Söğüt'ten sonra Selimiye. Nasıl desem...
İki günlük Söğüt-Selimiye gezimin ilk bölümü olan Söğüt’ü bir önceki yazıda anlattım. Bugün Selimiye’yi anlatacağım. Ama Söğüt yazısının sonunda ettiğim şu lafı buraya alayım, çünkü Selimiye için düşüncelerimin ana fikrini oluşturuyor; “Söğüt nedir derseniz, Selimiye’nin bozulmamışı derim”. Söğüt ve Selimiye’ye aşağı yukarı aynı yıllarda gittim. Selimiye’ye, Söğüt’ü gördükten bir yıl sonra gitmiş ve çok sevmiştim. Bir kere bu kadar iyi poz veren başka bir belde çok az. Hangi açıdan çekerseniz çekin şahane kareler yakalarsınız. İç içe geçmiş koylara, Bozburun’a giderken yolun kıyısında durup tepeden baktığınızda çarpılmamanız mümkün değil. Onbeş yıl önce (ondört de olabilir) ilk gidişimden sonra hemen hemen her yıl bir kere Selimiye’ye gittim. Bodrum’a taşındıktan sonraysa yılda birkaç kez gitmeye başladım. Ve bu coğrafyanın her yerinde olduğu gibi Selimiye’nin de en güzel zamanının yaz dışındaki dönemi olduğunu keşfedince yazın adım atmaz olmuştum. En son şubat ayında, badem ...