Yıllarca
Kalimnos adası karşımdaydı ama vize işlemlerine üşenmenin de etkisiyle öyle
bakıştık durduk. Sonra vize işlerine başladım, yarısında cayıyordum ama sonuna
kadar gidip vizeyi alınca ilk işim Kalimnos ve Leros’a gitmek oldu. Önceki iki
yazıda anlatmıştım. İki adayı da çok sevmiştim. Ama Kalimnos’un başka türlü
etkisi oldu. Üç hafta geçti, bayağı özledim ve geçen hafta sonu bir gece için
de olsa feribota atladığım gibi gittim. Önceki yazılarda genel hatlarıyla
neleri sevdiğimi yazdım, tekrar etmekten kaçınıyorum. Ama mesela şunun
şurasında 8-10 mil ötedeki Kos bile insana başka bir anlayışa, hayat üslubuna
gittiğini hissettiriyor. Ki Kos diğer iki adaya oranla çok daha turistik ve büyük.
Daha büyük oteller var, daha kalabalık. Ona rağmen farklılığı hissediyorsunuz. Kalimnos
tarihi boyunca İtalyan etkisinde kaldığından olmalı yapı üslubuyla ayrışıyor.
Kısa bir Vikipedia alıntısını buraya alıyorum. İtalyan etkisini daha iyi
anlatacak;
Peloponnesos'taki Epidauros'tan gelen bir Dor
kolonisince yerleşime açıldığı sanılır. Kendisine ait bir para birimi olan ada,
Atina'nın M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda oluşturduğu iki birlikte de yer aldı. Bir
Pers satraplığıyken, M.Ö. 332'de Büyük İskender'in ordularınca ele geçirildi.
Daha sonra Roma İmparatorluğu'nun Asya Eyaleti'ne bağlandı. 1310'a değin
Venedik işgalinde kaldı. Bu tarihten sonraRodos Şövalyeleri'nin
eline geçti. 1522'de öteki adalarla beraber Osmanlı yönetimine
girdi. Osmanlı yönetimindeyken Rodos ve Kosûn aksine Kalimnos'a bir Türk göçü
yaşanmadı. 1912'de İtalyanlarca işgal edildi. İtalyanların asimilasyon
politikalarına direnen Kalimnos halkının çoğu II. Dünya Savaşı sırasında
Türkiye'ye kaçtı. Ada, 1947'de Yunanistan'a geçti.

Neyse, havayı iyi görünce Cumartesi sabah 09:00’da
ofisimin dibindeki limandan feribota binip önce Kos’a geçtim. Saat 11:00’de de
Kos’tan beni Kalimnos’a götürecek feribota bindim. Adalar arasındaki feribot
sistemleri tıkır tıkır çalışıyor. Hızlı katamaranlar Rodos, Simi, Kos,
Kalimnos, Leros, Lipsi, Patmos arasında ring seferi yapıyor. Bu mevsimde günde
bir tane var ama yazın artıyor. Tam kış aylarında ise her gün yok. Ayrıca gece
çalışan, daha büyük ve çok araç alan, kamaralı feribotlar devreye giriyor. Ve
tabii ayrıca komşu adalar arasında vızır vızır çalışan motorlar da var. Yani
ulaşım dert değil. Geçen sefer gittiğimde tanıştığım taksi şoförü Giannis’ten (okunuşu
Yannis) söz etmiştim. Bodrum’dan aradım, geleceğimi söyledim. Tam saatinde
Kalimnos’a yanaşan feribotun çıkışında beni bekliyordu. “Oooo hoşgeldi sen may
frend” dedi ve kucaklaştık. Adalılar çok candan insanlar. Yani sadece Yannis
öyle değil demek istiyorum. Anlatacağım.
 |
Güney Ege adaları arasında ring seferi yapan hızlı katamaranlar |
 |
Kalimnos limanına yanaşan, bizi Kos'a götürecek feribot |
Geçen gidişimde konakladığım ve çok memnun kaldığım oteli
de buradayken aramış, yer ayırtmıştım. Bu sefer indirim de yaptılar. Otelim,
adanın arkasında kaya tırmanışı için ideal olan, dolayısıyla da turisti bol
Massouri bölgesindeki MassouriBlu oteliydi. Önümdeki deniz ve karşımdaki -554
yılında depremle adadan ayrılmış- Telendos adası manzarasıyla kendime
geldim. Otelin sahibesi zarif hanımefendi ve resepsiyon diyebileceğimiz bir
masada oturan görevli genç kadın beni güleryüzlü heyecanla karşıladılar. Temizlikte
ve mutfakta görev yapan iki kadını da sayarsak otelin tüm işlerini dört kadın görüyor.
Gece de tek bir genç adam geliyor ki o daha neşeli biri. Kendisiyle hep benim
gece uzolu halimle karşılaşıp sohbet ediyoruz. O da akşam döndüğümde yerinden
kalkıp sarıldı, biliyordum geleceğini dedi. Geçen gidişimde, Bodrum’da evde
Yunan radyosunda çalarken 10 saniyesini kaydettiğim bir şarkıyı dinletip nasıl
bulabileceğimi sormuştum. Kısa olduğu için Shazam aplikasyonu bulamadı. Hem her
şarkıyı bulamayabilir tabii. Ses Meri Linda’nın ama şarkıyı araştırayım
demişti. Ancak o da bulamadı. Bu gidişimde “karıma senden söz ettim, şarkı
aradığını anlattım, yardımcı olacak” dedi. Unutmamış konuyu. Gerçekten de
ertesi sabah kadın geldi, dinlettim, bilgisayarın başına geçti şak diye buldu.
Şarkının YouTube linkini buraya alıyorum; https://youtu.be/O7oXL6JxL8c?list=FLcspPhQIZsRuxx4eN0pmZRQ
 |
MassouriBlu oteli... Sol üstteki odada kaldım |
 |
Odamdan Ege'ye ve Telendos adasına bakış |
 |
Otelin sahibi hanımefendi, Yunan müziğiyle, tarihiyle ilgilendiğimi anlayınca annesinin dedesinin fotoğrafını gösterdi. Fotoğrafın bence en önemli kısmı şu; İmza Kirkorian isimli Ermeni asıllı Osmanlı, fotoğraftaki zabit ise bir Rum asıllı Osmanlı. Fotoğrafın çekildi yer ise Kudüs. Çok kültürlülük tam da bu işte. Çok güzel bir fotoğraf. |
Bu aktardıklarım insanların sıcak kanlılıklarını ve
dostluklara verdikleri önemi anlatıyor sanırım. Sözde değil özde
misafirperverlik meselesi.
Rüzgar epey kuvvetliydi, böylece denize
girmek için fazla hevesli olmadım. Sahilde açık kalan tek mekanın şezlonguna
uzanıp bira içip kitap okudum. Sonra siesta saatinde odama çekildim, siestanın
hakkını verdim. İki Mythos birasının yüklediği hımbıllığı atmak için o sırada
çıkan güneşi fırsat bilip suya attım kendimi.
 |
Otelin sahilinden Telendos |

Odaya çıkıp, balkonda kitap okurken sahilden gelen
“Serdar Baba nerdesin yaa?” sesini duyunca bir baktım bizim Osman sahilden el
sallıyor. Osman, Bodrum’daki Hanende Mey’in sahibi aileden. Bekarlığı zamanında
Mahmut Kaptan’dan tanırım. Denizci, neşeli, rakıyı seven tipik Bodrumludur.
Şimdi artık evli ve eşi Pınar da çok sevdiğim Merve’nin teyzesi çıkınca
dostluklar pekişti. İşte Osman ve Pınar da bir gün önceden gelip Massouri’ye yerleşmişler. Birbirimizi bulduk ve o akşam karşıdaki küçük
Telendos adasına motorla geçip Mihailidis’in mekanında uzolu, ahtapotlu, Simi
karidesli, barbunlu, Greek usulü masamızı denizin dibine kurduk. Sezon
itibariyle artık turist sayısı azalmış. Hele adanın da adasına gidince bizden
başka müşteri olarak iki kişi daha vardı. Mihailidis’in mekanı tam aile
işletmesi. Babası ile tavla atarken biz geldik, baba içeriye, maç seyretmeye
gitti. Anne, abla, enişte, yeğen oturmuşlar takılıyorlardı. Onunla da sohbet
ettik. Türkiye’den çok müşterim gelir dedi. Galatasaray başkanı bir hukukçu geldi dedi mesela. Herhalde Duygun Yarsuvat olmalı. Çok zengin bir iş adamı
teknesiyle gelmiş -ama adını unutmuş- Mihailidis ona Yunanistan’daki mali
krizden dert yanmış. O işadamı da Erdoğan’ı alın bütün krizleri bize verin,
razıyız diye takılmış.
 |
Bizi Massouri'den Telendos'a götüren motorun içi. |
 |
Telendos'taki Mihailidis'in mekanı |
 |
Symi karidesi |
 |
Osman ve Pınar ile Teledos'taki uzo soframız |

Ertesi gün öğlen 15:20 feribotuyla Kos’a, oradan da 16:30
ile Bodrum’a geçeceğimden, sabah oyalanmadan, bir akşam önce yemek altlığı
olarak bir şeyler içtiğimiz barda kahve içip Yannis ile buluştuk. Yol boyu
sohbet ederken yazın işlerin yoğun olduğundan, stresi bol bir hayat
yaşadığından söz etti. Güldüm tabii. Hepi topu 15.000 nüfusu olan adada ne kadar
stres olabilir ki? Dahası, eğer hafızam yanıltmıyorsa adada hiç trafik lambası
yok. Yani trafik o kadar sakin. Bodrum’da da trafik lambalarının olmadığı
yılları hatırlayınca bu sefer acı acı güldüm. Neyse, İstanbul’u görmeyen
Yannis’in İstanbul’a gitmesini, o zaman haline şükredeceğini söyledim. Zaten
Pegasus Havayollarının sitesine girip, bilet fiyatlarına falan bakmış. Beni
limanda, bir önceki gelişimde de elleriyle teslim ettiği arkadaşının cafesine
bıraktı. Derken Osmanlar geldi ve öğle uzosu için önceki gelişimden bildiğim
yere oturduk. Aslında yeni yerler denemeyi severim ama zaman dar olunca
maceraya girmedim. Bildiğim mekanın bildiğim lezzetlerine teslim olduk. Laf
lafı açtı, zaman akıp gitti. Feribot saati gelince iskeleye gidip bizi Kos’a
götürecek feribota bindik. Feribot cıvıl cıvıldı çünkü muhtemelen hafta sonu
dağcılık kampı gibi bir nedenle Kalimnos’a gelmiş, başlarında hocaları olan
çocuklar vardı. Geçen yazıda aktarmıştım Kalimnos Akdeniz bölgesinin en önemli
dağcılık ve kaya tırmanışı merkeziymiş. Ben gitmeden bir hafta önce
festivallerinin olduğunu okumuştum. Yannis, o hafta hiç bir otelde yer kalmadı,
çadırlarda yatıldı diye anlattı.
 |
Limandaki öğlen uzosu |
 |
Adalı usulü yapılmış ahtapot ızgara |
 |
Kalimnos'tan Kos'a doğru |
 |
Kalimnos limanı |
Kos’ta inip hemen pasaport işlemlerini yapıp Bodrum
feribotuna bindim. Bir saat sonra Bodrum’daydım. Bodrum’u seyrederek
yaklaşırken kendi kendime iyi ki buradayım dedim. İyi ki bu coğrafyaya
göçmüşüm. Karşısı da burası da aynı bana. Orada da burada da bu coğrafyanın
nimetlerinden mümkün olan en fazla tadı almaya çabalıyorum. Bunun için yapmam
gerekenleri elimden geldiğince yapıyorum. İş hayatımı değiştirdim. İşlerimi
azalttım. Gelirimin azalmasını önemsemedim çünkü bana yetecek ve mümkün
olduğunca rahat yaşatacak kadarını kazanmak için çalışıyorum. Ötesiyle
ilgilenmiyorum. Daha fazla para kazanmak için harcayacağım zamanda, mesela
karşı adalara gitmeyi, Datça’ya geçmeyi tercih ediyorum. Kredi kullanmıyorum.
Borçlanmıyorum. Yük taşımıyorum. O zaman manevra kabiliyetiniz, hareket etme
özgürlüğünüz daha güçlü oluyor.
 |
Bodrum'a yaklaşırken gördüğüm, Karaada açıklarındaki balıkçı |
Benim için mesela Orta Avrupa’ya seyahat etmenin hiç
cazibesi yok. O kasvete giremem. Deniz ve güneş olmayan yerlere zamanında
gittim, bitti. Artık ne müze gezmek istiyorum ne katedral görmek. Ne büyük
şehir keşmekeşi çekerim, ne dev alışveriş markalarından alış veriş yaparım. Akdeniz
çanağı yeter. Hatta Ege bile yeter. Yaşadığım yeri, bu kadim Ege kültürlerini,
bu coğrafyayı seviyorum. O yüzden de karşıki adalardan dönerken yine benzeri bir
yere geliyor olmanın, burada yaşamanın keyfini sürüyorum. Ege’de sonbaharı yaşamaya başladık. Buranın en güzel
zamanları... Görüşürüz.
Bodrum ve Ege'yi, bir Cevat Şakir tadında yaşayıp anlatıyorsunuz. Gerçekten okurken hep o duygu geçiyor bana. Elinize saglık.
YanıtlaSil