31 Ekim 2014 Cuma

Cumhuriyet Bayramında Datça'daydım

Datça’ya her yıl daha fazla gider oldum. Her gidişimde daha sever, benimser oldum. Sakinliği, bakirliği bana eski Bodrum’u hatırlatıyor. Merkezini hiç sevmiyordum, oraya da alışır gibi oldum ama gönlüm tabii asıl Mesudiye’de. Bu yıl on kere gitmişim. Bunlardan üçü yaz aylarında diğerleri kış ve baharlarda. Orayı da Bodrum gibi yaz dışındaki zamanlarda seviyorum. Bu sefer yağmur vardı o yüzden sahil bomboştu. Bu ay başında yine gitmiş ve Ovabük’te kalmış, sakinliğine bayılmıştım. Bir avuç insanla, bedeni kadife gibi saran suya girmenin tadı doyumsuz. Buralara yazın gidenler, şimdi sakin haline bakıp “hüzünlü” diye düşünebilirler ama işin aslı öyle değil. Yazın karmaşasından sonra koyların o sakin hali, yazın kalabalığına, gürültüsüne değişilmez. Aynı şey Bodrum için de geçerli. Bütün Ege için geçerli. Yaz ile kış farkı inanılmazdır.

29 Ekim tatilini fırsat bilip bir gece kalmalı kısa bir Datça turu yapalım dedik. Yirmibeş yıllık arkadaşım Hakan Girgin’in de Datça’da bir görüşmesi vardı, onu da hallederiz diye bayram sabahı feribota atladık Datça’ya yollandık. Hava bulutluydu ama neredeyse sıfır rüzgarla Gökova’yı geçip karşıya Körmen Limanı’na vardık. Yol boyu üstte, açıkta oturduk ki dikkatinizi çekerim tarih 29 Ekim.


Karşısı Datça
Yolun tam ortasında Fahri Kaptan ile yanyana geçtik

Gökova'yı bu kadar sakin görmek yazın pek mümkün değil
Kos'un yandan görünümü. Bodrum'da hep karşıdan görmeye alışığız

Varır varmaz doğru Palamutbükü’ne geçtik. Hakan görüşmesini yaparken ben kimsenin, ama bir kişinin bile olmadığı kumsalda şezlong çektim dalıp gittim. Yağmur başlayınca içeri geçtim, ancak yağmur beş on dakika sonra kesildi. Biz de Ovabükü’ne, Ercan Usta’nın ahtapot ızgarasını yemek için Poyraz restorana yollandık. Kapari filizi, kaya koruğu, bal kabağı kızartması, havuç ezme ve ahtapot ızgaradan oluşan hafif menüyü mideye indirdikten sonra Datça merkezine devam ettik. Ben öğlen içmem. Hele araba kullanacaksam asla içmem o yüzden yemekte su içtim. Hakan kardeşim bir duble üstüne bir de teki keyifle içti, bana da yutkunmak düştü.

Bu blogu izleyenler artık bu kaplumbağayı biliyor
Palamutbükü
Tilos'tan doğru yağmur geliyor. Bir saat şu şezlongta oturup karşıya baktım, ruhum dinlendi
Tilos'a yağmur indirirken
29 Ekim'de geçit görmedim demem... Palamutbükü'nde önümden geçenler
Sarmısaklı, zeytinyağlı balkabağı kızartması. Enfes diyeyim, o kadar...
Ovabükü
Yine Kumluk Otel’de kaldık. Bu otelin açılması çok iyi oldu çünkü hem tam merkezde, hem yepyeni, tertemiz hem de Fevzi’nin burnun dibinde. Hani yazın Fevzi’de tuvalet doluysa beklemektense otele gitmek daha iyi fikir. O derece yakın. Akşam üzeri Serap Çay Bahçesinde bizim sevgili dost Serap ile buluştuk. Serap zaten Ahmet ile Havva’nın düğünü için Bodrum’a gelmişti ve on gündür bizleydi. Bizden birkaç gün önce Datça’sına kaçtı, evine sığındı. Çünkü Bodrum’da dağılmaya başladığını söyledi “biraz daha kalırsam bu gece hayatından ölüp gideceğim ben köyüme kaçıyorum” dedi gitti. İşte Serap ile buluşup birer kahve içip dağıldık. Bir saat sonra da kısa bir yürüyüşten sonra Fevzi’de masaya oturduk.

Fevzi’de biz bizeydik. Yani ben, Hakan ve Fevzi. Serap perhize girmiş, rakının yüzünü görmek istemiyorum dedi, gelmedi. Fevzi yine masayı donattı. Kış menüsü sürprizi Datça usulü salyangoz yahni -namı diğer karavilla- vardı. Sohbet rakıya, rakı sohbete karışınca bir baktık şişe bitti. Fevzi “hadi Club Taşlık’a gidelim” dedi, kalktık gittik. Fevzi’nin arkadaşı gitarla şarkı söylüyordu. Onu dinledik, sohbete devam ettik ve ertesi sabah 9:30 feribotuyla döneceğimizden geceyi fazla uzatmadan otele döndük.

Serap Çay Bahçesi. Datça'nın bir numarası
Fevzi masayı donattı yine...
Karavilla
Hakan, ben ve Fevzi Cumhuriyete kadeh kaldırırken
Cumhuriyet yürüyüşünden

Rakılarımızı içerken tepemizde havai fişekler patlamaya başladı
Sabah pırıl pırıl güneşe uyandık. Ilık bir sabahtı ve deniz nefis görünüyordu. Kahvaltı yapıp limana gidip feribota bindik, Bodrum'a doğru yola çıkıverdik. Feribot seferleri bugün bitti. Bir dahaki yaza kadar Datça gidişlerini Gökova’yı dönerek yapacağım. Evimden Fevzi’nin mekanı 235 km. Böyle olunca bir gün için gitmek biraz zorluyor, en azından iki gece kalmalı gitmek gerekiyor. Bu da Cuma öğleden sonra ofisten çıkıp Datça’ya gitmek, Pazar öğleden sonra da dönmek anlamına geliyor. Kışın o yolun da Datça’nın da zevki başka. Datça’da da Serap ve Fevzi gibi sevgili dostlar olunca kışın da bana Datça yolları görünüyor demektir. Hele şubat ayında bademlerin bahar açması dönemi rüya gibi oluyor. Geçtiğimiz şubat ayında çektiğim fotoğrafları görmek isterseniz; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2014/02/bodrumdan-datcaya-bahar-acan-badem.html



Hep söylüyorum, bu coğrafyanın nimeti bu işte. İstediğiniz zaman bir kaç saat içinde dünyanın en güzel köşelerine ulaşabiliyorsunuz. Biraz önce dediğim gibi evimden Datça’da Fevzi’nin restoranı 235 km. Evimden Fethiye’ye gidişlerimde kaldığım Yacht Otel de tamı tamına 240 km. Ve de İzmir’e gittiğimde kalmayı sevdiğim İzmir Palas tamı tamına 235 km. Yani evi merkez kabul edip pergeli 240 km. açarsanız o dairenin içinde harika yerler kalıyor. Yeter ki siz isteyin. Ben burada yaşıyorsam bu harika yerlere elimden geldiğince fırsat yaratıp, bir daha bir daha gitmek istiyorum. Önceliğim buralara gitmek olunca ne yapıp yapıp da bir fırsat yaratıyorum. Ege bizlere bahşedilmiş müthiş bir nimet. Bunun kıymetini bilip tadını çıkarmaya çabalamak gerektiğine inanıyorum.


Bol Ege’li, güneşli bir kış olsun... Bol bol gezelim.


24 Ekim 2014 Cuma

Mahmut Kaptan kampanaya vurdu, kış başladı.

Bu hafta başında, Pazartesi günü Mahmut Kaptan’ın meyhanesini açtık. Kaptan kim diye soran olursa bu blogu izlemeye yeni başlamış demektir. Onlara yardımcı olmak için burada şimdi Mahmut abi ve meyhanesi ile ilgili yazdığım yazıların bazılarının linkine yer veriyorum.

Mahmut Kaptan, Bodrum’daki işletmelerin tersine yazın kapalı kışın açık olduğu için Bodrum’a yerleşik bizler gibi müdavimleri olan, çok özgün bir mekan. Başta kaptanın kendisi özgün zaten. Bana sorarsanız bir işletme modeli olarak incelenmeli. Ocakta işinin uzmanı Ali ile garson Bülent ve yardımcısı toplam üç kişiyle bütün dükkan dönüyor. Bu iş modelinin grafik tasarım stüdyosu versiyonunu kendim uyguladığım için çok iyi anlayabiliyorum. Az müşteri, öz müşteri, işini iyi bilen az kişiyle standartı yüksek ama çeşidi az ürün çıkarmak. Mesela Mahmut Kaptan’da tavuk kanadı bulamazsınız. On küsur meze vardır, sıcak olarak üç çeşit börek, arnavut ciğeri, köfte, sote ve hamsi. Budur. Büyük balık yoktur. Ortada büyük tabak da göremezsiniz. Her şey küçük tabaklarda ve tadımlıktır. Hepsi de parmak yedirir cinstendir o başka. Yani kaptana karın doyurmaya değil rakı içmeye gideriz. Mezeler rakıya eşlik eder, rakı yemeğe eşlik etmez.

Kaptan ile açılış selfisi olsun dedim
İlk kadehler sağlıklı, mutlu, huzurlu, neşeli bir kış için kalkıyor 
Açılış hatırası yaptık... Mahmut abi, Serap ve Çisem ile




Açık olduğu tarihler benim Bodrum’u en sevdiğim tarihlerdir. Yaz bitmiş, yerli ve yabancı turist gitmiş, yazlıkçılar şehirlerine dönmüştür. Sokaklar boşalmış, akşam erken çökmeye başlamıştır. Arada yağmurlu gecelerde evden çarşıya, meyhaneye kadar yürürsün, tadı başkadır. Veya meyhaneden çıkıp eve yürürken yağmur ve deniz kokusu seni kendine getirir. Bazen eve dönerken lodos fırtınası olur, ciğerin iyot dolarken sen anason dolusundur, ikisi birleşir şahane olur.

Mahmut Kaptan’ın ortamı başka yerlere pek benzemez. Müdavimleri vardır, yıllardır oradadır. Ben de iyi kötü beş yıllık müdavim oldum sayılır. Özellikle bizim Ahmet ile (hani geçen hafta evlendirdik...) gittiğimizde yerimiz bar tezgahında Mahmut abinin karşısıdır. Hafta sonları kalabalık olur, orayı boş bırakırız, biz barın öbür ucuna konuşlanırız. Hem biz otururken gelen arkadaşlarımız olur, iskemleler yan yana dizilir, çoğalırız. Hem de Mahmut abinin karşısını, gelmesi muhtemel hoş hanımefendilere bırakırız.

Açılış akşamının kalabalıklığını düşünerek aile fertleri Volkan ve Tuna Ali Usta'ya yardıma gelmişti. 
Üç günlük damat Ahmet mekana gelince ortalık hareketlendi
Datça'lı Serap Çökertme'yi duyunca...
Çetenin kadınlarını kaynatırken yakaladım...
Kaptanın kızı sevgili Tuna
Müdavimlerden Murat abi

Kardeşim Sena da açılıştaydı
Zazu'cuların bazıları açılış gecesi Mahmut Kaptan'daydı
Lale ve Ertuğ geceye başlarken
Kaptanın mekanının açılışı kışın başladığının habercisi olduğundan bana ayrı bir tat veriyor. Dedim ya, Bodrum’un en güzel mevsimi kıştır diye. Yaz boyunca gürültü, patırtı içinde birbirini göremeyen meyhanenin müdavimleri, açılışta birbirimizi görürüz, hal hatır sorarız. Haftada bir akşam uğramazsam kendimi eksik hissederim. Bazı geceler misafirler çok neşeli, coşkulu olur, her akşam cümbüşüyle şarkılar söyleyen Alper abiye eşlik edilir, sesler çarşıya yayılır.

Bizim ekip 
Alper abi ve cümbüşü... İki Keklik'i söylerken
Sıkı müdavimlerden Ferit. Boşu yok
Yaseminlerin masası
Alper abi... Açılış kalabalık olur, sesi arada duyulmaz diye gayet teknolojikti 
Ferit'in saçının bir bölümünden Ahmet'e saç çıktı
Rakıyı çok içince Selçuk'un da saçı çıkıverdi
Memo (Mehmet Kurşuncu) bile geldi


Bir durum mu vardı?...
Böyle böyle aylar geçer ve Mayıs geldiğinde kaptan meyhaneyi kapatır. Açılıştaki coşku, yerini inceden hüzüne bırakır. Geçirdiğimiz güzel kış akşamları için şükreder, yaz sezonu sonunda tekrar sağlıklı bir şekilde bir arada olmayı, yeniden buluşmayı dileyerek ayrılırız. İşte Pazartesi akşamı ne iyi ki, bir araya gelebildik. Bu kışı da sağlıklı, mutlu, neşeli, keyifli şekilde geçirmeyi dileyerek Mahmut Kaptan’ı açtık. Kaptan kampanaya vurdu, kış başladı.


Hadi iyi kışlar olsun... Kadehler boş kalmasın, dolsun.