25 Ağustos 2019 Pazar

GÜNEYDEKİ ON İKİ ADALAR SEYRİ-2/TİLOS

Bodrumlu mavi hayat isimli blogumda yayınlanan son yazım;

Tilos güneydeki adalar içinde en sakini, en az bilineni ve en az gidileni. Ne kuzeyindeki komşusu Nisyros gibi pazarlayacağı volkanı var, ne güneyindeki Halki gibi şık evleri, orta-üst gelir grubuna hitap eden yalıları var. Aslına bakarsanız hiç bir şeyi yok gibi görünüyor ama bu da onu cazip kılıyor. Güzel ve kristal bir deniz, sakinlik, yavaş hayat arayanlar için ideal. Yaş ortalamasının yüksek olduğunu söylememe gerek var mı?

Nisyros'tan Tilos'a geçtik (mavi rota)
Adayı ilginç kılan bir hikayesi var. Günümüzden yaklaşık 3 milyon yıl önce (üçüne beşine bakmayın, aşağı yukarı bu kadar yıl olmuş) şiddetli depremlerle bölge alt üst olurken bir hat üzerinde dizili On İki Adalar ortaya çıkmış. Son yıllarda yapılan kazılarda Tilos’ta bir filin iskeletinin bazı parçalarına rastlıyorlar. Ancak fil bildiğimiz fillere göre oldukça küçük. Cüce fil diyorlar. (Dikkat yavru fil değil). Bulunan parçaları birleştirip filin boyunu ortaya çıkarıyorlar. Teori şöyle; depremlerle adalar oluşurken Tilos üzerinde kalan bir fil sürüsü zaman içinde evrim geçirip, ada koşullarına uyum sağlayarak küçülüp, bir süre daha soyu devam ettiriyorlar ve nihayetinde son fil de gidince konu kapanıyor. Yani Avrupa’da yaşamış son fil Tilos’ta yaşamış. Buraya koyduğum fotoğrafı Google’dan buldum. Daha etraflıca bilgi için Tilos Elephant yazın bilgiler ekranınıza dökülsün.


Bu kadar girişten sonra asıl konumuza, yani işin deniz kısmına döneyim. Tilos’un limanı Livadhia bir mil içeri giren koyun dibinde. Küçük bir mendirekle ayrılmış liman içinde yer bulursanız tonoz alıyor, kıçtan kara bağlanıyorsunuz. Elektrik, su var. İki yıl önceki gidişimde sevimli, şişman liman görevlisini aradı gözlerim ama göremedim. Meğer emekli olmuş. Çok sevimli ve işinin ustası biriydi. O küçücük limana o kadar tekneyi nasıl sığdırırdı şaşardım. Büyük tekneler, motor yatlar, guletler mendireğin dışına demir atıp kıçtan kara yapıyorlar. Eğer fazla gelen giden yoksa aborda yaptırıyor görevli. Biz geçen gelişimizdeki gibi kara tarafına bağlandık. Limanın içi tertemiz. Küçük ve sevimli bir liman. Rıhtım yüksekçe, pasarelladan hafif tırmanmak gerekiyor. Limanın hemen yanında Blue Star gibi büyük feribotların veya Dodekanisos Seaways gibi katamaranların yanaştığı, araçların, kamyonların sıraya girdiği büyük, geniş bir beton platform var. Gemi geleceği zamanlar oldukça hareketli oluyor. Kafe açılıyor, insanlar gemiyi beklerken kahve içiyorlar, sohbetler yapılıyor. Sonra gemi gidiyor, kafe kapanıyor, rıhtım sessizliğe bürünüyor. Her gün gelen gemi olmadığından ortalık epey sakin.



Tilos limanında





Pasarelladan hafifçe tırmanmak gerekti




Glaros sağdan üçüncü
Bu gidişim Tilos’a üçüncü gidişimdi. İlk gidişim yine feribotlaydı. Blue Star ile gelip Dodekanisos ile dönmüştüm. Ulaşımı çok kolay bir ada değil, her gün gemi yok demiştim. O yüzden mi sakin, sakin olduğundan mı gemi seferi az bilmiyorum. Aslında birbirine komşu üç ada, yani Nisyros-Tilos-Halki için de durum benzer, onlara da çok sık sefer yok. Fakat ne var ki Nisyros’tan Kos’un Kardamena, Halki’den de Rodos’un Kamiros bölgelerine her gün bir küç motor çalışıyor. Bizim Datça feribotları gibi düşünebilirsiniz. Yalnız bu iki bölge de o adanın limanlarına çok uzak bölgeler. Yani Rodos diye gittiğiniz Kamira’dan Rodos merkezine 1 saatlik araba yolculuğu gerekiyor. Ama Tilos’un bu hali mükemmel. Planımız bir gece liman, bir gece bir koyda alargada kalmaktı. İlk gün sıcağın da etkisiyle siestaya yattım ama uzun sürdü. O günün öğleden sonrasını kaçırdık. Gülüşan adayı benden çok dinlemişti ama görmemişti. Araba kiralayıp adanın iç bölgelerine, eski Mikro Chora’ya ve hala yerleşim olan Chora’ya gidecektik. Ertesi gün gideriz dedik. O akşam restoranda uzolu, ahtapotlu yemeğimizi yedik, yattık. Sabah denize girip, yüzüp öğlen yemeğine doğru aracı kiralamaya gittiğimizde siesta saati başlamıştı. Zaten hepi topu iki oto kiralama ofisi var. Biri kapalı, diğeri açıktı ama onda da araç yoktu. Mecburen saat 16’yı beklerken bir şeyler atıştırdık. Kapalı olan ofis de açılınca hemen gittik ama onda da hiç araç kalmamış. Ada sakin fakat kendi ölçüsüne göre en kalabalık dönemini yaşıyor tabii. Herhalde iki şirkette on araba falan vardı, onlar da bitmiş. Bizim gezi hayalleri de bitti. Günü de kaçırmış olduk. Dedik bu akşam da limanda kalalım, ertesi gün Halki’ye devam edecektik.

Limandan yüz-yüz elli metre sonra çakıllı sahil başlıyor








Tilos’un limanının hemen arkasındaki kilisenin de arkasında küçük bir meydan var. Orası adanın liman bölgesi Livadhia’nın merkezi. Kocaman bir ağacın altında bir iki kafe var, serinlikte oturup bir şeyler içiyor halk. O ağacın da karşısında, köşede küçük bir bar var, ben orayı bizim Mahmut Kaptan’ın yerine benzetiyorum. Her gidişimde uğrarım. Yemekten önce bir iki kadeh uzo içip adalıların hayatını izlemek hoşuma gidiyor. İlk gidişimde telefonda Türkçe konuştuğumu duyan biri yanıma gelip Trkçe “Merhaba, ben de İstanbul’da doğdum” dedi. Yaşı yetmişlerde bu kişinin adı İlias. O akşam epey sohbet ettik. İstanbul’da doğan Rumlardan. Sonra aile Atina’ya göç ediyor. Yanılmıyorsam 6-7 Eylül olayları sonrası göçmüşler. Atina’da büyümüş. Orada taksi şoförlüğü yaparak hayatını kazanmış. Evlenmiş, eşi Tilosluymuş. Çocukları olmuş falan derken emekliliği gelince Atina’dan ayrılıp Tilos’a yerleşmişler. Yıllardır yaz-kış Tilos’ta yaşıyorlar. Evlerini gösterdi, hemen merkezde ve sahilde bahçeli güzel bir ev. Neyse, ilias Bey ile bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik. Aradan bir yıl geçti, Glaros’u aldım ve adaya onunla gittik. İlias Bey ile yine aynı noktada fotoğraf çektirdik ve farkında değildim, o gün de bir yıl önceki tişörtü giymişim. Geçen yaz Tilos’a gitmedik. Bu gidişimde yine aynı köşede otururken gözlerim İlias Bey’i aradı. Baktım ileride ağacın altında bir adam oturuyor ve ona çok benziyor. Yanına gittim, oymuş. Yine sohbet ettik, o pek içki içmiyor,  Schweppes ile eşlik etti. Bu kez fotoğrafımızı Gülüşan çekti. Tişörtüm aynı değildi neyse ki.



Tilos'ta yemekten önce bir iki kadeh uzo içip adalıların hayatını izlemeyi seviyorum




İlias Bey ile 2016 ve 2017 yılındaki fotoğraflarımız
Bu da bu gidişimde çektirdiğimiz fotoğraf
Aynı mekanda Gülüşan ile
Tilos’u ilk kez bu kadar kalabalık gördüm. Önceki gidişlerimde sahil boyunca yirmi kişi falan olurdu. Bu gidişimizde sayı yüze yaklaşmıştı. Ancak Tiloslular da turizmin eski tadının kalmadığından yakınıyorlar. Avrupa’da genel bir kriz havası var sanırım, bu da ada turizmini etkiliyor. Aynı şekilde Halki de önceki gidişlerime oranla boştu. Tilos’ta limandan yüz, yüz elli metre yürüdükten sonra başlayan küçük çakıllı sahil boyunca istediğiniz yerden denize girebiliyorsunuz. Deniz mükemmel. Sabahları sahil boyu yürüyüş yapıyordum, o saatte kimseler olmuyordu. Sahildeki küçük oteller önlerine şemsiye ve şezlong koyuyorlar. Onlardan da yararlanabilirsiniz. Şezlong için bir para ödemiyorsunuz, sadece oradan bir şeyler yiyip içmeniz bekleniyor. Ama mesela iki otel arasındaki elli-altmış metrelik mesafe boş ve oraya yayılabilirsiniz.



Denizi mükemmel. Karşısı Datça'nın Palamutbükü, Ovabükü tarafları 













Yemek yediğimiz mekan
İki günü bitirdik ve Tilos’tan ayrılma vaktimiz geldi. Sabah liman sakinken usulca çıktık, rotamızı Halki’ye çevirdik. Yine rüzgarsız bir hava bizi bekliyordu. 

Tilos'tan ayrılırken







Halki notları bir sonraki yazıda.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

GÜNEYDEKİ ON İKİ ADALAR SEYRİ-1/KOS, NİSYROS

Kiminiz biliyordur, üç yıl önce Glaros adını verdiğim yelkenli teknemi alınca Bodrumlu Mavi Hayat adını verdiğim bir başka blog açmıştım. Orada sadece Glaros ile yaptığım gezileri ve denizcilik ile ilgili konuları anlatıyorum. Orada bir yazı yayınladığımda buraya da linkini koyuyordum. Bundan sonra o blogda bir yazı yazdığımda aynısını buraya da ekleyeceğim, sadece girişine, şimdi yaptığım gibi bir iki cümle ekleyeceğim. aşağıdaki yazı on dakika önce Bodrumlu Mavi Hayat blogumdaki yazının aynısıdır.

Son yazımda, Astypalaia odaklı yaptığımız seyrin son durağı olan Nisyros ve Kos’tan söz etmiştim. Bu sefer rotamız Kos ile başlayıp, aynı gün Nisyros ile devam etti. Yani bir önceki seyrimizin son durakları, bu seyrimizin ilk durakları oldu.

Bayram tatilini dokuz güne bağlayarak, On İki Adalar’ın güneyindeki adalara seyir planladık. Yani Kos’u tam ortada kabul edersek –ki Bodrum’un karşısına denk gelen bu ada gerçekten de orta kalan adadır- güneye doğru sırasıyla Nisyros, Tilos, Halki ve Symi adalarını kapsayan bir rota yaptım.

Rota çalışırken Ali Boratav'ın Mavi Yolculuk Rehberi'nden fikir aldım.
On İki Adalar’ın her ne kadar isminde 12 sayısı geçse de aslında 12’den fazla ada vardır. Yunanistan’ın idari/siyasi bölgelerinden biri de bu On İki Adalar’dır. Ya da Yunanca adıyla Dodekanisos bölgesi. Haritaya bakınca, bizim sahillerimize yakın bir hat üzerinde dizilmiş irili ufaklı adaları görürsünüz. Bugüne kadar kuzeyden başlayarak Fourni, Lipsi, Arki, Marathos, Agathonisi, Patmos, Leros, Kalymnos, Kos, Nisyros, Tilos, Halki, Symi, Rodos ve bu hattın dışında, Kiklad takım adaları ile On İki Adalar’ın ortasındaki Astypalaia’ya gittim. Yani 15 adayı gezdim. Kuzeydeki Fourni ve Samos ile, Astypalaia rotasındaki Karpathos, Kasos, yazları sadece bir ailenin yaşadığı küçük Levithia ve Kaş’ın karşısındaki Meis’i de görürsem diziyi tamamlamış olacağım. Gittiğim adalardan Fourni ve Rodos’a sadece feribotla, diğerlerine hem feribot hem de Glaros ile gittim. Mesela bir iki gün için sadece Kalymnos’a gideceksem Glaros ile gitmiyor, feribotu tercih ediyorum. Çünkü Türkiye’den çıkış, Yunanistan’a giriş, Yunanistan’dan çıkış, Türkiye’ye giriş hem uzun iş hem de çok pahalı. Kabaca minimum 2.000 lirayı gözden çıkarmanız gerekir. Oysa feribotla bundan çok daha ucuza gidiyorum. Otel parası da eklesem yine de değmiyor. Daha önce de yazdım, eğer uzun süreli ve en az iki kişi gidiyorsanız tekne ekonomik. Hele dört kişiyseniz daha makul. Size dört kişilik ekip ve 37 ft bir tekne için güncel fiyatları yazayım; Bodrum giriş/çıkış, transitlog işlemleri için acente 800 TL aldı. Kos giriş işlemi için 230 EU ödedim. Bu fiyatın içinde Glaros ebadındaki tekne için ödenen 33 EU yeni Yunanistan vergisi dahil. Kos bu konuda pahalı ada, Liman vergisi, bağlama ücreti yüksek. Kalymnos’ta bu işlemler daha az tutuyor. Çıkışı Kos’tan yapsaydık 125-150 EU öderdik muhtemelen. Symi’den çıktık 50 EU ödedik. Yani adalarda standart bir fiyat yok. Kaldığımız adalarda limana bağlandığımızda 9-18 EU arası farklı ücretler verdik.

Rotamızı Bodrum-Kos-Nisyros-Tilos-Halki-Symi-Datça-Knidos-Bodrum olarak planladık. Süremiz de dokuz gündü. Yunanistan çıkışını yukarıda yazdığım gibi Symi’den, Türkiye girişini ise Datça’dan yaptık. Aşağıdaki haritada rotamızın ilk bacağını görüyorsunuz.


10 Ağustos günü Gümbet’ten çıkacaktık. Bir gün önce kumanyayı aldık, yerleştirdik. Evlerde yapılan börek, köfte ve dolmalar da cuma günü buzdolabına kondu. Her şey hazırdı, sabah erkenden halatlarımızı çözdük, Bodrum gümrüğüne girdik. Gümrük sahasına küçük, yüzer bir iskele koydular, bu iskele işleri çok hızlandırdı. Önceleri Kos feribotlarının çıkmasını bekliyorduk, sonra bizim gibi tekneleri alıyorlardı. Şimdi o yeni iskeleye bizim gibi iki-üç tekneyi sığdırıyorlar, arada bizim işlemler de yapılıyor. Çıkışımız çabuk halloldu, hava uygundu, yelken basıp Kos’a dümen tuttuk. Kos limanı ve pasaport polisi, tahmin ettiğimiz gibi çok kalabalıktı. Sıra sıra Türk bayraklı koca koca yatlar demirlemişti. Bizim işlemlerin bitmesi iki saati buldu. O arada teknede öğlen yemeğimizi yedik, polise gittik, gül cemalimizi gösterdik, damgalarımızı aldık halatları çözdük. Kos-Nisyros rotasında da rüzgar bizden yanaydı, sancak apaz iyi bir seyir yaptık. Bu rüzgarın dokuz günlük seyrimizin son iyi rüzgarı olduğunu bilmiyorduk. Sonrasında günlerce rüzgar yoktu, sonunda da fırtına çıktı. İkisi arasını pek yakalayamadık.

Kumanya almak öyle kolay iş değil. Ücüncü yılımızda ancak öğrendik. Artık ne ne kadar gerekiyor, hangi ürünleri almalı, hangilerini adalardan bulabilirinizi biliyoruz. Yoksa tüketilemeyen veya neme dayanmayan ürünler alarak paranızı sokağa atıyorsunuz.


Malta Şahini de bizi uğurlamaya gelmişti (!)
Gümbet sahiline yapılan yeni milyon dolarlık villalar. Sadece kendileri denize girmek için sahili kapatmışlar. Tamamen yasa dışı.




Glaros Kos limanında

Kos'ta en sevdiğim kafe

Nisyros’a aynı ekiple iki ay önce gitmiş, bir gece kalmış, araba kiralamış, adayı turlamıştık (Bkz. bir önceki yazım). Nisyros’a bu gidişim altıncı gidişim oldu. Gidişlerimin ilk ikisini feribotla, sonrakileri ise Glaros ile yaptım. Artık Pali limanını ezberledim sayılır. Hangi elektrik/su ünitesi çalışıyor, hangisi çalışmıyor öğrendim. Mesela iki ay önce gittiğimde çalışmayan üniteler hala çalışmıyordu. Turizm sezonunda tamir edilmemişler. Yunanlıların da pek umurunda değil sanki. Nasıl olsa gelen geliyor.


Nisyros pruvamızda
Nisiyros'a yaklaşırken...



Pali’de demir atıp kıçtan kara yaptık, elektrik bağladık. Hemen yandaki sahilden denize girdik. Buranın denizi adalar içinde lafı edilecek deniz değil ama boğucu sıcakta iyi geldi. Neden değil derseniz, ada bir volkan ve denizin dibi koyu renk taşlardan oluşan kum. Böyle olunca türkuaz su olması da mümkün değil. Gayet sıradan bir deniz işte. Ama ada çok güzel ve eğer deniz birincil önceliğiniz değilse Nisyros gidilmesi gereken bir ada. Fakat eğlence, hareket, aktivite arayanlara hiç mi hiç uygun değil. Laf aramızda sakinlik seven tekneciler ve 45 yaş üstü insanlar için güzel. Mesela limanında hiç Yalıkavak'tan gelme motoryat göremezsiniz. Çünkü hava atacak kimse yok, teknelerini gösterecek kimse yok. Gelmiyorlar. O yüzden sakin, güzel ve kırosu olmayan çok kaliteli bir ada.


Pali limanı





O akşam yemeğimizi Glaros’ta yerken, önüne bağlandığımız restoranda ahtapot ızgara yaptırdık. İki kadeh rakı ile seyahatimizin ilk rakı akşamını eda ettim. Sabah erken kahvaltıyı yapıp rotamızı Tilos’a çevirdik. Hava sıcak ve rüzgarsızdı. Nisyros bitip Tilos ile arasındaki açıklığa gelince, o günlerde kuzey Ege’de süren şiddetli rüzgarın yarattığı kaba dalgalar sancak kıç omuzluğumuzdan bizi alıp alıp yukarıya çıkarıp oradan aşağı bıraktı. Bu sallama yaklaşık bir saat kadar sürdü. Gösterge rüzgarı 2-3 knot gösterirken bu dalgalar Ege’nin bir oyunuydu. Sonuçta dümeni otopilota alıp, 18 mili yaklaşık üç saatte kat ettik ve özlediğim Tilos’a vardık. Seyrimizin Tilos bölümü bir sonraki yazıda.