6 Eylül 2012 Perşembe

Bodrum'da yaşayabilir misiniz?


Bu blog sayesinde, Bodrum ile ilgili, buraya gelip giden ve burayı sevmeye başlayan, gelecekte burada yaşamayı planlayanlarla iletişime geçme şansım oldu. Bugüne kadar 155 yazı yazmışım, bu yazı bittiğinde 156 olacak. Yazılara 265 adet not gönderilmiş. Sayısını tam bilmiyorum ama yaklaşık 150 civarı da mail gelmiştir. Notları zaten ilgili yazıların sonunda yayınlıyorum. Genellikle Bodrum ile bilgi ararken karşılarına bu blog çıktığı için, yazdıklarımdan yararlandıkları için teşekkür eden, nazik yazılar. Bloga değil de direkt olarak mail adresime gelenlerin tamamına yakını Bodrum’da ne iş yapabileceklerine yönelik sorular. Bu tür soruları bildiğim kadarıyla cevaplamaya çalışıyorum. Ama bu işin uzmanı değilim. Tabii benim lafımla kuyuya inmemelerini de özellikle belirtiyorum. İşe yönelik sorular birikince genel bir cevap olması amacıyla 24 Temmuz’da bir yazı yazmıştım. Yazıyı okumak isterseniz şu linktten ulaşabilirsiniz; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/07/tatile-gelince-bodruma-yerlesme-fikri.html

Ekipçe gittiğimiz bir akşam... rakıları bekliyoruz


Burada hormonsuz eğri büğrü domatesi görünce burun kıvırıp tornadan çıkmış gibi mallara yönelenlerden olmamanız lazım. Bu domatesin tadı anlatılmaz

Bu yazıda ise işin bir başka boyutuna yönelik biraz laflamak istiyorum. Evet, yabancı bir yere yerleşirken en önemli şey “nasıl geçineceğim?” sorusunun cevabıdır. Ama bu sorudan önce sorulması gerekenleri gözardı ederek direkt bu soruya atlarsanız yanlış yapmış olursunuz. Bodrum sizin için uygun mu acaba? Ya da şöyle sorayım; diyelim İstanbul’da yaşıyorsunuz ve orada yaşamaktan bunaldınız. Gerçekten bunaldınız mı yoksa size mi öyle geliyor? Yani işinizi değiştirseniz o bunaltı hali geçecek mi? Veya ne bileyim evlisiniz, evde huzurunuz yok. Bunu kendinize itiraf edemiyor olabilir misiniz? Boşanırsanız İstanbul size iyi gelecek deseler ne yaparsınız? Yine Bodrum’a ya da güneyde bir yere yerleşmek ister misiniz?





Bodrum’da da aynen İstanbul’da olduğu gibi bir şekilde burada yaşayanlar, burayı çok sevenler ve buradan kaçmaya çabalayanlar olmak üzere üç temel grup var. Burada doğmuş olanların bir bölümü için Bodrum öyle sorgulanacak, didiklenecek bir yer değil. Doğduk ve işte yaşıyoruz durumu. Abartacak ne var yani diye soranlara çok rastladım. Benim buraya olan düşkünlüğüme pek anlam veremeyenlerden söz ediyorum. Burada yaşayanların genç olanları buranın tadını çıkardıktan sonra otuzlara gelince burada daralmaya başlıyorlar. Çünkü iş imkanı kısıtlı. Turizm, hizmet sektörü, biraz da teknik işler. Onlar da çareyi kapağı büyük şehirlere atmakta, büyük denizlere açılmakta buluyorlar. Anlaşılır bir şey. Ben burada AVM’ler açılınca kızınca onlar da bana kızıyorlar. Çünkü AVM onlar için marka, büyük şehir kokusu ve iş imkanı demek. Tabii yaz bitince iş bulanların yarısı işten çıkarılacak o başka.

Aslında temelde İstanbul’da yaşayanlarla Bodrum’da yaşayanlar arasında benzerlik bulmak mümkün. Şöyle bir benzerlik; İstanbul’u da çok sevenler var değil mi? Ki bir dönem ben de onlardandım. Boğazda oturuyordum, güzel yerlerde yiyip içiyordum falan. Ama benimle aynı şehirde yaşayan yaklaşık onbeş milyon insanın yüzde otuzu hayatında hiç deniz kıyısına inmemiş desem ne düşünürsünüz? Ben uydurmuyorum, böyle bir istatistik yayınlanmıştı da inanmakta güçlük çekmiştim. Yani o insanlarla ben aynı şehirde yaşıyoruz. Ama gerçekten aynı mı yaşıyorduk? İstanbul’un tadına aynı şekilde mi varıyorduk? Şimdi alın bunu Bodrum’a yansıtın. Burada da örneğin Yalıkavak’tan dışarıya çıkmayan, Bodrum’a bile senede bir iki inen insanlar biliyorum. Ben her bulduğum fırsatta Datça’ya, Faralya’ya ne bileyim Selimiye’ye giderken hayatında buraları görmemiş Bodrum’lular var. O zaman işin boyutu başka. Ben burada doğmadım ama burada doğmuş birçok insana oranla burayı daha çok benimsemiş ve burayı dolu dolu yaşıyorum.

Burada sokaklarda çok dostunuz olacak. Bu benim sokaktan Vanilya hanım

Bir erik bir kadeh, bir erik bir kadeh...


Bu kadar uzun girişi niye yaptım? Buraya yerleşmeyi düşünenlerin kendilerini sorgulamalarına yol açmak istiyorum. Başta söylediğim gibi bu blog sayesinde tanıştığım ve buraya yerleşmelerinde bir şekilde katkım olan dostlar edindim. Onlara da hep aynı şeyi söylüyordum; eğer yerleşmeyi düşünüyorsanız buranın kışını mutlaka gelip görün. Bodrum’un yazıyla kışı, gece ile gündüz kadar farklı. Hangisi iyi derseniz cevabım net; kışı daha iyi.

Demek istediğimi anlatabildim mi? Buraya yerleşen biri olarak kendimden bazı örnekler vermek iyi olabilir.

Geçenlerde öğle yemeği ile ilgili birşeyler yazmıştım twitter’da. Buraya da yazayım, çünkü anlatacaklarımla çok ilintili. Dedim ki; eğer öğle yemeğini geçiştiriyorsanız, hayatınızı da geçiştiriyorsunuz. Gerçi anlaşılıyor ama biraz açmak istiyorum. Çünkü bu benim hayata bakışımın bir ipucu. İstanbul’da yaşarken iş hayatına dalıp gidiyorsunuz. Ben de öyleydim Hiç bir zaman çok çalışan biri olmadım, işimi hep akşam altıda bırakmaya özen gösterdim. Ama gün içinde çok koşturuyordum. Gerçekten de şimdi düşünüyorum da, katlanır tempo değilmiş. Başımın değil onun içindeki beynimin ağrıdığını hissederdim. İşte böyle zamanlarda öğle yemeği yemek için yeterli zamanım olmazdı. Klavyenin yanında bir tost ile geçiştirdiğim öğle yemeğim çoktur. Bu temponun yumuşak bir geçişle yavaşlaması, benim buraya taşınmayı kafama koymamla başladı. Ne yapıyorum diye sormak her şeyin başlangıcı oldu. O tostlar benim hayatı yeterince yaşayamamamın sonucuydu.

Kahve meraklısı sayılmam. Günde bir veya iki tane içerim. Tercihim hep sade Türk kahvesidir. İkinci tercihim de espresso. Neskafe ve benzeri kahvemsi sıvılardan hiç hoşlanmam. Toplantılara gittiğim yerlerde varsa Türk kahvesi içerim yoksa içmem. Beş yıl boyunca danışmanlığını yaptığım, patronunu ve üst yönetiminden bir kaçını çok da sevdiğim bir kurum vardı. Şimdi ismini yazmak istemiyorum konu kim oldukları değil. O kurum kendi yeni binasına taşınmıştı. Bina tasarımıyla, işleviyle falan önemli bir yapıydı. Şirketin sahibi de çok zevkli, parasını kendi zevkine olduğu kadar iş ortamının zevki için de harcardı. O şirkete toplantılara gittiğim yıllarda yavaş yavaş artık Bodrum’a yerleşme planımı yürürlüğe koymuştum. İş kalemimi azaltıyor, belli müşterilerle belli işler yapmak üzere yol çiziyordum. İşte o binanın o şeffaf toplantı odalarının her biri tasarım objesi olan koltuklarında oturup toplantı yaparken, kağıt bardakta poşet neskafe içmek zorunda kalmama sinir olurdum ve içmezdim. Halbuki o şirketin eski binasında, yönetim katında çok şeker bir kadın vardı ve harika Türk kahvesi yapardı. Şirketin binası değişti, olan benim Türk kahvesine oldu. Bu işin şakası ama şunu anlatmak istiyorum; iş hayatı daha hızlı, daha pratik olmak durumunda. Bu kahve bile olsa. Porselen fincanda Türk kahvesi, yerini kağıt bardakta üçü bir arada granül zevksizliğe bıraktı. Çünkü şirket büyüdü, daha batılı bir tarza evrildi.

Kışın kimseler yokken Gümüşlük'te yürüyebilirsiniz
İstanbul'da ya da büyük şehirlerde bulması zor lezzetler burada elinizin altında





Eğer bunu sorgulamıyorsanız, iş hayatınızda öğlen yemeklerini geçiştirmekten şikayetçi değilseniz, bunu olağan karşılıyorsanız, kağıt bardakta kahve içmek size garip gelmiyorsa belki de Bodrum size uygun değil. Ben buraya yerleştim yerleşeli öğlen yemekleri evde yiyorum. Senede on onbeş defa da dışarıda yerim. Bodrum’un içindeki evde -kışın yağmurlu ve soğuk dönemi hariç- sofrayı bahçede kurarım. Pazardan aldığım sebzeleri, otları kendi ellerimle pişiririm ve zevkle onları tüketirim. Saatlerce süren öğlen yemeklerim yok ama işe ara verdiğim, başka şeyle ilgilendiğim zamandır bunlar. Bazen de işi kırar sahilde balık yerim. Yağmurlu hava hariç, bazı günler yemek sonrası bisiklete binip sahile veya çarşıya kadar gidip gelirim. Sahilde veya çarşıda olmak, benim çok mutlu olduğum değerli zamanlar. Buranın tadını çıkarmak böyle bir şey işte.





Bodrum’da akşamüstleri yürüyüş zamanım. Bu yürüyüşler asla sadece hareket olsun diye yapılan yürüyüşler değil. Onları İstanbul’da yapıyordum. Buradaki yürüyüşler Bodrum sokaklarını her defasında yeniden keşfettiğim yürüyüşler. Ya da her mevsim ve günün her saati renk değiştiren Ege’yi, Kos’u seyrederek geçen değerli zamanlar. Eğer sahilde oturup belki yarım saat hiç bir şey yapmadan Ege’yi ve Kos’u seyredebiliyor, o arada ruhunuzu dinlendiriyor ve bundan haz duyuyorsanız Bodrum size iyi gelir. Ama ben öyle boş bakamam diyenlerdenseniz, sizin saniyede 24 karenin geçtiği bir sinemaya gitmeniz daha anlamlı olur.






Bu fotoğrafın çekildiği gün İstanbul'da yollar kardan kapanmıştı
Burada herkes hayatın tadını çıkarıyor
Malzeme Datça'dan gelmiş... Zeytinyağı da Gökova'dan

Uzun lafın kısası;
Buraya yerleşmeyi planlarken sadece nasıl geçinirim konusuna odaklanmak sizi yanlışa götürür. Kendinizi iyi dinlemenizi öneririm. Küçük bir kasaba hayatı size uygun mu? Yoksa metropol aslında sizin için uygun da, sadece şu sıralar ortamınız mı bozuk?
Buraya gelince hayatı yavaş ama tadına vararak yaşayabilecek misiniz? Misal, ben o kadar hazırlıklı gelmeme rağmen ilk altı, yedi ay her işimi yine koşarak yapıyordum. Yavaşlamam zaman aldı. Bu konuda iklim size çok destek oluyor. İsteseniz de bir süre sonra hızlı olamıyorsunuz zaten.

Burada yemeğin, içkinin, kahvenin, balığın... her şeyin tadına varacak zamanı kendinize ayrımanız gerekecek.

En önemlisi kendinize özenmeniz şart. O zaman buranın tadına varabilirsiniz.

11 yorum:

  1. Anlattiklarinizdan cikarimim: ben Bodrum'u yasamak icin dogmusum! Ama kisin.. Kalabalik cekildigi zaman.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Serdar,

    Bu kadar ballandırarak anlatırsan, yakında orası çok kalabalık olacak :)

    Cengiz Akduman

    YanıtlaSil
  3. Bahadır Karacadağ7 Eylül 2012 14:06

    Ellerinize sağlık. yine çok güzel yazmışsınız. Yazdıklarınız Bodrum'a yerleşmek için eşimi ikna etmemde çok yardımcı olmuştu. Bodrum'da 1 senemizi doldurduk. Eşimin sağlığı için de çok faydalı oldu. Yazın Bodrum'un kalabalığı sıkıcı oluyor ama ben Bodrum'da yaşamanın tadına kışın vardım.

    Bana Bodrum'a neden yerleştiğimi soranlara bloğunuzun adresini veriyorum. Ama görüyorum ki insanlar her daim şikayetçi oldukları şehir hayatından (sudan bahaneler) gösterek vazgeçemiyorlar.

    YanıtlaSil
  4. Murat Yücebıyık7 Eylül 2012 15:46

    efsane aşklar : leyla ile mecnun - aslı ile kerem -ferhat ile şirin ve SERDAR İLE BODRUM ... sadece bodrum u değil eğer her hangi bir yeri , insanı hayvanı bu denli benimseyip kendinizi o na oraya ait hissederseniz bence yaşarsınız.. hemde yaşamaya değer şekilde yaşarsınız :) @MuraTanz

    YanıtlaSil
  5. Serdar Bey Bodrum havasını adeta sizin yumuşak kaleminizden ilk yazınızdan itibaren teneffüs ediyorum.Ancak yazılarınızdaki "Niye bodruma geldim"den daha fazlasını solumak istiyorum , bodrumdan.Saygılar. Haluk Olcay

    YanıtlaSil
  6. Bodrumu cok guzel anlatmissiniz, keske bizde gencler olarak sizin gibi yasayabilsek burayi ama ne yazikki birakin semt pazarindan taze sebze alip ogle yemeklerini pisirip afiyetle yemeyi, Bodrumun deniz kiyisini bile zor goruyoruz calismaktan ve yogun tempodan...
    Bodrum, burayi aynen sizin anlattiginiz gibi yasama imkani olanlar icin guzel, onun disinda degil, ben yerleseli 6 yil oldu ve sanirim artik -sizin de tabir ettiginiz uzere- buradan yeniden buyuk sehre kacmaya calisan grubun icindeyim..Demem o ki, buraya yerlesmeyi dusunenler Bodrumu hakkiyla yasayabilecek durumda olup olmadiklarini da sorgulasinlar...

    YanıtlaSil
  7. Feronia'ya katılıyorum. 31 yasımdayım,yerleşeli neredeyse 1 sene olacak, haftanın 5 günü 7'ye kadar süren yoğun iş temposundan sizin kadar Bodrum'u yaşayamadığım doğru.
    Ama yaşamak için kendime zamanlar yaratıyorum.
    İşten 7de çıksam da her Çarşamba mutlaka köy pazarına uğruyorum, oranın havası, kokusu, sebzelerin tazeliği bana iyi geliyor ve neden Bodrumda olduğumu hatırlıyorum. Migros'tan alışveriş yaparsam kendimi kötü hissediyorum.
    Buranın bir kasaba olması, her istediğime anında ulaşamamak, birşey almak için çaba sarfetmek, kimi zaman ilkellikler beni mutlu ediyor.

    Akşamları en az haftada 2-3 gün güzel yerlerde yemek yiyerek kendimi ödüllendiriyorum. Sonucta evde de yemeğe vakit ayırıyoruz değil mi?
    Gündüz şantiye kontrolleri sırasında aniden her yerden karşıma denizin çıkması, begonvil dolu sokaklardan geçmek gülümsetiyor.
    Sabahları 10 çeşit meyva ağacının olduğu bir bahçede güne başlamak 'mutlu insan' olmamı sağlıyor.
    Bodrum yürüyerek yaşanır ya; markete bile arabayla giden ben, burada sokak aralarında yürümeye doyamıyorum. Her sokakta bir süpriz.
    İstanbul /Levent-Mecidiyeköy gibi kaosun ortasından buraya geldim.
    İnsanların burada güler yüzlü olmaları, hiç tanımadıklarımla selamlaşmak, en önemlilerinden trafiğin olmayışı ve yukarıda saydığım - sayabileceğim bir sürü sebep hergün 'İyi ki Bodrum'a yerleşmişim' dememe sebep.

    Tabi ki Bodrum'u zaman el verdiğince tadını çıkarabilmemin en büyük etkenlerinden biri, bunları yapmak için yanımda birine ihtiyaç duymayışım.
    Evet Bodrum uzaktan göründüğü gibi kesinlikle değil. İyi düşünüp, iyi karar vermek gerek.

    YanıtlaSil
  8. Murat Yücebıyık11 Eylül 2012 17:08

    Serdar bey gibi ay da iki ay da bir 2/3 günlüğüne İstanbul a veya başka buyuk bir şehire gidip gelmek Bodrum un değerini anlamada yardımcı olur , o zaman tekrar buyuk şehire dönmek için bir daha düşünürsünüz ... @MuraTanz

    YanıtlaSil
  9. Bodrum'da ilk yılım.
    Sade bir Akdeniz hayatı yaşamak için geldim ve beni mutlu etti. Ki yaz boyu sade olan fazla şey göremememe rağmen. Balkonda otururken dev bir havai fişek patlarsa başımı kaldırıp bakmıyorum bile artık.
    ama gözlemlediğim şey: Çalışmak üzere burada olanların kaçmak istemesi, burada çalışmayanların veya az çalışanların mutlu olduğu yönünde. Burası bina içinde kısılınca mutlu oluncak bir yer değil gibi.
    Burada ilk kışım olacak..Bakalım neler göreceğiz. Bi yerlerde termal su bulunsa da kışın da denize girebilsek:) İşte benim bakışım budur!

    YanıtlaSil
  10. Sizi okuya okuya bir de baktım ki İstanbul'u bırakıp Bodrum'a yerleşmişim. İşi uzaktan yapma fikrini bana siz verdiniz. Şimdi evden çalışarak hem paramı kazanıyor hem de Bodrum'u yaşıyorum.Sonsuz teşekkürler...
    özgür ruh

    YanıtlaSil
  11. 24 Temmuz tarihli yazı Datça meraklıları arasında da oldukça popüler durumda. Sizin gibi bende ayda en az 3-4 kişiden Datça'ya gelip ne iş yapabilirim sorusunu alıyorum, ilk zamanlar oturup uzun uzun yazmaya çalışırdım ama şimdi Merhaba ve Sevgiler'in arasına 24 Temmuz tarihli yazınızın link'ini ana başlık olarak ekleyiveriyorum. Bu yazıda çok iyi olmuş. Sanırım bundan sonra bunu da eklemeliyim.Kaleminize sağlık ve teşekkürler..

    YanıtlaSil