10 Ekim 2018 Çarşamba

Yaz nasıl geçti?


Bu blogu açalı yedi yıl oldu. Bu süre içinde araları gittikçe uzayan periyodlarla tam 369 post paylaşmışım. Giderek daha az yazı yazmamın nedenlerini iki önceki yazıda anlatmıştım. Özetlemem gerekirse Bodrum benim sevdiğim eski Bodrum değil, yazma iştahım kalmadı. Ek olarak da burada geçirdiğim on yıl içinde yaşamım sürekli değişmiyor. Çok sık olmasa da kendini bir biçimde tekrarlayan döngü içindeyim. Bunu mümkün olduğunca kırmaya çalışıyorum. Bir tekne edinmem ve hayatıma denizin girmesi de bunun bir sonucu.

Her yaz sonu olduğu gibi, bu sefer de yazı nasıl geçirdiğime dair notlarımı aktarayım dedim. Başlıyorum:

Haziran ayında Yunan Adaları.
Bayramı dokuz güne tamamlayıp, Glaros ile Kalymnos-Lipsi-Arki-Patmos ve Leros adalarına uğradığımız bir seyir yaptık. Bu seyrin detaylı hikayesini dört yazı halinde diğer bloğumda paylaşmıştım;

Burada özetini geçeceğim. Bayramda Bodrum’un kalabalık olacağı sürpriz değildi. Bu yüzden o tarihlerde denize açılmak en iyi çözüm. Glaros yokken mümkün olduğunca tenha yerlere kaçardım. Mesela on odalı, Akdeniz’in bir ucundaki koyda bulunan, arabayla ulaşımın bir yerde kesildiği, çukurlu patikada kamyonetle devam edilebilen otel gibi. Glaros bu anlamda tam kurtarıcı oldu. Kalymnos çok gittiğim ve sevdiğim bir ada. Turumuza oradan başlayıp Leros'ta bitirdik. Leros aslında pek sevmediğim, aramadığım bir ada çünkü adada çok parası olan ama görgüsü olmayan Türklerden bolca bulunuyor. Yoğun trafiği nedeniyle de giriş/çıkış liman işlemleri çok uzuyor. Sezon içinde gitmek istemem. Bu aylarda iyi olabilir ama zaten bu aylarda her ada iyi. O yüzden yıldızımın bir türlü uyuşmadığı Leros’u es geçiyorum.



Kalymnos'un limanı Pothia'da komşu teknemizde bizim çeteden Yusuf ile karşılaşmak sürpriz oldu




Telendos
Glaros, Telendos'ta alargada

Telendos'taki arkadaşım Mihailis'in mekanı Kapsoulis

Glaros Lipsi limanında
Lipsi daha önce de gittiğim, küçük ve sevdiğim bir ada. Haziran ayındaki gidişimizde, limana bağlandıktan bir saat sonra kısa ama çok güçlü bir fırtına adayı yaladı geçti. Bir anda hava karardı, ortalık dağıldı. O anda denizde olmadığım için şanslıyım. Gerçi yelkenleri kapatıp bekleyecek ya da faça yelken tabir edilen yöntemi uygulayıp bulunduğumuz yerde fırtınanın hızını yitirmesini bekleyecektik.






Fırtına gelirken
Lipsi’den sonra Arki’ye geçtik ancak küçük adanın küçük limanında yer bulamadık. Bayram olunca sadece biz seyre çıkmıyoruz tabii. Ama Tiganaki’nin dillere destan, o meşhur denizine girdik. O deniz Bodrum’da yaşayan birini, başkalarını etkilediği kadar etkilemiyor sanırım. Çünkü Orak Adası’nın denizi de aynı. Aradaki çok önemli fark şu ki, orada en fazla üç beş tekne oluyor, sakinlik ve sükunet hakim. Orak'ta olduğu gibi, koya bangır bangır müzikle giren korsan kılıklı tekneler yok.

Marathos


Tiganaki

Tiganaki


Glaros Marathos'ta
Geceyi Marathos’da geçirdikten sonra çok merak ettiğim Patmos’a dümen kırdık. Aşırı sıcaktan mı, kalabalıktan mı bilinmez Patmos beklediğim etkiyi yapmadı. Gayet düzenli, temiz ama biraz pahalı bir ada olması fazla turistik olmasından kaynaklanmış sanıyorum. Özellikle Hıristiyan dünyası için dini önemi de var. Patmos’ta iki gece geçirdik, Leros’a hareket ettik. Orada işlemler uzayınca bir geceyi daha Panteli’de geçirmek zorunda kaldık. Ama Leros’taki bürokrasinin yavaş işlemesinden akıllanmadık ve bir sonraki seyahatte bu sefer giriş işlemleri için 24 saat bekledik.


Leros
Patmos

Patmos'ta bir Anadolu mübadili





Leros'ta, arkadaşım Okyar'ların teknesine aborda olduk



Kardeşim Sena'nın doğum gününü Leros4ta kutladık

Temmuz’da Söğüt ve Datça.
Söğüt en sevdiğim koylardan ve köylerden biri. Özellikle Denizkızı’nda kalıp hemen altındaki restoranında deniz mahsullerine dalıp, oradan Akdeniz’e dalıp yüzmek mükemmeldir. Bu sefer de bir geceliğine Söğüt, ardından bir geceliğine de Datça yapalım istedim. Yazı Ege üzerinde ama daha çok Bodrum’a yakın koylarda/adalarda geçirmeye başlayınca bu gibi yerleri ihmal ediyorum. Bu özlemimi gidermek için iki gece üç günlük bir araba turu yaptık.

Akyaka
Akçapınar tostçusundan
Söğüt'e her gidişimde kaldığımız Deniz Kızı




Selimiye
Hisarönü'nün efsane pidecisi Mavi'deyken
Datça 
Datça'ya her gidişimde rakı akşamı mekanım, dostum Fevzi'nin mekanı

Ovabükü'nde Ercan Usta'nın mekanı Poyraz 

Fevzi'nin mekanındaki lezzetlerden bazıları
Bu seyahatten sonra Temmuz ayında Bodrum’dan pek ayrılmadım. Sabahları saat dokuz civarı, henüz yazlıkçılar ve turistler denize inmeden ofisin sahilindeki Giritli Teyze’de yüzüp, iki çay içip ofise öyle geçiyordum. Bu düzen burada yaşamamın nimeti.



Giritle Teyze'nin meşhur Bobo'su

Arkadaşım Musto'nun markası Pablo için tasarladığımız etiketler. Yazın boş durmadık yani...





Okyar ile Glaros'ta 





Ağustos ayında Yunan Adaları ve Gökova.
Bu sefer Kurban Bayramı tatili kendiliğinden dokuz gün olunca Bodrum’un her zamankinden daha kalabalık olacağı aşikardı.  Gülüşan, kardeşim Sena ve Atilla ile yeni bir adalar turu organize ettik. Biraz önce değindiğim gibi, Yunanistan girişimizi Leros’tan yaptık ve bin pişman olduk. Yirmi dört saat bekledikten sonra ancak girişimizi gerçekleştirdik ve daha tatilin başında bir günümüz heba oldu gitti. Bu seyrin hedefi Samos’a kadar çıkmaktı. Yol üzerinde de çok küçük, nüfusu 100 civarı olan Agathonisi’ye uğramayı da plana almıştım. Leros’taki kalabalıktan sonra Agathonisi’ye bağlandığımızda dedik burada kalıyoruz. Bu şahane ve sessiz küçük ada bize çok iyi geldi. İki restoran, bir kafe, iki market hepsi bu.



Agathonisi

Gülüşan ile Agathonisi'deki restoran Glaros'un önündeyiz





Agathonisi’den sonra bir gece mola vermek üzere tekrar Lipsi’ye uğradık. Lipsililerin özel bir günlerine denk gelmişiz, sabaha kadar limanda müzik ve eğlenceyi dinlemek durumunda kaldık. Eğlence mekanını dibindeki tekneler gece demir alıp alargaya kaçtılar. Tam on iki saat canlı müzik susmadı. Çalanlar nasıl dayandılar bilmiyorum. Lipsi’den sonra Kalymnos’un kuzeyindeki koyu Palionisos’a demirledik. Bu koyda başıma hep bir bela geliyor. Bu sefer pis su tankının deşarjı tıkandı. İlkinde de ırgat bozulmuştu. Ertesi gün deşarj biraz çalışınca Bodrum’a dönmekten vazgeçip ana limana, Pothia’ya girdik. Araba kiralayıp adanın arkasındaki Telendos’ta -her gidişimde uğradığım- artık arkadaş olduğum Mihailis’in mekanına geçtik. Ertesi gün Turgutreis’ten giriş yapıp Gümbet’e bağlandık. Bu seyrin detaylı notları ve fotoğrafları için; https://bodrumlumavihayat.blogspot.com/2018/08/yeni-seyir-bodrum-leros-agatonissi.html


Lipsi

Palionisos


Kalymnos-Pothia


Adalar seyrini tamamladıktan sonraki hafta bu sefer üç kafadar Gökova’ya açıldık. Bodrum-Çökertme-Armonika Koyu-Molla Ibrahim Koyu-Bodrum rotasında güzel bir seyir yaptık. Dönüşte sıkı rüzgar ve deniz yedik, cenova halatı koptu, bu da işin macera kısmı oldu.


Çökertme
Armonika koyu
Osman tuttu

Malzemeyi hazırladılar, ben başında bekledim


Glaros'ta üç kafadar akşam rakı sofrasını hazırlarken

Çatı

Molla İbrahim

Osman ve Ahmet ile

Eylül ayında Mersincik Koyu ve Fourni Adası.
Hafta sonunu geçirmek için hep duyduğum ama bir türlü gidemediğimiz Mersincik’e gittik. Iki gün kafa dinledik. Koy sakindi ama işte o mavi yolculuğu çıkan guletlerden indirilen jetski gürültüsü bu huzuru bozan bir unsurdu. İnsanlar koylara sakinlik için gidiyor. Mavi yolculuğu seçen insanlar da sakinlik, güzel deniz için seçiyor olmalılar. Ama sadece kendini düşünen tipteki insanlar her yerdeler maalesef. Bir saat boyunca, üç dört teknenin olduğu koca koyda teknelerin arasında vızır vızır gezmek müthiş bir görgüsüzlük.

Mersincik



Eylül ayının sonuna doğru, bu yaz Glaros ile gitme fırsatımızın olmadığı, oldukça kuzeydeki bir adaya, Ikaria’nın hemen altındaki Fourni’ye feribotla gittik. Burayı da çok sevdik. Hele mevsim itibariyle turistin el ayak çektiği dönem olduğundan sadece adalıların kaldığı bir zaman dilimi harikaydı. Hayatın yavaş aktığı adalara iyi bir örnekmiş Fourni. Yürüyerek, tepeler aşarak gittiğimiz bir koyda bizden başka on kişi ya vardı ya yoktu mesela. Adaya bayıldım. Bir dahaki seferimizin Glaros ile olmasını isterim doğrusu.

Fourni

Fourni

Fourni


Fourni

Fourni

Fourni

Fourni

Fourni'nin ıstakozu meşhur

Fourni'den bizi almaya gelen Dodekanisos katamaranı

Eylül ayı içinde Glaros ile günü birlik veya bir gece alargada kalmalı seyirler de yaptık. Sonuncusu Karaincir koyunaydı ve okulların açılmasıyla ortalık o kadar sakinleşmişti ki, yazın gittiğimiz Karaincir başka bir yer mi diye şaşırdık.


Aspat

Karaincir

Karaincir

Karaincir'de Glaros4tan sahile çıkıyoruz. Dolunaya bir gece kalmıştı

Bu yazdıklarım dışında Bodrum’da yazı harala gürele geçirdik diyebilirim. Her ne kadar evde yüksek bahçe duvarları ardında kendimi soyutlamaya çabalıyorsam da Bodrum’da yazın kalabalığı malum. Gelen kitle her yıl daha tuhaflaşıyor. Memleketin görgüsüzü arttıkça, popülerliği nedeniyle buraya da yansıyor. Özellikle İstanbul’da iş hayatında yıpranan insanlar sözüm ona buraya dinlenmeye, kışın gerginliğini atmaya geliyor ama görüyorum ki gelirken gerginliklerini yanlarında getiriyorlar. Gittikleri mekanlarda çalışanlara, hizmet edenlere tavırları, birbirlerine tavırları dehşet. Sürekli itiş kakış halindeler. Trafikte sağdaki emniyet şeridini ihlal edenler yine bunlar. Her türlü kuralsızlığı kendine hak gören bu güruhun Bodrum’u istila etmesinden doğal olarak rahatsızım. Öte yandan çocuk yetiştirmeyi bilmeyen ebeveynler ayrı bir yazı konusu. Çocuktur tabii yapar… O daha çocuk… gibisinden, doğruluğu sorgulanmadan toplumun yaygın kesiminde kabul gören yalan yanlış önermelerle çevredeki insanları rahatsız eden ebeveynler en ciddi sorunların başında geliyor. Her platformda bunlarla tartışıyorum. Anlamak istemedikleri şu ki sorun çocukları değil kendileri. Kendileri eğitmeyi bilmiyor. Çünkü böyle davranan ebeveynlerin kendileri de eğitilmemiş. Eğiten nasıl eğitiyor, bizler nasıl eğitildik diyor bu konuyu kapatıyorum.

Evde sakin günler geçirdik






Yaza doğru, ilkbahar aylarında yeni mekanlar heyecanla hazırlık yapıyor, yatırımlara girişiyor. Ama her yaz sonu olduğu gibi bu sezon sonunda da görüyoruz ki, hesap bilmeden, burayı araştırmadan, İstanbul’da iş yaptım burada da yaparım bakışıyla Bodrum’da mekan açanların sonu yine hüsran. Dövizin aşırı artışını öngöremeyebilirsiniz, ama prensip olarak dövizle kiracı olmamayı seçebilirsiniz. Ayda 12.000 Dolar kirayla balık restoranı açarsanız, batmanız kesindir. Bunun gibi, işletmeciliği bilmeyenler de var, Bodrum’da her kesimden insan var, lezzete, servise çok önem vermesem de işi götürürüm deyip toslayan da. Bunlardan bir tanesi işi o kadar bilmiyordu ki, bir gidenin bir daha gittiğini duymadım. Bana da mekanına gelmem için aracılarla haber gönderiyordu. Mutfağı benim damak zevkime uyan bir yer olmadığından gitmedim. Giden arkadaşlarımdan da tek iyi bir yorum duymadım. Sonuçta battı tabii. Batma nedeni olarak da hatanın kendisinde değil, benim gibilerin destek vermemesini gösterdi. İnanabiliyor musunuz, bizler İstanbul’dan gelen işletmecileri sevmiyormuşuz, onun için gitmiyor, o yüzden batıyorlarmış. E işini iyi yap ben de geleyim. Zazu İstanbullu bir mekan ve sık giderim. Kaldı ki ben İstanbulluyum zaten. Konu çok basit aslında; işini iyi yap yeter. Kimse nereli olduğuna değil, neyi sunduğuna bakıyor. Bu yaz sonunda da benim bildiğim, yolumun üzerinde her gün gördüğüm beş mekan kapattı. Bu yüzden, yeni seneye burada mekan açmayı düşünenler varsa çok iyi fizibilite yapmaları gerektiğini anlatın. Kışın buraya sık gelip gitmeliler. İncelemeliler, neyin arandığını bilmeliler. Yoksa yüzbinlerce liralar sokağa atılıyor, yazık oluyor.

Ekim ayı başladı. Buranın en sevdiğim zamanıdır Ekim. Sarıyaz dediğimiz dönem başlar ki bence bugün artık başladı. Yani sarıyazın ilk gününü yaşıyoruz. Şimdi bir sahil yürüyüşü yapıp Ali Cengiz’de çayımı içeyim, güneşin batışını seyredeyim. Her zaman rakı olmaz. Onun da sırası var.

İyi bir sonbahar ve kış geçirmenizi diliyorum.