28 Aralık 2011 Çarşamba

"Bodrumlu Hayat"tan yılsonu yazısı


Yılsonu yazılarında adet olduğu üzre yılın muhasebesi yapılır. Ben bir gazeteci, yazar değilim. Bu blog da öyle memleket meseleleri hakkında yazıların yer aldığı bir blog değil. Sonuçta Bodrum’daki hayatımı, Bodrum’u anlatıyorum. Öyleyse bu konuyla, yani Bodrum ve buradaki hayatımla ilgili bir değerlendirme yapayım.

2011 yılında 24 günüm İstanbul’da geçmiş. Buraya yerleşirken İstanbul’da geçireceğim günlerin 140-150 arasında olacağını göz önüne almış ona göre bir planlama yapmıştım. Yani her ay ortalama 12 günümün İstanbul’da geçeceğini tahmin etmiştim. Hiç o kadar uzun süre kalmam gerekmedi neyse ki. Önceleri yılda 70-80 olan İstanbul’da geçen gün sayısı sonra 50’ler, sonra 30’lar derken 24’e kadar indi. Bu skoru yakalamamış olmamın iki nedeni var. Birincisi iş hayatım ile ilgili, ikincisi İstanbul ile olan ilişkimle ilgili. Buraya yerleşmek bir tercih yapmamı gerektirdi. İşimi büyütüp daha çok müşteri edinip daha geniş bir kadro ile iş üretmek. Veya şimdi yaptığım gibi minimum kadro ile yürütülebilecek iş tarzına dönüp, daha az müşteri ile çalışmak ama daha uzmanlık gerektiren tasarım ile uğraşmak. Bu zaten temel bir hayat ve hayata bakış tercihi. Hiçbir zaman aklımda plazanın birinde 50-100 kişilik kadroyla iş yapmak olmadı. İş hayatımda en kalabalık olduğumuz zaman -20’li bir rakamdı galiba- birinci körfez savaşıyla son buldu. 1998 yılından beri de ortaklığım yok, kadromuz da beş kişiyi hiç geçmedi. Böyle olunca Bodrum’a yerleşmek, işi buradan yürütmek mümkün olabildi. Tabii İstanbul’da birlikte çalıştığım arkadaşlarım olmadan bu yürümez ama İstanbul’da da iki arkadaşım var. Yani ya İstanbul’da kalacak, koca bir kotra alacak parayı kazanacak ama gezecek zaman bulamayacaktım. Ya da Bodrum’a yerleşip, kotra peşinde olmayacak hayatın tadını çıkaracaktım. Hoş, insan gerçekten deniz ile ilgiliyse öyle kocaman kotralara, yatlara da gerek yok. Burada ikinci el bir tirhandili almak öyle büyük paralar değil.

İstanbul'daki ofisimden

Alttaki resim mi?...
Üstteki resim mi? Hangisi daha cazip?
Mümkün olduğunca İstanbul’da az zaman geçirmeye çabalamamın ikinci nedeni İstanbul ile olan ilişkim demiştim. Buraya yerleştikten sonra iyice İstanbul’dan düşünce olarak uzaklaştım. Sadece akraba ve arkadaşlarım için bir iki gün kalıyorum. Yoksa 24 gün bile orada geçirmez bu sayıyı sadece iş toplantılarına kadar indirir senede 10 gün ile kurtarırdım. İstanbul’a giderken havalimanında arabayı bırakırken içim kötü oluyor. Dönüp alanda arabama binince de tam tersi. Hemen bir Rumca CD koyup havaya giriyorum. Ve genellikle akşamları döndüğüm için de ilk işim meyhanelerden birine gitmek oluyor. Yıllar geçtikçe de bu durum değişmiyor. İnsan özlemini duyduğu hayat tarzına kavuşunca onun kıymetini daha iyi biliyor ve mümkün olduğunca daha fazla o hayatı yaşamak istiyor. Herşeyi de ona gore programlamaya başlıyor.

Günlerimin yaklaşık altı saati burada çalışarak geçiyor 



Bu yıl 70 günümü Yalıkavak’taki evde geçirmişim. Temmuz başından Ekim başına kadar oradaydım. Arada kışın da özellikle Sait’e gidip fırtınalı havalarda rakı içince Bodrum’a dönmüyor Yalıkavak’ta kalıyorum. Kışın yazlık evde kalmak iyidir. Yazlık beldelerin yaz ile kışı çok farklı olur ya, işte bu durumu seviyorum.


16 günümü Datça, Bozburun, Faralya ve Selimiye’de geçirmişim. Bir günüm İzmir, bir günümü de Ankara’da geçmiş. Önceki yıllara gore skoru birkaç gün artırımışım. Ama 2012’de daha fazla gezebilmeyi istiyorum. Daha keşfedilecek çok yer var. Burada yaşamanın bir avantajı da Ege’nin güzelliklerinin tam ortasında olmak. Ben daha güney Ege’ciyim, onun için Datça, Marmaris’in koyları ve Fethiye bana hep Cunda’dan, Kaz Dağları’ndan daha cazip gelir. Özellikle Faralya bölgesinde ve Fethiye’nin dağlarında çok gidilecek yer var. Bu bölgeleri 2012’nin bahar programlarına almayı istiyorum.
Ağustos ayında Köyceğiz'den geçmiştik
Datça Bodrum'dan sonra favori yerlerimden başta geleni




Ağustos ayında Faralya'ya giderken Ölüdeniz'den geçmiştik
Haziran ayında Bozburun Yat Kulübünde geçirdiğimiz üç güzel günü unutamıyorum.
İçki konusunda skorum iyi değil. Yani çok içilmiş demek istiyorum.  Tam 183 gece içilmiş. İçtiğim gecelerle içmediğim geceler eşit. Bu da bir akşam içip bir akşam içmemişim anlamına geliyor. Aslında tabii öyle olmuyor, yani mesela bayram tatili oluyor, Bodrum’a gelen dostlarla birlikte her akşam bir yere gidiliyor. Arka arkaya sekiz dokuz gece içildiği oluyor. Sonra ara veriyorum. Derken başka bir durum oluyor yine arka arkaya denk geliyor. Hele yazın bu sayıyı azaltmak çok zor çünkü çok arkadaşım, dostum geliyor. Her gelenle geziliyor. Sonra onlar dönüyor iki gün sonra başka ekip geliyor. Böylece yazın bir “nöbetçi içkici” durumu ortaya çıkıyor. Kışın içilen, gezilen gün sayısı haftada iki bazen üç ile sınırlı kalabiliyor. Bu da benim gibi yemeyi içmeyi seven biri için normal zaten. Üstelik Bodrum tam meyhane, balıkçı cenneti. Çok lezzetli yerler var dayanmak kolay değil. Hayatımda hiç “hadi muhallebiciye gidelim” diyen arkadaşım olmadığı için işim zor. Neyse, bu yıl bu sayıyı azaltmam lazım. Şimdilik hedef en azından ikiye bir olmalı.
Kaleköy'de rakı sofrası
Datça'da Fevzi'de deniz mahsülü ağırlıklı rakı sofrası
Bir Mahmut Kaptan akşamı. Bu yıl kaç defa gittiğimi saymadım 
Deniz Feneri'nin ızgara karidesleri
Bunlar da Deniz Feneri'nden
Bu çok sevdiğim bir kare. Faralya'da günü batırırken
Yalıkavak'taki Sait'in içi kaşar peynirli kalamar ızgarası
Bu yıl üç günüm Moskova’da geçmiş. Bu seyahatim iş amaçlıydı. Bodrum’a yerleştikten sonra yurtdışı seyahatlerini çok boşladım. İstanbul’da yaşarken her sene iki kez yurtdışına çıkardım. Henüz Bodrum alışkanlık yapmamış olmalı ki aramıyorum. Bir de şu var ki, ne de olsa burada hep bir tatil havasında yaşanıyor. Etrafımdaki herkes bir işle uğraşıyor ama hayat İstanbul gibi olmadığından sanki hiç birimiz çalışmıyormuşuz gibiyiz. Hani kumaş pantalonlu, ceketli, kravatlı insan görmemekten kaynaklanıyor olabilir. Gerçekten de banka çalışanları da olmasa kravatlı insan görmeyeceğiz burada.

Bu blog için bu yıl 102 yazı yazmışım. Bununla 103 oluyor. 1464 kare fotoğraf çekmişim. Özellikle sokaklar konusu için epey bir arşiv oluşuyor.

Güzel günler geçirdim. Bunun için şükrediyorum. Bodrum’da geçirdiğim her saniye için zaten şükrediyorum. İnsanın istediği yerde yaşayabilmesinin ne anlama geldiğini biliyorum onun için de şükrediyorum. 

Burada yaşamak bir şans doğru. Ama bunun için sadece şanslı olmak yetmiyor, bunun için çabalamak, hayatını değiştirmek de gerekiyor. Bunu becerebildiğim için şanslı sayılırım.

Neriman da hayatından memnun



Bütün hayalim burada sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşlanmak. İnsana doğarken iki zar verilirmiş. Biri genetic mirasın olduğu zar, diğeri sizin hayat biçiminizin olduğu zar. Genetik mirasınız altı ise, ne kadar kötü yaşarsanız yaşayın en azında 6-1 atıyorsunuz. Ama genetik mirasınız ortalardaysa diyelim 3 ise o zaman hayat tarzınızı sağlıklı olmak üzerine kurgulamalısınız. Ki hiç olmazsa 5-3 ile bir kapı alın. Bu zar konusunu Osman Müftüoğlu’nun bir kitabında okumuştum, çok sevdiğim bir benzetme. Doktorum bana Bodrum’a taşınmakla kendi zarını yükselttiğimi söyledi. Temiz hava, temiz deniz, güneş, trafik olmaması gibi unsurlar zaten normal bir insane iyi geliyor. Eğer yediğinize de dikkat ediyorsanız, taze sebze, ot, taze balık yiyorsanız, bu zarı daha iyi atmanızı sağlıyor. Tek faulüm içki ama o da hayattan zevk almaya destek olan bir şey. Biraz once dediğim gibi içilen gece sayısını ve miktarı biraz azaltmak zardaki sayıyı artırmaya yarayacak.

Burada sağlıklı besleniyoruz. Ama bazen çok besleniyoruz 

 Bu blogu okuyan, yorum gönderen herkese teşekkür ediyorum. Birilerinin hayatını değiştirme konusunda yardımcı olabilmeyi istiyorum. Böyle böyle birkaç dostumu Bodrum ‘a yerleşmeye ikna edebilirsem iyi olacak. Bir yıl içinde epey bir gelme niyeti olduğunu belirten mail aldım. O kişileri yüreklendirmeye önümüzdeki yıl da devam etmeyi istiyorum.


Bodrum’lu Hayat’tan tüm dostlara sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı ve Bodrum’lu bir yıl diliyorum.

12 yorum:

  1. Sayın Serdar Benli,
    Her şey için teşekkür ederim, sohbet tadındaki güzel yazılarınızın devamını dilerim.
    İyi Seneler.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Bülent Bey.

    YanıtlaSil
  3. Ne güzel istatistikler bunlar Serdar Bey, nasıl hesapladığınızı da merak ettim şimdi :) Kaç gün Yalıkavak'ta geçirdiğinizi,183 gün içtiğinizi filan nasıl kaydettiniz ya :))

    Bir de İstanbul gidiş gelişlerinizde arabayı alana bıraktığınızda ücret ödüyor musunuz onu merak ediyorum.

    Epey meraklı oldum bugün :)

    YanıtlaSil
  4. İstatikler icin bir çizelgem var, orada işaretliyorum. Havalimanına arabamla gidiyorum, Bodrum'da bir vale servisi var, onlara limanda arabamı teslim ediyorum. Dönüşte de karşılayıp alanda arabayı teslim ediyorlar. Havalimanının otoparkı bazen uçak biletinden daha pahalıya gelebiliyor.

    YanıtlaSil
  5. Çok imrendim ben de,hemen bi çizelge tutsam iyi olacak böylece çok şeyler unutulmaz olacak.Valeyi araştırayım ben de, otopark fiyatları dudak uçuklatıyor gerçekten de.

    Yeni yıl size de mutluluk,sağlık ve huzur getirsin.Bu blog 2012 de bizlere güneş ışıkları,mavilikler yollamaya devam etsin...

    YanıtlaSil
  6. Bodrum hayallerimizin yazarı çizeri Sayın Benli, paylaşımlarınız sayesinde hayallerimize daha bir sıkı bağlandık, hayal olma yolundan çıkarıp gerçekleşmesi için çaba harcamaya başladık.
    Hayatınızından paylaştıklarınız için teşekkür eder, yeni senenin nice nice mutluluklar getirmesini dilerim.

    YanıtlaSil
  7. bugüne değin çalışmalarımla, ege'de küçük bir yatırım yapmıştım ama güneye yerleşme fikri çok tazedir.

    süreci hızlandırmak amacıyla harekete geçtiğim 2011 yılı boyunca, "bodrum'lu hayat", planlarımı revize ederek hizaladığım, çok özel bir blog oldu. ayrıca merak ettiğim sorulara aldığım içtenlikli cevaplar için de çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  8. istanbul maalesef insanı içten içe öldürüyor. orada yaşarken, kendi içimizden bir şeylerin solduğunu hissedebiliyoruz. bunu bazen unutmaya çalışıyoruz, bazen ise buna aldırmıyor görünüyoruz.

    varolmak, aidiyeti hissetmek bir anlamda.

    kendine özgü bu aidiyeti paylaştığınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. Istanbul'u birakip Bodrum'a Yalikavak'a yerlesmeye karar vereli tam 2 sene oldu. Bodrum'da -ozellikle-kisin yasamak bi ayricalik. Simdi belli bir sureligine Cape Town'da yasiyor olsak da,, sahsen ben bu fotolarin oldugu yere donmek icin can atiyorum. Blogunuz da, anilarimi, keyiflerimi taze tutmama yariyor. Tesekkurler!

    YanıtlaSil
  10. ne güzel istatistik tutmuşsunuz. ancak merak ettiğim bir şey var, İstanbul'un kalabalığından, şehir hayatından sıkılıp Bodrum'a gelmişsiniz, yazın da bütün kalabalık Bodrum'da değil mi zaten? ben bir kuzey Egeli olarak yaz sezonunda güney kıyılarının kalabalığına dayanamıyorum da, o yüzden soruyorum merakımı mazur görün.

    ayrıca Küçükkuyu-Assos taraflarını da tavsiye ederim, canınız değişiklik isterse :) sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız Bodrum temmuz ve ağustos aylarında çok kalabalık. Ama ben de o aylarda Bodrum yarımadasının kuzeyindeki Yalıkavak'taki evime sığınıyoruim. Yani yazın Yalıkavak'ta kışın Bodrum'un içinde yaşıyorum. Kalabalık azalmaya yüz tuttuğunda Bodrum'a dönüyorum.
      Assos 1984-1994 arasında her yıl en az üç dört kez gittiğim bir yerdi. Çok hatırası vardır. Sadece dört kalacak yer vardı o yıllarda. Mustafa Hoca, Emir, balıkçı Yahya ve sayamadıklarımla çok güzel günler geçirdik. Şimdi Sokakağzında yeri olan Şenol'un düğününde bulunmuştum. Çok severim Assos'u. Laf aramızda orası temmuz ağustos aylarında Bodrdum'dan farkı yok. Üstelik sığınacak yer bulamıyorsunuz. Sonraki yıllarda Ege'nin güneyini daha sever oldum, buraya yerleştim. Cunda da ayrıca sevdiğim yerdir. Hele Bay Nihat'ın mezeleri...

      Sil
  11. Ah Cunda:)Tam bir aşk benim için,şişko kedileri,umursamaz köpekleri,hatıralar çok ama Bay Nihat ve mezeleri malesef vasat,gerçi ben son on yıl için konuşabilirim...Sevgiler Bursa'dan Deniz

    YanıtlaSil