakanlar oldu. Benim için “bu yaştan” dedikleri hep bulunduğum yaştan ilerisi oldu. Bunu önemsiyorum. Bir çok insan için köklerin salındığı, çoluk çocuğa karışılıp torun beklendiği, emekli hayatının başladığı yaş olan 48 yaşımda yaşadığım şehri değiştirdim, Bodrum’a geldim. Şimdi de 56 yaşımı sürerken “mavi hayat”a adım atmanın heyecanını yaşıyorum.

Gelelim sadede… Bu blogu kapatmıyorum ama çok seyrek yazarım diye tahmin ediyorum. Bunun iki nedeni var. Birincisini yukarıda anlattım, buradaki hayatım belli bir rutinde sürüyor, yazacaklarım sıkıcı tekrarlar olacak. İkincisi de öyle veya böyle yeni yazılarla kimsenin aklını çelmek istemiyorum. Çünkü burası benim anlattığım Bodrum olmaktan hızla uzaklaşıyor. Bu konuda buraya linkini aldığım yazıda düşüncelerimi, gözlemlerimi yazmıştım, ekleyeceğim bir şey yok. http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/12/bodruma-yerlesmek-denilince.html

Bundan sonra yeni bir blogda buluşacağız. http://bodrumlumavihayat.blogspot.com.tr/

Burada yeni hayatıma dair notları, gezip gördüklerimi, tekneli hayata adapte olurken yaşadıklarımı anlatacağım. Ama şimdiden bir konuyu vurgulamak isterim. Nasıl ki Yunan adalarında gittiğim bazı yerleri adıyla, konumuyla yazmıyorsam, bu yeni blogda da yazmayacağım. Umarım anlayışla karşılarsınız. Ne yazık ki verdiğim bilgilerden sonra gelen kitlenin özelliklerini belirleme olanağım yok. Sık yazdığım bir kaç mekana artık ben gitmez oldum. Çünkü mekanın üslubu değişti, gelen kitle benim İstanbul’da kaçtığım tayfa olmaya başladı. Ders aldım.

Mavi hayat ile ilgili geçmişte yazdıklarım, bugün bu yazdıklarımın öncüsüydü aslında. Bu yazının sonunda o yazıyı okursanız biraz daha anlam kazanır. 
http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/05/hedef-daha-mavi-bir-hayat.html


Bodrumlu(mavi)hayatta buluşmak üzere…

11 yorum:

  1. Bol şanslaaaaar...Herşey gönlünüzce olsun.

    YanıtlaSil
  2. Sizin adınıza çok sevindim. Yeni hayatiniz da mutluluklar dilerim Umarım herkes yaşamak istedigi mutlu olacagi bir hayatı yaşamayı bir gun başarabilir. Bu sayede Mutsuz insanlar ülkesi olmaktan kurulabiliriz belkide.

    YanıtlaSil
  3. Sezon sonu finali gibi bir yazı, neyse ki yeni sezon uzak değil, mavi bir hayatın maceralarını sabırsızlıkla bekliyoruz...

    YanıtlaSil
  4. Serdar Abi, selamlar... Naçizane bir yorumda bulunmak istedim. Yeni blogun tasarımı üzerinde hala çalışıyor musun bilmiyorum ama, arka planı bodrumluhayat'taki gibi beyaz olursa, ileride yapacağın mavili paylaşımlar sanki daha güzel şekilde ön plana çıkar gibi geldi bana. Gerçi, içerik güzel olduktan sonra, yemişim görselliği de, ne bileyim bir demek istedim yine de.:) Rüzgarın bol olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sabah ilk iş zemini değiştirecektim :)

      Sil
  5. Selam,
    Ruzgar Baba (Haldun Sevel) herseyi birakip minimum la Mavis'te yasamaya karar verdiginde, sen delisin demisler. Hakkikaten acaba ben delimiyim diye psikolog bi arkadasina gorunmus, Arkadasi da sormus tekne de bana da yer var mi? " Iyi durumda olup da mutsuz, sinmiş, yaşadığı berbat hayatı kabullenmiş insanlar, ne yasayan, nede yasayanlarin yasamasini hazm edenler takimi … " birtek Turkiye de yok bu takim. Dunyanin en medeni ulkelerinde bile cok var. Durum an itibari ile hersey bizlere lazim diye sunuluyor, en nihayetinde gercekten lazim olanlari siralamaya kalksak hangi sonuca variriz acaba... Bu tekne/yelken isini cok tuttum. Zevkle okuyacagim. Eminim goreceklerinizle doganin korunmasi icin cok seyler yazacaksiniz. Sadun Boro nun deyisiyle denizleriniz sakin, rüzgârıniz kolayıniza, neşeniz daim olsun... Selam, Sakir.

    YanıtlaSil
  6. Bir yandan mavi yolculuk fikrinizin heyecanını bir yandan da 8 yıl önce çok özlemle geldiğiniz Bodrum'un karmaşıklaştığından, rutine döndüğünden bahsettiğiniz kısımlarda garip bir depresiflik hissettim. Oysa Serdar bey, "dün" nasıl "bugünün" aynısı olabilir ki? Sandığınız kadar sıkıcı felan olmadı hiç aynı yere gidip yazdığınız yazılar, zaten dediğim gibi bunu isteseniz de yapamazsınız...
    Size iyi yolculuklar... Mavi'den de sıkılacağınızı tahmin etmesem de, iyi seyirler dilerim hayatınızda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradaki hayatımdan memnunum, yanlış anlaşılmasından korkarım. Sadece yazın kalabalıklığından ve artan nüfustan hoşnut değilim. Bu yüzden de yaz aylarında mümkün olduğunca kasabanın içinde olmamak, kalabalıkla karşılaşmamak istiyorum. İyi dileklerinize teşekkür ederim...

      Sil
  7. Hadi bakalım. Takipteyiz Serdar bey.

    YanıtlaSil
  8. sizin adınıza çok sevindim, insan hep kalbini dinlemeli, o ne derse o, bunun yaşı falan yok :) keyifler diliyorum

    YanıtlaSil
  9. Meslektaşınız olarak benimde hayalim yelkenli hayatı. 4 yıl kadar önce aldığım amatör denizci belgemle adım attım bu hayata. Keşfedilmemiş koylar, kalabalık seslerden uzak denizin sesi, sabah kızıllığı, akşam rakısı, gece yıldızları umutla hayal ettiğim bir gelecek. Öncelikle bir 'Glaros' almam gerekiyor ama:) Tecrübelerinizi bir ders niteliğinde okuyacağım. Pruvanız neta, rüzgarınız kolayına olsun Serdar Bey.

    YanıtlaSil