27 Ağustos 2016 Cumartesi

Yıllardır merak ettiğim Nisyros.

Yunan adalarına dair merakım başladığında, adalara gidip gelen bir kaç dostumla sohbet ederken çok farklı öneriler dinledim. O zaman anladım ki Yunan adaları diye bir kalıp yok. Biraz okuyup araştırınca bu farklılıkları yavaş yavaş çözmeye başladım. Coğrafi bölgenin yanı sıra aynı bölgede, hatta komşu olup da birbirine hiç benzemeyen adalar da var mesela. O zaman geçen yaz, bir yerinden başlayayım dedim. Önceliğim, Bodrum’a yakın On İki Ada oldu. Şu On İki Ada ne demek biraz söz etmek istiyorum. Yaygın olarak yanlış bilinen –hatta neredeyse galat-ı meşhura dönüşen- bir durumu açıklayayım. Birincisi şu; On İki Ada Yunanistan’ın Ege’deki adaların tümüne verilen isim değil. Bize yakın olan ve Samos’tan güneye, Meis’e kadar olan adalara verilen ad. İkincisi ve en önemlisi de şu ki On İki Ada 12 adadan oluşmuyor. İrili ufaklı yirmiden fazla ada var. Peki neden On İki Ada diyoruz? On İki Ada adı Osmanlı’nın gayrimüslim bölgelerde uyguladığı yönetim şeklinden geliyor. Bu 12’li sistemde her on hane birer temsilci çıkarıyor, bu temsilciler de bölgeyi yönetecek 12 kişilik bir heyet seçiyor. Yani on iki üyeli mahalli meclis diyebiliriz. Şu anda idari bakımdan Rodos’a bağlılar.

Nisyros neredeyse daire formunda bir ada. Ortadaki çukur da krateri. İleride sağda görünen burun Knidos. Soldaki uzun ada Kos. Karşısı Karaada, İçmeler, Yalıçiftlik tarafları

Kırmızı ile belirtilmiş adalar On İk Ada. Yunanlıların Dodecanese dedikleri...
Bu bilgiyi verdikten sonra devam edeyim. Adalarla ilgili Mahmut Kaptan’dan epey bilgi almıştım. Mahmut abi Ege’ye avucunun içi gibi hakim, GPRS kullanmadan nerede ne kaya var bilen bir kaptan. Ondan epey hikaye dinlemiştim. Bir başka arkadaşım daha, bana “Sen en çok Nisyros’u seversin” demişti. Bu da aklımda yer etmiş. Kos, Kalymnos, Leros, Lipsi’ye gittikten sonra gözümü Kos’un güneyindeki adalara diktim. Nisyros hem bize en yakın hem merak ettiğim adaydı. Geçtiğimiz ay üç günlüğüne gittim. Baştan söyleyeyim, adanın dokusuna hayran kaldım. Tam hayal ettiğim gibi küçük bir Yunan adası. Mavi/beyaz uyumunun bol bol karşıma çıktığı adaları ayrıca seviyorum. Tabii sadece mavi ile beyaz kullanmak yetmiyor. Yapıların tarzı, tasarımı, adanın sokakları, esnafı, dükkanların içi... Nisyros tipik bir ada.

Bodrum'dan hızlı katamaranla ayrıldım
Kos'un Kardamena bölgesinden Nisyros'a küçük feribotla geçtim
Adaya haftada iki gün Dodekanisos Seaways’in Kos’tan seferi var. Ama o seferler gün ve saat bakımından bana uymadı. Araştırınca Kos’un güneyinde, Nisyros’a bakan Kardamena diye bir bölgeden her gün karşılıklı küçük feribotlar çalıştığını öğrendim. Bizim Bodrum-Datça feribotlarını düşünün, onlar gibi. Daha az araç daha çok yolcu alan versiyonları. Saat 18:30’da bir sefer olduğunu öğrendim ve saat 17:00’de Bodrum’dan hızlı katamaranla gidersem yetişirim dedim. Ancak OHAL nedeniyle yurt dışı çıkışlarda SGK kaydınızı istiyorlar. Bunu hiç anlamıyorum. Her şeyimizi bilen devlet nerede çalıştığımızı mı bilmiyor? Veya emekli olduğumuzu? İşte bu evrağı almayan, yanlış alan, eksik alan derken pasaport çıkışında kuyruk oluşuyor. Ve tabii Türk’ün olduğu yerde tartışma da olur. Bizim 17:00 feribotu 17:20’de kalktı. Kos gümrüğünden çıktığımda saat 18:05 idi. Limandan bir taksi çevirdim durumu anlattım ve yetişip yetişemeyeceğimizi sordum. Bir terslik çıkmazsa yakalarız dedi şoför ve o andan sonra Kos’ta trafik kurallarını dinlemeyen, aşırı hız yapan bir taksi içinde bilmediğim bir yöne doğru gitmeye başladım. Bir gözüm yolda, bir gözüm hem saatte hem şoförde. Saat 18:32’de limana girmiş, biletimi almıştım. Feribot üç dakika rötarla kalktı ve ucu ucuna yetiştim.

Kardamena'nın görünüşünü Gökova Ören'e benzettim
Karşıda Nisyros gözüktü
Adanın merkezi, Mandraki bölgesi
Sarı yapı kaldığım Three Brothers oteli. Bu kareyi de feribottan çektim. Yani limanın hemen dibinde bir oteldi
Otel odamdan görünen
Şahane bir havada, üstte açıkta oturup etrafı seyrederek yola çıktık. Yaz aylarında denizdeki buharlaşma nedeniyle uzaklar net görülmüyor. Sonbaharda muhtemelen Knidos ve Tilos’u görerek yolculuk edecektim ama pustan görünmüyorlardı. Nisyros’a varmadan hemen sancak tarafında bir küçük ada var. Ada komple mermermiş. Kese kese bitirecekler herhalde. Üzerinde mermer ocakları seçiliyordu. İlginç görüntüydü. Limana yaklaştıkça önce bir şaşkınlık yaşadım. Çünkü ada volkanik bir adaya göre oldukça yeşildi. Limana yanaştık. Kalacağım oteli hemen gördüm. Odama gittim, yerleştim. Otelin sahibi kardeşlerden Antonio’ya nerede turistik olmayan bir yemek yerim diye sordum, sorduğuma pişman oldum. Bu kadar geveze birine rastlamadım yıllardır. Onbeş dakikada zor kurtuldum elinden. Liman bölgesi Lipsi’ye benziyordu adanın. Yani hiç bir şey yok. Nereye geldim ben duygusu veriyor. Ama yüz metre sağa doğru yürüyünce Mandraki bölgesinin bütün güzelliği karşıma çıktı. Mandrakinin ne anlama geldiğini tahmin etmiş olabilirsiniz. Evet mendirek demek. Yani limanın olduğu bölgenin adı.








Yunan adalarında vazgeçemediğim ritüel; Öğlen buz gibi bardakta Mythos birası


Hayat ağır ağır bu dar sokaklarda akıyor

Adanın nüfusu bin civarıymış. Lipsi’den üçyüz kişi fazla. Fakat Lipsi'ye oranla genç nüfus ve canlılık şaşırttı doğrusu. Lipsi tam emekli yeriyken burası daha hareketli. Tabii hareket derken ne demek istediğimi açmam lazım. Aklınıza Bodrum, Çeşme veya Kos, Mykonos gibi turistik yerler gelmesin. Kendi çapında bir hareketlilikten söz ediyorum. Epeyce canlı üç kafe/bar gördüm mesela. Lipsi’de bir tane bile yok. Bu mekanlar akşamları gençlerin buluşma yeri ve gece geç saate kadar açıklar. Tabii herkes birbirini tanıyor. Adada yaşayanlar bu durumu bilir. Buna karşılık yiyecek mekanları Lipsi’den zayıf. Kendim için söylüyorum bunu. Pizza, makarna yemeyeceğim için bir kaç restoranı hemen eledim. Deniz mahsulü için arandım, bir iki tane buldum.

Ada neredeyse bir daire formunda. Tam ortasında bir krater var ve 1400’lü yıllarda şiddetli patlamış. 1887 yılında da uzun süre fokurdamış ama ciddi bir patlama olmamış. Kratere inebiliyorsunuz. Aşağı yukarı sekiz katlı bir apartman yüksekliğinde çeperinden yavaş yavaş inmeniz gerekiyor. Hala azar azar fokurdamayı sürdürdüğünden ara sıra feci kükürt kokusu yayıyor ve dayanması zor dediler. Zaten dışarısı 36 dereceydi, kratere inip 50 derecede kükürt solumak hiç anlamlı gelmedi. Fotoğrafta göreceğiniz açıdan, uzaktan bakıp devam ettim.



Adanın merkezindeki Mandraki bölgesi



Akşam Balkan müzikleri çalan neşeli genç bir grup geldi

Barbayanni... değişmez uzo markam 
İkinci katta Türkçe konuşuluyormuş...

İkinci gün sabah ortalık sakinken uyanıp gün doğumunu seyredip tekrar yattım. Kalkınca araba kiralayıp adayı gezmeyi planladım. Uyandığımda beş altı motorun açıktan yaklaştığını gördüm. İşgal kuvvetleri gibi limana yanaştılar, içinden yüzlerce turist çıktı. Limanda bekleyen tur otobüslerine binip krateri görmeye gittiler. Bir grup da araba kiraladı. Ben otelin yanındaki oto kiralama şirketine gidene kadar adada araba bırakmadılar. Şirketteki kız dedi ki size bizim kendi minibüsümüzü kiralayalım. Tamam dedim, aldım yola çıktım. Aynı kız harita üzerinde bana nerelere gitmemi, oralarda ne yapmam gerektiğini söyledi. Ada dediysem öyle büyük bir şey düşünmeyin. Hiç durmadan tur atsanız 45 dakikada başladığınız yere gelirsiniz. Bana verdiği haritadaki rotayı izleyerek adım adım gezdim. Volkanik kumsalda yürüdüm. Elektriği jeneratörle sağlanan, adanın ucundaki bir barakada bira içip dakos yedim. Koskoca Ege’de beş altı kişiyle yüzdüm. Kimseler yoktu. Ve sonra tırmana tırmana tepeye çıktım. Orada vuruldum zaten. Bu kadar güzel bir köy beklemiyordum. Adı Nikia. Sadece ayak sesimi duyarak yürüdüm sokaklarında. Şu linke tıklarsanız, çektiğim küçük videoda önce Mandraki bölgesini sonra Nikia köyünü görebilirsiniz https://youtu.be/5YiYcVIkSFk



İlk akşam uzo ile Symi karidesi ve ahtapot yemiştim. İkinci akşam uzo yanında küçük balık yedim. Her adada ahtapot ve karidesi deniyorum. Şu ana kadar Lipsi’de yediğim ahtapot ve Kos’ta yediğim karides en iyileriydi. Kalamar tavayı da Kos’un arka sokaklarındaki bir meyhanede yemiştim.
Mermer adası dediğim ada
Akşam bunlardan birinin yarısını yedim... Enfesti. Güneşte ve rüzgarda kurutulmuş ahtapotun lezzeti farklı. Haşlamadan ızgara ediliyor

Elektrik jeneratörden üretiliyor. Wi-Fi mı? O da ne? Yok öyle şeyler
Adada araba kalmayınca şirket bana kendi minibüslerini kiraladı

Nikia sokakları

Nikia'nın meydanı. Evet bu kadar küçük...


Krater. İnmedim... Başka sefere



















Üçüncü gün öğlen saatlerinde Kardamena feribotuyla Kos’a, oradan Bodrum’a döndüm. Son gün öğlen canım bira ve sandviç çekti, bir mekanda onu yerken otelin sahibi Antonio geldi, selamlaştık. Dedim ki yarım saat sonra otele dönüyorum, odamı boşaltıp çantamı alıp feribota bineceğim. Tamam gelirim dedi. Yemeğimi yedim, kalktım, yanından geçerken ben otele gidiyorum dedim. Tamam dedi, biram bitsin gelir hesabı alırım senden. Bekle bekle gelen giden yok. Ben de son ana kalmayı sevmem. Feribotu görüyorum, yetmiş-seksen metre ötemde duruyor, kalkmasına on dakika var ama benim içim rahat etmiyor işte, illa içinde olacağım. Eh dedim gelmezse gelmesin, booking.com kanalıyla rezervasyon yaparken kredi kartı bilgilerim vardı, oradan çekerler. Feribota bindim. Artık kapak kalkacak ve gideceğiz. Motorsikletle hızla geldi Antonio, gözleri beni arıyor. Neyse el salladım da geldi paramı ödedim. Ne acelen vardı diyor. Adam indi feribot halat çözdü hala acelen ne diyor. Bu kadar rahatlık bana bile fazla geldi doğrusu ama adalıların genel hali bu gerçekten. Hiç bir yere yetişme kaygısı yok. Ada küçücük zaten. Hayat orada geçiyor. Ve o kadar ağır akıyor ki adeta akmıyor. Zaman durmuş.

Ege'ye açılan sokaklar... Adalarda da Bodrum'da da en sevdiğim hal bu






Bu balıklar bir porsiyon...

Mermer adası...


Nisyros en beğendiğim adalardan bir oldu. Ancak hangi kritere göre beğendiğimi açıklamam lazım. Çünkü bir çok insan için gidilesi, görülesi bir yer değil. Misal, Kos limanında Turgutreis-Kos feribotu kaptanı Serdar kaptana denk geldim. Abi ne yapıyorsun o adada yahu, ben birkaç saat zor kaldım. Orada hayat yok dedi ki bir bakıma haklı. O manada hayat olmadığı için gidiyorum zaten. Ama hayattan ne anladığınıza göre değişir bu tabii. Şöyle; Adada canlı müzik yapan mekan yok. Club yok. Beach yok. Hatta merkezdeki küçücük plajdaki on-on beş şezlong dışında adanın hiç bir yerinde şezlong bile yok. Kokteyller içilip dans edilen mekanlar yok. Arabayla hava atılacak kimse yok. Turist yok. Meşhur insanlar yok. Kalkık yakalı polo tişört giyen adamlar, botokslu sarışınlar yok. Symi’deki Manos’un yerini sevenler için burası hiç uygun değil. İstanbul’dan gelip Yunan ada kültürünü Manos’ta Tarkan veya turistik bir Yunan şarkısı eşliğinde (%99 da Zorba’dır bu şarkı) tabak kırmak olarak bilenler zaten bu tip adalara hiç gelmesin, çok sıkılırlar. Peki ne var bu adada derseniz... Sakinlik, sessizlik var. Kitap okumak için uygun ortam var. Akşamları sakin sakin yemek yiyip uzo, şarap içebileceğiniz mekanlar var. İki gece boyunca yemek yediğim mekanda sadece dalga sesi dinledim. Ege’nin bestesini dinlemek ruha iyi gelir. Bunu hissedebilenler için Ege nimettir. Eller havaya isteyenleri bu adaya almayalım efendim.


Şimdi sırada Tilos ile Chalki var...