21 Mayıs 2014 Çarşamba

Bodrum'da kışı nasıl geçirdim?

Bu sabah artık Bodrum’a yaz geldi diyebilirim. Koku değişti. Her yaz başı böyle oluyor, bir sabah kalkıyorsunuz, pencereyi açıyorsunuz, yüzünüze mahçup yaz havası vuruyor. Sonra her hafta yavaş yavaş ısı artıyor, haziran geldiğinde de yaz tam başlıyor. Bu sabah bahçede kahvaltı ederken bunları düşündüm. Güzel bir kış geçirdik burada. Neşemizi kaybetmedik. Zaman zaman bu ülkede olmanın verdiği rahatsızlıkları hissetsek de, kaotik kent ortamında olmayınca, etrafta siyasi parti billboardları, afişleri görmeyince, bizim gibi yapıp eğer tv seyretmezseniz kendinizi epey koruyabiliyorsunuz. Şimdi önümüz yaz. Bodrum her geçen hafta daha kalabalıklaşacak. Okullar kapandıktan sonra sezon tam başlayacak. Buranın kendine has bazı problemleri çıkacak. Nedir; mesela trafik olacak. Mesela barlar sokağından bisikletle geçemeyecek, üstteki Atatürk caddesini kullanacağız. Gece barlardan gürültü gelecek. Ama biliyoruz ki bu Ağustos ayının sonunda bitecek. Bu mevsimde ben ne yapıyorum mesela? Sabah sıcak olduğundan her zamankinden erken evden çıkıyor, bisikletle ofise gitmeden önce Giritli Teyze’den denize girip yüz kulaçtan fazla atacak kadar yüzüyorum. Bunu ne kadar düzenli yapabilirsem beden buna o kadar iyi cevap veriyor. Yazın arabayı ancak Bodrum merkezi dışında bir yere gitmem gerektiğinde ya da cumaları pazara giderken kullanıyorum (Belki bu yaz pazar alışverişini bisiklete sığacak kadar minimize etmem gerekecek.) Dolayısıyla Bodrum trafiği beni etkilemiyor. Ofisten çıkış saatimi öğleden sonra, güneşin etkisinin hafiflemesine göre ayarlıyorum. Aslında laf aramızda Kos feribotuna bakıyorum, ne zaman bizim limana yaklaştıysa ben de ofisten çıkıyorum. Ya da eğer iş yoğun değilse evden çalışıyor, ofise gitmeyebiliyorum. Kışınki ofis-ev rotasını yazın değiştiriyorum, biraz önce dediğim gibi barlar sokağından ve devamında çarşının içinden geçmek mümkün değil. Akşamları mümkün olduğunca evde, bahçede geçirmeye çalışıyorum. Haftada bir iki defa çıkmam gerektiğinde de elden geldiğince kale meydanı taraflarına gitmeden, evimin olduğu marina bölgesindeki mekanlara gidiyorum (Bu sistemi sadece Berk Balık için bozuyorum çünkü orası Kumbahçe’de ve tüm kalabalığın içinden geçmem gerekiyor.)

Kasım ayından...

Yalıkavak'taki belediye kafeteryasında bir pazar günü 
Kasım ayında uğradığım Turunç'tan 
Kasım ayında kale meydanı
Yazın en hareketli meydanı kilise meydanının (eski halkevi) Kasım ayındaki hali
Kasım ayında bizim Gemibaşı Hüseyin'i evlendirdik. Bu da şahane kına gecesinden
Hüseyin ile Nil'in kına gecesinden. Tadı damağımızda kaldı. Her sene nikah tazeleseler iyi olacak. Bunu Hüseyin ile konuşayım
Ofisten gördüğüm
Ofisten gördüğüm
Ofisten gördüğüm
Kasım yağmurlarını takip eden haftalarda çintar çıktı, damaklar çatladı
Bisikletle ofisten eve dönerken uğradığım Ali Cengiz'in kahvesinde kahve molası


Selimiye ve Datça'ya gittiğim seyahatte araba Mavi Pide'nin önünde
Evde müzik dinlediğim, zamanımı geçirdiğim kış köşem
Yağmurlar kuvvetli yağmaya başlamıştı
Bahçemde sonbahar izi
Bir kasım sabahı bisikletle ofise giderken
Ofiste kış güneşinin izi
Kasım ayının bir pazar sabahı Havva Ana'daydık
Gümüşlük
Datça yolculuğumda Sakar geçidinden inerken
Burada yaşayanlar olarak bizlerin tatilciler gibi bütün günümüzü deniz kıyısında, şezlongta geçirmek gibi bir adetimiz yok. Ya da lüksümüz yok diyelim. Çünkü burada çalışıyoruz, işimize gidiyoruz. O yüzden sabah yüzmeleri bana yetiyor. İstesem akşam üzeri eve dönerken de denize girebilirim ama sabah kimseler yokken denize girdikten sonra akşam üzeri saatlerinde aynı sahilde şezlongların dolu olduğu, çoluk çoçuklu ortam pek cazip değil. Bunu el ayak çekildikten sonra, mesela Ekim ayında yapıyoruz.

Yazın hafta sonları bizim için en sıkıntılı günler. Çünkü Bodrum hafta arasına göre daha kalabalık oluyor. Ya yine erken denize girip sonra eve sığınıyorum, ya nispeten daha sakin (!) Xuma gibi mekanlara gidip tüm günümü orada geçiriyorum, ya da hiç bahçeden dışarı çıkmıyorum.

Bu yaz muhtemelen Datça’ya daha sık giderim. Çünkü sohbetlerini özleyeceklerim, sevdiklerim artıyor. Onbeş günde bir gidip Palamutbükü’nden denize girebilirim mesela.

Aralık ayından...

Aralık ayında barlar sokağı
Barbun bollaşınca
Aralık ayında İzmir'deki turizm fuarına gitmiştim. Senin ne işin var derseniz, bizler ekibi Deniz restoranda rakı-balıkta yalnız bırakmayalım diye katıldık 
Aralık ayında Fethiye'ye gitmiştik
Güneşli bir Aralık günü
Yazın hınca hınç dolu olan pideciler, dönerciler kışın kapalıyken
Belediye meydanının kış hali
Bir Mahmut Kaptan akşamından
Arabayla Faralya'dayken
Bodrum'da Pannonica caz kulübü/barı açıldı. İlk misafir Şenay Lambaoğlu oldu
Peki...
Kos'a bakarken
Aralık ayında bazı sabahlar ,bahçede kahvaltı edebilecek kadar ılıktı
Benim berber kış güneşinde dükkanın önünde

Bazı günler ofiste kapı açık çalıştık
Bazı sabahlar kış güneşi eve doldu
Burada böyle işte... Çal, eğlen
Aralık ayı... Köyceğiz gölü 
Faralya'dan...
Ayaz yapan gecelerde evde şömine başına geçtim
Ocak ayından...

Kuvvetli dolu yağarken bahçenin hali

Yazın trafiğin tıkandığı Gümbet kavşağı
Yılbaşının hemen ertesi
Yazın denize girdiğim Giritli Teyze
Ofisten gördüğüm
Ocak ayında Cunda'dan Bodrum'a dönerken bir iş için rotayı İstanbul'a çevirmiştim



Ocak ayında Foça'daydım
Foça'dan Assos'a devam etmiştim
Assos'tan Cunda'ya geçtim. Tabii yine bu seyahat de arabayla yapıldı
Cunda'da Taş Kahve
Tabii asıl problem bayramlarda ne yapacağımız. Galiba bayramın biri yine dokuz güne bağlanıyormuş. Aklıma gelen çözümlerden biri, karşıdaki küçük adalardan, yani turistik olmayanlardan birinin arkaya bakan küçük bir köyüne sığınmak. Bu fikrimi geçenlerden biriyle konuşurken “oralarda sıkıntıdan patlarsın kimseler yok” dedi, hah dedim bana göreymiş. Muhtemelen oraya purolu Türk tekneleri gelmez. Mahmut Kaptan “sana tarif ederim, belki götürürüm bile” dedi. Bu olmazsa ikinci seçenek, daha önceki yıllarda yaptığım gibi Faralya’nın doğru dürüst yolu olmayan, dışarıya kapalı beş on odalı küçük otellerinden birine sığınmak, gözlerden uzak kafa dinlemek.

Şimdi yaz üzerine bunları konuşurken bu yazıyı yazmamın asıl nedenini ıskalamıyayım. Kışı nasıl geçirdik?

Öncelikle iyi geçirdik demeliyim. Buranın kışını bilenler zaten ne demek istediğimi iyi anlamışlardır. Kışın gelen arkadaşlarımın hepsi, Bodrum’un kışının yazıyla kıyaslanmayacak kadar güzel olduğunda hemfikir. Burada çok iyi bir arkadaş grubumuz var ve çok eğleniyoruz. Bir yazımda söylemiştim, tekrar olacak ama bu konuyla çok ilintili; bizler “vazgeçtiğimiz” için buradayız. Yani şehir hayatının nimeti olarak sunulan, oysa insanı bitiren tüketim konusunda farklı düşündüğümüz için buralardayız. Çakma Ege konseptli rezidansta mülk sahibi olmak, marka giymek için avm avm dolanmak, bir makarna bi kadeh şaraba 200 TL verilen İtalyan lokantalarında görünmemek için buralara geldik. Ferrari görmek bizi bozuyor. Ve tabii çok önemli bir diğer konu kariyer hırsının olmaması. Şehir hayatındaki beyaz yakalıların kariyer hırsı insanı ufak ufak bitiriyor. Burada o yok. Kimse kasmıyor.

Şubat ayından...

Turgutreis girişi. Bomboş...
Şubat ayında bir akşam barlar sokağının sakinliği... 
... ve aynı hafta gittiğim İstanbul'da İstiklal Caddesi


Şubat ayında bir akşam rakı-balık yapmak için Selimiye'deki Sardunya'ya gitmiştim

Ofisten gördüğüm
Mahallemden... Eskiçeşme mahallesi
Şubat ayıyla birlikte tilkişen otu mutfağıma giriyor
Şubat ayında bahçemdeki limonlar çıktı
Hisarönünden Selimiye'ye giderken
Şubat ayında bahar açan bademleri görmeye Datça'ya gittim
Bir salı günü, sabah Tire pazarına gidip Kaplan dağına çıkıp yemek yedik, akşam döndük
Arkadaş Tire sokaklarında
Aynı kafada insanlar bir araya gelince doğal olarak uyum da oluyor. Hepimiz yemeyi, içmeyi, gezmeyi seven, rahat insanlarız. Kışın daha biz bize kaldığımız için de bizler için kış mevsimi tam bir nimet oluyor. Bu kış ılık geçti. Önceki kışlarda sıkı fırtınalar oluyordu, muhtemelen yine olacak. Onun da tadı ayrı. Şömine başında dönen sohbetler, dışarıda giyilen kazaklarla, yağmurluklarla fırtınada, odun kokan Bodrum sokaklarında yürümenin tadı çok farklıdır. Marinadan ara sokaklara kadar yayılan, direklere vuran yelken iplerinin tıngırtısını, iplerin arasından geçen şiddetli lodosun ıslığını duymadan buranın kışını anlamak mümkün değil.

Ve işte mayıs ayına geldik. Kasım ayından Nisan ayının sonuna kadar geçen süreyi sezon dışı sayarsak, hepi topu altı aylık bir süreden söz ediyoruz. Bunun kış bölümü ise kabaca 15 Kasım – 15 Şubat arasındaki bölüm. Yani ayaza kesen gecelerden söz ediyorum. Yoksa gündüzleri bir kazakla geçirdiğimiz günler çok oluyor.

Mart ayından...

Evimin yolu. Gece bomboşken
Tilkişenli ve körmenli köy yumurtası buranın kış nimetlerinden


Bir akşamlığına İzmir'e gitmiştim

Ofis yolu
ve Nisan ayından...

Baharla birlikte bahçe yeşillenmeye başladı

Derken Nisan ile birlikte her sabah odaya ışık dolmaya başladı
Evimin yolu biraz hareketlendi. Hiç olmazsa bir kişi görmeye başladım

Hava akşamları bir kazak giyerek bahçede oturulacak kadar ısındı


Bir Datça akşamından
Fethiye Gemile koyundayken
Nisan sonuna doğru bahçe coştu
Bahçede minik bir bostan yapmayı denedik
Datça yollarında
Kabak koyuna inerken
Gökova sahilinde mola verdiğim bir an
Pınarlıbelen ve Garova
Mazı
Bahçedeki limon çiçek verdiğinde
Yine bir akşam için İzmir'deydim
Her gün mutlaka uğradığımız, bizim ekibin buluşma mekanı Zazu'da artık dışarıda oturulmaya başlandı
Şimdi önümüz yaz. Kışı nasıl geçirdiğimize dair bazı karelerle size buranın kışı hakkında fikir vermek istedim. Bunlar benim Bodrumlu hayatımın izleri. Arada çıktığım seyahatlerden de bazı anlara yer verdim. Çünkü Ege’de gezinmek benim Bodrumlu hayatımın çok önemli bir parçası. Bodrum içinde kullanmadığım arabam bu seyahatlerimin en önemli unsuru. Araba kullanmayı çok seviyorum, ruh halime göre bir müzik eşliğinde yol yapmak benim için büyük zevk. Bir akşam balık yemek, rakı içmek için Fethiye, Selimiye, Datça yapmışlığım çoktur. Arabam benim buradaki hayatımın önemli bir parçası. O yüzden ona da yer verdim bu sefer. Her seyahatimde baş başaydık çünkü.

Hepimize iyi bir yaz olsun. Neşeli, sağlıklı, mutlu bir sezon geçirelim. Ekim ayı sonunda Mahmut Kaptan’ı açana kadar bize buralar yaz...


Bodrum’a gelirseniz bir yerlerde karşılaşırız muhtemelen.