19 Haziran 2019 Çarşamba

Astypalaia notları.

On günlük seyrin ikinci bölümünde Astypalaia'yı anlattım. adayı gezmek isterseniz diğer bloğuma geçmeniz gerek; https://bodrumlumavihayat.blogspot.com/2019/06/astypalaia-notlar.html


15 Haziran 2019 Cumartesi

Bodrum Astypalaia rotasını anlattım.

Diğer blogum olan Bodrumlu Mavi Hayat'ta teknem Glaros ile yaptığımız on günlük Bodrum-Kalymnos-Astypalaia-Nsyros-Kos-Bodrum seyrini anlatmaya başladım. Bugün ilk etap olan Bodrum-Kalymnos etabına yer verdim. Okumak isterseniz lütfen linki tıklayınız;
https://bodrumlumavihayat.blogspot.com/2019/06/bodrumdan-astypalaiaya-birinci-etap.html

19 Şubat 2019 Salı

Bu yıl da bahar açan bademlerin peşinden Datça'daydık.


Datça’da bahar açan bademlerin peşinden gitmeye yedi yıl önce başlamışım. Bu hafta sonu sekizinci yılda da baharları görebildiğim için mutluyum. Bu bademlerin peşinden gitme hikayesi, bir kış akşamı Datça’da dostum Fevzi’nin mekanında rakı eşliğinde Ege otlarının lezzetine dalmışken çıktı. Önümüzdeki sene Şubat ayında gel de bahar çiçekleriyle beyaza bürünmüş badem ağaçlarının güzelliğini gör dedi. Ben de bunu unutmadım, bir sonraki yıl, yani 2012 Şubat’ında Datça’ya gidip Fevzi’nin rehberliğinde Datça’yı dere tepe turladım. Gördüğüm güzellik karşısında büyülendiğimi hatırlıyorum. Yakaköy’den Palamutbükü’ne bakarken bembeyaz badem bahçelerinin bezediği Palamutbükü çok etkilemişti. Öyle ya, Palamutbükü dediğimiz yer yazın gidilen, türkuvaz denizi, beyaz çakıllı sahiliyle kendine özgü güzellikleri olan bir yerdi. Tepeden gördüğüm manzara çok etkileyiciydi doğrusu.

Artık klasikleşen, yola çıkış fotoğrafıyla başlayayım. Bu arada blogu açtığımdan bu yana bu üçüncü arabam oldu.
Sonraki her yıl aynı mevsimde bu ritüeli tekrar tekrar yaşamayı beklemeye başladım. Bademler için Datça’ya ne zaman gideceğiz konusu yeni başlayan yılın önemli konularından biri haline geldi. Tek başıma giderek başladığım bu gezilerde sayımız giderek arttı. İki yıl önce on kişiye kadar çıktığımız oldu. Bu yıl da Gülüşan, Çisem, Havva ve Ahmet ile birlikte beş kişiydik. Bu arada iki yıldır Şubat'ta badem festivali yapılıyor. Biz festivalden ya önceki ya sonraki hafta gidiyoruz. Bademlerin durumuna göre hareket ediyoruz. Festival geçen sene geç kalmıştı, baharlar dökülüyorken Datça’ya gelmişlerdi. Bu yıl daha iyi zamanı yakalamışlar. Hava bu, kışın nasıl geçeceği aylar öncesinden belli olmuyor. O yüzden çok önceden program yapmak riskli. Ayrıca kalabalıktan, gürültü, patırtıdan, toplu yapılan gezilerden, eğlencelerden (!) haz etmediğim için festival dışındaki tarihleri tercih ediyorum.

Mesudiye tepesinden Ovabükü. Karşıda da Tilos var.
Derken Gülüşan ve Çisem ile beraber cuma sabahı çıktık yola. Bu badem gezilerinde karadan gidip feribotla dönmeyi tercih ediyorum. Özellikle de Bodrum’dan sonra Gökova sahilini takip eden yolu kullanıyorum. Bazen Yalıçiftlik’ten bazen Mumcular’dan, bazen de Milas’tan aşağıya, Ören’e inerek Akyaka’ya varıyor, oradan Marmaris üzerinden Datça’ya ulaşıyorum. Bu kez de Güvercinlik-Mumcular-Ören-Akyaka rotasını yaptık. Ören’in sakinliğinde kahve molası verip, acıkmış halde Akçapınar tostçusuna attık kendimizi. Ardından istikamet Ovabükü dedik. Öğlen, sessiz ve sakin bir havada Poyraz’da bira-patates-kalamar üçlüsü ile yorgunluk attık.

Yılllar önce burada durup karşıya bakıp fotoğraf çekerken bir yelkenli geçti ileriden. Kim bilir ne keyiftir demiştim. aradan geçen beş-altı yıl sonra benim de bir yelkenlim oldu. Geçen Kasım ayında buranın açığından Glaros ile geçtim.
Ören... Buranın huzuru başka türlü.
Karadan Gökova'ya giderken her geçişimde durup fotoğrafını çektiğim ağaç. Yine baharlı halini görebildim.


Ören'in havasını mahveden termik santral. Bunu buraya diktiği için Özal'ı hiç affetmedim.
Akçapınar tostçusu.

Akşama doğru merkeze, Kumluk Otel’e geçtik, odalarımıza yerleştik. Datça’nın merkezine yazın gitmiyorum. Gelirsem de tekneyle geliyorum. Yazın büklerde kalıyoruz. Ama yaz sezonu dışında merkezde kalınacak en iyi otel bence Kumluk. Hem yeri çok iyi, hem otel tertemiz, personel candan. Fevzi’nin restoranına da otuz-kırk metre falan. Biraz dinlendikten sonra, ertesi gün ekibe katılacak Havva ve Ahmet geldiğinde hep birlikte Fevzi’de yiyeceğimizden biz cuma akşamı Hüsnü’ye geçtik. Güzel bir kış akşamında rakımız eşliğinde nefis bir mezgit tava yedik. Ortam, sahiplerinin ilgisi çok iyiydi. Mezeler balık seviyesinde değildi o yüzden detaya girmiyorum.




Ovabükü'nden Tilos'a karşı.
Poyraz restorandaki şu patatesin rengi lezzeti hakkında fikir veriyordur.

Gülüşan ve Çisem ile Ovabükü'nde.
Datça'da Balıkçı Hüsnü'den detaylar




Mekanındaki müşteriler gittikten sonra Hüsnü'deki akşamın sonuna yetişen Fevzi ile.
Fevzi ile 2009 yılında, o zaman daha yukarıda, cadde üstünde olan mekanında tanışmıştık.
Ertesi sabah Bodrum’dan gelen feribottan inen Havva ve Ahmet’i karşıladım, markete girip alış verişimizi yaptık. Çisem görevli olduğu Bodrum’daki Suvla’dan güzel şaraplar getirmişti. Fevzi kıyma sipariş etti, size sakız kırığında köfte yapacağım dedi. Önce Palamut sahilinde kahve içtik. Hava kapalıydı, arada yağmur atıştırdı sonra bulutlar yükseldi. Bu yılki sert kış Palamut sahilinde tahribat yapmış. Yol çökmüş, çardaklar uçmuş veya birbirine girmiş. Ovabükü daha az hasarla atlatmış kışı ama Palamut açık koy olduğundan zarar görmüş ne yazık ki.

Körmen marinası yıllar süren inşaattan sonra sonunda bitti sayılır.

Bodrum'dan gelen Uğur Kaptan'ın feribotu Kemal Reis

Havva ile Ahmet
Her bahar olduğu gibi Üstat Che’yi evinden aldık, bizim için seçtiği badem bahçesine gittik. Üstat tanıdığım en renkli, ilginç kişiliklerden biri. Çok rakı içmişliğimiz vardır. Fevzi, usta aşçılığının yanı sıra gezici piknikçi de olmuş. Arabasının bagajından katlanır masalar, iskemleler, çatal, bardak vs. çıkıverdi. Beş dakika içinde Palamut sırtlarında Çeşmeköy’de masamız kuruldu. Üstat Che çalı çırpı ile ateşi yaktı. Şaraplar açıldı, müthiş kokular içinde, tertemiz havada, baharların arasında pikniğimiz başladı. Detayları fotoğraflar anlatsın, ben burada kesiyorum.

Geçtiğimiz cumartesi günü yemek odamız burasıydı diyebilirim.




Çarli de halinden memnundu.


Hava elinden geleni yaptı, bizim piknik süresince yağmadı, ne zamanki şaraplar bitti, gözler biralara kaydı, yağmur atıştırmaya başladı. Hadi tamam bu kadar yeter, gidin dinlenin, akşama madem rakı sofrası kurulacak daha da içmeyin dedi adeta. Biz de sözünü dinledik, otele doğru yollandık. 





Üstat Che







Fevzi ve Deniz








Dinlendikten sonra biraz yürüdük ve bu sefer Fevzi’nin mekana geçtik. Ege otları yanında kara izmarit kızartması yedik ve gecenin sonuna doğru narlı palamut geldi. Bir gün önce Fevzi’ye uğramıştım, mutfakta bu balık pişerken görüntüsünden aşure sandım da anlam veremedim. Mükemmel bir lezzeti yakalamış yine Fevzi.











Sohbet güzeldi, masa güzeldi, içilen bir kaç kadeh rakının yanı sıra öğlenki açık hava ve baharlar etkisini gösterdi, gözler kapanmaya başladı. Geceyi uzatmadan otele döndük.

Sabah pırıl pırıl bir Datça sabahına uyandık. Güneş parlıyor, önümüzde uzanan, artık Ege değil Akdeniz olan deniz masmaviydi. Kahvaltıdan sonra sahil boyu yürüyüş yaptık. Denize giren iki yüzücüyü izledik, imrendik doğrusu. Kışın Datça ne güzel. Kahve içmek, bir şeyler atıştırmak için Eski Datça’ya gittik. Oradan sonra da Körmen sahilinde kısa bir yürüyüş yapıp feribota bindik. Uğur Kaptan’ın feribotu, Kemal Reis ile döndük. Kendi kendime dedim ki akşam biz de Gemibaşı’na gidip bu güzel tatile yakışan güzel bir final yapalım, Uğur Kaptan’ı da görürüz. Biz masaya otururken Uğur Kaptan çoktan gelmiş demleniyordu bile.







Eski Datça'daki Orhan'ın kahvesi


Bahar çarpması.
İki gece üç günlük tatil çok iyi geldi. Bu kış çok sert geçti buralarda. Fırtınalardan, şiddetli yağmurlardan günlerce evden -nefes almak için- dışarı çıkamadık. Bütün bir Ocak ayı ve şu Datça seyahatine kadar geçen Şubat ayının ilk on beş günü Bodrum’a çakıldık kaldık. Bu kaçamak çok tadındaydı.

Bu kadar güzelliği gördükten ve anlattıktan sonra Datça’da gördüğüm çirkinlikleri, tatsızlıkları anlatmak istemiyorum. Şu kadarını söyleyerek kapatayım; Ben ilk gittiğimde Datça’nın nüfusu yanılmıyorsam on iki bindi. Şimdi yirmi iki bin olmuş. Küçük bir belde için ciddi artış. Gelenlerin bir bölümü aynen Bodrum’a gelenler gibi, şehir hayatı alışkanlıklarını yanında getirmiş. Yapılaşma berbat. Çirkin binalar Datça’nın güzelliğini gölgelemeye başlamış. Kiralar ve ev fiyatları uçmuş. Bodrum’dan farkı kalmamış. Neyse, daha devam etmeyeyim. Bodrum’da ne oldu ve oluyorsa aynısı, kendi ölçeğinde Datça’da oluyor işte.

Gözlerimiz güzellikleri izledi Datça’da. Doğanın o inanılmaz yeteneği, gücü Datça’yı beyaz bahar çiçekleriyle bezemişti. Dilerim ki bir dahaki yıl da sağlıklı, mutlu oluruz, tekrar doğanın bu coşkusuna şahit olurum.

“O zaman bir dahaki yıl, yine Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?”