7 Mart 2017 Salı

Bu yıl da bademlerin peşinde Datça'da

Bundan beş yıl önceki sonbaharda, Datça’daki dostum, Ege otları ve meze üstadı Fevzi’nin mekanında karşılıklı rakılarımızı içip sohbet ederken “Bir kere de Şubat ayında gel de, bahar açan bademleri gör” dediğinde gözümde canlandırdığım, gördüğümün yanında hiç kaldı. İzleyen Şubat ayında Datça’ya gittiğimde, çok sevdiğim Datça’yı gelin gibi süslenmiş görünce hayranlığım arttı. Mesudiye ve Palamutbükü taraflarında bahar açmış badem ağaçları o bölgeyi bembeyaz yapmıştı. 


Ağaçlara yaklaştıkça burnuma gelen mayhoş, balımsı kokularla adeta sarhoş olmuştum. Hayatımda böyle enfes kokular eşliğinde görsel bir şölene ilk kez şahit oluyordum. Doğanın estetik ve güzellik üstünlüğü karşısında sadece hayran kalabilmeyi becerebildiğimi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda her Şubat ayı geldiğinde Fevzi ile haberleşip, bademler ne zaman açacak diye bekler oldum. Tamam haftaya gel dediğinde Bodrum’dan yola çıkıp bademleri ziyaret etmek hayatımın önemli ritüellerinden biri oldu. Geçen yıl bizim “çete” ile birlikte, geniş kadroyla gitmiştik. 

Karadan gidip, feribotla deniz yoluyla döndük
Ören
Ören sahilinde



Bu yıl da kadromuz genişti. Biz bir gün önceden yola çıktık. Milas'tan güneye sapıp Ören'e indik. Sahilde kimseler yokken ve deniz kıpırdamıyorken Ören büyüleyiciydi. Sonra Ören'den yukarı Yerkesik'e tırmandık ve Çiçekli'de Radyocu Kemal'de öğlen ekşili tavuk yedik. Aynı gün Bodrum'dan çıkıp Fethiye'ye giden Anıl ve Ferhat Kınacı da Çiçekli'ye geldiler, masamız genişledi. Yıllardır markalı ve antibiyotikli market tavuğu yemiyorum. Canım çektiğinde bizim Bodrum pazarında köylülerin sattığı köy tavuğundan alıyorum. Ya da böyle gerçekten köy tavuğu yapan özel mekanlarda tavuk hasretimi gideriyorum. Çiçekli'den Köyceğiz yoluna inip biz sağa Akyaka istikametine, Ferhat'lar sola Fethiye istikametine döndüler. Geceyi Marmaris Selimiye’de geçirdik. Selimiye’nin sakin kış havasını yaşamayan çok şey kaçırmıştır, deniz göl gibidir ve yazın şatafatından, tuhaf insanlarından eser yoktur. Sardunya’yı bilen bilir, yazın boş masayı bırakın, boş iskemle bulamazsınız. O akşam bizden başka dört kişi vardı. Selimiye sahilinde sessizliği dinleyerek yürüyüş yaptık. Sonra da şöminenin yandığı salonda rakımızı yudumladık, sohbete daldık. 

Selimiye'de sessizliği dinledik
Sardunya'da akşam oluyor



Ertesi sabah
Şömine başında harika bir kahvaltı yaptık
Orhaniye'de doğanın oyunu

Ertesi gün Bodrum’dan feribotla gelecek ekibi karşılamak üzene Körmen’e gittik. Artık yıllar içinde gide gele bu coğrafyayı ezberledim. Selimiye-Körmen arasını hesaplayıp yola çıktık. Körmen’e girdiğimizde feribot yanaşıyordu. Bodrum’dan gelen Hilal, Çisem ve Nejat’ı aldık, Ovabükü sahilinde kardeşim Sena ve Atilla ile buluştuk. Poyraz’da açılan ilk birayla bahar ayini resmen başladı. Ercan Usta’nın ahtapotuyla ve bademli, sarmısaklı bal kabağı kızartmasıyla açılışı yaptık. Hava netti, Tilos karşımızdaydı. Derken Ovabükü’nden ayrılıp Knidos’a gittik. Knidos her gidişimde başka detayları fark ettiğim, çok farklı bir dünya. Badem baharlarındaki detaylarda gördüğüm güzellikler ile bu coğrafyayı yücelten insanların ellerinden çıkan süslemelerdeki taş işçiliği detayları ne kadar da örtüşüyor diye düşündüm.

Sakin Hayıtbükü
Ovabükü'nden Tilos'a baktık
Masadan bizim çete geçince...
Knidos
Hasbelkader doğduğu yeri, üzerinde yaşadığı topraklarda bin yıl önce yaşamış, buralara değer katmış, rafine insanlardan daha çok benimsemiş insanların imzası
Üç yıl önce o fenere tırmanmıştım. Şimdiki hedefim feneri denizden görüp selamlamak

Knidos’ta bir saat kadar kaldıktan sonra geceyi geçireceğimiz Datça merkezine döndük. Son yıllarda her gidişimde kaldığım Kumluk Otel’e yerleştik. Orada çok rahat ediyorum. Sahipleri, çalışanlar artık dostum sayılırlar. Biraz dinlenip, akşam liman yürüyüşü yaptıktan sonra, baharları görmenin yanı sıra diğer gelme nedenimiz olan, Fevzi’nin ot mezeleri ve deniz mezeleri eşliğinde rakı sohbetine başladık. Fevzi ile rakı sohbetlerimizin sayısını unuttum ama yıl olarak söylemem gerekirse sekizinci yılına giriyor. O akşam da bol kahkahalı, rakılı, lezzetli bir Fevzi akşamı yaşadık. Ertesi gün günü kaçırmamak için geç kalmadan otele döndük.

Sabah kahvaltı falan derken alışveriş yapıp Çeşme köyünden “Üstad Che”yi alıp onun rehberliğinde bir badem bahçesine yollandık. Ara yollardan, çamurlu arazilerden geçip bahçeye vardıktan on beş dakika sonra Che çalı çırpı ile ateşi hazırlamıştı bile. Badem baharları altında sucuk/köfte/şarap ritüelimizi yerine getirdik. Tadı damağımızdayken 15:30 feribotuna binmek üzere toparlandık. İki günlük bol oksijenli Datça havasının yanında bir kaç kadeh şarabın da etkisiyle feribotta kah yarı uyuklayarak, kah Ege’yi ciğerlerimize doldurarak Bodrum’a vardık. Hafta sonunu bu sefer de Gemibaşı’nda sonlandırdık.



Fevzi'nin mezeleriyle kendimden geçtim


Fevzi iş başında
Deli badem... Yemiş vermeyen, bodur, ama nefis koku yayan muhteşem bir badem
Köy yollarından gittik...






Sena Instagram hesabına bol bol fotoğraf depoladı
Sucuk işi Hilal'e kaldı
Üstad Che ve Fevzi
Bahçeye yayıldık...

Gülüşan, Çisem ve Nejat
Saç kullanmayan üçlü

Tam kadro... Hilal, Gülüşan, bendeniz, Atilla, Sena, Çisem, Fevzi, Nejat


Gülüşan, Fevzi ve Üstad Che ile





Bana bazen şöyle sorular geliyor; Artık oraları kanıksamadın mı? Her gün Bodrum’dasın, senin için özelliği bitmedi mi? Peşinen söyleyeyim, bitmedi. Hiç bir zaman bitmeyecek çünkü her zaman keşfedilecek farklı yönleri, farklı yerleri var. Konu sadece Bodrum değil. Ege diye bakmak gerek. Misal, Datça’nın bahar açan bademlerini görmek için yaptığım yolun tadı bitebilir mi? Ha şu olursa biter; bahçelere site yapmak için bademleri keserlerse tadı kaçar. Ama o kadarını beklemiyorum doğrusu. Siz keşfetmek isterseniz, bu coğrafya size cömert davranıyor. Karadan geze geze bitiremedim. Daha gidecek çok yerim var. Şimdi denizden de keşfetmeye başlayacağım için heyecanım büyük, içim içime sığmıyor. Ege’ye olan sevgim coştukça yerimde duramıyorum. Siz isteyin, Ege veriyor. Ama İstanbul’da AVM gezerek istenmez tabii. O başka bir dünya. Bu konuları zaman buldukça, başka yazılarda anlatırım.

Geçen yıl bademlerle ilgili 3 Şubat’ta yazdığım yazıyı “O zaman bir dahaki yıl, yine Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?” diye bitirmişim. Nu iyi ki bu sözümüzü yerine getirebildik. Yine aynı dilekle bu yılki bademler yazısını bitirmek istiyorum:

“O zaman bir dahaki yıl, yine Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?”