Yayınlar

Ocak, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Orfoz

Resim
Uyarı: Orfoz bugün artık yok. Bu yazı yazıldıktan iki yıl sonra Bozburun Orfoz kapandı. Artık sadece Bodrum'da var. Bozburun’u biliyorsanız muhtemelen Orfoz’u da biliyorsunuz. Ege/Akdeniz kıyılarının bence en özel, lezzetli ve kişilikli mekanı. Hatta belki tüm Akdeniz bölgesinin özel yerlerinden biri. Hem bu kadar lezzetli yemekleri yiyip, hem kendinizi dünyanın bir ucunda hissettiren fazla seçenek olduğunu sanmıyorum. Selçuk ve Güneş Bozçağa çiftiyle tanıştığımda galiba 2002 yılıydı. Bozburun’a daha önce bir kez 1999 ya da 2000 yılında harika bir Şubat ayında, peş peşe üç arabayla çıktığımız bir tur sırasında uğramıştık. Ama sezon dışı olduğundan heryer kapalıydı. 2002 yazında Bozburun’a gittiğimde ise henüz evliydim ve eşimin ailesi yazları orada geçiriyorlardı. Onların sayesinde Orfoz’u öğrendim. Karadan ulaşımı yok. Gitmek istediğinizde eğer tekneniz yoksa önceden arayıp saati söylüyorsunuz gelip limandan sizi alıyorlar. Sezonda rezervasyonsuz gitmek geri dönmek d

Bodrum şantiyesi

Resim
Bodrum’da Mart ayı sonuna kadar bitirileceği söylenen altyapı çalışmaları çok hızlandı. Şu sıralar belediyenin önündeki meydan ile Tepecik Camii arasındaki asfalt sökülmüş durumda. Meydandaki restoranların önündeki kaldırım ve masa koydukları alanlar yıkıldı. Gelenler bilir, belediye tarafındaki kaldırımda yürürken kendinizi bir anda restoranlarda yemek yiyenlerin arasında bulurdunuz. Bu durum ortadan kaldırılıyor, restoranların hemen önünde masalar olacak, sonra kaldırım başlayacak. Geçen ay sonunda da halkevinin bulunduğu meydan ile azmakbaşı arası, yani barlar sokağı kazıldı. Bu arada kaçak olan yapılar veya yapıların kaçak bölümleri yıkılıyor. Geçtiğimiz yıl yangın geçiren Baraz Oteli de yıkılanlar arasında. Şimdi barlar sokağında yürürken artık otel olmadığından bir anda deniz karşınıza çıkıyor. Sürpriz bir durum. Alanın park ve cafe olarak düzenleneceği söyleniyor. Azmakbaşı’nda da çirkinlik yaratan kaçak dükkanlar, tostçu, dönerci, dondurmacı ve bazı tezgahlar kaldırıldı. Şiddet

Kış güneşi

Resim
2007 yılının şubat ayında, İstanbul’da havanın günlerce gri olduğu, güneşin hiç görünmediği günlerden birinde, o zaman Levent’te olan ofisimde bir görüşme yapıyordum. Profilo Holding’te görevi CEO olan Gökşen Körezlioğlu ile holdingin Yalıkavak’ta inşa edeceği Turkuaz Koy Evleri projesi hakkında konuşuyorduk. Gökşen Bey iyi denizcidir, o gün geldiğinde güneşten hafif yanmış bir hali vardı. Birkaç gün önce Yalıkavak’ta teknesinde olduğunu, sabah teknede kahvaltı yaparken ensesine vuran kış güneşinin nasıl ısıttığını anlattı. İşte o gün bana birşeyler oldu. Göksen Bey’i uğurladıktan sonra gri havaya bakıp “niye ben buradayım?” diye düşünmeye başladım. Hep aklımın bir yerinde varolan Bodrum projesini tetikleyen bu konuşma oldu. O yılın mart ayında logotaypını ve broşürünü yapacağım evleri yerinde görmek için Yalıkavak’a gittim. Kışın açık olan Four Reasons isimli bir otelde konakladım. Akşam uçaktan inip otele vardığımda yağmur bastırdı. Kırk yılda bir kışın Bodrum’a geldim onda da

Bodrum pazarı

Resim
Salı günleri Bodrum’un bez pazarı, cumaları ise yiyecek pazarı günü. Bodrum’a bağlı köy veya beldelerde de ayrı günlerde pazarlar kuruluyor. Yalıkavak pazarı perşembeleri, Turgutreis pazarı cumartesileri. Ortakent çarşamba, Türkbükü de pazartesi günleri pazarların kurulduğu beldeler. Yazları Yalıkavak’ta kışları da Bodrum’un içinde yaşadığım için bu iki yerde kurulan pazarlar konusunda uzmanlaştım. Hangi tezgahta ne var artık öğrendim. Bu coğrafyada yaşamanın nimetlerinden biri de bu pazarlar. Her çeşit sebze, ot ve meyvenin en tazesini en ucuza bulabileceğiniz harika yerler. Bugün de Bodrum pazarındaydım. Yağmurlarla birlikte mantar dönemi de başladı. Burada tirmit, kabara, kayın mantarları en sık bulunan çeşitler. Bugün kayın mantarı buldum ve evde onu ebegümeci ile birlikte zeytinyağında kavurdum. Gayet iyi oldu. Yalıkavak’taki balıkçı Sait’in ustası kabara veya kayın mantarını sarmısaklı zeytinyağı ile soslayıp sonra ızgara yapıyor. Derler ya “anlatılmaz, yaşanır” işte öyle.

Çarli’nin yeri ve Mahmut Kaptan

Resim
Dün akşam tahminim doğru çıktı, çok güzel bir gün batımı oldu. Her akşamüzeri yaptığım gibi yürüyüş sonrası Zazu’ya uğradım. Bizim ekibin çarşı içindeki Mahmut Kaptan’ın yanında, yeni açılan Çarli’nin yerinde olduğunu öğrenince ben de gittim.  Çarli meyhanenin sahibinin takma adı. Asıl adını bilmiyorum, Bodrum’lu bir balıkçı. Küçücük bir mekan, 15 kişiden fazla almaz. Burası da Mahmut Kaptan gibi küçük küçük tabaklarda meze yenilen bir meyhane. İlginç bir böreği var; içi kıyma ve patatesli bizim Boşnak böreğini andırıyor. Gelenler de ya Bodrum’un yerlisi ya da benim gibi sonradan gelenler. Zaten bu kış ayında, hafta ortasında kim olabilir ki? Üstelik Mahmut Kaptan da bu yeni yer de hiç turistik değil. İyi ki de değil. Mahmut Kaptan çok kişilikli bir mekan. Adı üzerinde, sahibi Mahmut kaptan olduğu için yazın kapalı. Onun için de tam Bodrum’da yaşayanların müdavim olduğu bir meyhane. İçerisi yaşanmışlığın izlerini taşıyor. Resimler, notlar, çeşitli objeler duvarları kapla

Sabah ve akşamüzeri farkı

Burayı sevmem için neden çok. Benim gibi düşünen, hayata öyle bakan birilerinin aklını çelebilirim düşüncesiyle bunları zaman zaman yazmak istiyorum diye en başta söylemiştim; İstanbul'da yaptığı işten, yaşadığı ortamdan memnun olmayan, hayatını sorgulayanlar varsa bu notlar belki onlara yol gösterebilir. Birileri yapmış ben de yapabilirim duygusu... İşte onlardan birini yazıyorum. İstanbul'da sabah uyandığımda gökgürültüsü, fırtına, yağmur olduğunda bu benim için şu demekti; en azından bir hafta güneşi unutmalısın. 20 gün güneşin olmadığı gri bulutlu ağır kurşuni havaları çok hatırlıyorum.  Aşağıdaki kısa video bu sabahı, bu öğlen saatlerini ve 2 saat öncesini gösteriyor. Burada güneşin ya da maviliğin görünmediği en uzun sürenin 36 saati aştığını görmedim. Benim için müthiş birşey. Depresif yapan en önemli unsurlardan biri yok işte. Şimdi saat 17:22 ve olağanüstü bir ışık var. Harika bir gün batımı olacak. Gidip bir iki kare çekeyim, yarın paylaşırım. Çıkmışken de Zazu ve

Tepecik Camii

Resim
Bodrum’a gelenler bilirler, Tepecik Camii kasabanın merkezinde, kale tarafından marina yönüne giderken solda, deniz kıyısındadır. Antik dönemde agoranın olduğu yerdeki bu camiyi Tersaneci Mustafa Paşa’nın kahyası Hasan Ağa 1735 yılında yaptırmış. 80’li yılların başına kadar şimdi marinanın olduğu yerde tersaneler hala iş görüyorlardı. Yapıldığı yıllarda tam anlamıyla bir yalı camiiymiş, bu tür camiilerin Osmanlı mimarisinde fazla örneği yok deniyor. 1915 yılında Fransızların Dublex kruvazörünün açtığı top ateşiyle kubbesi yıkılmış. 1960’lı yılların başında çevresindeki yapılar yıkılmış ve cami yeniden ortaya çıkmış. Bugün sol tarafında bahçe duvarına bitişik, belediyenin bir kafeteryası var. Diğer üç yanı boş durumda. Bodrum’un eski halini gösteren birkaç fotoğrafta göreceğiniz gibi cami aslında o dönemde silüetin önemli bir parçasıymış. Alttaki iki resimde uzaktan görünen camii Tepecik Camii. Sonra denizle arası guletlerin yanaşabileceği şekilde doldurulup bir

Neriman

Bu yazı güncellendiği için bu sayfadan taşınmıştır. Yeni halini okumak için; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/09/yalkavak-dogumlu-neriman.html

Giorgios Dalaras ve ruh halleri.

Resim
Yazmak için oturduğum sırada Dalaras’ın Η Ζωή Μου Μια Ιδέα adlı şarkısı çalmaya başladı, yazmayı düşündüğüm konuyu bırakıp başka şey yazmaya başladım (Şarkının latin alfabesi ile yazılışını bilmiyorum). Bu coğrafyanın bünyeye etkisi olsa gerek, insan duygularına gem vurmakta zorlanıyor. Burada herşey coşkulu. Deniz öyle, rüzgar öyle, yağmur öyle. Daha dün gece gök gürledi, fırtına çıktı, dolu yağdı. Günlerce sürer diye tahmin ediyor insan ama öğleden sonra hava açtı, güneş vardı akşam saatlerinde sonra yine yağdı. Yarın sabah pırıl pırıl bir havaya uyanabiliriz, belli olmaz. Şarkıların doğduğu ve söylendiği yerlerle derin ilişkisi var ya. Bazı müzikler söylendiği coğrafya ile çok iç içe. Yani Dalaras’ın şarkıları Ege’de söylenince yarattığı etki bir başka. İstanbul’da dinlediğin zaman da seni alıp Ege’ye götürür, ağzında da hafif bir rakı tadı bırakır. İşte böyle olunca da yazacağım konu aklımdan çıktı, geçtiğimiz Ağustos ayında gittiğim Faralya’dan bir kare geldi. Faralya’yı