12 Eylül 2013 Perşembe

Datça'ya üç günlük Palamutbükü tatili

Ofisi Şubat ayında Bodrum’a taşıyınca, bu yaz eskisi gibi ev-ofis düzeninde değil yerleşik ofis düzeninde çalışmaya başladım. Yeni projelerle birlikte yeni düzeni oturturken yaz geçiverdi. Bu arada yazları yaşadığım Yalıkavak’tan da ayrılıp artık tamamen Bodrum’un içindeki evde yaşama kararım da Bodrum’daki evde bazı tadilat ve değişiklikler yapmamı gerektirdi. Çatı izolasyonu için ayrı ustalar, bahçe için ayrı kişiler, elektrikçi, tesisatçı derken Ağustos sonunu bulduk. Birer gecelik Alaçatı ve Çökertme kaçamaklarını yaptım ama her ne kadar tatil beldesinde yaşıyor olsam da benim de arada çevre değiştirme ihtiyacım oluyor. Yani birer gecelik kaçamaklar kesmedi, daha uzun süreli ilişki istedim. Hani mesela üç gün sürsün (fazlası bünyeme ters zaten). İşte bu istediğimi geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirme fırsatını buldum ve üç gün için Palamutbükü’ne kaçtım.

Yine bir yolculuk öncesi karesi. Her yolculuk bu kareyle başlıyor
Selçuk (amirim) Semin ve Yıldırım ile feribotta
Bodrum'dan ayrılırken

Datça'ya doğru


Bu blogu izleyenler İstanbul’a gidişlerimi yazdığım notlarda yer verdiğim fotoğrafların arasında oradaki eski ve sıkı dostlarımı görmüşlerdir. Bu dostlarımdan üçü Yıldırım, Semin ve Selçuk –ki lakabı Amirim- Bodrum’a geldiler ve aynı sabah buluşup birlikte dokuzbuçuk feribotuyla Datça’ya geçtik. Onlar dört gün kalacaklar, ben de iki gün eşlik edip üçüncü günü Fevzi’de rakı-balık yapıp ertesi sabah dokuzbuçuktaki Bodrum feribotuna yetişmek için Datça’nın merkezinde kalacaktım. Kullananlar bilir, Bodrum-Datça feribotu yolumuzu çok kısaltır. Benim evimden Datça tam 235 km (Fethiye de aynı mesafedir). Feribotla ise bu yol 10 km. Yani 10 km araba kullanıyorsunuz, kalanını feribot hallediyor. Hele Eylül ayının tatlı, kavurmayan sıcağında feribotun terasında bir yandan sohbet edip bir yandan güneşlenerek bir saat kırkbeş dakika yolculuk etmek çok zevklidir. Tabii benim gibi karaya indiğinizde tek taraflı amele yanığı olmayı göze almalısınız ya da güneşe karşı pozisyon değiştirmelisiniz. 


Feribot deyince İstanbul’daki dostlar Üsküdar-Harem hattındaki feribot gibi bir şey düşünmesin. Bizim bu feribotlar 20-25 arabalıktır. İlk binen son iner kuralının geçerli olduğu feribotlar özellikle Datça’nın Bodrum/Milas bağlantısı için hayati önemde. Datça’yı derin bir çıkmaz sokağa benzetirim. Marmaris’in Hisarönü’nü geçtikten sonra bu sokağa girersiniz ve Knidos’a kadar gidersiniz. Orada Datça biter. Devam edemezsiniz, geri dönersiniz. Ama tam o noktadan geri dönerken de aklınız o noktada, Knidos’ta kalır. O uygarlığın izlerini gördükten sonra artık Datça’ya başka gözle bakmaya başlarsınız. Mutlaka Knidos’u görmenizi öneririm. Hele benim gibi yaz ayları dışında, kimseler yokken, güneşli bir kış günü veya ılık bir bahar sabahı gezme şansını yakalarsanız saatlerce oradan ayrılamayacaksınız.


Badem Otel'in önü

İşte çıkmaz sokak olmak Datça’yı sakin kılıyor. Yol üstü olmayan yerlere özgü, hafif içe kapanık, kendini koruyan ıssızlığını hissediyorsunuz. Datça’nın karadan dünya ile bağlantısı Marmaris üzerinden. Denizden ise feribot çalıştığı sürece Bodrum üzerinden. Mesela Datça’da yaşıyorsunuz ve İstanbul’a uçakla gideceksiniz. İki seçeneğiniz var; ya 160 km kara yolunu kullanıp Dalaman’a gideceksiniz ya 50 km kullanıp Bodrum havalimanına. Tabii feribot olduğu sürece. Feribot olmasa bu mesafe 200 km’dir. Bodrum feribotları çalıştığında Datça, Bodrum üzerinden çok daha rahat olarak diğer merkezlere açılabiliyor. Örneğin İzmir yolu çok daha kısalıyor. Geçtiğimiz yıla kadar yazın günde iki kez olan feribot seferleri kışın bile haftada iki üç sefer yapılıyordu. Ben de bunu iyi değerlendiriyordum, arada Datça’ya geçip Fevzi’de Ege otları, rakı, balık yapıp dönüyordum. Ancak geçen yıl Datça tarafındaki Körmen liman ağzında başlayan marina inşaatının aksaması –müteahhit kaçmış diye duydum- feribot seferlerinin iptaline neden oldu. Geçici izinle Haziran ayı sonanda başlayan seferler muhtemelen Eylül sonunda yine kesilecek. Bunun çözümü ne zaman ne şekilde olacak bilmiyorum ama bundan Datça esnafı çok zarar görüyor. En basit örnek kendimi biliyorum, seferler durduktan sonra bir kez Datça’ya gittim. Normalde bu süre içinde en az üç kere geçerdim.


Karşıda Simi adası
Mavi-Beyaz'da akşam sofrası kurulurken
Palamutbükü'nde akşam yürürken
Otel Mavi-Beyaz'ın önü
Palamutbükü'nde Eylül sakinliği
Neyse lafı uzatmıyayım, feribotla Datça’ya geçtik ve oradan Palamutbükü’ne devam ettik. Ekip Palamutbükü’nün en iyi tesisi olan Mavi/Beyaz’da yer ayırtmıştı. Bense sadece akşam yatmadan yatmaya gideceğim, mekanın etinden sütünden yararlanmayacağım için Badem Otel’de kaldım. Burası da Palamut’taki diğerleri gibi bir aile işletmesi. Temiz banyo ve yatak arıyordum, Badem bunu sağladı denebilir. Ha, ampuller beyaz ışık veriyor, sineklik iyi kapanmıyor, kahvaltıdaki yumurtanın sarısı koyu değil, peynir tek çeşik o da sıradan gibi konulara takılacaksam orada kalmazdım. Dediğim gibi günlerimi arkadaşlarla beraber Mavi-Beyaz’da geçireceğimden iki akşam için bunları önemsemedim. Yoksa Palamutbükü’nde Mavi-Beyaz en iyisidir.

Palamutbükü ile ilgili bugüne kadar birkaç yazı yazdım bu blogda. Aynı şeyleri uzun uzun tekrarlamaktan kaçındığım için kısa notlarla hatırlatmak istiyorum;

Palamutbükü’nü geçen sene nasıl bıraktıysam öyle buldum. Evvelki sene de nasıl bıraktıysam geçen sene öyle bulmuştum. Bunun iyi ve kötü yanları var tabii. Bizim memlekette herşey hızla değişip -ama değişim olumsuz anlamda olduğundan- hızla bozulduğu için değişmemek bir anlamda iyi. Hiç olmazsa bildiğim gibi duruyor diye sevinebiliyorum. 
Üç yılın sonunda duş başlığı gitmiş borusu kalmış

Bu fotoğrafı çok severek çektim. Sadece hafif bir motor sesi duyuluyordu o kadar


Ama insan bu arada bazı olumlu şeyler de olamaz mı diye düşünmüyor değil. Tesisin birinde -ismini vermeyeceğim çünkü anlatacağım o tesise özgü bir durum değil, Palamut’taki tesislerin hemen hemen tamamına yakınında aynı özensizlik var- üç yıl önce denizden çıkanların duş yapması için sahile koydukları duş başlığının yosun tutacak kadar eskimiş olduğu görmüştüm. Bir yıl sonra yine aynı yere sonbaharda hem yemek hem denize girmek için uğradığımda aynı duş başlığının artık kirden, yosunun yanısıra simsiyah olduğunu görmüştüm. Bunu da yazmıştım. Bu gidişimde aynı başlığı merak edip gidip baktım, başlık yerinde yoktu. Tabii 150 kr verip yenisini almak gibi bir girişimde bulunmamışlardı. İşte buna tutuluyorum. Yahu yapmayın etmeyin bu kadar özensiz olunmaz. Akdeniz’in olağanüstü denizinin olduğu coğrafyasında yaşıyorsunuz, bu bir nimet. Bunu pazarlayarak para kazanıyorsunuz. Bari biraz dikkat edin. Orada duş başlığı olmaması işletmeciyi hiç rahatsız etmiyor, etse alır takar. Salaş olmak özensiz ve pis olmak anlamına gelmez. Salaş olmak da bir tarzdır, bir seçimdir ve temiz olmaya engel değildir.





Mavi-Beyaz Otel'den bir detay. İşletmenin özeni hakkında ip ucu veriyor
Mavi-Beyaz'dan
Eylül ve Ekim ayları Ege'de düğün ayıdır. Palamut'ta da denk geldik


Bir diğer konu mutfak. Palamutbükü’nde iki akşam sahilde yürüyüp nerede yemek yenir diye baktım. Adamik, Semra’nın Bahçesi ve Sarıhoş adında üç mekanı gözüm kesti. Semra’nın Bahçesi daha İtalyan mutfağı tarzıymış gibi duruyor. Hani şaraplı bir akşam için ideal olabilir. Mekan çok güzel zaten. Taş ev. Ama benim gibi rakı-balık ikilisini her zaman ilk sıraya koyanlar için diğer seçenekler daha uygun sanki. Bir ara denemek istiyorum. Diğer mekanlar çiftlik çipurası satan sıradan mekanlar. Balığın yanında tavuk kanat, sucuk, çöp şiş de bulabileceğiniz cinsten yerler ki bana hiç uymaz. Çöp şiş yemek istersem yanında çipura da satan lokantada yemem, gider adam gibi etçide, kebapçıda yerim. Aynı şey balık için de geçerli. Palamutbükü mekanlarının mutfak bölümü de gayet sıradan görünüyor. Bunu kötülemek için söylemiyorum yanlış anlaşılmak istemem. Buranın tarzı bu. Canım iyi yemek isterse Palamutbükü’ne değil başka yere giderim. Palamutbükü’nde tatil yemek öncelikli değil deniz ve sakinlik öncelikli bir tatil olmalı. Tabii Temmuz ve Ağustos aylarını kastetmiyorum, o zaman orası da felaket. Denizden sahildeki çocuğuna “yapma annecim, koşma babacım” diye bağıran ailelerin gürültüsünü duymak zorunda kalıyorsunuz ki tahammül edilir gibi değil. Hem iyi yemek hem iyi deniz olamaz mı derseniz biraz para harcayıp Mavi-Beyaz’da kalmanız gerekir. Burasını daha önce de yazdımdı, işletmecisi Mehmet Bey bildiğim kadarıyla Mesudiye’lidir ve buralara aşıktır. Kahvaltısını daha önce yememiştim, mest oldum dersem abartmış olmam. İki akşam yemek yedim, her şey çok lezzetliydi. Hele burada pek bulamadığım midye tava, özlemimi giderdi. İstanbul’dan geliyormuş zaten. Ama rakı fiyatına çok şaşırdım, Bodrum’daki fiyatlardan daha yüksek rakam ödedik. Bodrum nispeten pahalıdır deriz, Palamutbükü’ndeki fiyatın ondan da yüksek olmasını yadırgadım. Bunu da mekanı seven biri olarak söylemek istedim. Benim görüşüme göre Mavi-Beyaz, evet ucuz bir yer değil ama -rakı/içki fiyatı hariç- hakkediyor. Palamutbükü’ndeki hakim işletme anlayışının dışında, Palamutbükü’ne kalite getiren bir mekan. Personelin ilgisinin ve sevimliliğinin de ayrıca takdir edilmesi gerekir, hepsi çok iyiler.
Pazar günü Palamutbükü'nün pazarı kuruluyor



Sonuç olarak Palamutbükü’nün denizi o kadar müthiş ki, insana bazı şeyleri göz ardı ettiriyor. Oda temiz olsun, kömür haline gelecek kadar pişirilmiş çiftlik çipurası yemektense köfte veya şiş yerim bana uyar diye düşünürseniz mesele yok. Ama her şeyi dört dörtlük yaşamak isteyince de bunun bir bedeli var, ödemek gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla Palamut’ta oda fiyatlarının skalası geniş değil. Ortalama 125 TL diyebilirim. Sonraki seviye birden 375-400 TL olabiliyor. Arası yok sanki, ya da ben denk gelmedim.

İki günü Palamutbükü’nde denize girip, öğle uykuları uyuyup, kısa yürüyüşler yapıp sonrasında uzun akşam sofraları kurarak geçirdik. Böyle bir şeye ihtiyacım varmış, çok iyi geldi. Üçüncü gün, yani Pazar günü Hayıtbükü’ndeki Ortam’ın lezzetli böreklerini yemek üzere öğlen Hayıt’a geçtik. Uzun öğle yemeği sonrası gözler kapanmadan ben Datça’ya ekip Palamut’a döndü. Bu arada İstanbul’dan ekibe Oğuz ve Nihal de katıldı nüfusumuz arttı.

Hayıtbükü
Ortam Pansiyonun terasından Hayıtbükü
Datça demek badem demek. Her yere, her şeye badem katılıyor. Bu da çağla turşusu
DM Residence'da hep kaldığım 11 numaralı odadan manzara
Datça'da en sevdiğim saatler. Huzura dokunabilirsiniz




Birkaç tekneyle Boğaziçi Üniversitesi yelken ekibi gelmiş, limanda neşe saçıyorlardı


Pazar akşamının programında Datça merkezindeki dostum Fevzi’nin mekanında kendimizi ona teslim etmek vardı. Her zaman olduğu gibi gecenin başında sadece “balık yiyeceğiz/yemiyeceğiz” bilgisini verdik sonrasını Fevzi’nin oğlu Arda halletti. Her şeyden tatmak istediğimizden ufak ufak tadımlık otlar, kurutulmuş ahtapot ve kalamar, deniz şakayığı ve şimdi sayamayacağım yirmi civarında meze tabağı getirdi. Sübye salatası ile enginar ve beyaz balığın etinden yapılan meze benim için gecenin yıldızıydı. İşi hafifleyince masamıza katılan Fevzi ile birlikte sohbeti ilerlettik ama ertesi gün ben dokuzbuçuk feribotuyla Bodrum’a, ekip de hemen o gece dağ yolundan Palamutbükü’ne döneceğinden geceyi uzatmadık.

Datça’nın içinde kalırken öncelikle DM Residence’ı tercih ediyorum. İsmi tedirgin etmesin İstanbul’daki residence gibi değil. İstanbul Kadıköy’de yaşayan çiftin işlettiği DM ekim ayında kapanıyor. Ben de kışın geldiğimde Fora’da kalıyorum. Gerçi şimdi meydanın orada yeni bir otel açılmış, belki kışın orayı denerim. Ancak yaz için Deniz Bey’lerin DM’sini çok seviyorum. Hem Fevzi’ye yakın, hem manzarası güzel, hem tertemiz ve odaları çok ferah. Son gidişlerimde hep 11 numaralı odada kalıyordum, bu kez de Deniz Bey aynı odayı verdi. Bu durum garip biçimde bir aidiyet duygusu veriyor, kendimi ara sıra gidip kaldığım yazlık evimde gibi hissediyorum. İstanbul’da kaldığım otelde de iki üç oda arasında dolanıyorum. O üç odadan hangisi boşsa onu veriyorlar, bu durumu seviyorum.

Datça’nın harika bir sabahına uyanıp kahvaltımı yapıp yola çıktım ve yirmi dakika sonra feribota binmiştim. Yine güneşlenerek, Ege havasını soluyarak terasa oturdum. Bu sefer ilk kez feribottan direkt ofise gittim. Daha önceleri ofis İstanbul’da olduğu için Bodrum’a eve gidiyordum. Ofisi buraya almakla ne iyi ettim dedim kendime.

Ve tabii Fevzi'nin mekanındaydık
Mısır ekmeği üzerine kopanista peyniri. Yoğun tadı olan ağır bir peynir ile mısır ekmeği mükemmel ikili oldu
Tatil ekibi


Fevzi'nin imalatı keçiboynuzu likörü
DM'de sabah kahvaltı saati
Datça'yı terkederken
Ofise gidiyorum... yolculuk yaptığım araç gayet havadardı, yol zevkliydi
Bodrum'a yanaşırken


Önümüzde daha Eylül ayının yarısı ve koca bir sarı yaz var. Datça’ya en az bir iki kez daha geçmik istiyorum, bakalım olabilecek mi? Ve tabii sırada aylardır gidemediğim Fethiye var. Oradaki arkadaşlarla birlikte bir akşam Girida’da oturup yazın nasıl geçtiğini konuşurken Girida’nın şahane mezelerinden tadıp, birer yudum rakı içesim var.
Fevzi'den


Düğünden




3 yorum:

  1. Merhaba Serdar Bey,
    Mavi Beyaz otel hakkında yasadıklarımızı sizin ile paylasmak istedim.
    Çünkü yazınızda söyle yazdınız: "Palamutbükü'nün en iyi tesisi Mavi Beyaz". Biz öyle düsünmüyoruz.

    Geçen yaz Mavi Beyaz otel de 2 gece konakladık. Çünkü Palamutbükünde diğer otellere pansiyonlara internet üzerinden baktığımızda dedik ki herhalde Mavi Beyaz en iyisidir ve orayı tercih ettik. Çok pisman olduk.

    Dislerimizi fırçalarken veya elimizi yüzümüzü yıkarken lavabodan iğrendiğimizden isimizi kısa tutarak hal ettik. Çünkü: lavabodan pis suyun gittigi plastik hortumun içi yosun tutmus, yosunun rengi de simsiyah görünüyordu. Arti, lavabonun içinde bulunan küçük delikten yosunlar artık dısarıya büyümeğe baslamıs.

    Sonra kapılar:
    bizim oda kapımız ve iki adet balkon kapılarımız zar zor kapanıyordu. Kapılar eskimis, bakımdan geçmeleri gerek. Ama sadece biz oda kapısında zorlanmadık. Yan odalara gelen misafirleri de duyduk her seferinde kapılarını kapatmak için siddetli vurmak zorunda kaldılar.

    Bir baska konu da oda temizliği:
    Malesef kendim kolonya ile tuvaletin gömme rezervuar kumanda panelini silmek zorunda kaldım. O kadar kirliydi.

    Her gün odayi yapıyorlardı ama:
    Malesef banyonun lavabosunu en azından bir sünger ile temizlemek akıllarına gelmiyor herhalde.

    Kısacası:
    Palamutbükünde bizden baska düzgün görünen otel nasıl olsa yok diye düsündükleri için:

    Asırı konaklama fiyatları var.
    Ve rahat davrandıkları için denizin önünde bulunan otellerini bakımdan geçirmiyorlar (deniz ve rüzgar tabiiki yıpratıyor odaları). Nasıl olsa müsteri geliyor, neden bakım yapsınlar ki.

    Buradaki amacım Mavi Beyaz otelini kötülemek değil.
    Sadece bizler hiç kimseye tavsiye etmiyoruz. Çünkü aldıkları konaklama ücretini hiç hak etmiyorlar.

    Saygılarım ile
    Ebru

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ebru Hanım. Yazdıklarınıza hem şaşırdım hem üzüldüm. Orada henüz hiç kalmadım ama Palamutbükü'nde kalacak olsam Mavi-Beyaz'ı tercih ederim diye her zaman söylerim. Defalarca yemek yedim, önünden denize girdim, bendeki izlenimi çok farklıydı. Bu eleştirilerinizi aktaracağım çünkü önemli. O tesis bölgenin en iyisi olmalı, bunun için eksik ne varsa işletmenin halletmesi gerek. Dikkate alacaklarından eminim. Teşekkür ederim.

      Sil
  2. Serdar Bey merhaba, bir süredir yazılarınızı takip ediyorum. Resimlere baktıkça içim açılıyor. Son tatilimizde Selimiye'deydik. Tamamen sizin tavsiyenize uyarak Datça'ya Fevzi'ye öğle yemeği için gittik. Malum mesafe biraz uzak olduğundan akşam yemeği için kalamadık. Öğle yemeği olduğundan haliyle biraz boştu, ve hatta kahvaltıya mı geldik diye sordular:) Bence hakkında söylediğiniz tüm güzel şeyleri hak ediyor Fevzi. İşini bu derece özenerek yapan, sanata dönüştürmüş insanları tanımak çok keyifli. Tavsiyeniz için tekrar çok teşekkürler.
    Bilgen

    YanıtlaSil