9 Temmuz 2013 Salı

Yalıkavak'ın içine tekne giren AVM'si; Palmarina

Bu yazı, yedi yıldır yazları Yalıkavak’ta, dört yıldır da kışı Bodrum’da yaşayan birinin gözünden yeni yapılan marinanın yarattığı duyguyu anlatacak. Yapılanın mimari açıdan eleştirisini yapmak haddim değil. Ancak o yapılarla aynı beldede yaşamak durumunda olan, her sabah kalktığında ilk iş o yapıyı gören, marina kompleksinin yarattığı ekonomik, sosyolojik etkileri hisseden birinin duyduğu rahatsızlığı yazmak istedim. Çünkü o marinaya girip çıkan, beğenen, alış veriş yapan, eğlenen insanlar yaz bitince gidecek. Bizler burada kalacağız.


Anlatmaya geçen yıldan başlıyayım. Yalıkavak’ta yaşayanların yıkıldı, yıkılacak, yeniden yapılacak, şöyle olacakmış, böyle olacakmış diye konuştuğu marina yeniden yapıldı ve geçtiğimiz ay açıldı. Geçen yaz başında, Profilo Holding’in inşa edip işlettiği Yalıkavak Marinasını Palmali grubu almıştı. Ödedikleri rakamın 42 milyon dolar olduğu söyleniyordu. Profilo’nun inşa ettiği marina çok sevimli, tipik Ege dokusu olan, Ege’nin izlerini taşıyan bir marinaydı. Ama işletmesi kötüydü diye konuşuluyordu. Benim teknem olmadığı için işin bu kısmını bilmiyorum ancak genel anlamda marinanın işletilmesinde gözle görünür bir beceriksizlik vardı. Bir türlü çarşı bölümü istenilen işi yapmadı. Belki girişe en uzak noktada olmasının bunda payı vardı. Her neyse, sonunda dediğim gibi geçen sene marina el değiştirdi ve yeni sahipleri ilk iş olarak adına “eğlence adası” denilen bölümü yaptılar. İçine Cipriani adında bir İtalyan restoranı, bizim yılların balıkçı Sait’inin şubesini açtılar. Geceleri de meşhur Billionaire kulüp devreye girdi. Ve bir anda Yalıkavak’a gelen gidenlerin türü değişmeye başladı. Adam başı 300-500 TL hesapların ödendiği yere gidenlerin türü tabii ki değişecekti. Ama asıl problem yeni işletmenin çevreyi dikkate almayan tavrının sonucu, Yalıkavak’lıların uykusunu kaçıran gece kulübünün gürültüsüydü. Dediler ki bu ilk yıl, tecrübesizlik var, yanlış müzik sistemi kuruldu, aslında bu kadar ses çıkmayacaktı, bu sene böyle geçsin seneye bunlar düzelir. Sadece benim çevremden en az yirmi kişi her gece jandarmayı arayıp şikayet ettiler, jandarma da çaresiz kaldı. Benim evim marinaya çok yakın ama garip şekilde bana hiç ses gelmiyordu. Evin konumu gereği, ses virajı alıp evin içine girmiyor. Fakat koyun öbür ucu, karşı sahil Küdür’de oturanlardan, Gerişaltı bölgesinde yaşayanlardan ne kadar tanıdığım varsa gece balkonda oturamadıklarını söylüyorlardı.

Marinayı Berlin duvarı gibi, beldeden ayıran duvarlar
Gettolaşmak her zaman alt kültüre özgü olmuyor. Bu duvarlarla marina, içindekileri gettolaştırdı
Marinada her şey İstanbul ölçeğinde. Ama burası Bodrum

Derken geçen yazın sonunda kazma vuruldu ve mevcut marina yıkılmaya başlandı. Bir ara marinada teşhir edilen maketini incelemiş ve çok güzel bir tesis geliyor diye düşünmüştüm. Böylece şimdi daha iyi anlıyorum ki makete inanmamalı. Profesyonel mimari bir göz olmadığım için oradaki ölçeği, yapıların yüksekliğini algılayamamışım.

Bu kış boyunca neredeyse her gün yirmidört saat inşaatı sürdü. Bu kadar hızla ilerleyen bir inşaat daha biliyorum o da ilk avm olan Galleria inşaatıydı. Kışın Yalıkavak’ın içi de adeta şantiyeye döndü. Birbiri ardına sıralanan çimento kamyonları o fırtınalı, yağışlı kış günlerinde inşaatı sürdürdüler. Bir ara Yalıkavak’a pek gelip gitmez oldum. Arkadaşlar marina şekillendikçe ortaya kocaman acayip bir şeyin çıktığını söylediler. Pek kulak asmadım, eskisinden sonra göze öyle görünüyordur diye düşündüm. Ta ki nisan ayında evi kontrol amacıyla Yalıkavak’a gidene kadar. Marinayı şehirden ayıran duvarı görünce ilk aklıma gelen en basit ve ilkel tepkiyi gösterdim, kocaman bir yuh çektim. O duvar bundan sonra olacaklar için bir ip ucuydu benim için. Eski marinanın, üzeri taş işçiliğiyle farklı taşlarla yapılan desenlerle bezeli duvarını yıkıp, yerine mermerden mezarlık duvarıyla anıtkabir duvarı karışımı, yüksekliği Berlin duvarı yüksekliğinde bir duvar yapmanın açıklaması ne olabilir?

İnsanı ezen,yükseklikteki yaya girişi
Tipik AVM görüntüsü
İstanbul'daki Kanyon ile inanılmaz benzerlik
Biraz yeşillik şart tabii

Ve geçen hafta Yalıkavak’taki eve geçtim ve marinanın yarattığı trafiği, gürültüyü yerinde birebir yaşamaya başladım.

Gelelim bu kompleksi niye sevmediğim konusuna. Nedeni birden fazla ve bunların tümü benim bakış açım. Tekrar söylüyorum, mimar değilim ama yapılan yapılar benim hayatımı etkiliyor o yüzden fikrimi söyleme ve eleştirme hakkım olduğuna inanıyorum.

Duvarların yüksekliğini anlattım. Dün marinayı tavaf edince nedenini anladığımı sanıyorum. Marina bir tür gettolaşma yeri olmuş. Gettolaşmak için her zaman alt kültür topluluğu bulunması gerekmiyor. Azınlık olmak yetiyor. Azınlığın da fakir olması gerekmiyor. Yalıkavak marinasında olduğu gibi, üst gelir grupları da gettolaşmaya gidebiliyor. Duvarların bu kadar yüksek olmasının başka bir açıklamasını yapamıyorum.


Marinayı herkes çok şık buluyor. Ben şıklığın yanında görgüsüzlüğü ekliyorum. Evet şık ama görgüsüz. Tam da bu yüzden Yalıkavak’a uymadığını düşünüyorum. Bu yapı onbin nüfuslu Yalıkavak için çok ama çok büyük. Misal İzmir’e veya, İstanbul’un Ataköy, Kalamış marinalarına uyabilirdi.

Marinanın eski halinde mekanların üst katları yoktu, her şey daha makuldü

Cumartesi akşamı saat sekiz civarı marinanın içinde inci kolyeleriyle kuaförden çıkmış şık kadınlar geziniyordu. Bir diğer grup benim yaşıtlarım, yani ellilerini sürenler. Bir bölümünün teknelerinin orada olduğunu sanıyorum. Her köşe başından bir iş adamı, CEO, genel müdür çıkıyor. Daha rahat kıyafetler giymişler, ağızda puro ve tabii çoğunda o renkli, şeritli tişörtlerin yakaları kalkık. Bir diğer grup ise genç kesim. Çok daha rahat kıyafetler, hatta bikini ve mayo üstü tişört, falan giymişler. Niyeyse o tişörtlerin yakası yine kalkık. Güneş gözlükleri epey parlıyor. Yani aslında son derece kıro görünüşlüler. Tişörtün yakasını kaldıran kesin şehir kırosu olarak etiketlenmeli. Bunların büyük bölümü akşam beyaz gömlek giyiyor, sol avuçta üst üste iPhone ve kutu Marlboro varken, sağ el sevgilinin elini tutuyor. Bir bölümünde ise bunun yanı sıra kalın bir zincir de eklenmeli. Gece marinanı önü çok pahalı siyah arabadan geçilmiyor.

Bana garip gelen bir iki noktayı daha yazmak istiyorum. Bütün kış Nişantaşı’nda, Bebek’te, İstinye Park’ta ve benzeri yerlerde birbirini gören, oralarda sık sık karşılaşan insanlar tatile gelince niye aynı tarz yere giderler asla anlamayacağım. Bir hafta önce İstanbul’da Nusr-et’de yan masada gördüğün birilerini bir hafta sonra Yalıkavak marinada yine Nusr-et’de görmek için bu çaba niye? Deli mi bunlar? Bambaşka lezzetler için bambaşka yerlere gitmek varken yine aynı tarz yerde bulunmak bana çok saçma geliyor. Ama işin temelinde bu var işte ki benim gettolaşma dediğim de tam bu. Bu ortamdan çıktıklarında muhtemelen kendilerini rahat ve güvende hissetmiyorlar.

Bizim Yalıkavak’ın balıkçısı Sait de marinanın içinde yeni yerine geçmiş. Sait kızacak ama kusura bakmasın çok kötü bir mekan olmuş. Bunda Sait’in suçu yok, üslup öyle. Misafirim için bile oraya adım atmam. Hele ikiyüz metre ötede denizin dibindeki eski Sait duruyorken. 

Eski marinadan kalan tek iz yürüyüş parkuru. Galiba palmiye sayısı artmış
Ağır mücevherciler

Marinayı hızla gezdikten sonra kendimi dışarı attım. İnanmayacaksınız ama gerçekten sinirlerime dokunan bir yapı olmuş. Yukarıda anlattığım insanları görmekten de hiç haz etmiyorum. Eskiden İstanbul’da yaşarken çeşitli nedenlerle –daha çok iş- benzeri insanlarla görüşürdüm. Bodrum’a yerleştikten sonra tamamen ilişkimi kestim ve o sahte muhabbetteki insanları görünce kötü oluyorum. Neyse, marinadan kendimi dışarı atıp Yalıkavak balıkçı barınağına doğru yürüdüm. Oradan çarşıya geçtim, güneş mızrak boyuna inince de yeni açılan Yalı Kıyı balıkçısına oturdum kendime bir rakı masası kurdum. Her şeyin sahici olduğu, tasarlanmamış dünyada olmanın tadıyla ile rakımdan bir yudum aldım, iyi ki Bodrum’dayım dedim. İyi ki İstanbul’dan uzaklaşmışım dedim. Her ne kadar para her yeri ele geçiriyor olsa da hala sakin ve bize ait köşelerimiz var. Yalıkavak marinada olduğu gibi gelip çevreyi rahatsız eden yapılar kuruyorlar. Rus oligarkların mega yatlarına servis vermeyi misyon edinmiş bir ticari işletme bizlerin zevkini bozuyor olabilir. Abromoviç’in yatını buraya bağlamasını istiyoruz diyen bir dünya görüşüyle aynı dili konuşmuyor olduğumuz açık.

Para kazanmak ayıp değil. Ben de para kazanmak için çalışıyorum. Benim de iş yaptığım çevreler sermaye çevreleri. Ama benim bazı ilkelerim var. Ve bunlar dünyaya bakışımla doğrudan ilgili. Siyasi görüşünü desteklemediğim bir belediyeye iş yapmam. AKP’li bir belediyeye hizmet vermem söz konusu olmaz yani. Ya da kazancının nereden geldiği belli olmayan şaibeli firmalara iş yapmam. Toplum sağlığına zararlı olduğunu bildiğim bir ürün için çalışmam. Sigara firmalarına iş yapmam. Bunlar benim için bir ahlak meselesi. Mimar olsaydım da böyle davranırdım. Bu marinayı yapmazdım. Ama yapanı da yargılamam, hayata öyle bakıyormuş der geçerim. Ege’nin kıyısında, Bodrum gibi bir kültür cennetinin en sevimli koylarından birinde kurulmuş Yalıkavak beldesine asla anıtkabir gibi soğuk, mermer bloklarından oluşan, kişiliksiz bir bina yapmazdım mesela. Dahası buraya böyle bir AVM yapmayı red ederdim. Mimar olmak çok sorumluluk istiyor. Yaptığınız bir iş kötüyse sil baştan yapmanız zor. Grafik tasarımcının logosu kötü olursa yırtar atarsın, kullanmazsın olur biter. Yapı öyle mi? O yapıyla ilişkili her kesimi bir biçimde etkiliyor. Marinayı yapan EAA mimarlık firmasının benim gözümde sicili bozuk. Bodrum’un son sahillerinden, İçmeler’e giderken yaptıkları site de böyle. Kahverengi konteynerleri yan yana dizmişler algısı veren o evleri ofisten her gördüğümde bu firmayı anıyorum. Bodrum’da iş yapmanın ne demek olduğunu kavramamış olduklarını görüyorum. Alaçatı’ya, Silivri’ye yapsalar da olabilecek projeyi Bodrum’a yapmaları benim açımdan affedilir bir şey değil. Bodrum’un kültürüne, dokusuna ihanet kabul ediyorum. Hani sanki elde proje vardı, satamadık, Bodrum’a yapalım gibi bir durum söz konusu.

Bana ilginç gelen tek şey, herhalde marina sahiplerinin koleksiyonu olan eski Sovyet arabalarının sergilenmesi
Şu çirkinliğe bakar mısınız?
Sait'in marinadaki yeri, anıtkabirin restoran bölümü. Marinada deniz kültürü ile ilgili hiç bir dükkan, hiç bir mekan olmayınca,  Sait bahçesine tekne koymuş

Anlattığım yapının adında her ne kadar “marina” geçiyorsa da benim açımdan içine tekne girebilen bir AVM söz konusu. Umalım ki sadece sahiplerine değil Yalıkavak’a da bir faydası dokunur. Yalıkavak’a böyle bir yapı geldi artık yapacak bir şey yok. Bari işe yarasın.

Toparlamak gerekirse; kendi açısından başarılı bir işletme olacaktır, doğrudur. Muhtemelen bu bölgede mega yatlara servis verecek tek marina olacaktır, doğrudur. Hedeflenmiş kitleyi buraya çekecektir, doğrudur. Yapı haşmetli ve al benilidir, doğrudur. Tüm bu doğrular benim açımdan yanlıştır, bu da doğrudur.

Ben bu yazdan sonra artık Yalıkavak’a geleceğimi sanmıyorum. Burası benim sevediğim halinden çok uzaklaştı. Yedi yıldaki değişim benim için bozulma anlamına geliyor. Kimi için gelişme olan bu durum beni rahatsız ettiği için burada kalmak istemiyorum. Her gün yukarıda sözünü ettiğim yakası kalkık tişörtlü insanları, sarı saçlı botokslu kadınları, siyah camlı siyah cipleri görmek, onlarla aynı yerde bulunmak istemiyorum.

Kendimi marinadan dışarı attım ve benim Yalıkavak'ımın sahilinde oturup güneşi batırıp rakı içtim
Yalıkavak'ın balıkçı barınağının içindeki küçük pansiyon. Yalıkavak bu, diğerleri İstanbul taklidinden öte değil
Bunlar da liman yolundaki tekneler... 
Bodrum’da bozulmayan başka yerler de var. Neresi mi? Söylemem.

AVM seviyorsanız marinayı çok seversiniz. Kitchenette’de yemek yemeyi seviyorsanız, Bodrum’a gelince rakı balık değil de İstanbul’da yediğiniz yemeği arıyorsanız marinayı çok seversiniz. Gilan mücevherleri, Armani’nin blucinleri ilginizi çekiyorsa marina tam size göre. Denize girmek için 100 TL giriş parası vermeyi manalı buluyorsanız, iyot kokusuna karışmış puro kokusunu seviyorsanız derhal buraya gelin ve Loft Beach’e gidin, bayılacaksınız. Yalnız size bir sorum var; bunları yapacaksanız niye Bodrum’a Yalıkavak’a geliyorsunuz? İstanbul’da kalsanıza.


31 yorum:

  1. Sizin falan değil buralar dostum. Güzel yazıyorsunuzda buraları bu hale siz getirdiniz. kafa dinlemek için gelip işyerleriyle doldurdunuz. Şimdi biz oralılar oranın köyünden olan öz bodrumlular sizin yüzünüzden oralardan kaçmak zorunda kalıyoruz. İşin özeti bu aslında. Doğal güzelliklerini hayranlıklarınızı okumamız kafi. Onları yazın yeter hoş onları da harcıyorsunuz zamanla. Sizin yeriniz istanbul dönseniz keşke .zeki müren gibi herifler yüzünden bu hale geldi memleketim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili "adsız" dostum, keşke adınızı yazsaydınız da size adınızla hitap edebilseydim. Buralar ne bizim ne sizin. Ama anladığım kadarıyla burada doğmuşsunuz, sizin daha çok hakkınız var. Yorumunuzu okuyunca sadece resimlere baktığınızı düşündüm. Çünkü içeriğinin sizin şikayetlerinizle aynı paralelde olduğunu anlardınız. İsterseniz şimdi yazıyı tekrar okuyun. Sonra buranın yerlisi olarak nerede hata yaptığınızı sorgulayın. Bu arsaları kimler sattı? Kimler zengin oldu? Ben İstanbul'da doğdum, 48 yıl orada yaşadım ama Bodrum'u çok seviyorum, Burayı belki sizden daha çok korumaya çabalıyorum. Onun için benim yerim artık Bodrum. Eğer yazıyı okuduysanız, yazının sonunda benim de Yalıkavak'taki bu durumdan şikayet edip artık gelmeyeceğimi anlamışsınızdır.

      Sil
    2. Vay be! Zeki Müren ve onun gibilermiş demek ki memleketteki tüm saçmasapanlığın kaynağı. Keşke daha önceden bilseydik. Serdar Bey, siz iyisi mi İstanbul'a dönün, Zeki Mürenleri de sürelim buralardan, artık huzura erelim milletçe.

      Sil
    3. Sevgili Serdar... biliyorsun ki aynı fıkırdeyım.. hatta ben o kadar merak etmeme ragmen sınırlerımı daha fazla bozmamak adına ıcıne gırmemıstım.. sayende gordum ki bu tam bır ötekileştirme olmuş.. Bir an evvel o sacmalıktan kurtulman dılegıyle..

      Sil
    4. İsim yazmadım önemli değil herkes saldıracak nasıl olsa diye zaten öyle de olmuş. Bakın biz bodrumun bir köyünde çiftçilikle uğraşıyorduk, önce çiftçilik bitti hem devlet sağolsun hem de zenginler, sonra yüksek fiyatlara tarlalarımız zeki müren tarafından alındı oralara otel dikildi, daha sonra el değiştirdi ibo denen adam aldı. O para ile peynircilik yaptık bu sefer bu avm ler ve birçok istanbul mafyası işimize el koydu. Şu anda oaralardan göçtük izmire hayatımızı zorla geçindiriyoruz. Ötekileştirilen kim sizce? Biz başarısız mı olduk yoksa Türkiyedeki kapitalist sistem mi el koydu tüm değerlerimize. O saygı duyduğunuz sanatçıların sağladığı yararlar vardır elbet ülkeye ama zararlarını siz görmediniz biz gördük biz hala ödüyoruz. Serdar beyin yazılarını blog açıldığından beri okuyorum katkılarını da, okumadan cevap yazmam marinanın durumu içler acısı, ayakkabıcılık yapan akrabam yallıkavak çarşı içinde geçinemezken o marinada harcanan paraları da biliyoruz. Dünyaya başka gözlerden de bakmak lazım keşke ilk yazımda bu kadar açıklasaydım olayları biraz sinirle yazılmış gibi kusura bakmayın. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı da özür dilerim. Saygıyla..

      Sil
    5. Şimdi yazdığınız üslupla, ben dahil buradaki yorumları okuyan, yazan dostlar söylemek istediğinizi daha iyi anlayacağız. Bu konuda yazmak istediklerimi toparlayıp bir ara yazacağım ve yazının sonunda adınızı bilmediğim için "adsız dostum" deyip sizden katkı yapmanızı rica edeceğim. Çünkü yaşadıklarınız bu konu için önemli. Zaman ayırırsanız sevinirim. Selamlar.

      Sil
    6. Siz o topraklarda doğup büyümüş kişi kişiler olarak neden sahip çıkamadınız ? Eğer Serdar bey İstanbul dan gelip sizin sahip çıkamadığınız yöreye sahip çıkmak için çabalıyorsa kusura bakma ama "adsız" kardeşim sorun ne zeki müren ne başkası sorun sizde demektir . Madem koruyamadınız halende o cesareti göstermekden adınızı bile yazmadığınızdan anlaşılacağı gibi çok uzaksınız koruyabilmek adına çaba gösterenlere saygı gerekir.

      Sil
  2. Haftasonu televizyonda rastladım. Bir magazin programı sunucusu marinadan bahsediyor ve Yalıkavak'ı, Türkiye'nin St. Tropez'i olarak ilan ediyordu. Sorunda bu sanırım. Hep bir şeye benzemeye kalkışma çabamız yüzünden özgün dokuyu zedeliyoruz.

    Yazınızda geçen yorumunuza katılmamak mümkün değil; bütün kış Serdar Ortaç, Fatih Ürek vs. ile eğlenen, popüler mekanlarda yemek yiyen insanların tatilde tıpatıp alışkanlıklarını sürdürme ısrarları ya da böyle eğlendiklerini sanmaları, kusura bakmasınlar bana çok derinliksiz geliyor. Yalıkavak'la ilişkinizi sonlandırmaktan bahsetmeniz bile zaten orada gelinen noktayı çok iyi tarif ediyor. Yakın zamanda Bodrum'a yerleşecek biri olarak ne kadar üzüldüğümü anlatamam.

    YanıtlaSil
  3. Serdar Bey, Yaz aylarında Yalıkavak'ta yaşayan ve hatta son yazılarımı Bodrum-Yalıkavak üzerine yazan biri olarak ben de sizin gibi aynı duygularla gezindim yeni marinada. Merak etmedik mi, ettik. Beğendim mi ? Kendi içinde evet. Ama dediğiniz gibi sanki eğreti kalmış. Bu doğal, sade, sünger köyü yapısındaki Yalıkavak'ta uyumsuzluk yaratmış. Oraya bir İstinye Park konmuş !Çünkü; Yalıkavak dediğimiz belde her kesimin gittiği,sanatçıların da, ünlülerin de severek alışveriş ettiği, Sait'in de günlük alışverişini oradan yaptığı PERŞEMBE YALIKAVAK PAZARI'dır aslında...Keyifli,esintili yaz günleriniz olsun....

    YanıtlaSil
  4. Adsız arkadaşın yazı ile yorumunu okuduğumda hemen aşağıdaki yazıyı yazma gereği hissettim lakin siz zaten bir yanıt vermişsiniz. Dolayısı ile yayınlamak zorunda değilsiniz. Bir kaç küçük notu sizin yorumunuza destek vermek üzere paylaşmak istedim sadece...

    2003'te Bozcaada'da bir bağ almaya karar verdiğimizde karşımıza, bağcılıkla uğraşmak istemeyen gençten biri çıkmıştı. Bağı babasından gizli satacaktı. Bozcaada küçük yer olduğundan tapuda kendisini tanıyanlara "aman babamın haberi olmasın" diye tembihlemişti.

    2008'de Selimiyede'ki avuç ici kadar arsayı aldığımızda, 80'ine merdiven dayamış müstakbel kapı komşum Mehmet Amca ile tanışmıştım. Yevmiye için inşaatlarda çalışıyordu. Sohbetimizden bildiğim oğlu ve damadı içinse "gençler burada durmak, garson ya da miço olmak istemiyor" demişti. "Varsa yoksa İzmir, İstanbul. Sözüm meclisten dışarı ama bu yüzden buraları hep yabancılar doldurdu." demişti.

    Toprakların, bağ bahçelerin hiç yoktan yere el değiştirdiğini pek çok hikayede dinledim. İster kuzey ege olsun ister güney içine doğduğu toprakları kendi hayallerine bir sermaye olarak görüyorlar. Bodrum'da mandalina bahçelerinin, pahallı zahmeti yüzünden kasıtlı olarak kurumaya bırakıldığını da okudum. O bahçelerin üzerinde kutu kutu evler yükseliyor şimdi.

    Burada tatil yapmaya, yaşamaya, bir ömür geçirmeye karar vermiş insanlara siz geldiniz böyle oldu demeden evvel kendimize bakmak, hükümet politikalarının insanları neye zorladığını iyice okumak gerekiyor. Gelen kadar, gidenin de zarar verdiği bu toprakları en az giden kadar gelenin de koruyacağından eminim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu başlı başına bir yazı konusu. Bir ara bu konuda yaşadıklarımı, gördüklerimi, bildiklerimi yazacağım. 80'lerde öğrenciyken tatil için geldiğimizde bize "sizin gibi çulsuzları değil, paralı İstanbul'luları bekliyoruz" diyenleri biliyorum. Bugün Bodrum'daki ekonomiyi tatile gelenler, yazlıkçılar ve buraya yerleşenler sürüklüyor. Bunları göz ardı ederek "gelmeyin" demenin hiç bir mantığı yok. De ki yarın hepimiz döndük, burası kendin tut, kendin pişir, kendin ye, kendin topla, hesabı kendine kendin öde sistemine döner. Kime ne satılacak? Kime ne hizmet verilecek? Bodrum 1940'lar, 50'lerdeki gibi hayvancılığa mı dönecek? Denizde sünger de kalmadı. Önemli olan vahşileşmeden burayı bozmadan gelişimini sağlamak. Hala korunacak yerler, bu konuda yapılacak işler var.

      Sil
    2. Selam Serdar bey,
      blog unuzu bugün kesfettim.......
      Zaman ve emek ayirdiginiz ve ülkem adina bizim sesimiz oldugunuz icin sonsuz tesekkürler size....
      Sevgiyle güzellikler sizinle olsun.
      Birgül

      Sil
  5. çok ilginç.konunun zeki mürenle ne alakası var anlamadım.bariz bi şekilde yapılan yanlışları eleştirdikten,duygularınızı yazdıktan sonra,bir de suçlu gibi yorumlanmakta üzücü.bodrumda doğup büyüseydiniz,aynı yazıya ne yorum yazardı acaba anonim arkadaş.?sevgiler

    YanıtlaSil
  6. depresif bir durum.bu mermer hamam mimarisini kim onalylar; belediyenin eli kolu baglimi, yoksa "faiz lobisimi" var yani isin icinde!.tek teselli en azindan agustos sonu purolular terk eylediklerinde yalikavak yalikavaklilara kalacak diye umid ederiz..
    barlas.

    YanıtlaSil
  7. Bundan sonra halk için yaptıklarını düşündükleri bir şeyi,Halka orada yaşayan insanlara sorsunlar.Bence bunun önüne geçmenin tek yolu,orada ikamet eden insanlardır.Artık iş işten geçmiş,birileri cukkalarını doldurmuştur.Bundan sonrakiler için halk oylama isteyecek.Bodrumun neresi olursa olsun.Ayrıca değinmeden edemeyeceğim.Ama seversiniz ama sevmezsiniz;Zeki müren bir tarihti kendi içinde.Bir sanatçıdan çok sanatın kendisiydi.Böyle birisinin bu eşsiz güzelliğe zarı ne olabilir merak ediyorum?Yıllar yıllar önce bodrum tanıtılsın diye ağlayıp sızlayan sizin insanınız değilmiydi?Ne oldu şimdi?Bu taş yığını yapılırken biriniz çıkıp durun dedimi?Demedi.Şimdi konuşmak nafile.Ama çözümü yukarıda belirttim.Önce insan,sonrada halk olun.

    YanıtlaSil
  8. Öneriniz çok güzel, keşke uygulanabilse. Bizim ülkemizde halka sormak gibi bir adet yok malesef. Her şeyi yöneticiler bilir ya. Diğer dediklerinize de tamamen katılıyorum. Zeki Müren'in Bodrum'un tanıtımına yaptığı katkıyı bizim kuşak iyi bilir.

    YanıtlaSil
  9. Herkes neden sizi İstanbul'a geri döndürme sevdasında acaba? Her yazınızda, birisi çıkıp, "beğenmiyorsan git" diyor. Bu, "beğenmiyorsan git" tarzı çok moda oldu. Artık memlekette, eleştri yapmak, daha doğrusunu göstermek suçmuş gibi oldu. Yaşadığın yeri korumaya çalışmak suç oldu. Neden kimse, ne dendiğini anlamaya çalışmıyor? Neden Kimse eleştri kelimesinin anlamını merak etmiyor. Televole sözlüğü daha anlamlı tanımlamalar mı veriyor acaba "eleştri" kelimesi hakkında.
    İnsan sevdiği yeri yaşar, orayı korumaya çalışır, güzelleştirmeye çalışır. Lafı, sözü, eleştrisi de bu yüzdendir. Artık insanlar anlasın bunu istiyorum ama üniversitede hocalarımdan birinin güzel bir lafı vardı. "Duvara fasülye atma, duvar fasülyeyi tutmaz, fasülye yere düşer". Ama önemli değil, bloğunuzu okuyan büyük bir kitlenin duvar olmadığını sanıyorum. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  10. Istanbul'un bir türli burjuvalaşamamış sonradan görme zenginleri artık yeni marinaya daha fazla akın edecek. Hatta şimdiden gelmeye başladılar. Üstelik gazetelerden okuduğuma göre, marina yönetimi "sonradan görmelik sınırı"nı yukarı çekmiş ki, belli bir büyüklüğün altındaki tekneleri artık kabul etmeyeceklermiş. Ayrıca arap, rus ve azeri zenginleri de artık etrafta bolca görecekmişiz. Ne mutlu bize...

    "Getto Duvarları"nı gördükten sonra marinanın içine girmek içimden gelmiyor aylardır ama ne yazık ki, bunların pisliklerini hergün görmek zorunda kalıyorum. On yıldır Koyunbaba koyundaki Gümüşkaya'da oturuyorum ve bir zamanlar mavi bayraklı olan sahilimiz, artık burjuvalaşamamış yeni zenginlerin, yoksa kıro mu demeliyim, trilyonluk yatlarının sintinelerini, yani her türlü atıklarını, üç kuruş bedel ödememek için, marinada boşaltmak yerine, Gümüşlük ve Koyunbaba açıklarına boşaltmaları yüzünden, girilmez hale geldi. Sahil Güvenlik'e söylememiz de işe yaramıyor. Ne yapsın Sahil Güvenlik, denize karakol mu kursun! Onlar da kısmen haklı.

    Demek, artık bana yol göründü. Ya Bodrum’da başka bir yere, ya da Datça, Kaş, Kalkan’a.

    Esenlikler..

    YanıtlaSil
  11. Tüm bu işgaller ve doku nun hiçe sayılıp kapitalist yapılaşmalar sadece Bodrum da Yalıkavak ta değil Turkiye nin tüm bölgelerinde hızla ilerliyor. Anadolu nun tarihi dokusu tamamen bitmek üzre doğal yapısı ise can çekişiyor ve korkarım bu sistem devam ettikçe yani talep devam ettikçe bu sevimsiz arz da büyüyerek devam edecektir... Sahip çıkabiliyorsak koruyabiliyorsak karşı durabiliyorsak o zaman mücadele etmenin vicdani rahatlığıyla kimseyi suçlamayız, adsız yorumcu Bodrum lu kardeş ve diğer o yörenin insanları da eğer mücadelesini vermiş olsaydı şuanda kimi suçlayacağını bilir farkındalık ile yorumlayabilirdi diye düşünüyorum. (MuraTanz)

    YanıtlaSil
  12. Serdar Bey merhaba, snopluğun sonu yok, betonun hiç sonu yok. Yazdıklarınıza katılıyorum resmen İstanbul taklidi.

    YanıtlaSil
  13. ŞİMDİ çok duyduğumuz bir slogan var "HERYER TAKSİM HERYER DİRENİŞ"eh artık HERYER İSTİNYE PARK HERYER ZÜPPELİK diyebilirler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malesef haklısınız diyebileceğim. Bu güne kadar bu kadar züppeyi bir arada görmedim.

      Sil
  14. Serdar Bey sayenizde Bodrum'u tanıdım. Yazılarınızı merakla okuyorum. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  15. residence yapmayı unutmuşlar onu da yapsalar tam olurmuş

    YanıtlaSil
  16. Merhaba Serdar Bey..Bodruma ilk kez gideceğim için internetten Bodrum'la ilgili araştırma yapıyordum..Tesadüfen bloğunuzu keşfettim..Yazılarınızı okumak çok keyifli..

    YanıtlaSil
  17. Bir de şu yazıyı da göz atmak isteyenler olabilir.
    http://gecce.com/yazarlar/kenan-ercetingoz/palmalife-marinanin-sirri-nedir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erçetingöz tarzının Palmarina'yı övmesi tam benim dediklerimin kanıtı oldu. Bu linki, hayata benim gibi bakanların okumasını isterim. Yazdıklarımı desteklemesi açısında çok yararlı bir yazı. Teşekkür ederim.

      Sil
    2. Biz yalikavakdan ev almayi dusunuyorduk 2 yil once sizin yazınızda çok guzel biryer oldugunu okuyup gitmiştik...kizilburunda. Ev koraladik kaldik sporkentte orayi cok sevdim koyu var kendine ait herseyden uzak...sizce oradan ev almak su anda mantiklimi...değilse turkiyeden nerden yazlik alınır...dogasi ve denizi guzel olan

      Sil
  18. Elektrik yokmus, yol yokmus, bodrumda hayat yokmus zeki muren sayesinde bodrum bodrum olmus. sonra ac gozlulukten bodrum yok oluyor, dogalligi kayboluyor, guzelim agaclar kesilip yerlerine beton dikiliyor. Yaptirmayin arkadas engel olun

    YanıtlaSil