3 Ağustos 2013 Cumartesi

Kapatıyoruz... İstikamet Bodrum

Bu blogda 2011 yılında yazdığım Kış Güneşi başlıklı yazıma (http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/01/ks-gunesi.html) şöyle başlamışım;
2007 yılının şubat ayında, İstanbul’da havanın günlerce gri olduğu, güneşin hiç görünmediği günlerden birinde, o zaman Levent’te olan ofisimde bir görüşme yapıyordum. Profilo Holding’te CEO olan Gökşen Körezlioğlu ile holdingin Yalıkavak’ta inşa edeceği Turkuaz Koy Evleri projesi hakkında konuşuyorduk. Gökşen Bey iyi denizcidir, o gün geldiğinde güneşten hafif yanmış bir hali vardı. Birkaç gün önce Yalıkavak’ta teknesinde olduğunu, sabah teknede kahvaltı yaparken ensesine vuran kış güneşinin nasıl ısıttığını anlattı. İşte o gün bana birşeyler oldu. Gökşen Bey’i uğurladıktan sonra gri havaya bakıp “niye ben buradayım?” diye düşünmeye başladım. Hep aklımın bir köşesinde var olan Bodrum projesini tetikleyen bu konuşma oldu.”
İşte bu projenin logosunu, broşürünü falan hazırlamak için beni Yalıkavak’a davet etmişlerdi. Gri ve ıslak bir İstanbul akşamında Bodrum uçağına binmiştim. Bodrum’a indiğimdeki o havayı hiç unutmuyorum. Çok güzel bir otel olan Four Reasons isimli otele yerleşmiştim. 


Yalıkavak'a ilk geldiğimde kaldığım Four Reasons oteli
Four Reasons otelinden Yalıkavak'ın kış görüntüsü

İki gece kaldım ve o seyahatimde Bodrum’u ilk kez kışın yaşadım. Aslında Bodrum demek yanlış, Yalıkavak’ı kışın yaşadım demek daha doğru. Ondan öncesinde ise yazları annemin Akyarlar’daki evine giderdim ama Yalıkavak’ı hep rüzgarlı bulduğumdan pek sevmez ve hiç gitmezdim. İşte bu seyahat hem beni Yalıkavak’lı yaptı hem Bodrum’a göçme projemi ciddi ciddi gündeme almamı, kapıyı açıp ilk adımı atmamı sağladı. Ertesi yıl yaz biterken Eylül ayında Yalıkavak’ta ilk oturduğum evi buldum. Denizin dibinde küçük bir evdi. Gerçekten de denizle aram 10 metreden azdı. Karşısında bakımsız, mezbelelik bir alan bomboş duruyordu. Babamla birlikte İstanbul’dan Yalıkavak’a geldik, eve eşyalar aldım, iki günde evi yerleştirdik. Babam evi çok sevdi. Seneye mutlaka buraya gelip rakı içelim diye konuştuk. Ama olmadı, rakıyı beklemeden gitti.


O sene Kasım ayından itibaren önceleri ayda bir uzun hafta sonu kaçamakları yapmaya başladım. Derken bu uzun hafta sonları daha uzamaya başladı. Sonunda Yalıkavak’ın kışının tadına varınca ayın on gününü Yalıkavak’ta geçirmeye başladım.


Yalıkavak'ta denizin dibindeki ilk evim.
Kışın açık havada evin verandasında çalışırdım
O eve İstanbul'dan arkadaşlarım gelirdi. Bu kare bir yılbaşı gecesinin öncesinde çekildi






Yalıkavak kuzey batıya bakan bir bölge. Bu da sürekli rüzgar alması demek ki yaz için bulunmaz bir nimet. Buna karşılık kışın da kaçınılmaz olarak diğer bölgelere göre daha serin oluyor. Ama Yalıkavak’ı ve Bodrum havasını o kadar sevmiştim ki evim deniz dibinde rutubetli bir ev olmasına rağmen umursamıyordum. Çok serin kış gecelerinde dışarıda ısının eksi değerlere düştüğüne şahidim. Kuzeyden gelen rüzgar bazen yağmurlu fırtınaya dönüşür, ben de öyle gecelerde balıkçıdan çıkar eller cepte üşüye üşüye sahilden eve yürürdüm. Kalın kazaklarla yatağa atardım kendimi. Elektrikli radyatörün gayretiyle içerisi 16-17 dereceye çıkardı ve öylece, dalga seslerini dinleyerek uyurdum. Muhtemelen hayatımın en güzel uykularını, yaz kış dalga sesini dinleyerek o evde uyudum. Kışın İstanbul’a dönerken içimi sıkıntı kaplardı ama yine en kısa zamanda gelebilirim düşüncesiyle idare ederdim. Sonra kış geçti, yaza girdik. Yazın pek İstanbul’a gitmeden işlerimi Yalıkavak’tan götürme denemelerine başladım. Birlikte çalıştığım arkadaşlarım İstanbul’dan, ben Yalıkavak’tan çalışmaları yürütüyorduk. Bu ilerisi için çok iyi bir prova oldu. Bu biçimde çalışmanın yapılabilirliğini gördüm. Derken sonbahar geldi ve yine zamanımın çoğunun geçirmek için İstanbul’a dönmek durumunda olmak içimi sıkmaya başladı. Ve o sırada bunun hiç bir şey olmadığını, asıl iç sıkıntısının nedenini başka bir olay olacağını bilmiyordum. Eylül ayı geldi ve aniden babamı kaybettik. Bu şoku atlatmak çok ama çok zaman aldı. Yine de ilk ve en şiddetli travma etkisi bir kaç ay sonra azalmaya yüz tutunca kaçınılmaz olarak yine dünyaya döndüm, yaşamaya devam etttim. Ama bu olay, yazının başında söz ettiğim kış güneşinin tetiklemesinin üzerine öyle bir geldi ki, hayatta hiç bir şeyi ertelememeye karar verdim ve Bodrum’a yerleştim. 2007 Eylül ayında Yalıkavak’a yarı zamanlı olarak yerleşmiştim, 2008 Eylül ayında babamı kaybettikten yedi ay sonra 2009 Nisan ayında İstanbul’u arkamda bıraktım, “Bodrum’lu Hayat”ıma başladım. 



Sait'in iskelesinde rakı içmek ekstra keyif verir
Yalıkavak'ın en sevdiğim mekanlarından bir belediyenin İskele Kafeteryası
Bir sonbahar akşamı Sait'te



Yalı Kıyı balıkçısında günü uğurlarken
Sait'ten
Bence deniz için Bodrum yarımadasının en kaliteli, en iyi yeri, Xuma Beach
Benim sevdiğim Yalıkavak'ı en iyi anlatan karelerden biri. Marina yapaylığından sonra ne kadar sahici
Bu da Deniz Kızı'ndan günü uğurlarken
Meşhur Kavaklı Köteci'nin klasik üçlüsü
Çarşıdaki Saraybosna Köftecisinin özel köftesi, pleskevitsa
Ben Yalıkavak'a taşındığımda burası mandalina bahçesiydi.
Yalıkavak'ın en  sevdiğim barı Sandıma. Çok kişilikli, yaz kış açık çok sıcak bir mekandır. Buraya özellikle kışın Sait'ten sonra gelip son bir kadeh içerdim. 
Gülten Abla'nın ev yemeklerini bu yaz yiyecek zamanım olmadı. Çok lezzetlidir
Ama Yalıkavak’ı terk etmedim. İlk göz ağrım Akyarlar olmuştu. Annem orada ev aldığı için sık sık kaçıp oraya gidiyordum. Ama kendi evim anlamında ilk göz ağrım Yalıkavak’tı. Yazları üç ay için Yalıkavak’a geliyor, diğer ayları Bodrum’a geçiriyordum. Ta ki bu geçtiğimiz temmuz ayına kadar. Ha bu arada Şubat ayında İstanbul’daki ofisi boşalttım ve artık işimi de Bodrum’a getirdim. Dört yıla yakın bir süre uzaktan idare ettikten sonra Bodrum’a getirmemin daha iyi olacağını düşündüm, iyi ki de böyle yapmışım. Şimdi ev-ofis düzeninden çıkıp normal iş düzenime geçtim. Sabah evden çıkıp işe gidiyor, akşam dönüyorum. Ne diyordum? Ha Temmuz ayına kadar dedimdi. Haziran ayı çok sıcak geçmeyince Bodrum’un içindeki evde geceleri rahat uyudum. Bodrum’un canlı ama kalabalık olmayan Haziran ayının tadını sonuna kadar çıkarıp Yalıkavak’a öyle geçtim. Geçtim ki ne göreyim? Yeni yapılan Palmarina denilen yer bir görgüsüzlük abidesi olmuş. Ortalıkta tuhaf insanlar türemiş. Hafta sonları Kurtlar Vadisi haline dönüşmüş. Bu arada iki yıl önce Yalıkavak’taki evimi değiştirmek zorunda kaldığımı söylemedim değil mi? iki nedenden o evden çıktım. Biri Yalıkavak’ta yapılan alt yapı çalışmalarının kötü mühedisliği yüzünden belli yönden kuvvetli rüzgar geldiğinde evi tatsız bir koku basıyordu. İkinci neden ise; mezbelelik halindeki evin önündeki bahçeye para harcayıp adam ettim, çim ektim, çiçeklendirdim. Bir anda ortalık değişti. Ve üst kata önce bir ana, baba ve iki çocuk diye gelen ailenin dayıları, amcaları, arkadaşları gelmeye başladı. Bahçede top oynayan veletle, mangal yakan babayla baş başa kaldım. Bir akşam “komşu sen de katıl da iki kadehle lafın belini kıralım” deyince tamam dedim bunlarla aynı yerde durulmaz. Şu anda oturduğum evi buldum. Burası çok daha merkezi ama patırtısı olmayan, iyi insanların yaşadığı minik bir çarşı. Bu seneye kadar iyi vakit geçirdim. Sabahları evin hemen karşısından denize giriyor, yüzüyordum. Sonra Yalıkavak’ın esintili havasında evden işlerimi yürütüyordum. Akşamları yürüyüşe çıkıyordum. Balıkçı Sait, Çardaklı Memet, Deniz Kızı gibi harika yerlerde nefis mezeler yiyor, rakılar içiyordum. Keyfim yerindeydi anlayacağınız. 


Gördüğüm en saçma marina olan Palmarina'nın girişi. Burası marina falan değil zaten, bildiğiniz AVM
Yalıkavak'ta boşaltmakta olduğum ev
Altı yıldır saçımı sakalımı Turgut amca keserdi
Onun mekanı da artık yok oldu.

Bu yaza kadar sabahları ve akşam üzerileri denize girdiğim, evin tam karşısındaki sahil
Çardaklı Memet'in yeri
En çok Çekiç'i özleyeceğim... Bisikletimi korurken
Geçen yaz açılan Suu Mare'nin denizi harika değildi ama dip dibe şezlong olmayan iyi bir mekandı. Bu yaz burası da kapatıp marinaya dahil gereksiz pahalı bir mekana dönüşmüş. Deniz aynı deniz tabii. Ama içeride harcayacağınız rakam üç dört misli artmış

Belediyenin İskele Kafeteryasında çay, simit...
Komşum Kutman Şarapevi. Her zaman kalitelidir
Bu da şimdi boşaltmakta olduğum evden bir köşe
Evde akşam olurken
Eski evimin iskelesi bir fırtınada bu hale geldi ve yok oldu.

Yalıkavak çarşısını çok severdim. Her şey bulursunuz



Bizim Neriman'ı Yalıkavak'ta bulduğumuz gün.
Ama bu sene marinayla beraber huzurum kaçtı. Gürültü başladı. Trafik başladı. Yalıkavak’ta karşılaştığım insan tipleri değişti. Yollarda acayip arabalar, cipler, tuhaf kıyafetli kadınlar, yakası kalkmış polo tişört giyen adamlar türedi. Bizim çarşının mekanları da kötü kötü canlı müzik geceleri yapmaya başladı. Hele son Pazar günkü performans gerçek bir rezaletti, yaptığım kısa kaydı kime göstersem inanamadı. Türk müziği gırtlağıyla, nağmeli nağmeli, üstelik detone olarak “Ele güne karşı” yorumu vardı ki evlere şenlik. http://instagram.com/p/cUohwhPsWp/ Bu kötü müziği dinlemeye gelip alkışlayanlar ise müzikten hiç anlamayan, kulakları iyi/kötü müziği ayırt edemeyen güruh tabii. Üstelik bir de üste para veriyorlar bu iyice absürd. Tüm bu anlattığım manzara benim balkonumun altında olunca insanın tadı kaçıyor. Haftanın üç dört akşamı bu durum çekilir gibi değil. Sabahları Bodrum’a ofise gidiyorum, denize ofisin oradan giriyorum. Akşam iş çıkışı Yalıkavak’a buranın diri havası için gelmek istiyorum ama bu sefer o saatte gürültü patırtı başlıyor. Huzurlu bir akşam geçiremedikten sonra artık burada yaşamanın anlamı da kalmadı. Sonuçta zevksizlik, görgüsüzlük, kötü müzik, kötü işletmecilik beni buradan kaçırıyor. Bodrum’da çok daha sakin bir evde, koca bahçede yaşamak varken bu sıkıntılara niye katlanayım dedim ve kararımı verdim Yalıkavak’ı bırakıyorum. Diyeceksiniz ki Yalıkavak’ın başka bölgesine geçiver. Öyle bir yer kalmadı çünkü marinadaki Bilyoner kıroluğu gece yarısı olunca volümü artırıyor. Saat ilerledikçe ses kısılacağına artıyor. Marinanın karşısındaki Küdür bölgesi de, Geriş bölgesi de gürültüden payına düşeni alıyor. Tilkicik, Frenk Azmağı gibi bölgeler de benim için Yalıkavak değil. Güzel yerler ama bana gelmez. Ben evden çıkınca arabaya binmeden, yürüyerek veya bisikletle hemen çarşıya, balıkçılara falan ulaşmak istiyorum. Bodrum’daki evin konumu da böyle. Bodrum’da yaşadığımı anlamak için buna ihtiyacım var.





Çarşıdaki Kavaklı Köfteci'de masa bekleyenler
Yalıkavak pazarı çok iyidir
Manavım Abdürrahim. Hala en iyi domates onda
Peynirlerimi Çıngıloğlu'ndan alırdım. Artık önünde araba bırakacak yer bulmak mümkün değil
Balıkçım Ali. Bu yaz henüz hiç balık alamadım, çünkü evde duracak kadar yerleşemeden kaçıyorum






Kışın fırtınalarını, dalga seslerini dinlediğim eski evimden çektiğim bir kare


Kışın çarşının sakinliği

Bu çirkin Halil Efe ve Gülsüm heykelini bile özleyebilirim

Kışın çarşının durumu
Yalıkavak’tan bu şekilde, kaçar gibi ayrılacağımı hiç düşünmezdim. Ama zevksizlik, görgüsüzlük ve para bir araya gelince ortam bozuluyor. Türkbükü’nde böyle olmuştu, sıra Yalıkavak’ta. Türkbükü balonu on yıla yakın sürdü, şimdi orası da bitiyor. Rezervasyonsuz adım atılmayan mekanlarda şimdilerde ne zaman gitseniz yer var. Sahilde sizi fıçı üzerine dikip yüzlerce liraya votka satan mekanda geçen akşam on onbeş kişi vardı. Bu iş hep böyle ama. Bir bölgeye akın olur, oranın dokusu bozulur, esnafın ahlakı bozulur, sonra yenisi ortaya çıkınca hoop orayı o hale sokan takım yenisine geçer. Geride kalan nerede hata ayaptığını anlayana kadar geçmiş olur. Ama bundan kimse ders çıkarmaz o ayrı. Şimdi Yalıkavak esnafı benzeri durumda. Marinanın kendilerine altın yumurtlayan tavuk olacağını sananlar eldeki müşterileri de kaçırıyor. Paralı kesim çarşıya girmez. Çekirdek çitleyip sahilde banklara oturan veya çarşıda hareket yaratan kesim de artık çarşıya değil marinaya gidiyor. Bir iki yıl daha bu böyle sürer. Derken dükkan kiraları alır başını gider. Kiracı olan esnaf işini bırakmak zorunda kalır. Mal sahibi olanlar önce mutlu olur, o standarta göre yaşamaya başlar ama bir zaman gelir bir de bakarlar insanlar başka yere gitmiş, dükkanları ellerinde kalmış. Dediğim gibi en yakın canlı örnek bu yaz Türkbükü’nün hali. Aynısı Yalıkavak’a da olacak. Tabii iş işten geçtikten sonra.













Yalıkavak benim aklımda sakin, kaliteli insanların yaşadığı, nefis yemeklerin yendiği bir koy imajıyla kalsın istiyorum. Burada çok güzel günler, aylar, yıllar geçirdim. İstanbul’dan Yalıkavak’a gideceğim günleri iple çekerdim. Yalıkavak’a gelir gelmez çantayı eve atar kendimi de Sait’e atardım. Şimdi artık canım Sait’e de gitmek istemiyor, bu yaz gitmedim de. Oranın da yüzde bilmem kaç hissesi Şahenk’e geçmiş. Bu tiplerin olduğu yerlerde olmak, onların lokantalarında yemek yemek istemiyorum. Hesabın yarısıni yani Sait’in hakkını ödeyip kalan yarısını ödememek gibi bir yol da olmadığı için şimdilik gitmemek durumundayım.

Parayı harcamayı bilmek kazanmak kadar önemli. Ama parayı türlü çeşitli yollarla önünde hazır bulanların, bir gecede yeni rejim kararıyla dolar milyarderi olanların harcamayı bilmemesi çok normal. Kendi küçük dünyalarına sığmayan para onları bozuyor. Onlar da geldikleri yeri bozuyor.

Artık Yalıkavak’a yaz dışında, özellikle sarıyaz döneminde, bu görgüsüz güruh İstanbul’a döndükten sonra gelirim. Benim sevdiğim eski sakin, huzurlu Yalıkavak ortamını bulabilirsem mutlu olurum. Belediyenin iskele kafesinin çayını tostunu yerim, kendimi iyi hissederim.

Şimdi masaları iskemleleri toplayalım. Kapatıyoruz.

Yazılara, sohbete Bodrum’dan devam etmek üzere, istikamet Bodrum.





20 yorum:

  1. Hayırlı olsun Serdar Bey,

    Yarımada ne kadar yer? Bodrum'daki güzel evinizde yaşar, canınız çektiğinde istediğiniz yere yarım saatte gider, hasret giderirsiniz.

    İhsan Usel

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, ben de öyle düşünüyorum.

      Sil
  2. Bir an için korktum, blogunuzu yeni keşfetmişken hatta ufaktan eşimle Bodrum'da yaşama hayalleri kurmaya başlamışken blogu kapatıp Bodrum'dan başka bir yere falan taşınacaksınız sandım. Sizin adınıza çok üzüldüm tabi sevdiğiniz bir yerin bu hale gelmesinden ötürü ama bizim gibi halen büyük şehirde yaşayan insanlar için blogunuz okumak bile evde bir tatil havası estirmeye yetiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok blogu kapatmıyorum, sizlere tatil havası estirmeye devam etmek niyetindeyim. Önümüzdeki günlerde yine önce Bodrum sonra Mazı, Datça ile ilgili yazılar yayınlamaya niyetliyim.

      Sil
  3. Emeğinizi kutlarım. Güzel bir tahlil.. Samsun dan 8 yıl önce Turgutreis e göçerken, köylük bir kesime yerleşmeye karar vermiştim. Şükür ki gerçekleşti, merkeze 3 km uzakta, büyükçe bir mandalin bahçeli evde yaşıyorum, köylülerle iç içe.. Tavuklar, kedi-köpek vb. kuş sesleri.. Tabi emeklilik var serde, o yüzden zorunlu olmadıkça da beldeye inmiyorum. Size de-belki emekliliğinizde- böyle asude bir mekân ve yaşam dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim işimizde pek emeklilik yok ama ben bir gün emekli olmayı istiyorum. İşte o zaman sizin de belirttiğiniz gibi asude bir mekan ve yaşam arzu ederim. Teşekkür ederim.

      Sil
  4. Merhaba...Yıllardır sıkı takipçiniz olarak yalıkavak'ı sizin etkinizle sevmeye başlamıştım.Çünkü benim gibi deniz tutkununun,yalıkavak'taki herhangi bir koyu beğenmesi mümkün değildi.33 yıldır kargı koyundaydık.On yıl önce de,denizine çarpıldığım Gündoğan'da kendi evimi aldım.İlk yıllar 4-5 ay kadar kalıyordum.İşim uygun olduğundan,az kazanmayı seçiyordum:)Sadece denizini sevdiğim bu köye, gün geçtikçe bağlandım.minübüs şoförlerinin,köşedeki bakkalın,pamukkale pidecisinin,ikizler fırının derdinden,sevincinden haberim oluyordu artık.Ama yine de kışın orda yaşamaya cesaret edemiyordum.Geçen sene evimi satmak zorunda kaldım.Sizden yüreklenip,yalıkavak'ta ev kiralayıp,kışı denemek istiyordum.Ama yaz başı gidip,o sevimli, butik marinanın yeni halini görünce, kendimi kötü hissettim.Yine de, sizin evin civarına biraz bakındım.çünkü bana göre ya merkezde, ya da deniz kenarında yaşanmalı!Bodrumda beni çeken şey eşitlik duygusu,ferahlığı idi.Yazdığınız gibi,önce Türkbükü,şimdi de Yalıkavak, görgüsüzlük yarışında!Yazınızı okuyunca üzüldüm!Yıllar önce size Gündoğan'la ilgili bir mesaj attığımda,yalıkavak'ı bir aile gibi savunmanızdan etkilenmiştim.33 yıldır bodruma gidip gelen biri olduğum halde, birçok yeri sizin sayenizde öğrendim..Şimdi şap gibi kalakaldım :)sanırım bu durumda yine bizim sakin sevimli köyümüzü, ya da merkezi düşünmem gerekiyor.bodrum içinde marina civarı ya da kumbahçeden başka yerde barınmak zor gibi.Bayram ertesi sizlerle tanışıp,fikir almayı çok isterim.Yeni Bodrum yazılarınızı okumak dileğiyle....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben kararımı Bodrum'un içinden yana kullandım. Çünkü burada görgüsüz tayfası arada kaynıyor. Ya da diğer rahatsızlık verenler de öyle. Sizin için de Bodrum merkez iyi olabilir.

      Sil
  5. merhabalar Mihriban ben tesadüfen keşfettim bloğunuzu zevkle okuyorum

    YanıtlaSil
  6. Ha şöyle serdar abim.Belki için yana yana,üzülerek,belki daha dinç bir düşünceyle atılımını gerçekleştiriyorsun.Bukadar yazıp anlattın herşeyi.En doğru kararı vermişsin.Sen huzur adamısın,muhabbete açık engin birisin.Bizlere özelliklede bana bodrumu tutku haline getiren birazda sensin.Kalsaydın huzurun bozulacaktı.Sen artık bodrumdan bir parça olmuşsun.Bodrum güzel insanları bilir hisseder.Sende onlardan birisin.Neresine gidersen git,hep kabul görürsün.Ne olur bizler içinde tadını çıkar tüm güzelliklerin.Demiştim birkere 5 yılım kaldı diye.Gelicez abi oralara.Bu arada arasıra küçük istanbul kaçamaklarıda yapıyorsun.Senin nefret ettiğin bir ortamda,işim gereği bir avm de çalışıyorum.Biliyorum sevmiyorsun ama,Eyer birgün yolun düşerse optimum outletteyim beklerim abi.Belki birlikte bir yemek yer,ikiçift laflarız.Saygılar sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim ve Bodrum ile olan ilişkim ile ilgili düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Beş yıl kısa bir süre, çabuk geçer. Önümüzdeki yıldan itibaren gelip gitmeye, keşif yapmaya başlarsanız hem kendinizi hazırlarsınız hem motive olursunuz, zaman daha hızlı akar. Bol şans...

      Sil
  7. Serdar Bey,
    bu gün yazınız dolayısıyla bahsettiğiniz avm ye, meraktan gittim ve gördüm. Söylediklerinize katılıyorum, gerçekten tuhaf. Ama oradan çıkıp dönerken sanıyorum boşalttığınız evi, önündeki jiplerin tıkadığı yolu ve gürültüyü de gördüm. Sanıyorum oradan taşınmak çok isabetli bir karar olmuş. Ben de olsam orada pek durmak istemem. Ama o tarafa bir daha gideceğimi sanmıyorum, zira ben Yalıkavak'ı Gülten Abla'nın da olduğu çarşı kısmı ve çevresi olarak hatırlamakta kararlıyım. Taşınma çalışmalarınızda kolay gelsin.

    (üç defa yorum göndermiş olabilirim Serdar Bey, cep telefonundan yorum yapmak çok zor oluyor. Gitti mi gitmedi mi belli olmuyor, hangi yorumu isterseniz yayınlayabilirsiniz.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Taşınma işlemim bitti, artık iki gündür Bodrum'daki evimdeyim. Ben de size benzer şekilde, Yalıkavak'ı belediyenin iskele kafeteryası ile Küdür arası olarak hatırlamak istiyorum.

      Sil
  8. Serdar bey ,Yalıkavaktaki eski eviniz tutulmadıysa talibim.Deniz

    YanıtlaSil
  9. İstanbul a insan nasıl sırtını döner nasıl terkeder henüz çok erken derken şartlar bodrum diyor alış ve sevmeye çalış diyor.Bu blog ve sizin bodrum tutkunuz hayaller kurduruyor , teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  10. Serdar bey insanin sevdigi ve alistigi bir yerin giderek bozuldugunu gormesi gercekten cok kotu,ben ayni duyguyu yillar once Antalya'da yasadim,annem hala orada olmasina ragmen be 3 ay once Istanbuldan -Akyarlar da ev almak suretiyle Bodruma tasindim,bunda sizin blogunuzun ve yorumlarinizin cok buyuk etkisi oldu,Size cok tesekkur ederim,zevkli ve tavsiyelerle dolu yazilarinizi okumayi cok seviyorum,huzurlu ve mutlu bir kis gecirmek dilegiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, size de sağlıklı ve huzurlu bir kış diliyorum.

      Sil
  11. Objektif yorumlarınız için eline sağlık.

    YanıtlaSil