22 Ekim 2019 Salı

Çökertme seyirlerimiz.

Çökertme’ye ilk gidişim, kara yoluylaydı ve yanılmıyorsam 2009 yılının ya ilk ya son baharıydı. Sezon dışı olduğunu hatırlıyorum. Virajlardan inerken toz toprak içinde kalmış, aşağıdan çıkan kamyonun tozutması nedeniyle göz gözü görmez olmuş, bir süre arabamı durdurmuş, tozun dağılmasını beklemiştim. Tabii çukur ve tümsekleri anlatmama gerek yok. Böyle bir yoldan indikten sonra sahile çıkan dar sokaklardan birine park etmiş, küçük sahilinde yürümüş ve doğrusu güzelliğine hayran kalmıştım. Sezon dışında açık mekan var mıdır emin olamadığımdan, Çökertmeyi’de hiç bilmediğimden, yanımda sandviç ve ayran getirmiş, çakıl taşlarının üstüne oturup yemiştim. Çıt çıkmayan, Ege’nin adeta göl gibi durgun olduğu o gün Çökertme aklıma kazındı. Sonraki yıllarda yine arabayla Antalya, Fethiye ya da Selimiye, Datça taraflarına giderken Gökova sahil yolunu kullanırsam, arada kahve molası için uğrardım. Daha sonra bir kaç kez konaklamak için de gittim. Ama hep sezonunun en yoğun olduğu zamanların dışındaki dönemleri tercih ettim. Çünkü dar sahilinde yüze yakın çocuk ile tatil yapmanın anlamı yok.

Derken 2017 yılında Glaros girdi hayatıma. Artık Gökova’yı karadan değil denizden keşfetme yıllarım başlamıştı. Glaros’u Mart ayında almış, Nisan ayında ilk Çökertme seyrimizi yapmıştık. O ilk seyirden beri de –son gidişimiz hariç- hep Orhan Restaurant’ın önceleri iskelesine, iskeleler sökülünce de tonozuna bağlandık. Üstün ve Ünsal kardeşlerin yeri ayrıdır bende.

Bu yazıyı hazırlarken baktım, Glaros ile üç yılda tam on iki kez Çökertme’ye gitmişim. Bunlardan dördü bu yıl olmuş, burada onlara dair notlarımı ve fotoğrafları paylaşmak istedim.

İlk seyir: Mart 2019
Kış çok sert geçmişti. Ocak ve Şubat aylarında hiç seyir yapamadık. Her hafta sonumuz fırtınalıydı, Glaros’u limandan çıkaramadık. Mart ile beraber yavaş yavaş bahar yüzünü gösterince, ayın sonuna doğru ilk bulduğumuz fırsatta Glaros ile Çökertme’ye vardık. Sert kıştan çıkan Gökova yemyeşildi. Sessiz, sakin, mükemmel bir ortam vardı. Gökova da sakindi, gece kamarada uykuya dalmaya yakın, bordaya vuran Ege’nin şıpır şıpır sesini dinliyorduk. Bir gece kalıp ertesi gün Bodrum’a dönmüştü.

Sert bir kıştan çıkmanın keyfiyle Gökova rotasındayken

Orhan Restoran'ın tonozuna bağlandık


Sakin Çökertme'nin tadını çıkaran Gülüşan

Havuzlukta otururken hafif serin hava ve mis gibi kokan iyot ne güzel. Bahar aylarının nimeti.





Çökertme sabahı

Sezon açılışı

Yazın sıcakta yürünmeyen Çökertme'nin yolları



İkinci seyir: Ağustos 2019
Mart ayından Ağustos ayına kadar On İki Adalar arasında gidip geldik. Yazın bu en kalabalık döneminde –yukarıda söylediğim gibi- mümkün olduğunca bizim koylarda olmamaya çabaladım. Ben de diğer deniz dostu yelkenciler gibi koylarda sabaha kadar jeneratör uğultusuna sebep olan, jet ski ve benzeri bilumum gürültü yapan oyuncaklarla koyda gün boyu etrafa rahatsızlık veren, bunlar yetmezmiş gibi teknelerinin altını, üstünü led ışıklarla donatıp gece yıldız seyretmeyi bile engelleyen görgüsüzlerden çok rahatsız olduğumdan, onlarla karşılaşma ihtimalimin en az olduğu yerlere gidiyorum. Ve maalesef o yerler de bizim karasularımızın dışında. Kıyılarımız bu sonradan görme, denizcilik kültüründen zerre nasiplenmemiş motor yatlarla dolu. Bir tık altında ise öğlen ve akşam yemeklerinde mangal yakıp, koya duman salan, gece de genellikle eller havaya tarzı müzikleri açıp ortalığı inleten, çoğunluğu haftalık kamara satan guletler. Elbette tüm motor yatlar ve tüm kamara satan guletler böyle değil ama ben gördüklerimi ve yaşadıklarımdan çıkardıklarımı yazıyorum. Durum bu. Çeşitli yatçılık ve deniz kültürü dergilerinde, yılların deneyimli yelkenci yazarları da aynı konulara değiniyorlar, aynı şeylerden şikayet ediyorlar.

Ağustos ayının sonunda 30 Ağustos tatilini de fırsat bilerek üç bacaklı bir seyir planladık. Önce Adalıyalı’da alargada bir gece kaldık. Oradan Ören Marina’ya geçtik. Bu marinayı ve Ören’i bu mevsimde çok seviyorum. Marina çok huzurlu ve iyi bir marina. Bir çok diğer marina gibi çarşısı, canlı müzik yapan mekanı falan yok. İki restoran bir market tamam. Marinanın konumu gerçekten çok iyi. Hele arkasını yasladığı dağ olağanüstü görüntü veriyor. Bir gün teknede yaşamaya karar verirsek bir marinada olmamız gerekecek. O da Ören Marina olabilir.

Adalıyalı'da

Sahildeki kayalardan topladığım kaya koruğu ile lezzetlenmiş domates salatası. Sarımsak ve zeytin yağı ile tabii...

Çökertme açıklarından Ören'e doğru giderken

Ören Marina'nın konumu mükemmel. İyot kokusuna kekik kokusunun karıştığı bir marina.

Ören sahili

Marinada akşam


Ören’den sonra ertesi sabah Çökertme’ye geçtik. Sakinlik beklemiyorduk elbet ama bir Temmuz-Ağustos kalabalığı da olmaz demiştik. Gece 30 Ağustos Zafer Bayramı için düzenlenen fener alayının coşkulu kalabalığına ortak olmak çok güzeldi ve o ortamda gürültü önemli değildi. Hava sertti, gece soluganlar yüzünden bir kaç kez kamaranın duvarına çarpıp uyanaraktan sabahı ettik.

Ören'den Çökertme'ye geldik. Ağustos sonu da olsa bir kalabalık var tabii.


Glaros Çökertme'de

Orhan Restaurant'ın sahili


30 Ağustos nedeniyle iki yelkenli arasına asılan bayraklar çok güzeldi

Çökertme'de akşam

Fener alayı

Kaptan İbrahim'in iskelesinde yakılan meşaleler

Üstün ile Ünsal'ın babaları Mesut Orhan çok iyi bir balıkçı. Tam reis...

Sahil denetlemesinden



Üçüncü seyir: Eylül 2019
Eylül ayında havayı kolladık ve yelken yapabileceğimiz rüzgarın olduğu bir hafta sonu rotamız Çökertme deyip Gümbet’ten ayrıldık. Karaada’yı geçip Papuçburnu taraflarına gelene kadar rüzgar mırın kırın ediyordu, yine de yelkenlerimizi açtık. Yaklaşık 3-4 mil kadar yükseldikten sonra harika bir rüzgar yakaladık ve tek tramola ile Molla İbrahim’in önlerine kadar geldik. Sağanaklarda 24-25 knot esen rüzgar, belki de sezonun en zevkli yelken gününü armağan etti.

Rüzgarsız bir havada çıktık

Rüzgarı yakaladık

Yelkenleri açtık

Orhan Restoran’ın tonozuna bağlandık, kendimizi denize attık. Eylül nedeniyle okullar açılmış, bağırış çağırış bitmiş, Çökertme'nin o sakin hali geri gelmişti. İstanbul’dan dostlarımız da İbrahim Kaptan’ın iskelesine bağlanmışlardı, İki iskele arasında gidip gelip akşam rakı soframızı kurduk. Bizim niyetimiz ertesi gün yine Kisebükü-Adalıyalı’ya geçip orada alargada kalmaktı ama Çökertme o kadar güzeldi ki, ikinci geceyi de koyda kalarak geçirdik, Pazar günü Bodrum’a döndük.




Eylül denizi başka




Çökertme dümen suyumuzda



Ekmeksiz Glaros işi kahvaltı


Gülüşan kaptan pratik yapıyor


Komşu iskeleden yolluk geldi. Bu sefer yol denizdendi.

Dördüncü seyir: Ekim 2019
Hakan Girgin, İstanbul’dan çok eski arkadaşımdır. Doksanlı yılların Nişantaşı’ndaki Süleyman Nazif barı bilenler, o barın üç ortağından biri olan Hakan’ı da bileceklerdir. Şu sıralar Bodrum Ortakent’te Dalga Beach’i işleten Hakan ile, Glaros’u aldığımdan beri, şöyle bir Ekim-Kasım ayında Gökova seyri yapalım deyip duruyorduk. Bir türlü olmadı. Bu Eylül sonu dedik, olmadı. Ekim başı dedik hava izin vermedi. Sonunda geçtiğimiz hafta hem hava, hem işlerimiz izin verdi ve çetenin diğer bir üyesi Ahmet (Kurşuncu) de katıldı, 17 Ekim Perşembe sabahı kısa bir kumanya alış verişi yapıp Gümbet’ten halatları çözdük. Biraz motor seyri, rüzgar çıkınca biraz yelken derken akşam hava kararmadan Çökertme’ye vardık. Bu sefer Kaptan İbrahim’in iskelesine bağlandık. Kaptan İbrahim'deki Ramazan ve Doğu, Dalga Beach’in eski çalışanlarıymış, mutlaka bekliyoruz demişler, elbette kırmadık. Ahmet olta takımları hazırlamış, balık tutmaya hevesliydi. Balıkların bundan ne kadar haberi vardı bilmiyorum ama sırtıya bir palamut takılıverdi. Hemen teknenin kıçında ayıklayıp kovaya koyduk. Akşam üçümüze yetmeyeceğinden bir iri çupra takviyesiyle sakin Çökertme koyuna karşı rakımızı yudumladık, cennette yaşamanın tadına vardık.

Ahmet sırtıyı salmış, Hakan güneşleniyor. Yine sakin bir havada çıktık Gümbet'ten.


Derken rüzgarı hafiften yakaladık

Kaptan İbrahim'in iskelesine bağlandık


Sepet çok şıktı ama aşağıda rağbet eden arkadaş olmadı

Masamızı kurduk

Hakan Girgin

Ahmet Kurşuncu



Masada bu ne güzel memleket diye konuşurken bu kareyi çektim

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra kahve falan derken Kisebükü’ne doğru gitmek üzere hazırlıklarımızı yaptık. O arada iskeleye 8-9 metrelik iki ahşap tekne bordaladı. Ekim ve Kasım ayları Bodrumluların Gökova’yı gezme zamanıdır. Yazın iş için buralara misafir getiren tur tekneleri, günlük gezi tekneleri sezonun bittiği bu günlerde kendileri için çıkarlar. Genellikle de erkek erkeğe çıkılan bu gezilerde tüketilen alkolün miktarını -yıllar içinde- görmesem inanmazdım. Ben sabah kahvesini içerken biralar ve rakılar açılmıştı bile. Tamam, rakı içmeyi severim ama benim tarzım başka. Birincisi güneş mızrak boyuna inecek, gündüz rakısından haz etmem. Rakıyı yanında bir iki küçük meze olmadan da içmem. Hiç bir şey yoksa bir mandalina soyar, o da yoksa peynir ve zeytin ile başlarım. Gördüğüm arkadaşlar gibi içmem mümkün değil. Bodrumluların genetik olarak karaciğerlerinde farklılıklar olduğundan eminim, başka açıklama yapamıyorum.

Sakin sabah

Kisebükü'ne doğru

Biraz sonra halatlarımızı çözüp Kaptan İbrahim personeline veda edip rotamızı Kisebükü-Adalıyalı tarafına çevirdik. Yolda Ahmet yine sırtıyı sallandırdı, biz de motora yarım yol verip siga siga, kıyı kıyı seyir yaptık. Derken bir palamut daha gelmez mi? Dedik Ahmet senden 3 kiloluk bir balık daha bekliyoruz. Bunu söyleyip hedef büyüttüğümüz için midir bilinmez kalan bir, bir buçuk saat boyunca tık etmedi olta. Kisebükü koyuna gelince olta toplandı, koyu boydan boya turlayıp demir atıp kıçtan kara yapacağımız yere geldik, manevramızı yapıp, demirimizi attık. Bu andan sonrası mükemmeldi. Denize girdik, botla turladık, akşam rakısına eşlik edecek balığı hazırlamak, içimizdeki usta aşçı Hakan’a düştü. Balığı öyle güzel marine etti ki, bende yer etmiş olan “Ege palamutu yenmez, saman gibi olur” düşüncesinin hükmü kalmadı. Tabii balığın bir kaç saat önce yakalanmış olmasının önemini de göz ardı etmiyorum.


Adalıyalı



Akşam havuzlukta, hafif serin bir sarıyaz akşamında sohbet edip, rakımızı içtik, balığımızı yedik. Üçümüz de müzik dinlemeyi çok seven insanlarız ama, müzik dinlemek sanki o sakinliği bozarmış gibi geldi, sessizliği dinlemeyi tercih ettik. Günlük hayatımda, özel durumlar dışında saat gece on iki oldu mu yatarım. Ama mesela Ahmet’i bilirim ki, gece üç olmadan asla yatamaz. Hakan da öyle. Deniz üstündeyken saat on dediğimizde gözler küçülüp Japon gözüne dönüşmeye başlıyor.

Deniz mükemmeldi








Ahmet yakaladı, Hakan ayıklayıp pişirdi, bana yemek düştü

Yıllarca bar ve restoran işleten ikili yanında bana iş düşmezdi tabii

Biri tişört diğeri bere ve anorakla nasıl oluyor derseniz ben de bilmiyorum.

Palamut mükemmel pişmişti.


Sabah güne erken başladık. Harika bir havada kahvaltı ettik, dinlendik, denize girdik, öğlen yemeği için yine Hakan mutfağa geçti. Yemekten sonra yavaş yavaş toparlanma zamanımız geldi. Aklımız Adalıyalı’da kalaraktan rotayı Bodrum’a çevirdik. Hava yelkene uygundu ancak tam kafadan geldiğinden tramolayla bir süre yol aldıktan sonra Karaada’ya gelirken motor seyrine geçtik çünkü hava kararmaya başlamıştı ve Karaada rüzgarı epey kesmişti. Orak açıklarında 15-17 knot esen rüzgar 5-6 knota düşmüştü. Biz de motor seyri yaparaktan, hava tam kararırken Gümbet’e girdik.

Kisebükü sabahı


Bir ara bütün tekneler gitti, koy bize kaldı. Aslında topu topu dört tekne vardı.

Paranın, rantın insanın gözünü kör etmesinin, bir noktadan sonra artık hiç bir şeyin -doğa, çevre- o insan için öneminin kalmadığının kanıtı bu koy işte. Nasıl bir hırstır ki türlü katakulliyle buraya otel yapacak?‬ Kim yapacak? Turizm bakanı. İzni kim verdi? Turizm bakanı. Kime verdi? Turizm bakanına.



Bu gelişimde de kayaların arasından kaya koruğu topladım


Dönüş rotasında



Biz limana girmek üzereyken, bir katamaran Knidos'a doğru yol alıyordu. Görüntü çok güzeldi.

Üç gün iki gecelik, 40-50 millik seyir bile bize uzun tatil gibi geldi yine. Eski dostlarla seyirin tadı başka. Güldük, sohbet ettik, dinlendik, keyif yaptık ve tekrarına diyerek halatlarımızı bağladık.

Tekrarına...