Bu
sabah artık Bodrum’a yaz geldi diyebilirim. Koku değişti. Her yaz başı böyle
oluyor, bir sabah kalkıyorsunuz, pencereyi açıyorsunuz, yüzünüze mahçup yaz
havası vuruyor. Sonra her hafta yavaş yavaş ısı artıyor, haziran geldiğinde de
yaz tam başlıyor. Bu sabah bahçede kahvaltı ederken bunları düşündüm. Güzel bir
kış geçirdik burada. Neşemizi kaybetmedik. Zaman zaman bu ülkede olmanın
verdiği rahatsızlıkları hissetsek de, kaotik kent ortamında olmayınca, etrafta
siyasi parti billboardları, afişleri görmeyince, bizim gibi yapıp eğer tv
seyretmezseniz kendinizi epey koruyabiliyorsunuz. Şimdi önümüz yaz. Bodrum her
geçen hafta daha kalabalıklaşacak. Okullar kapandıktan sonra sezon tam
başlayacak. Buranın kendine has bazı problemleri çıkacak. Nedir; mesela trafik
olacak. Mesela barlar sokağından bisikletle geçemeyecek, üstteki Atatürk
caddesini kullanacağız. Gece barlardan gürültü gelecek. Ama biliyoruz ki bu
Ağustos ayının sonunda bitecek. Bu mevsimde ben ne yapıyorum mesela? Sabah
sıcak olduğundan her zamankinden erken evden çıkıyor, bisikletle ofise gitmeden
önce Giritli Teyze’den denize girip yüz kulaçtan fazla atacak kadar yüzüyorum.
Bunu ne kadar düzenli yapabilirsem beden buna o kadar iyi cevap veriyor. Yazın
arabayı ancak Bodrum merkezi dışında bir yere gitmem gerektiğinde ya da cumaları
pazara giderken kullanıyorum (Belki bu yaz pazar alışverişini bisiklete sığacak
kadar minimize etmem gerekecek.) Dolayısıyla Bodrum trafiği beni etkilemiyor. Ofisten
çıkış saatimi öğleden sonra, güneşin etkisinin hafiflemesine göre ayarlıyorum. Aslında
laf aramızda Kos feribotuna bakıyorum, ne zaman bizim limana yaklaştıysa ben de
ofisten çıkıyorum. Ya da eğer iş yoğun değilse evden çalışıyor, ofise
gitmeyebiliyorum. Kışınki ofis-ev rotasını yazın değiştiriyorum, biraz önce dediğim
gibi barlar sokağından ve devamında çarşının içinden geçmek mümkün değil.
Akşamları mümkün olduğunca evde, bahçede geçirmeye çalışıyorum. Haftada bir iki
defa çıkmam gerektiğinde de elden geldiğince kale meydanı taraflarına gitmeden,
evimin olduğu marina bölgesindeki mekanlara gidiyorum (Bu sistemi sadece Berk
Balık için bozuyorum çünkü orası Kumbahçe’de ve tüm kalabalığın içinden geçmem
gerekiyor.)
Kasım ayından...
 |
Yalıkavak'taki belediye kafeteryasında bir pazar günü |
 |
Kasım ayında uğradığım Turunç'tan |
 |
Kasım ayında kale meydanı |
 |
Yazın en hareketli meydanı kilise meydanının (eski halkevi) Kasım ayındaki hali |
 |
Kasım ayında bizim Gemibaşı Hüseyin'i evlendirdik. Bu da şahane kına gecesinden |
 |
Hüseyin ile Nil'in kına gecesinden. Tadı damağımızda kaldı. Her sene nikah tazeleseler iyi olacak. Bunu Hüseyin ile konuşayım |
 |
Ofisten gördüğüm |
 |
Ofisten gördüğüm |
 |
Ofisten gördüğüm |
 |
Kasım yağmurlarını takip eden haftalarda çintar çıktı, damaklar çatladı |
 |
Bisikletle ofisten eve dönerken uğradığım Ali Cengiz'in kahvesinde kahve molası |
 |
Selimiye ve Datça'ya gittiğim seyahatte araba Mavi Pide'nin önünde |
 |
Evde müzik dinlediğim, zamanımı geçirdiğim kış köşem |
 |
Yağmurlar kuvvetli yağmaya başlamıştı |
 |
Bahçemde sonbahar izi |
 |
Bir kasım sabahı bisikletle ofise giderken |
 |
Ofiste kış güneşinin izi |
 |
Kasım ayının bir pazar sabahı Havva Ana'daydık |
 |
Gümüşlük |
 |
Datça yolculuğumda Sakar geçidinden inerken |
Burada
yaşayanlar olarak bizlerin tatilciler gibi bütün günümüzü deniz kıyısında,
şezlongta geçirmek gibi bir adetimiz yok. Ya da lüksümüz yok diyelim. Çünkü
burada çalışıyoruz, işimize gidiyoruz. O yüzden sabah yüzmeleri bana yetiyor.
İstesem akşam üzeri eve dönerken de denize girebilirim ama sabah kimseler
yokken denize girdikten sonra akşam üzeri saatlerinde aynı sahilde şezlongların
dolu olduğu, çoluk çoçuklu ortam pek cazip değil. Bunu el ayak çekildikten
sonra, mesela Ekim ayında yapıyoruz.
Yazın
hafta sonları bizim için en sıkıntılı günler. Çünkü Bodrum hafta arasına göre
daha kalabalık oluyor. Ya yine erken denize girip sonra eve sığınıyorum, ya
nispeten daha sakin (!) Xuma gibi mekanlara gidip tüm günümü orada geçiriyorum,
ya da hiç bahçeden dışarı çıkmıyorum.
Bu yaz
muhtemelen Datça’ya daha sık giderim. Çünkü sohbetlerini özleyeceklerim,
sevdiklerim artıyor. Onbeş günde bir gidip Palamutbükü’nden denize girebilirim
mesela.
Aralık ayından...
 |
Aralık ayında barlar sokağı |
 |
Barbun bollaşınca |
 |
Aralık ayında İzmir'deki turizm fuarına gitmiştim. Senin ne işin var derseniz, bizler ekibi Deniz restoranda rakı-balıkta yalnız bırakmayalım diye katıldık |
 |
Aralık ayında Fethiye'ye gitmiştik |
 |
Güneşli bir Aralık günü |
 |
Yazın hınca hınç dolu olan pideciler, dönerciler kışın kapalıyken |
 |
Belediye meydanının kış hali |
 |
Bir Mahmut Kaptan akşamından |
 |
Arabayla Faralya'dayken |
 |
Bodrum'da Pannonica caz kulübü/barı açıldı. İlk misafir Şenay Lambaoğlu oldu |
 |
Peki... |
 |
Kos'a bakarken |
 |
Aralık ayında bazı sabahlar ,bahçede kahvaltı edebilecek kadar ılıktı |
 |
Benim berber kış güneşinde dükkanın önünde |
 |
Bazı günler ofiste kapı açık çalıştık |
 |
Bazı sabahlar kış güneşi eve doldu |
 |
Burada böyle işte... Çal, eğlen |
 |
Aralık ayı... Köyceğiz gölü |
 |
Faralya'dan... |
 |
Ayaz yapan gecelerde evde şömine başına geçtim |
Ocak ayından...
 |
Kuvvetli dolu yağarken bahçenin hali |
 |
Yazın trafiğin tıkandığı Gümbet kavşağı |
 |
Yılbaşının hemen ertesi |
 |
Yazın denize girdiğim Giritli Teyze |
 |
Ofisten gördüğüm |
 |
Ocak ayında Cunda'dan Bodrum'a dönerken bir iş için rotayı İstanbul'a çevirmiştim |
 |
Ocak ayında Foça'daydım |
 |
Foça'dan Assos'a devam etmiştim |
 |
Assos'tan Cunda'ya geçtim. Tabii yine bu seyahat de arabayla yapıldı |
 |
Cunda'da Taş Kahve |
Tabii
asıl problem bayramlarda ne yapacağımız. Galiba bayramın biri yine dokuz güne
bağlanıyormuş. Aklıma gelen çözümlerden biri, karşıdaki küçük adalardan, yani
turistik olmayanlardan birinin arkaya bakan küçük bir köyüne sığınmak. Bu
fikrimi geçenlerden biriyle konuşurken “oralarda sıkıntıdan patlarsın kimseler
yok” dedi, hah dedim bana göreymiş. Muhtemelen oraya purolu Türk tekneleri
gelmez. Mahmut Kaptan “sana tarif ederim, belki götürürüm bile” dedi. Bu
olmazsa ikinci seçenek, daha önceki yıllarda yaptığım gibi Faralya’nın doğru
dürüst yolu olmayan, dışarıya kapalı beş on odalı küçük otellerinden birine
sığınmak, gözlerden uzak kafa dinlemek.
Şimdi
yaz üzerine bunları konuşurken bu yazıyı yazmamın asıl nedenini ıskalamıyayım.
Kışı nasıl geçirdik?
Öncelikle
iyi geçirdik demeliyim. Buranın kışını bilenler zaten ne demek istediğimi iyi
anlamışlardır. Kışın gelen arkadaşlarımın hepsi, Bodrum’un kışının yazıyla kıyaslanmayacak
kadar güzel olduğunda hemfikir. Burada çok iyi bir arkadaş grubumuz var ve çok
eğleniyoruz. Bir yazımda söylemiştim, tekrar olacak ama bu konuyla çok
ilintili; bizler “vazgeçtiğimiz” için buradayız. Yani şehir hayatının nimeti
olarak sunulan, oysa insanı bitiren tüketim konusunda farklı düşündüğümüz için
buralardayız. Çakma Ege konseptli rezidansta mülk sahibi olmak, marka giymek
için avm avm dolanmak, bir makarna bi kadeh şaraba 200 TL verilen İtalyan
lokantalarında görünmemek için buralara geldik. Ferrari görmek bizi bozuyor. Ve
tabii çok önemli bir diğer konu kariyer hırsının olmaması. Şehir hayatındaki
beyaz yakalıların kariyer hırsı insanı ufak ufak bitiriyor. Burada o yok. Kimse
kasmıyor.
Şubat ayından...
 |
Turgutreis girişi. Bomboş... |
 |
Şubat ayında bir akşam barlar sokağının sakinliği... |
 |
... ve aynı hafta gittiğim İstanbul'da İstiklal Caddesi |
 |
Şubat ayında bir akşam rakı-balık yapmak için Selimiye'deki Sardunya'ya gitmiştim |
 |
Ofisten gördüğüm |
 |
Mahallemden... Eskiçeşme mahallesi |
 |
Şubat ayıyla birlikte tilkişen otu mutfağıma giriyor |
 |
Şubat ayında bahçemdeki limonlar çıktı |
 |
Hisarönünden Selimiye'ye giderken |
 |
Şubat ayında bahar açan bademleri görmeye Datça'ya gittim |
 |
Bir salı günü, sabah Tire pazarına gidip Kaplan dağına çıkıp yemek yedik, akşam döndük |
 |
Arkadaş Tire sokaklarında |
Aynı
kafada insanlar bir araya gelince doğal olarak uyum da oluyor. Hepimiz yemeyi,
içmeyi, gezmeyi seven, rahat insanlarız. Kışın daha biz bize kaldığımız için de
bizler için kış mevsimi tam bir nimet oluyor. Bu kış ılık geçti. Önceki
kışlarda sıkı fırtınalar oluyordu, muhtemelen yine olacak. Onun da tadı ayrı.
Şömine başında dönen sohbetler, dışarıda giyilen kazaklarla, yağmurluklarla
fırtınada, odun kokan Bodrum sokaklarında yürümenin tadı çok farklıdır.
Marinadan ara sokaklara kadar yayılan, direklere vuran yelken iplerinin
tıngırtısını, iplerin arasından geçen şiddetli lodosun ıslığını duymadan
buranın kışını anlamak mümkün değil.
Ve
işte mayıs ayına geldik. Kasım ayından Nisan ayının sonuna kadar geçen süreyi
sezon dışı sayarsak, hepi topu altı aylık bir süreden söz ediyoruz. Bunun kış
bölümü ise kabaca 15 Kasım – 15 Şubat arasındaki bölüm. Yani ayaza kesen
gecelerden söz ediyorum. Yoksa gündüzleri bir kazakla geçirdiğimiz günler çok oluyor.
Mart ayından...
 |
Evimin yolu. Gece bomboşken |
 |
Tilkişenli ve körmenli köy yumurtası buranın kış nimetlerinden |
 |
Bir akşamlığına İzmir'e gitmiştim |
 |
Ofis yolu |
ve Nisan ayından...
 |
Baharla birlikte bahçe yeşillenmeye başladı |
 |
Derken Nisan ile birlikte her sabah odaya ışık dolmaya başladı |
 |
Evimin yolu biraz hareketlendi. Hiç olmazsa bir kişi görmeye başladım |
 |
Hava akşamları bir kazak giyerek bahçede oturulacak kadar ısındı |
 |
Bir Datça akşamından |
 |
Fethiye Gemile koyundayken |
 |
Nisan sonuna doğru bahçe coştu |
 |
Bahçede minik bir bostan yapmayı denedik |
 |
Datça yollarında |
 |
Kabak koyuna inerken |
 |
Gökova sahilinde mola verdiğim bir an |
 |
Pınarlıbelen ve Garova |
 |
Mazı |
 |
Bahçedeki limon çiçek verdiğinde |
 |
Yine bir akşam için İzmir'deydim |
 |
Her gün mutlaka uğradığımız, bizim ekibin buluşma mekanı Zazu'da artık dışarıda oturulmaya başlandı |
Şimdi
önümüz yaz. Kışı nasıl geçirdiğimize dair bazı karelerle size buranın kışı
hakkında fikir vermek istedim. Bunlar benim Bodrumlu hayatımın izleri. Arada
çıktığım seyahatlerden de bazı anlara yer verdim. Çünkü Ege’de gezinmek benim
Bodrumlu hayatımın çok önemli bir parçası. Bodrum içinde kullanmadığım arabam
bu seyahatlerimin en önemli unsuru. Araba kullanmayı çok seviyorum, ruh halime
göre bir müzik eşliğinde yol yapmak benim için büyük zevk. Bir akşam balık
yemek, rakı içmek için Fethiye, Selimiye, Datça yapmışlığım çoktur. Arabam
benim buradaki hayatımın önemli bir parçası. O yüzden ona da yer verdim bu
sefer. Her seyahatimde baş başaydık çünkü.
Hepimize
iyi bir yaz olsun. Neşeli, sağlıklı, mutlu bir sezon geçirelim. Ekim ayı
sonunda Mahmut Kaptan’ı açana kadar bize buralar yaz...
Bodrum’a
gelirseniz bir yerlerde karşılaşırız muhtemelen.
Harika...
YanıtlaSilNeriman mı o?
YanıtlaSilDarısı benim gibi Bodrum'da yaşamayı düşünen insanlara...
YanıtlaSilKalabalık arttımı,debdebe başladımı buraları pek çekilmiyor demiştin abi.Bizde eşimle seni dinledik,birkaç kişinin ağzını sulandırıp(İki aile,dokuz kişi kadar) eylülde oradayız.Eşimle beraber mutlaka seni bulucaz birlikte bi kadeh kadırıcaz.Kaçamazsın gittiğin heryeri ezberledik artık:))Bu arada bizim hanımla meslekdaşsınız.Şunu bi ikna etmeni istiyorum abi.Nasıl adapte olucam diyor oralara.Topu sana atıcam bilesin.)Neyse kendine iyibak.Eylülde görüşürüz abi.
YanıtlaSilSerdar Bey,
YanıtlaSilBlogunuzu fark edeli bir kaç saat oldu fakat hala başındayım, dönüp dönüp tekrar okuyorum. Bu yazınızla içime çöken ''hasret'' duygusunu tarif etmem çok zor. Kış mevsimini hep çok seven bir ''İstanbullu'' olmama rağmen bu sokaklara, meydana, koylara, o eve içim gitti. Kendi şansınızı yaratmış, ekrandan bakınca bile insana ''işte kanlı canlı yaşıyor'' hissini geçirebilmişsiniz.
Şuan karmaşık ama gıpta dolu duygular içindeyim. Umarım bu yaşam şekli, güzelliği bir gün beni de bulur. Bu heyecanı tekrar yaşamama sebep olduğunuz için teşekkür ederim. Şahane bir hayat dilerim.
Sevgiler,
ebru
Sevgili Ebru Hanım, çok istiyorsanız bunun karşılığını alacağınıza şüphem yok. Bir şekilde özlediğiniz hayatı yaşamanız için önünüzde kapılar açılacaktır. Buna inanın. İyi dilekleriniz için de çok teşekkür ederim.
Silİşte huzur budur,umarım herkes aradığı huzura birgün kavuşur...
YanıtlaSilMerhaba ; Sayfanızı inceledikten sonra İstanbul'un en kalabalık semtlerinden birinde yaşayan biri olarak gerçekten çok kıskandım :) Bu yıl birkaç gün çökertmede tatil yapma fırsatı buldum. Ve anladım ki çok yanlış bir yerde yaşıyorum. Her insanın hayatını gerekli olduğu durumlarda sıfırlanmasından yanayım ve ben buna cesaret etmeye çalışıyorum oraları pek bilmeyen biri olarak bir çiçekçi dükkanıyla yeni bir hayata başlamak istiyorum ama kış sezonundan endişeliyim. Sizden biraz bilgi alabilir miyim ? Sevgiler
SilMerhaba. Bu konuyla ilgili şöyle bir yazı yazmıştım; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2013/07/bodruma-ait-sorular-bilsem-soylemem-mi.html
SilMerhaba Serdar Bey, blogunuza bayıldım! Büyük keyifle okuyorum şu an :) Mart'ın ilk haftası Bodrum'a gitsem de çok sevdiğim bu yerde ruhumu dinlendirsem biraz diye dolaşırken size rastladım. Daha önce hep Eylül ayında Bodrum'da bulundum, bu bir ilk olacak benim için, yani Mart ayı. Dolayısıyla nerde kalabilirim hiçbir fikrim yok. Sizi çok zahmete sokmayacaksa, bana birkaç öneride bulunabilir misiniz acaba? Şimdiden çok teşekkür ediyorum :) Görüşmek üzere! :)
YanıtlaSilMerhaba. Önerim Bodrum merkezi veya en uzak Bitez olur.
SilMerhaba,
YanıtlaSilSizin eviniz nerede acaba semt olarak? Çok hoş bir eviniz varmış gerçekten, maşallah diyeyim de :)
Merhaba. Eskiçeşme Mahallesinde. Yani merkezde.
Sil