17 Kasım 2014 Pazartesi

Bodrum-Fethiye-Bodrum 540 km'lik keyif yolu


Ben Fethiye’yi -diğer bütün Ege beldeleri gibi- yazın değil kışın severim. Nasıl ki Bodrum’da yaşayınca buranın tadının asıl kışın çıktığını yaşayarak gördüysem, Datça, Selimiye, Fethiye’ye de yazın kalabalık zamanı dışında kalan 8 aylık bölümde sık gittim, yaşadım, sevdim. İşte geçtiğimiz hafta da fırsat yaratıp iki günlüğüne Fethiye’ye gidip balık yiyip, Faralya’nın kış sakinliğine doyup geleyim dedim. İstanbul’dan tatil için gelen arkadaşım Gülüşan da katılırım deyince Cumartesi sabahı yola çıktım. Zamanımız olunca geze geze Gökova yolundan gidelim dedik. Bu sefer Milas’taki İzmir-Yatağan-Yeniköy sapağından sağa, Yeniköy’e saptık. Bu yolu hiç kullanmamıştım. Kemerköy termik santralinin yanından geçip aşağıdaki Yerköy termik santralinin yanından Gökova’ya ulaştık. Pazartesi günü dönüşte de Yatağan termik santralin yanından geçtik ve böylece Muğla’daki üç termik santrali tavaf etmiş olduk. Söylememe gerek yok, Gökova’nın dibine termik santral yapan Özal’a içimden geçenleri göndermeyi unutmadım. Buraya yazamıyorum.

Her zamanki, yola çıkış karesiyle başlayayım
O gün Gökova lodosluydu, hırçındı... Ören
Tabii Akbük cennetini seyretmeden olmaz
Bu rotanın Gökova termik santralinden sonrasını çok kullandım. Önce Ören, sonra Akbük ve sonunda Akyaka. Akyaka’ya gelince Marmaris yönüne sapıp, okaliptüs ağaçlı kral yolundaki Akçapınar tostçusunda öğlen tostu yemeyi ihmal etmeden Köyceğiz’e geldik. Her zaman dingin ve sessiz olan Köyceğiz kasım ayında başka sakinlikteydi. Yine zaman durmuş gibiydi. Yine sadece kendi ayak seslerimizi duyuyorduk. Göl kıyısında oturup kahve molasından sonra durmadan Fethiye’ye vardık.






Her zaman kaldığım Yacht Boutique Hotel. Kahvaltısı çok iyidir
9 Kasım günü balkonda kahvaltı
Yacht Oteldeki odadan manzara
Bulutların gösterisi...
Fethiye’de iki mekan var ki sadece buralarda balık, meze yiyip rakı içmek için Bodrum’dan geliyorum. Bunlardan ilki ve daha eskiden tanıdığım Girida Balık, diğeri geçen sene Fethiye’deki Can’ın önerisiyle gittiğim Yengeç Restoran. İkisi de mükemmel. Girida, sevgili Taner’in işlettiği mekan. İlk açıldığı zamanı biliyorum, yıllar içinde gelişimini zevkle izledim. Taner işinin başında, meraklı, titiz bir Fethiye’li. Yanılmıyorsam baba mesleği de balıkçılık. Yani işi iyi biliyor. Her zaman gitmeden önce arayıp haber veririm, o da bana yeni mezelerini anlatır, onları denerim. Bu seferki yeni mezesi, iri yeşil köy biberi içine doldurulmuş karides, kaşar, ceviz ve dışına galeta unuyla kardığı hellimin kızartılmasından oluşan anlatılmaz bir lezzetti. Bu arada yediğimiz karides söğüş, is kokulu ahtapot ızgara, çeşitli otları falan uzun uzun anlatmayacağım. Vitrinin fotoğrafına yer vereceğim, gidip kendiniz denemelisiniz.



Sözünü ettiğim biber mezesi

Girida'nın meze vitrini
Girida'nın ustaları
Fethiye’nin merkezi bisiklet ve yürüyüş için mükemmel. Girida’ya sahil boyu yürüyerek gitmeyi çok seviyorum. Sakin Fethiye Körfezi kıyısından yürürken, yer yer canlı kafelerin, restoranların önünden geçiyorsunuz. Çalış Plajı’na doğru uzayan Fethiye’nin bu yeni sahil bantında güzel mekanlar var. Balıkçılar, kafeler, çay bahçeleri hareket getiriyor. Galiba Fethiye o yöne doğru genişliyor. Ama benim en sevdiğim bölgesi Karagözler bölgesi. Ertesi akşam gittiğimiz Yengeç Restoran da orada. Selahattin genç, güler yüzlü, o da işine çok meraklı bir işletmeci. Yengeç, marinanın içinde. Otururken tekneleri seyrediyorsunuz. Önündeki iskeleye yanaşan yatlar var. Gerçi kışın hava erken karardığından manzarayı pek fark edemiyorsunuz ama baharda camlar da açılınca restoranın ambiyansı çok farklı oluyor. Yengeç’in enginar favası vazgeçilmez mezem. Bodrum favası alışkanlığıyla üstüne kırmızı soğan da koyduruyorum. Gerçekten çok lezzetli. O akşam mükemmel barbunlardan da yedik. Ve tabii ahtapot ızgara. Fethiye’deki bu iki mekan değişmez yerlerim. Bir seferinde de üç gece kalıp bir akşamımı balıkçılar çarşısına ayırmak istiyorum.

Fethiye'de bir mekan, romantik çiftler için böyle bir masa hazırlamış. İki de şahit gelse imza atıp evlenilecekmiş gibi...
Yengeç Restoran'ın mükemmel enginar favası
Ve Yengeç'ten beşi bir yerde...
Pazar sabaha karşı gök gürültüsü ve yağmur başlayınca Pazar günü ne yapacağız diye düşündüm. Sabah hava hafif hafif açmaya başladı. Yağarsa yağsın n’apalım deyip Fethiye-Kayaköy yolundan Faralya’ya kadar gitmeyi planladım. Yeni Ölüdeniz yolu yapıldıktan sonra çok az kullanılan Kayaköy üzerinden Ölüdeniz rotasını çok seviyorum. Hele Kayaköy’ü karşıdan gören rampaları inerkenki yemyeşil küçük ovacık insana iyi şeyler hissettiriyor. Kayaköy’ün bulunduğu bölgedeki düzlüğe yapılan, bahçelere gizlenmiş yeni taş evler çok güzel. Zevk sahibi insanların yaşadığı belli. Rampalardan indikten sonra Kayaköy’e girmeden önce sağa sapıp Gemiler Koyu’na gittik. Koya vardığımızda hava iyice açtı ve üstümüzdeki kazakları çıkarıp açık olan tek mekana oturup ayakları uzatıp yüzü güneşe döndük. Sahildeki gazino diyebileceğim mekanda bulunanlara kahve var mı diye sorduk yok dediler. Elektrik var mı dedik, o da yokmuş. Peki buranın sahibi nerede dedik o da yok dediler. Yoklar içinde kaldık ama şikayet etmedik çünkü hava mükemmeldi. Derken gazinonun sahibi geldi, derken kahve yapıldı her şey tamam oldu. O arada gelen iki çift turist denize girdiler.

Eski yoldan Kayaköy'e giderken Fethiye arkada kalıyor
Gemiler Koyu
Gemiler Koyundan Faralya'ya doğru
Gemiler Koyu
Gemiler Koyu'na tepeden inerken... Taa karşısı Faralya, Kabak Koyu, Kelebekler Vadisi tarafı
Selam...

Buradan bir Zoro geçti mi?
Kaçan keçiler... Kelebekler Vadisi'nin tepesi

Gemiler’den Hisarönü’ne, oradan Ölüdeniz, Belcekız üzerinden Faralya’ya (Uzunyurt) devam ettik. Bu blogu izleyenler biliyorlar, o bölgeyi başka türlü seviyorum. Sakinliği, yalçın kayaları, denizden yüksekliği, uçsuz bucaksızlığı beni çok etkiliyor. Öğlen olduğundan karnımız acıkmaya başlamıştı ve bu mevsimde her yer kapalı olduğundan Fethiye’ye dönüp yiyelim derken aklıma yaza doğru gelişlerimde uğradığım, Yörük adındaki gözlemeci geldi. Akdeniz’e tepeden bakan, şahane gözlemesi, ayranı ve yaprak sarması olan Yörük açık mıdır acaba diye şansımızı deneyelim dedim. İyi ki de denemişik, bir mevlüt yemeğine denk geldik. Köy halkı toplanmış yemek yiyorlardı. Bizi de buyur ettiler. Bir masaya oturduk ve burada fotoğrafını paylaştığım yedi kap yemekten oluşan mevlüt menüsü önümüze geldi. Ben bu kadar lezzetli yemeği az yerde yedim. Artık açlıktan mıdır, havasından, suyundan, ortamından mıdır bilemiyorum silip süpürdüm. Üstüne de çayı, yörük balkonunda, halılarla döşenmiş yere bağdaş kurup, Akdeniz’i seyrederekten içtim. Gerçekten şansımız varmış, mükellef bir ziyafet çektik.
Yörük gözlemecisi
Şansımıza denk geldiğimiz mevlüt yemeğinden payımıza düşen rızkımız
En kıral taht


İki gün çabuk geçti, Pazartesi iş günü olduğundan Bodrum’a dönmem gerekiyordu. Yol üstü yine Köyceğiz’e girip pazarından alış veriş yapıldı ve Bodrum’a dönüldü.

Köyceğiz çarşısı
Köyceğiz pazarı

Bir başka gidişimde Fethiye'deki balık pazarını deneyeceğim

Fethiye sahilinde balık-ekmek sandalı. Öğrenciye indirimli.
Havalar böyle gittiği sürece, ben de fırsat yarattıkça Ege kasabalarının kış güzelliklerini yaşamak için yollara düşmek istiyorum. Datça’ya bu yıl çok gittim, Fethiye’yi bu seyahatte gezdim, belki biraz İzmir taraflarına, biraz daha yukarıya gidilebilir. Ya da tam tersine, Kaş’a inilebilir. Selimiye, Söğüt rotası da hiç fena fikir değil. Zamanı gelip gezdikçe burada anlatır, fotoğrafları yayınlarım. Bu yazıyı yazdığım bugünden, Bodrum’un 21 derece, güneşli gününden selamlar...