8 Mart 2012 Perşembe

Bodrum'dan matrak hikayeler


Eski Bodrum yaşantısının ipuçlarını veren anekdotlara blogda yer vermeye bir süre daha sürdüreyim diyorum. Ama okunma sayılarına bakınca çok ilgi çekmediğini görüyorum. Galiba daha çok günümüzle ilgili fotoğrafların yer aldığı yazılar tercih ediliyor. Yine de Bodrum sevgisini içinde hissedenlere bu anekdotlar iyi geliyordur diye tahmin ediyorum. Ben Bodrum’u, bugününü seviyorum ama geçmişini de merak ediyorum. Hele ustaca anlatılmış anıların derlendiği kitapları okurken hem gülüyorum, hem bura insanının huyunu, suyunu, adetini öğreniyorum, hem de farkında olmadan Bodrum tarihi ile ilgili bilgi ediniyorum.
Bugün de birkaç anekdota yer vermek istedim. Yine Dalavera Memet anlatıyor (Şivesine dokunmuyorum, yazıldığı gibi aktarıyorum):

O zamanlar hocalar vardı ama hocalıktan hiç haberi yok. Bunlardan bi danesi Gürece’de oturuyo, Yaş köyünde hocalık yapıyo. Bigün birinin yakını ölmüş. Ölü yakını hocayı bulmaya gidiyo, hoca yok. Çift sürmeye gitmiş. “Hocaaa” diye bağırıyo, hoca geliyo, biniyolar eşşeğe. Hoca diyo su dökücü istemez, hem dökerim hem yıkarım. Geliyo ölünün başına, açıyo yüzünü, cenazeyi iki yanağından öpüyo, diyo “Seftesi (siftahı) senden, bereketi Allah’tan!” Üç –dört ay olmuş kimse ölmemiş, iş çıkmamış, kasaba borcu birikmiş. Ölü ölcek ki borcunu ödesin… Bi seviniyo bi seviniyo.


Bi de Tosunoğlu Memet var, Ali Cengiz’in babası. Bir kış günü eşeğini yüklüyo işte kekik, nane, elma yağı satmak üzere yola çıkıyo. Bugün Artemis Pansiyonun oradaki dere o zaman akıyo, dere yatağında eşeğin ayağı kayıyo, devriliyo. Bir kilo elma yağı kırılıyo. Tosunoğlu eşeği kaldırıyo bi tokat vuruyo, bi de tükürüyo eşeğin suratına sinirilen.
Bütün kaptanlar bugün Penguen Pastanesi olan iki katlı binanın yanında poyraza karşı siper almışlar güneşte ısınıyolar. Dur diyola şuna bir oyun oynayalım. Hakime gidiyorlar, diyola “böle böle… çağır şunu mahkemeye, eşeğe niye vurdu, bi de tükürdü!”
O zaman Bodrum’un nüfusu çok az, televizyon yok, millete eğlence lazım. Hakim de oyuna dahil oluyor ve bir resmi celp çıkartıyor. Tosunoğlu Memet günü gelince gidiyor kalbi çarpa çarpa. Salona giriyor, namusuna vicdanına yemin ettirdikten sonra hakim diyor: “Sen eşeğe tokat vurmuşsun bir de tükürmüşsün” Tosunoğlu arkasından gelen gülüşme ve kıkırdamaları duyuyor, dönüp bir bakıyor ki Bodrum’un bütün kulağıkesikleri orada. Diyor: “Hakim bey kusura kalma, benim eşeğin bu kadar akrabası arkadaşı olduğunu bilseydim yapmazdım”


Bi seferinde Mercan Pansiyonun sahibi Nalbantoğlu İbram Kaptan var, ilk tratayı büyük motorlardan babası yaptıydı. Kemer Feneri var Kefaluka (Akyarlar) açığında, orada İngiliz hücumbotu battıydı. İki makinası var Gadner marka. İbraam Kaptan daldı da onları çıkardı. Dipte söktü vidalardan öyle çıkardı. Makinaları limana getirdiler, söküyorlar, makinanın yaylarını söküyorlar. Soy ismi Kabaran olan bir adam var, yıkılan Davazlı’nın Han’da çay içiyo. Gidem bakem nası söküyola şeyleri diyo. Gidiyo, böle çömeşiyo, seyre bakıyo. Diyo ben bu motorların bilyalarını isterim, jipime takacam. Kimse bilyeleri yerinden çıkarmayı beceremiyo. Hasan Dikan Kaptan oradan geçerkene diyo n’oluyo? Böle böle, yaylar çıkmıyo. Kaptan bir zorluyo, yay aniden bi fırlıyo Kabaran’ın tam burasına, göğsüne geliyo. Olduğu yerde kaldı adam. Küt diye gitti.

Akyarlar'ın eski hali.
Kalenin restorasyondan önceki hali
Bigün Zihni Kaptan, Memet Kaptan, Çaçaron’un büyük tekneynen balığa Marmara’ya gittik. Günlerce denizdeyiz. Hergün balık hergün balık yenmiyo arada kuru fasüle yapcak aşçı. Kazanlar böle büyük, iki teneke su alır. Aşçının bi göze böle görmüyo, tuttu şapkayı kazanın yanına kodu, tabii rüzgar da geldi şapka gidiyo. Nereye olcek yemeğin içine gidiyo. O denize gitti sanıyo. Akşam herkes geldi yemek yicekler, Çakal Hasan kaptan var, bi kepçe alıyo şapka içinde! Sağa sola bakıyo herkes görmesin diye, sona yavaş yavaş deniz atıyo, yemeği koyuyo adamlara. Hasan kaptan bene dedi ki, kimseye söyleme aç kalmasınlar.


Değirmencioğlu Ali bi de Kemal. Biri bakkal biri lokantacı meyhaneci. Bu ikisi hep sarhoş. İflas ediyola. Yine sarhoşken, hadi dedi bi iflas topu atalım dedi. Olur mu olur. Gidiyola pazar yerine, bugünkü postanenin karşısı, bi dene çok şişman polis vardı adı İsmail miydi ne? Hani köşede şimdi bi dönerci var ya (Gayıkçı dönercisi) hah işte karakol orasıydı. Tabii pazar yeri geniş, kargılarara bağlıyolar şeyleri, dikiyorlar, ateşliyolar, buuumm!
- Neyi ateşliyorlar?
- Top. Topu. Lokum.
- Dinamit lokumu!
- Atıyolar gari birer dane. O zaman cezası zati bir ay hapisti.
-Yahu pazar yerinde insanlara zarar gelir demediler mi?
- Ama insanlar o zaman böle kalabalık mı? Bodrum nüfusu dörtyüz nüfus yoktu. Biri güüüüm, öteki de güüüüümm… hemen polis İsmail n’aptınız be diyo. Ben iflas ettim, ben de iflas ettim, iflas topu attık böle diyolar. Bir ay yattılar.

Yukarıdaki hikayede söz edilen eski pazar yeri. Bugün burası çarşı

5 yorum:

  1. Niyazi Doralp12 Mart 2012 16:07

    Serdar Bey.. kaleminize kuvvet... Cok rahat okunan bir yazis tarziniz var. elinize saglik.

    YanıtlaSil
  2. Üçüncü hikayede adı geçen kabaran soyadlı kişi Yaka Köyünden Ali KABARAN'dır. Çok iyi at binen çok güzel atları olan hatta bu özelliğinden dolayı Muğla bölgesinde nam salan, binicilik denilince halk arasında "Milas'ta Süvari Hasan, Bodrum'da Kabaranın Ali" diye söylenen kişidir. Meşhur Bodrum Hakimi Mefaret Hanım'ın köylere keşfe giderken kullandığı atlarda Kabaranın Ali'nin atlarıymış. Hakime Hanım bu keşiflere çoğu zaman onu da yanında götürürmüş. Marmaris'li Naide Hanım ile evliymiş. Eşi de kendisi gibi ata biner ve beraber dolaşırlarmış. Kendisi Anneanemin abisi olurdu. Hikayesini de bu üzücü kaza nedeniyle aile içinde birçok kez dinledim. Anneannem rahmetli anlatırken o günkü kadar üzülürdü. Ortaokul yıllarımda bir gün anneanneme bir kadın çıktı geldi. Tanımıyordum. Ama anneannemle çok samimi sanki kardeş gibiydiler. Sonradan öğrendim. Ali KABARAN'ın eşi Naide Hanım. Kazadan sonra çok kötü olmuş. Çok acı çekmiş. Bir süre sonra da Marmaris'e dönmüş. O zamanın şartlarında haberleşme daha zor olduğu için anneannemle kopmuşlar birbirleriyle. Belki de cesaret edemedi bir daha Bodrum'a gelmeye. Ta ki o gelişine kadar. Yaşlılığın getirdiği bir his ile çıkmış gelmiş. Uzun bir süre kaldı Bodrum'da. Biraz bizde biraz da Yaka Köyde. Bir süre sonra da öldüğünü duyduk. Rahmetle anıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok ilginç rastlantı. Ben de rahmetle anıyorum. Teşekkür ederim.

      Sil
  3. Bunlar Baskın Oran'ın kitabından alınmış. Özgün değil.Kaynak belirtmek doğru olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazı dört yazılık bir dizinin sonuncusu. İlk yazıda altıları yaptığım -devam yazılarında da yapacağım- kitapların görsellerini koydum (http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2012/02/eski-bodrumlularn-hatralarna-ve.html). Sadece Baskın Oran'ın değil, Selçuk Erez'in "İstanköy Altı Bodrum" kitabından da alıntılar var. Bu yazıdan önceki tarihlerde sözünü ettiğim yazılara ulaşabilirsiniz.

      Sil