14 Mart 2011 Pazartesi

Bodrum'a yerleşmek için...

İtiraf edin hanginiz Bodrum'a yerleşeyim diye aklından hiç geçirmedi? Kimbilir kaç kere aklınızdan geçirmiş ama bir nedenle ertelemişsinizdir. Bodrum olması şart değil, "Bodrum'a yerleşmek" aslında bir özlemin, bir kavramın kod adı diyelim. Ayvalık olur, Marmaris olur. Hani hep söylenir ya "Ege'de sakin bir sahil kasabası". İşte demek istediğim o. Kuşkusuz ki şehir değiştirmek kolay değil. Aynı şehirde semt değiştirmenin bile yarattığı travmaları düşünürseniz... Bildiğiniz ve alıştığınız bir şehirden bilmediğiniz ve alışmadığınız bir yere göçmeye karar vermek için kararı oluşturacak birtakım unsurların bir araya gelmesi ve bir sinerji yaratması gerekiyor. Herkesin kendine göre nedenleri olabilir. Ben biraz benim kararımı etkileyen şeylerden söz edeyim. Burada sıkılıp sıkılmadğım ve nasıl iş hayatımı sürdürdüğüme dair bazı notları geçen ay yazmıştım. O yazıda belirttiklerim tanıdığım-tanımadığım birçok kişinin ilgisini çekmiş. Bunun nedeni; o kişilerin aklında da şu sahil kasabası meselesi var demek ki.

Madde 1: Eğer hakikaten böyle bir düşünce varsa ertelenmemesini öneririm. Ne kadar erken bu işi gerçekleştirirseniz yeni hayatınızı o kadar çok yaşayacaksınız. Ben yeni hayatıma yarı zamanlı başladığımda yaşım 47, Bodrum'a kesin yerleştiğimde ise 49'du. Daha önce yapabilir miydim? Şartlar uygun muydu? Galiba değildi, ama yerleşmeyi ertelememeye ve bu konuda girişimlere başlamaya karar verdiğimde bu işin olacağına inanmaya başladım. Hani başlamak bitirmenin yarısı derler, o hesap. Önce yaptığım işin biçimini değiştirmeye başlamıştım. Bunu geçen ayki yazıda detaylı anlatmıştım, onun için kısa geçiyorum. Uzun vadeli ve müşteri ile çok sık bir araya gelmeyi gerektirmeyen "kurum kimliği tasarımı" üzerinde yoğunlaştım. Bu bana hareket serbestisi sağladı. Bu serbestliği Yalıkavak'ta bir ev kiralayarak ve yazın tamamını, kışın da neredeyse her ayın bir haftasını Yalıkavak'ta geçirmeye başlayarak değerlendirdim. Böylece hem kendimi, hem işlerin yürüyüp yürümeyeceğini test etme fırsatı buldum. Bir sene sonra İstanbul'da Bebek'te oturduğum yüksek kiralı ve büyük evi bırakıp, ofise yürüme mesafesindeki Asmalımescit'teki eve geçtim. Onbeş yıl İstanbul'un boğaz semtlerinde oturduktan sonra Asmalımescit benim İstanbul ile sorunlu olmaya başlayan ilişkimin bitişini hızlandırdı. Bebek'teki evi de seviyordum, manzarası harikaydı. Her mevsim ayrı renklere bürünen boğazı yıllarca seyredebildiğim için şanslıyım. Ama o da bir tercihti. Yani şehrin göbeğinde o zaman da oturmayı istememişim. Bebek'teki evin manzarasını buraya alıyorum. Demek istediğim daha iyi anlaşılacak.




O evde bir yılı bitirmeden Bodrum'un içinde şu an oturduğum taş eve taşındım. Eğer Bodrum'a yerleşeceksem gerçekten Bodrum'u benim anladığım anlamda yaşayacağım ortamı yaratmak istedim. Bu çok önemli çünkü zor bir karar veriyorsunuz, 49 yıl yaşadığınız şehirden ayrılıp bambaşka bir kasabada, yepyeni bir hayata geçiyorsunuz. Yeni ortamı damardan hissetmek için o ortamın kıyısında değil ta göbeğinde olmam gerekir diye düşündüm. Daha ucuza bir ev bulabilirdim ama 100 yıllık taş bir evde, Bodrum'un tam içinde oturmayı tercih ettim (hoş pahalı dediğim ev İstanbul'da verdiğim kiranın neredeyse üçte biri). Kocaman bahçesiyle, kışın şöminesiyle, içten kapanan tahta pancurlarıyla, küçük pencereleri, kalın ve yüksek bahçe duvarlarıyla her anlamıyla tipik bir Bodrum evi. İstediğim volümde müzik dinleyebileceğim, bahçede şezlonga uzanırken, yemek yerken kimsenin göremeyeceği, korunaklı ve sakin bir ev. Yaşayacağım evin sahile, merkeze, meyhanelere yürüyerek gidebileceğim, Yalıkavak'a veya civar koylara gitmenin dışında arabayı hiç kullanmadan hayatı sürdürebileceğim bir konumda olmasını istemiştim. Çok aradım, şansım da yaver gitti, buldum.


 

Şartlar oluşunca ertelememek kadar o şartların oluşması için harekete geçmek de önemli. Peki neden insan doğduğu, büyüdüğü, köklerinin olduğu yerden vazgeçer? Çok nedeni var. Herkesin nedeni kendi meşrebince. Ben kendi nedenlerimi sayayım, benzer düşüncede olanlar için belki bir örnek oluşturur.

Bir kere benim öyle şehirlere, evlere, eşyalara bağlılığım yok. O evde anılarım var gibi laflar beni etkilemez. Tam tersine, aynı evde çok kalmaktan çekinirim. Aynı şey şehir için de geçerli. İstanbul'daki  evimin eşyaları Bodrum'a gitmek üzere kamyona yüklenip yola çıktıktan sonra ben de arabama atladım ve yola çıktım. Arkama bile bakmadım. İleride yeni seçtiğim, tercih ettiğim bir hayat varken arkaya dönüp bakmanın ne yararı olacak ki? Tamam yaşadığım hiçbir şeyi reddetmekten söz etmiyorum ama abartmaya da gerek yok. O zaman o evde, o şehirde yaşıyordum şimdi başkasını tercih ettim. Budur yani...

Büyük şehrin sunduklarıyla 50 yıla yakın yaşadıktan sonra başka şeyler aramaya başladım. Sakinlik. Sessizlik. Huzur. Daha yavaş bir hayat. Daha az insan. Temiz bir hava. Ilıman bir iklim. Güneşin en fazla iki gün saklandığı bir gökyüzü. Grinin olmadığı bir hava. Kendimle daha uzun süre başbaşa kalacağım bir ortam. Hayatı mümkün olduğunca yalnız sürdürebileceğim ve bundan mutlu olacağım bir yer. Taze yiyecekler. Tertemiz bir deniz. Denizi görebileceğim, hissedebileceğim, kokusunu duyacağım bir yer. Bunlar Bodrum'u tarifliyor zaten.

Gümüşlük'te Limon

Yerleştikten sonra ilk zamanlar sabahları horoz sesiyle uyandığım için şaşırıyordum. Ara sıra ayarı kaçan komşunun horozuna bile kızmıyorum. Genellikle sabahları inanılmaz kuş sesleri duyuyorum. Geçen gün bir tanesi öyle bir ötüyordu ki, onun yüzünden bu öten nedir diye merak edip daha gün yeni doğarken kalkıp camı açtım. Sayesinde Datça tarafından doğan güneşin kızıllığının şaheser rengini görebildim. Gülerek uyanmayı muhtemelen çocukluğumdan sonra şimdi burada tekrar yaşıyorum.
Sinema, tiyatro hiçbir zaman çok ilgimi çekmedi. 50 yıl sinemeya gitmesem umrumda olmaz. Televizyonda benim açımdan iyi film olduğunda izliyorum o kadar. Tiyatroyla vedalaşalı 25 yıl olmuştur. İstanbul'da olup burada olmayan iki şey var; biri sergi diğeri konser. Onları da her ay birkaç gün iş için İstanbul'a gittiğimde hallediyorum. Hoş, artık konserlerde de sıkılıyorum. İstisnaları var tabii ama son yıllarda konserleri sonuna kadar izleyemiyorum. Hele kapalı alanlardaysa. Babylon ve Açıkhava Tiyatrosu dışındaki konserlere artık hiç gitmiyorum. İş Sanat'ta koltuklarda oturup caz dinlemek çok anlamsız geliyor, tadına varamıyorum. İlk zamanlar dünyanın önemli cazcılarını görmek için AKM'deki konserleri kaçırmazdık, o ayrı. O bir özlemdi.

Yani hayattaki tercih sıralaması değişmeye başladıysa, bunu içinizde hissediyorsanız ertelemenin bir anlamı yok.

Bodrum'un diğer kasabalara oranla çok önemli bazı ayrıcalıkları var. Mesela benim gibi işini buradan yürüten birisi için havalimanına yakın olmak önemli. Diyelim Marmaris'te yaşıyor olsanız Dalaman'a uçağa gitmek için 3 saat araba kullanmanız lazım. Oysa Bodrum'da evim ile havalimanı arası 25 dakika. Daha önce de yazdığım gibi evimden çıktıktan yaklaşık 2 saat 45 dakika sonra İstiklal Caddesinde ofisimdeyim. Bodrum'da herşeyden en az bir tane var. Alışveriş yapılan çarşı(lar), önemli markaların mağazaları gibi... Eğer çok sinema meraklısıysanız burada 9 tane salon var ve İstanbul'da hangi film başlıyorsa burada da eşzamanlı başlıyor.

Ben çalışmadan, birşey yapmadan yaşayabilen biri değilim ama yanlışanlaşılmasın ; öyle çalışkan falan da değilim. Hafif tembel bile denebilir. Ama işimi iyi biliyorum, iş programımı iyi yapıyorum ve çok disiplinliyim. Bunlar da Bodrum'da çalışabilmenin koşullarını oluşturuyor. Yani aklınızı, gönlünüzü çelen onca bahanenin arasında önceliği işe vermek çok kolay değil. Bir bakmışsınız güneşleneyim, yüzeyim, yürüyüşe gideyim, akşamüstü sahilde bir kadeh içeyim derken kopmuşsunuz. Gün sonunda yapmam gereken kadarıyla işimi bitirdiğim anda kendimi dışarı atıyorum. Şimdi kendime daha çok zaman ayırma döneminde olduğumu hissedip daha farklı yaşıyorum. Yazın saat 5'ten sonra çalışmıyorum. Cuma öğleden sonra -eğer acil bir iş yoksa, ki olmaması için program yapıyorum- tatile giriyorum. Yazın bazı haftasonları Datça'ya gidiyorum mesela. Orada Fevzi'de olağanüstü mezeleri yemek için kalkıp gidiyorum. Palamutbükü'nde denize girip ertesi gün dönüyorum. Buraya bunları yapabilmek için yerleştim. Soranlara; kışın Bodrum'da, yazın Yalıkavak'ta oturuyorum ve tatile Datça'ya gidiyorum diyorum. Bazen karşılığında küfür yiyorum.

Tembellik güzel birşey
Tadında tembellik iyi birşey
Ofiste olmadan yapılabilen her iş Bodrum'da da yapılabilir. Daha önce de yazmıştım; benim Bodrum'da veya İstanbul'daki ofiste olmamın işini yaptığım kurum için ne gibi bir önemi olabilir ki? İşi zamanında ve iyi çözümlendikten sonra ben istersem teknede olayım, istersem yurtdışında. Ne fark eder? İşleri delege etmeyi de öğrenmeye başladım. Eskiden her işi kendim yapardım. Hatta delege ettiğim işte gördüğüm bir pürüzü "anlatana kadar yaparım" diyerek oturup yapardım. Bunu okuyan bizim meslekten kişiler "ben de" diyecekler, çünkü çok tipik bir durum. Ama artık bunu bıraktım. Bırakmak da kolay değil hani. Ara ara depreşiyor. Sigara bırakmak gibi. Olmadık zamanda akla gelir ya...

Bodrum'a gelip yerleşmek isteyenlerin ya burada da yapabilecekleri bir işi olmalı, ya burada yeni bir işe kalkışmalı ya da yaşı ve dünya görüşü doğrultusunda emekli olmayı tercih ediyorsa bir hobi edinmeli. Bu hobi genellikle içki içmek oluyor, onu kastetmiyorum.
Burada ne iş yapılır derseniz cevabım herşey olur. Ama tabii ki gıda ve turizm buranın ana iş kolları. İyisini yapan kazanıyor. Kazanacak. Gördüğüm br eksiklik Bodrum için tasarlanmış ürün olmaması. Yani "made by Bodrum" konseptinden söz ediyorum. Bunun içine aklınıza ne geliyorsa katabilirsiniz. Tekstilden hediyelik eşyaya, gıdadan turizme... Bu konuda birileri harekete geçmeli.

Perşembe günü İstanbul'a gidip bir gece kalıp cuma günü döneceğim mesela. Şimdiden tasası başladı. İstanbul'a gidince arkadaşları ve ailemi görmek çok iyi geliyor o kadar. Bir de eğer zaman bulursam boğaz kıyısında bir tur. Ona da pek zaman bulamıyorum çünkü bir an önce dönmek istiyorum. Belki ileride İstanbul'u biraz özlerim ve iş için gelişlerimden sonra bir gün de İstanbul'a ayırırım. Ama şimdilik bu mümkün değil, hemen dönmek istiyorum. Şimdi aklı burada olanlar için şöyle akıl çelici bir iki şey anlatayım. İstanbul'dan dönüş uçağımı genellikle akşam 6 civarında alıyorum ve akşam 7 civarı Bodrum'a inmiş oluyoruz. Alandaki arabama atladığım gibi Bodrum'daki balıkçılar çarşısına gidiyorum. Sanki aylardır görmemişim gibi taze mezeleri seçiyorum. En alasından ege otlarıyla başlayıp, ahtapot veya kalamar ızgaralarıyla devam edip üstüne bir de taze balık yiyorum. İstanbul'un yorgunluğunu atıyorum. Hangi meyhaneye gitsem mutlaka bir tanıdık oluyor. Sohbet filan derken sessiz sokağıma, sessiz evime kavuşuyorum. Ertesi gün masmavi bir havaya uyanıp şükrediyorum. İstanbul'da trafikte işe yetişmek için sabahın kör karanlığında yola çıkan insanlar aklıma geliyor. Sabah TV kanallarında Murat Kazanasmaz'ın İstanbul trafiğine ilişkin notlarını dinlerken çayım demleniyor. Kışın bir iki ayı hariç bahçede müzik dinleyerek, taze domates, keçi peyniri, yörenin kırma zeytinini yiyerek kahvaltı etmenin karşılığı için bir bedel ödemek gerekiyor. Bu bedel bazen doğup büyüdüğün şehri terketmek.


Yalıkavak
Yalıkavak



Güvercinlik
Woddy Allen bildiğim en metropol adamı. Ben soluduğum havayı görmek isterim diye kendini tarif etmişti. İşte o türden insanlar için yukarıya yazdıklarımın hiçbir anlamı yok biliyorum. Eğer gece ince ince yağan, ıslak ve soğuk bir havada Beyoğlu'nda sinemadan çıkıp otoparka gidip, arabayı alıp o saatte bile tıkalı köprü trafiğine girip ertesi sabah aynı yolu bir daha yapacağını bilerek yorgun olarak yatağına giren insanlar için anlamı yok. Tercih ettikleri o hayat, söylenecek şey yok. Mutlu ve memnun olmadığı, kahrederek gittiği cam açılmayan plazalarda çalışan insanların yılda bir hafta on gün geldiği yerde yaşamanın bedelini ödemek gerekiyor. Bu bedel bazen arkanızda bıraktığınız ailenizi ve dostlarınızı daha az görmek.
Şimdi denemek için müziği susturdum.  Saat 22:25, dışarıda çıt yok. Sanki sağır olmuşsunuz gibi, mutlak sessizlik.

Yarın sabah hangi kuş uyandıracak bilmiyorum. Ama bildiğim, mahallenin horozlarının bu görevi seve seve yapacakları.

4 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsınız elinize sağlık, Bende Bodruma yerleşmeyi düşünüyorum fakat nereden başlayacağımı bilemiyorum, çünkü Bodrumu fazla bilmiyorum fakat istediğim merkeze yakın olmak, yel ve sel almıyacak bir evde oturmak ,en büyük arzum fakat şurası iyi diyebileceğim bilgiye sahip değilim , umarım bende sizin gibi Bodruma yerleşir , birde orada gidecek bir iş kurabilirsem hayatımın diğer kalanını huzur içinde yaşarım.

    YanıtlaSil
  2. Artik ayip olmaya basladi yazdiklariniz. :)
    Bizim icin muthis bir rehber blog'unuz. Ellerinize saglik.
    Bir gun basvuru kitabi olarak yayinlayabilirsiniz. :)
    E.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,Aynı yaşlardayız ve 4 kuşaktır istanbullu olmamıza rağmen ve emirgan gibi bir semtte oturmama rağmen ,yazdıklarınız tamamen beni ve isteklerimi anlatıyor.Eşimin bu konuda hızlı davranması sayesinde 3 aydır hem yaz hem kış yaşanabilecek bir yer olan BİTEZ i seçtik ve çok doğru olduğunu gördük.Eşiminde mesleği itibari ile (Estetisyen)istanbuldada zaman içerisinde müşterilerine gitmesi gerekiyor.Dediğiniz gibi 2 saatte istanbulda olabiliyor.Bazen istanbulun içinde bile ulaşılması zor bir vakit gerçekten..İyiyki böyle bir kararı vermişiz:))Görüşmek ve tanışmak ümidiyle..

    Sevgiyle kalın.

    Başarı Özersinci

    basariozersinci@gmail.com

    YanıtlaSil
  4. Cok guzel paylasmissiniz sagolun, Londra dan Turkiye ye bir sahil kasabasina yerlesmeyi dusunuyorum. Bu karari verdim vereli bendeki keyfi sormayin gitsin, bu sene icinde hayalimi gerceklestirmeyi planliyorum. Turkiye ye tatil icin geldikce bir baktim ki tatilden, kafa dinlemekten cok kavga ediyorum, adama bak kirmizida gecti, sinyal vermedi vs,...gibi meseleler. Bundan kaynakli Ingilizlerin yerlesik yasadiklari bir yeri sectim hem burayi cok ozlemis olmayacagim hem kurallari cignedi diye kimseye catmayacagim yani bir tasla iki kus.
    Sizin cok yerinde bir tespitiniz var yasam seklini degistirmek, benimde yapmak istedigim bu daha sade daha mutavazi yasamak, istedigimde denize dalmak, yuruyus yapmak, haftanin bir gunu barinakta gonullu calismak birkac kedi kopek edinmek, daha taze besinlerden yararlanmak.
    Ingiliz komsularima Turk yemekleri, tatlilarini yapmak, Turk komsularima Ingiliz mutfagi sunmak ikram etmek...sanirim insan hayalini resmedebiliyorsa gerceklesmesi icinde gereken enerjiyi bulacaktir. Bendeki bu ve cok sabirsizlaniyorum...

    YanıtlaSil