30 Ekim 2012 Salı

Bodrum'da bayram bayram üstüne


Geçtiğimiz hafta hem Kurban Bayramı hem Cumhuriyet Bayramı birbiri ardına gelince, arifeden önceki iki günü izin olarak kullananlar da olunca dokuz güne çıkan tatil nedeniyle Bodrum doldu. Burada yazlık evleri olanların büyük çoğunluğu gelmiş olmalılardı ki koylardaki tatil evlerinin bulunduğu siteler ışıl ışıldı. Ayrıca Bodrum Cup yarışlarının aynı tarihe denk gelmesinin de mutlaka bir etkisi olmuştur. Sonuç olarak geçtiğimiz hafta boyunca Bodrum yazın son günlerini yaşadı denebilir. Yollar kalabalık, çarşı hareketli, meyhaneler neşeli, Küba, Helva gibi kulüpler sabaha kadar açıktı.

Hal böyle olunca İstanbul’dan dostlar geldiler. Araya bayram ziyaretleri girdi. E tabii, benim valide ve kardeşim burada yaşadıklarından benim de bir kapılık da olsa bayram ziyaretim oluyor.
Akyarlar'da bayram ziyaretimden... Burada ziyaret böyle oluyor
Hava birkaç gün oldukça durgundu, sabahları pusluydu
Arife günü Kos üzerinde bulutlar
Hava genel olarak tatile gelenlere iyi davrandı. Bir iki gün kapadı ama kalan günlerde denize girilebildi. Bodrum’un içindeki sahiller doluydu. Ben artık kendimi iyice buralı hissettiğim için mi nedir, eskisi gibi illa denize girmem lazım diye kendimi kastırıp sahillere atmıyorum. Bilirsiniz, Bodrum’lular öyle hergün denize girmez. Hatta yıllardır girmeyenleri biliyorum. Hani hep deniz burada, yanı başımda, nasıl olsa girerim duygusu. Ya da bütün yaz boyunca neredeyse hergün girmenin verdiği bir rehavet. Son iki günkü kuvvetli lodos tatilcileri kaçırmış olabilir. Belki Bodrum hadi artık gidin mesajı verdi, bilemiyorum.

Bayramda Paşatarlası'nda güneşlenenler



Kediler balıktan dönen balıkçılarla bayram ettiler
Balıkçı elindeki balığı kedilere fırlatmak üzere...
Geçen hafta pazartesi günü Mahmut Kaptan’ı açtık. Bundan bir önceki yazıda detaylarını yazmıştım. Kaptan meyhanesini açınca bizim için kış programları başlar. Marinadan Halikarnas’a kadar akşam yürüyüşleri, bazı günler dönüşte kapıdan da olsa Kaptan’a bir uğramalar… Ortalık iyice sakinleşince bizim için de buranın en iyi zamanı başlar.

Bayramların Bodrum’da kendine özgü bir havası oluyor. İlk gün geleneksel olarak ziyaretler yapılıyor. Yollarda bayramlıklarıyla gezinen veletler işin en renkli tarafı. Nişanlı ya da henüz evlenmişlerin aileleriyle sıkıcı gezmelerini de göz ucuyla izliyorum.

Mahmut Kaptan'ın açılışındaki kadromuz
Deniz Feneri'nde bayram yemeğinden
Deniz Feneri'nden
Mahmut Kaptan'dan
Berk Balık'tan
Berk Balık'tan
Berk Balık
Berk Balık'tan Hüsnü Baba sabah kıraatında
Dün akşam bayramın son kadehi... Mahmut Kaptan'da
Bayram tatili başlamadan hemen önceki haftasonu Datça’daydım (Bu geziyi de iki yazı önce anlatmıştım). Döndükten sonra hızlı şekilde bayram tatili programına başladık. Gelen, giden, orada yemek, burada müzik… derken bazı geceler evde kitap, müzik ile dinlenmeler (ki ertesi günkü tempoya hazırlıklı olmak gerek, o yüzden arada dinlenmeli). Kimi dönerken ertesi gün başka diğer dostlar geldi. Ve nasıl olduğunu pek anlamadan süratle tatil bitti.

Mahmut Kaptan'ın açılış gecesinden
Mahmut Kaptan'dan
Kaptanın kendisi
Deniz Feneri'nde ahtapot salatası
Deniz Feneri'nden Murat abiyle bayramlaşma
Bayram misafirim. Komşunun tavuğu... ama kaz gibi görünmüyor
Sabahları sokaklar yine boştu
Arada evde sakin akşamlar geçirdim, ki ertesi güne hazır olabileyim

Gece, sessiz Bodrum ara sokakları



Bahçedeki begonviller hızla yapraklarını döküyorlar
Sakin bayram sabahların kahvaltısı
Dün akşam ise malum 29 Ekim günüydü. Bu konuda konuşmak istediklerim var; Önce şunu söylemeli, çocukluğum Atatürk’ü seven bir ailede geçti. Rahmetli babam sıkı Atatürk çocuğuydu. Hem onun aşılaması, hem ilkokulda aldığım eğitim bende de bir Atatürk sevgisi oluşturdu. Ama sadece kuru, kulaktan dolma sevgiden söz etmiyorum. Merak edip Atatürk ile ilgili çok kitap okudum. Nutuk, Tek Adam, Lord Kinros’un anıları buna dahil. Cumhuriyetin kuruluşunu ve ilk yıllarını farklı kişilerin farklı bakış açılarından, anılarından da okudum. Bunu şunun için söylüyorum, Atatürk’ü mitleştirenlerin de yere vuranların da en az benim kadar bu konuda kitap okulamalarını beklerim. Ancak iki tarafın söylediklerini duyunca sakin ve sağlıklı düşünmedikleri kanısına varıyorum.

Zaman içinde gelişen dünya şartları ışığında, cumhuriyetin demokratik yapısının sorunlu olduğunu gördüm. Ama bunu şimdiki koşullarda değerlendirebiliyorum. O zamanki koşulların durumu çok farklı. Bu blogun amacı bu gibi konuları yazmak olmadığından kısa geçiyorum. Sadece özetle düşüncelerimi anlatmak istedim.

Küba Bar her Cumhuriyet Bayramında olduğu gibi kocaman bayrağını asarken
Yürüyen yürümeyen bayramı gerçekten coşkuyla kutladı
Yürümekten yorulmuş teyzemiz. Bu kadının bu yaşta niye yürüdüğünü Ankara'daki kafalar nasıl anlar bilmem

Başkan Kocadon sahnede Atatürk ve silah arkadaşlarına teşekkür ederken


Helva'da eller havaya... bu sefer Cumhuriyet için
Bu girişten sonra şunu söylemeliyim; bugüne kadar hiç bir Cumhuriyet Bayramı yürüyüşüne katılmadım. Bu Cumhuriyeti önemsemediğimden değil, artık milli duygularımın yirmi otuz yıl öncesindeki gibi güçlü olmadığından veya bu ülkeyle ilgili iyi şeyler düşünmediğimdendir. Milli duygularımın erozyona uğraması için yeterince olay yaşandı bu ülkede. Şöyle de diyebilirim; Ege dışındaki bölgeler artık beni ilgilendirmiyor. Oralar ayrı bir ülke olsa umursamam. Yani bölünmez vatan toprağı gibi deyimler benim için hamasetten öte anlam ifade etmiyor, ilgilenmiyorum. Ama bu Cumhuriyet bayramında hükümetin tutumu benim bile bardağımı taşırdı. Asla hiçbir kararını, dünya görüşünü, üslubunu, üyelerinin kişiliklerini beğenmediğim, uygun bulmadığım iktidar görüşünün Cumhuriyet bayramına karşı tutumuna, yasaklama zihniyetine sessiz kalmanın doğru olmadığına inandım. Sonuçta dört yıldır tam zamanlı Bodrum’da yaşıyorum ve dün burada yaşadığım dördüncü 29 Ekim töreniydi. İlk üçünde Neyzen Tevfik Caddesi’nin kıyısındaki mekanlardan birinde oturur, kortej önümüzden geçerken ayağa kalkıp izlerdik. Tanıdıklara el sallardık falan. Bu sefer ben de yürüyüşe katıldım çünkü bir tepki göstermek gerekiyordu. Böyle düşünen bir ben değilmişim. Geçen yıllardaki kalabalğın en az yirmi misli bir kalabalık vardı. Kesinlikle abartmıyorum. Kortejin başı Belediye meydanına vardığında sonu Tepecik camiine varmamıştı. Bilenler için bu mesafe bir şey ifade ediyordur. Kilometre cinsinden söylemek gerekirse birbuçuk kilometre vardır herhalde. Bodrum için önemli bir kalabalıktan söz ediyorum. Bazı haber sitelerinde yirmibeşbin kişi telaffuz ediliyor ama biraz abartı gibi geliyor. Her ne kadarsa, sonuçta önemli olan şuydu; Dün civar koylardan minibüslerle Bodrum’lular merkeze, yürüyüşe katılmak için geldiler. Kelimenin tam anlamıyla yediden yetmişe her yaştan insan vardı. Bebek arabasıyla gelen de gördüm, yorulup kenardaki iskemleye oturan yetmiş yaşını aşkın kadın da. Önden giden üstü açık araçta yorulmadan koca bayrağı sallayan adam en az yetmişbeşlerindeydi. Özetle, tüm Bodrum’lu sadece Cumhuriyete ve Atatürk’e sahip çıkmadı, hayat tarzına müdahale edeceklere karşı çıktı. Siz benim neyi nasıl kutlamam gerektiğine karar veremezsiniz dedi. Şurası kesin ki AKP Ankara için yaptıklarını yapmasaydı biz burada bu kadar kalabılk bir araya gelmezdik. Baskı karşıtını doğurur, bu kaçınılmaz. Dün bir dönüm noktası gibi geldi. En azından Bodrum için. İşim politika değil burada durayım. Ha unutmadan… Bizim Bodrum belediye başkanı Kocadon yine törenlerin yasaklandığı geçtiğimiz 19 Mayıs’ta elinde bayrakla belediye meydanındaydı. O geceden on gün sonra belediyenin karşısındaki camiden cuma namazı için gelen cemaat dağılırken, onların arasından elleri kelepçelenerek geçirilmiş, güya itibarsızlaştırılmak istenmişti. O zaman burada 19 Mayıs’ın intikamını alıyorlar denmişti. Şimdi artık yeniden görevinin başında. Ve dün akşam, yine elinde bayrakla, üstünde kırmızı bir montla kurulan sahneye çıkıp, Atatürk ve silah arkadaşlarına teşekkür etti. Tıpkı 19 Mayıs’ta yaptığı gibi.

Bu notlarımı, geçen yıl 29 ekim için yazdığım yazıdan bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Çünkü değişen bir şey yok… durum aynı. Ama enseyi karartmak yok tabii.


Bodrum halkı her zaman aydınlıktan yana, Cumhuriyetin değerini bilen, bilinçli bir kitledir. Onun için burayı ele geçirmek isteyenler çok numaralar çeviriyorlar. Onların buradaki ilçe başkanı uzun saçlı bir arkadaş mesela. Konya’nın bir ilçesinde bu tipte bir başkan olması mümkün değil. Yani her yere göre bir tip buluyorlar. Yerseniz. Oysa burayı ele geçirseler ne olacak? Gün batımında rakı içmeyen, balık yemeyen, bu hayatın tadını ıskalayıp öte tarafı düşünen zihniyet burada ne yapacak ki? Bodrum’un yüzü batıya dönüktür…


23 Ekim 2012 Salı

Mahmut Kaptan ile birlikte kış sezonunu açtık


Mahmut Kaptan Bodrum’un en kişilikli mekanlarından birinin adı. Aynı zamanda Mahmut Kaptan, hayatını Ege denizinde, bu denizin adaları ve sahilleri arasında geçirmiş usta bir kaptan. Doğma büyüme Bodrum’lu. Renkli ve hızlı bir gençlik yaşamış, babasının marangozhanesinde mecburi çıraklık yaparken gözü hep mavi Ege’de olmuş. İkide bir atölyeden sıvışıp onun bunun kayığında gezinen oğlunu gören baba sonunda “senden marangoz olmayacak belli, senin gözün denizde” deyip oğluna ilk teknesini yapması için sermaye verince kaptanın deniz macerası başlamış. O gün bu gündür tarzı değişse de kaptanın kaptanlığı devam ediyor. Yazları denizde olan kaptan kışları -çocukluğunda marangozhane olan mekanda- meyhanesindeki tezgahın arkasına geçiyor. Mahmut Kaptan’ın yeri sadece kışın açık. Bodrum’da genellikle yazın açıp kışın kaparlar, kaptan tersini yapıyor. Böyle olunca da burada yaşayanların müdavimi olduğu bir mekan haline geliyor. Her ilkbaharda, yaza yaklaşırken, genellikle nisan sonunda meyhane kapanıyor. Yine her sonbaharda, kışa doğru açılıyor. İşte dün de yeni sezonun açılışını yaptık. Bu yıl açılış tarihi bayram tatili öncesine denk gelince İstanbul’dan dostlarımız da tatil amacıyla Bodrum’da olduklarından açılışta beraberdik.


Bu blogu takip edenler için Mahmut Kaptan bildik bir sima. Gelip görmeseler bile yazdıklarımdan ve fotoğraflardan mekan hakkında epey fikir sahibi olmuşlardır diye tahmin ediyorum. O yüzden uzun uzun bu mekanı anlatmayacağım. Ama eski üç yazıyı okumamış olanlar için şuraya linklerini yazayım;

Mahmut Kaptan’a gitmek, benim gibi burada yaşayıp, yemeyi içmeyi sevenler için bir kış ritüeli. Kaptanda uzun boylu yemek yenmez. Tam meyhane işidir. Öyle ana yemek, ara sıcak gibi kavramların yeri yok burada. Küçük tabaklarda mezelerinizi söylersiniz, ki onu da sırayla söylemeniz iyi olur. Öyle restorana gitmiş gibi ortalığı mezeyle doldurmanın alemi yok. Bu yörenin acımsı harika yeşil zeytininin yüzdüğü zeytinyağına ocakta kızarmış ekmeği bandırıp rakıdan ilk yudumu alırsınız. Böylece ayin başlar. Arkadan peynirinizi ve belki bir ahtapot salatası söylersiniz. Favası müthiştir onu diyeyim. Sıra ciğere geldiyse rakının üçüncü kadehini geçmiş olmalısınız.

İstanbul'dan gelen Cengiz, Bodrum'daki kadim arkadaşım Ahmet ve yine İstanbul'dan gelen Hülya ile Ahmet
Didem ile Cengiz "acaba biz de  Bodrum'a yerleşsek mi?" diye düşünürlerken
İki Ahmet bir Serdar


 Ortam tam bir meyhane ortamıdır. Müdavimler olarak aşağı yukarı hepimiz birbirimizi sima olarak tanırız. Ben bazen tek başıma da giderim. Mutlaka iki kadeh tokuşturacak birileri vardır. Her zaman barımsı tezgah kısmında oturduğumdan Mahmut Kaptan ile de yarenlik ederiz. Bu yaz birkaç kez teknede bulştuk, anılarını anlatıyor ben de kaydediyorum. Kitap haline getreceğim projenin yarısına geldik sayılır.

Kaptanın meyhanesini açması kışın da habercisi olur bizim için. Yağmurlu kış gecelerinde evimden çıkıp çarşıya kadar yürüyüp meyhaneden içeri girdiğimde ortamın sıcak havası insanın içini ısıtır. Bazen de fırtınada rüzgara direnerek meyhaneye zar zor varırız. İlk kadehi koyup sağlığa kaldırıp sohbete başlarız, fırtına unutulur, çıkınca da ayılırız. Haftada en az bir kere kaptana uğramadan burada kış geçmez. Ta ki nisan ayının sonunda kapanana kadar. Her kapanışta hafif bir hüzün olur ama yazın geliyor olmasının sevinci bu hüznün etkisini azaltır. İyi dileklerle sezonu kapatır, bir dahaki açılışta buluşmak dileğiyle dağılırız. İşte dün akşam da iyi kışlar dilekleriyle yeniden bir araya geldik. Açılış geceleri hep kalabalık  ve curcuna olur. Araya giren yazın verdiği rehavetle serviste bazı aksamalar olur. Ama ikinci gün bunlar biter ve “nerede kalmıştık?” der, kadehleri tokuştururuz. Hem zaten önemli olan açılışta yine bir araya gelebilmektir. Hele bu yıl olduğu gibi, eksilmeden artarak bir araya gelebilmek en büyük mutluluktur.

Tam açılış hatırası... Hülya, Ahmet (Coka olanı), Ahmet (Kurşuncu olanı), bendeniz, karşımda Ayşegül, Havva ve Didem. Cengiz Akduman fotoğrafçı olduğu için bu fotoğrafı ona çektirdik.


Kaptanın kızı Tuna'nın, açılış akşamının yorgunluğu ile, kendinden hep birşeyler isteyenlere bakışı


Bodrum'da bir Balkan meyhanesi açsın diye heyecanla beklediğimiz Volkan. Volkan'ın eski yeri Asmalımescit'te şimdi Cafe de Paris olan meyhaneydi


 Yolunuz kışın Bodrum’a düşerse, çarşıya girin, altılı ganyan bayinin yanında mavi badanalı çerçeveleriyle Mahmut Kaptan’ın meyhanesini bulursunuz. Eğer hava iyiyse, fırtına yoksa, dışarıda oturuluyorsa kahkaha seslerinden hemen buluverirsiniz. Veya gecenin ilerleyen saatlerinde Çökertme türküsü söylenen bir mekan görürseniz işte orası Mahmut Kaptan’ın yeridir. Dün akşam olduğu gibi... 



İyi kışlar olsun...