30 Ocak 2017 Pazartesi

Kırpık...



Hiç bir canlı zevk için öldürmez. Hiç bir canlı başka bir canlı türünü “sevmediği, hoşlanmadığı” için öldürmez. Canlı kalma güdüsüyle, verdikleri mücadele sonunda biri diğerini öldürür ki bu da doğa yasasıdır.

Sadece sevmediği ya da gece sesinden rahatsız olduğu için veya ortalıkta dolaşmalarından hoşlanmadığı için savunmasız, kimseye zararı olmayan canlıları öldüren yaratık “insan”dır. Hem de sinsice, zehirleyerek.

Kırpık’ı bilenler vardır. Yaklaşık on aydır benimle beraber olan, Bodrumlu hayatıma renk katan, bana göre dünyanın en iyi huylu köpeğiydi. Bu sabah, çöpe bırakılmış zehirli yiyeceği yiyerek onu öldürdüler. Yarın başka bir köpeği de aynı son bekliyor. Çünkü Bodrum eski Bodrum değil. Burası hayvanlarla bir arada yaşayan, iyi insanların çoğunlukta olduğu bir yerdi. Yaz sonu sokağa atılan kediler, köpekler ise Bodrumluların değil, buraya tatile gelen şehirlilerin evcil hayvanlarıydı. Veteriner dostum “Abi artık Bodrum eski Bodrum değil, sen de biliyorsun. Kırpık bu hafta ikinci vaka” dedi. Bu yaratıklarla bir aradayız maalesef.


İlk fotoğrafı. Henüz beni tanımıyor, ürkek...

İlk iki ay, bana ve yeni hayatına alışması için gece, gündüz, evde, ofiste beraberdik


Serdar Tanyeli'nin çektiği kare




Kimseye zararı olmayan, iyi bir köpekti. Sabahları bahçeye çıkmamı beklerdi. Akşamları ben bisikletle, o peşimden koşarak mahalleyi turlardık. Kırpık bir sokak köpeğiydi. Akyaka’da birbirimizi bulmuştuk. Ertesi gün benimle Bodrum’a gelmişti. Bana ve çevreye alışana kadar hep benimle olması gerektiğini söylemişti veteriner. İki ay evde, ofiste hep beraberdik. Sonra alıştı. Bahçede bağlayıp evden çıkıyordum. Arkamdan ağlıyordu önceleri. Sonra alıştı. Baktı ki ben dönüyorum, ses çıkarmadı. Bahçeye girdiğimde üstüme atlardı. Oynardık. Fakat her eve döndüğümde onu sıkılmış, mutsuz görüyordum, içim sıkılıyordu. Sonuçta sokak köpeğiydi ve bağlı olmak ruhuna tersti. Derken bağlamamaya başladım. Bahçede serbest geziniyordu. Bisikletle bahçe kapısına geldiğimde o da kapının arkasına koşup kapıyı açmamı beklerdi. Sonra beraber turlamaya çıkardık. Böyle aylar geçti. Ne zaman ki yaz bitip kış başladı, mahallede köpek sayısı arttı. Çünkü kışlıklarına gidenler köpeklerini sokağa attı veya yazları bahçelerde artıklarla beslenen köpekler evler kapanınca ortada kaldı. Benim evin çevresinde beş-altı köpek yaşamaya başladı. Kırpık onların kokusunu alıyor, seslerini duyuyordu ve bahçede deli gibi koşuyordu. Canı dışarı çıkmak istiyordu. Ben de yavaş yavaş bahçe kapısını açık tutmaya başladım. Gece dönüp kulübesinde uyuyor, gündüz dışarıdaki köpeklerle koşturuyor, oynuyordu. Son iki aydır mahallenin sevgili köpeği olmuştu. Komşuların köpekleriyle arkadaşlık ediyordu. Bazı geceler gelmiyordu, ertesi gün komşum “Kırpık bizim köpeğin kulübesinde onunla beraber uyudu merak etmeyin” diyordu. Marina çarşısına gidiyordu, Çisem arıyordu “Kırpık burada” diye. Ebow Bar’dan hatta Kumbahçe’deki mekanlardan arıyorlardı. Geçtiğimiz hafta da Zazu’ya dadanmıştı. Ahmet telefon açıp takılıyordu “Senin hesaba bonfile yazıyorum, Kırpık yiyor” diyordu.

Ahmet ile Zazu'da...
Çisem' ile marinada







Neriman evin kıdemlisi olarak önce hiç hoşlanmamıştı. Ama Kırpık o kadar iyi bir köpekti ki Neriman'ın kaprislerine hiç ses çıkarmadı








Bir kaç saat önce komşum aradı, haberi verdi. Kırpık çöp karıştırırken oraya bırakılanı yemiş, veteriner dostumuz Ahmet Kurt’a götürmüşler ama durumu iyi değil dedi. Anladım. Gittim. “Çok kuvvetli bir zehir koymuşlar, öyle böcek ilacı falan değil” diye karşıladı veteriner Erkan.

Kırpık gitti. Onun canını alanlar aramızda elini kolunu sallayarak yaşayacak. Burası kedisiyle, köpeğiyle bir arada yaşayanların beldesiydi. Çocuklar evcil hayvanlarla kucak kucağa büyürlerdi. İlk taşındığımda dikkatimi çeken şeylerden biri de, köpeklerin ne kadar candan olduğuydu. İstanbul’da köpekler saldırır, hırlar falan, burada hiç öyle şey olmamıştı. Çünkü insanlar köpeklere iyi davranıyorlardı, köpeklerin de huyu bozulmuyordu. Arabalar durup karşıdan karşıya geçen köpeklere yol verirdi. Şimdi BMW’li tipler bana mısın demiyor. “Bodrum bozuluyor” derken çok geniş bir konudan söz ediyorum. Köpeklere –genel olarak evcil hayvanlara- saygı da bunlardan biriydi. Bu hasletimiz de kayboluyor. Kırpık ne ilk ne de son olacak. Yarın birinin daha canı yanacak, bir can daha gidecek.


Çok üzgünüm... Ve öfkeliyim.

6 Ocak 2017 Cuma

Gecikmiş "yıl sonu" yazısı.

Her yıl sonunda adet edindiğim “yıl sonu” yazısını yazmak için zamanım olmamış, yazıyı yılın ilk günü yazarım demiştim. Ve yeni yılın ilk saatlerinde İstanbul’da Reina’daki dehşet saldırı oldu. Ertesi sabah da yazı yazacak moral kalmadı. Ülke yönetilemiyor ve bu durum bağışıklık sistemi çökmüş bedene benziyor. Farklı gruplar vatandaşlarımızı öldürüyor biz de hükümet de seyrediyoruz. Bunların nedenlerine ait yazanların düşüncelerini okuyorsunuz. Hepimizin bu konuda belli bir görüşü var. Kendi adıma 7 Haziran 2015 gününü milat kabul ediyorum.

Bu blog Bodrum’a dair ve buradaki hayatıma yönelik anları, görüşlerimi, yaşadıklarımı aktardığım bir platform. Bu yüzden girişteki konuyu burada kesiyorum.

2016 yılında Bodrum’daki bozulmanın da hızlandığı yıl oldu. Kalabalıklaşma, gelenlerin niteliği can sıktı, tad kaçırdı. Bu konuda geçen ay bir yazı paylaştım blogda. Yazıyı okumayanlar için linki buraya alıyorum, tekrar aynı şeyleri yazmayayım; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/12/bodruma-yerlesmek-denilince.html

Bu yıl da, Mazı yolunda önünden geçtiğim ağacımın bahar açtığında oradaydım
Sabahları yüzerek güne başlama nimeti
Kış geldiğinde biz bize kaldığımızda buranın tadı bambaşkadır
Bazen sabah İstanbul'a gidip öğleden sonra döndüm
Herkes Bodrum'un deniz tarafını bilir...
Bu yıl da bisiklet vazgeçilmez aracımdı
Yazdıklarımı provokatif bulanlar oluyor. Böyle bulanlar, genellikle burada olmalarından rahatsızlık duyduğum kalıptakiler. Korumak istediğim bir çevre, bir kültür var. Buna aykırı gelen kişi, düşünce, tavır ve -genel anlamda- hayat tarzlarına karşı gelmek çok normal. Buraya gelip bir kış geçirdikten sonra “ama doğalgazı özledim, burada kış geçirmek zor” diyene “o zaman niye geldin, geldiğin yere dön” demek tuhaf değil. Çünkü ben ve benim gibi düşünen çoğunluk burada doğalgaz istemiyoruz. Betonlaşma istemiyoruz. Ben o tarz insanlarla bir arada olmak istemiyorum. Dolayısıyla, kendi adıma korumak istediğim bir değer var, onu korumak istiyorum. Bunun için de kendi çapımda ne yapabilirsem onu yapıyorum. Benzetmemi mazur görün, Bodrum’u evimiz gibi düşünün, kapıdan herkesin girmesini istememek benzeri bir hassasiyet bu. Sonuçta gelen de geliyor zaten. 


Bir çok kez Gökova taraflarına gittim
Bodrum'dan Akyaka'ya kadar olan sahil yolu, bana hac yolu
Söğüt
Urla
Urla'da Yengeç restoran... Mükemmeldi


Bu yıl hem Rusya krizi hem 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle turizm dibe vurdu. Muğla ilçelerinin temel geçim kaynağı turizm. Yurt dışından gelen turist sayısı %41 azalmış. Bu rakamı dün bir toplantıda Muğla valisi telaffuz etmiş. İki bayram dokuzar gün tatil olunca yerli turist ile bir hareket oldu o kadar. Ama sezon kötü geçti. Bunun sonuçlarını Ekim, Kasım aylarında görmeye başladık. Büyük iddialarla bir iki yıl önce açılan mekanların yanı sıra kıt kanaat geçinmeye çalışan dükkanlar da kapıya kilit vurdu. Önümüzdeki yıl da girişte söz ettiğim nedenlerden dolayı iyi geçmeyecek, bunun sinyalleri geldi. Turizmci arkadaşlarımız erken rezervasyon sayısından sonuç çıkarıyorlar. Söylediklerine göre durum iç açıcı değil. Olması için de bir neden yok. Bombaların patladığı ülkeye kim neden gelsin? Mısır’a, Suriye’ye gidiyor muyuz?

Hal böyle olunca geçtiğimiz hafta Atina havalimanı yolcu rekoru kırmış. Geçen yıla kadar Antalya havalimanı için okurduk benzer haberleri. Bu kış Bodrum havalimanı dış hatlar terminali Mart sonuna kadar kapalı. Gelen giden yok. Yazın da çok azalmıştı.


Bir kaç kez İstanbul'da İstanbul çetesiyle buluştum
Bahar açan bademlerin peşinden Datça'ya koştuk
Fırsat oldukça kardeş, yeğen, arkadaş masası kurduk
Bodrum çetesiyle Mahmut Kaptan gecelerine devam ettik
Datça'da Fevzi'deydik...
Kış gelince arada evde uzo akşamları yaptım

Karalamalar yaptığım rakı ajandasını Mahmut Kaptan'da sergileyelim dedik. Maksat bahane olsun...

Bazı akşamlar Hanende Mey'deydik...
Bazen Berk Balık'ta...
Ama illa ki Zazu'da tabii...

Bu durumda ben de yazın fırsat buldukça Yunan adalarına gezindim. Şimdi baktım, dokuz kez Kos’a geçmişim. Dört kez Kalymnos, ikişer kez Lipsi ve Nisyros, birer kez Tilos, Halki ve Rodos’a gitmişim. Adalarda kendimi çok iyi hissediyorum. İnsanları, yediğim-içtiğim lezzetleri, müzikleri, neşeleri, temizliği, çevreye olan duyarlılıklarıyla bana iyi geliyorlar. Bodrum kendi ülkemin sevdiğim ve yaşamayı seçtiğim yeri. Adalar ise bulunmaktan mutlu olduğum, bu coğrafyanın ve ruhumun ayrılmaz parçası.


Sezonun ilk Kos gezisinden
Kos
Lipsi
Kalymnos
Kalymnos
Telendos'ta Kapsoulis'te şahane, müzikli bir akşam geçirmiştim

Telendos'da Kapsoulis'in ahtapotu
Massouri
Lipsi
Lipsi
Lipsi
Nisyros
Nisyros
Nisyros
Nisyros
Kalymnos
Kalymnos
Nisyros
Tilos

Halki
Halki
Halki
Rodos
Kalymnos
Kalymnos'un en sevdiğim otelinin en sevdiğim odasından
Hayatımın en güzel kabuklu deniz mahsullerinden birini bu ağacın altında yedim
İki yılda Bodrum’da bir çok mekan açıldı-kapandı. Adalarda mekanlar aynen durduğu gibi neredeyse iskemle, masaların yeri bile milim oynamamış oluyor. Bunu da seviyorum diyelim. Asıl mesele şu ki; hayatı tüm güzellikleriyle bu dünyada yaşamayı benimsemiş insanlarla birlikte olmak iyi geliyor. Bodrum’da da böyle. Ama ne olursa olsun bu ülkede yaşıyoruz ve bu hayatı öbür dünyaya hazırlık olarak gören öğretiye uygun yaşayanların tarzı bana uygun değil. Hayata bakışımız çok başka.


2016 yılında ajanda olmayınca, arada defterlere karaladım
Yalıkavaklı Neriman bu yıl da benimleydi
Ve bu yıl eve yeni bir eleman geldi; Akyakalı Kırpık




Bisikleti feribota atıp Kos ve Lipsi'ye gittim


Bu yıl kendime yaptığım en büyük iyilik amatör kaptan ehliyeti almak oldu. Şimdi sırada bir tekne almak var...


Şirkete stajyer başladı. Tanıştırayım, Okyanus. İşleri ona devredeceğim, az kaldı.
Annem sağlık bakımından şanssız bir yıl geçirdi ama neyse ki şimdi iyi, bizim de keyfimiz yerine geldi
Bu yıl da Mahmut Abi ile kadehlerimizi tokuşturduk... Nice yıllara
İstanbul'a gidince fırsat bulunca Asmalı Cavit'e uğramadan dönmek istemiyorum
Alper Abi ile Mahmut Kaptan akşamlarından bir
İzmir'deydik...
Urla'ya geçtik... Yorgo Seferis Evi'nden
Noel'de Kos'taydık
Gemibaşı olmadan Bodrum, Hüseyin olmadan da Gemibaşı olmaz
Şirketin tüm kadrosu hatıra fotoğrafı çekiminde...
Selçuk ile İstanbul'da Balıkçı Sabahattin'deyken...
İstanbul'da Balıkçı Sabahattin gecesinden
Asmalı Cavit'te istanbul ve Bodrum ekibi karışık bir masa
Hanende Mey'de...
Yalıkavak'ta yılların komşusu Ayşe ve eşi Hakan ile
Bu fotoğraf olmadan yazı eksik kalırdı
Bodrum çetesi
Rakı ajandası sergisinden
Bodrum'un neşeli, keyifli insanları...
Yaz başlamadan hemen önce Berk Balık'ta
Şahane Berk Balık kadrosu
Tunç kaptan ile teknesi Keçi'de
Sakin kış akşamlarından...
Bu yıl da pazarı ihmal etmedim... Guzu Gulağı kaçar mıydı?
Bodrum'un lezzetine gereken önemi verdik
Yazın bu kalabalığının biteceğini bilip gün saydık

Radyocu Kemal'de ekşili tavuk yedik. Bilenler bilmeyenlere anlatsın
Akçapınar tostunu es geçmedim tabii...
İşlerim nedeniyle İstanbul’a gidip geliyorum. Her geçen yıl İstanbul’da geçirdiğim gün sayısı azalıyor. Bu da iyi bir şey. Bodrum’a ilk taşındığım yıllarda 70-80 günüm İstanbul’da geçiyordu. Bu yıl 9 günüm geçmiş. Üç veya dört defa da günü birlik gidip döndüm. Bu azalma şunu gösteriyor; işlerimi İstanbul’a daha az giderek Bodrum’dan yürütebiliyorum.

Bu yılın zor koşullarda geçeceğini öngörmek zor değil. Ama umutsuz da yaşanmaz. Umut edelim ki bizler ve ülke için dertlerin bitme yolunda adımların atıldığı, sorunları yaratanların teker teker silindiği yıl olsun.


Bodrum’dan herkese sağlıklı, mutlu, huzurlu, bereketli bir yıl dilerim.