13 Mart 2011 Pazar

Selimiye

Bugün biraz Selimiye’den söz etmek istedim. Ben de ara sıra Bodrum’dan dışarı çıkıp, özellikle Muğla il sınırları içindeki yerlere gitmeyi, bu coğrafyada gezinmeyi seviyorum. Buralarda yaşamanın nimetlerinden yarlanmak biraz da böyle oluyor. Sezon dışında birkaç saatlik araba yolculuğuyla ulaşabildiğim yerlerden -bir iki gün yalnız kalmak istediğimde- öncelikle Datça’ya veya Selimiye’ye gitmeyi tercih ediyorum. Datça’yı şimdilik daha ileride anlatmak üzere bırakıp Selimiye’den başlayayım.
Selimiye, Marmaris-Datça yolundaki Bozburun sapağından sapılıp gidilen, Hisarönü Körfezi’nin müthiş koylarından biri. Marmaris ile arası 40 km. Yolun sapaktan sonraki bölümü çok güzel. Bazı bölümleri biraz virajlı da olsa özellikle Hisarönü, Orhaniye ve Selimiye arasında nefes kesen manzaralar, sürpriz kadrajlar var. Çok önemli bir not; Bozburun sapağındaki Mavi Pide’de yemeden geçmemek gerek. Samsun’da pide yemedim ama Ege’de bu kadar iyisini de yemedim.
Selimiye çok sevimli bir köy. Kışın ne Bodrum’a ne Yalıkavak’a benziyor, çok sakin. Yazın ise özellikle buraları bilenlerin, tatilini çok yıldızlı otellerde, tatil köylerinde değil de daha sakin ve özel yerlerde geçirmek isteyenlerin, meraklısının geldiği bir yer. Bugüne kadar saymadım ama 8-10 defa gitmişimdir. Edindiğim izlenim; Selimiye’ye her yaz gelen müdavimler olduğu yönünde. Asıl özelliği bence mavi yolculuk rotası üzerinde bulunması. Hisarönü’nden çıkan tur tekneleri mutlaka buraya uğruyor. Yine Hisarönü’ndeki marinada teknesi olanlar Simi’ye giderken de buraya girmeden pek geçmiyorlar. Çok büyük ve doğal bir liman. İki yıl önce küçük de olsa bir yat bağlama iskelesi de yapıldı.
Selimiye yolu üzerinde Orhaniye
Selimiye'nin Bozburun yolundan görünüşü


Köyün tören alanı ve meydanı



Konaklamak için çok seçenek var. İlk zamanlar Selimiye köyünün girişindeki küçük yarımada üzerindeki Palmetto Resort’ta kalırdım ama sonraları yeni açılan Les Terrasses de Selimiye’de kalmayı tercih eder oldum. Gerçekten çok güzel manzarası var. Eğer arabanız varsa sorun değil, yaya ulaşmayı düşünmeyin bile. Otel tepede fakat sahilde denize girilebilecek bir iskelesi var. Manzaraya karşı kahvaltı ya da akşamüzeri içkisi insana iyi geliyor. Köyün sonunda Beyaz Güvercin diye bir tesis var. Uzaktan iyi görünüyor. Dikkat; kalırsanız pişman olacağınıza garanti veririm. İnsanın üstüne üstüne gelen bakımsız ve pis odalar, özensiz servis filan. Arkamıza bakmadan kaçmıştık...
Les Terrasses de Selimiye






Otelle ilgili bir videoyu buraya alıyorum.


Selimiye’nin en iyi restoranı bana göre Sardunya. Sezonda yer bulmak zor, mutlaka rezervasyon gerekiyor. Sardunya’nın tek problemi, denizin dibinde olmasına rağmen, yemek yerken deniz yerine teknelerin kıçını görüyor olmak. Fakat mezeleri, balıkları çok iyi. Deniz mahsulleri üzerine epey iddialılar. Bir diğer seçenek Aurora. O da denizin dibinde iyi bir yer ama Sardunya bir tık daha üstte. Birkaç gece kalacaksam bir gecesini mutlaka Bozburun’daki Orfoz’a ayırdığımı söylememe gerek var mı bilmem. Selimiye Bozburun arası arabayla 10 dakikalık yol. Bu arada Sardunya ile ilgili bir anımı da aktarmak istiyorum. Üç yıl önceki şubat ayında bir cuma akşamı televizyonda "Lezzet Durakları"nı, Mehmet Yaşin'in hazırladığı programı izliyordum. Sardunya'nın yanılmıyorsam lagos dolmasını tarif ediyordu. O kadar şaheser görünüyordu ki ertesi gün Bodrum'dan Selimiye'ye gidip Sardunya'da o yemeği yemeye karar verdim. Şiddetli yağmurlu bir havada, üstelik Sakar Geçidi'nde yoğun sise saplanarak 4 saati aşkın bir sürede Selimiye'ye vardım. Selimiye'ye kışın ilk kez gidişimdi, neme lazım diyerek yazdan kalma alışkanlıkla Sardunya'yı arayıp yer var mı diye sordum. İfadesiz bir ses "vaaar" dedi. Akşam olunca gittim. Benden başka iki kişi daha vardı. Bana ifadesiz gelen sesin ne ifade ettiğin anladım tabii. Selimeye'de zaten kimse yoktu, Sardunya da haliyle bomboştu. Ve heyecanla lagos dolmasını istedim. "O sadece yazın olur, şimdi yok" deyince yıkıldım. Programın başını izlemediğim için o yemeğin sadece yaza özgü olduğunu duymamışım.




Selimiye benim için karayoluyla Datça’ya giderken uğranıp bir iki gece kalınacak bir yer. Daha uzun kalmak için bana uygun değil. Nedense uzun süre kalınca basıyor. Bunda havasının biraz boğucu ve basık olmasının payı var galiba. Coğrafi koşulları rüzgara pek izin vermiyor. Ağustos ayında bir kere gitmiştim, bir daha gitmem. Ama nisan sonundan itibaren -temmuz/ağustosu atlayarak- eylül ve ekim ayları şahane. Zaten Ege’nin her yeri için öyle değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder