5 Aralık 2014 Cuma

Bodrum-İzmir-Bodrum hattında 32 saat, 480 km.

İzmir’e gidişlerim de her geçen yıl artmaya başladı. 2010 yılında bir kere gitmişim, 2011 ve 2012’de hiç gitmemişim. 2013 yılında bir kez gitmişken bu yıl beşinci kez İzmir’deydim. İzmir de Datça ve Fethiye gibi her geçen gün daha çok sevdiğim bir yer haline geldi. Gerçi büyükşehir olduğundan iki günden fazla kalınca kalabalık gelmeye başlıyor. Hele uzun süre Bodrum ve civarından ayrılmadıysam, bünyede basbayağı kasabadan indim şehire durumu oluyor. Ama dedim ya İzmir’i daha çok sevmeye başladım ve önümüzdeki yıllarda daha çok gideceğimi tahmin edebiliyorum. Hele İzmir’de de sevdiğim insanlar olunca bu çok doğal. Her ne kadar belli yerlerin coğrafyasını, doğasını çok seviyorsam ve sık gidiyorsam da, zaman içinde oralarda sevdiğim insanlarla tanışmamın, oralarda onları görecek olmamın da etkisi var.

Kordon'da çimlere yayılanlar...
Geçen yıl da tam bu zamanlarda bizim Ahmet ve Havva ile gitmiştik İzmir’e. Turizm fuarı vardı. Yine bu fuarı bahane ederek dün sabah yola çıktık. Havva otel yöneticisi olduğu için onun fuara gitmesi zaten işi gereği. Ben ve Ahmet de işin yeme, içmi, gezme tarafındayız. Bloğu izleyenler biliyor, balık yemek için 235 km yol yapıp Fethiye’ye kaçıyorum. Ya da aynı mesafeyi bulan Datça’ya. İzmir de aynı mesafede. Yani Bodrum’daki evimden fuarın yapıldığı yere gidiş tam 240 km. Eh yol güzel olunca, araba kullanmayı sevince, yolda da sohbet, kahkaha olunca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, bir de bakıyorum İzmir’e varmışız. Hem şunun şurasında üç-üçbuçuk saatlik bir yoldan bahsediyoruz. Yağışlı bir günde o sürede İstanbul’da Pendik’ten Avcılar’a gidemezsiniz.


Bu seneki fuara da Bodrum’dan çok katılan vardı doğal olarak. Bodrumlu turizm ekibinin neredeyse tamamı yeni açılan Ramada otelinde kalıyor dendi biz de orada kaldık. Ben Bodrum’lu turizmcileri çok tanımıyorum. Yani tanıdığım turizmci sayısı onu geçmez. Ramada’nın lobisinde kaç kişiyle tanıştım unuttum. Otelin yöneticileri de Bodrum’dan transfermiş. Yabancılık çekmedik yani. Yoksa ben İzmir Palas’ı çok severim ve gidişlerimin çoğunda orada kalırım. Sabah güneş doğarken Kordon’u ve Ege’yi seyretmeyi çok seviyorum. Genellikle hemen alt kattaki Deniz restoranda da yediğim için masadan bir asansörle yatağa çıkmak hiç fena değil. Ancak son zamanlarda Deniz restoran çok iş yemeği düzenlenen bir restoran oldu. Hele hafta arası masaların çoğunluğu kravatlı, ceketli insanlardan oluşuyor. Eh bu da beni sıkıyor. Beyaz ışıklı mekanları da sevemedim zaten. Hemen yakınındaki Balıkçı Hasan’a gitmeye başladık. Sahibi ile de Bodrumdan ortak tanıdıklar çıktı. Son üç gidişimde servise gelen garson, eskiden Türkbükü’nde Ship-a-hoy personeliymiş. Her gidişimde Bodrum muhabbeti oluyor. Yıllardır şuna dikkat ediyorum, bir restoranda, meyhanede veya mesela otelden ayrılırken resepsiyon görevlisi Bodrum’da yaşadığımı öğrenince çok farklı davranmaya başlıyor. İş hayatımda da bu çok sık oluyor. Toplantılarda giriş ve toplantıya ısınma konusu mutlaka “hayat Bodrum’da nasıl geçiyor?” ile başlıyor. Hemen bir Bodrum sohbeti dönüyor. Bu sefer de Ramada’daki resepsiyonda çalışanlardan biri zamanında Bodrum ve Marmaris’te çalışmış, fatura keserken adresimi görünce ilgi gösterdi, çok daha yakın davrandı. İstanbul’da havalimanına geliş veya gidişlerimde bindiğim taksilerde de bu durum çok sık karşıma çıkıyor. Nereden geliyorsunuz ya da yolculuk nereye sorusuyla başlayan sohbet “cennette yaşıyorsunuz” ile bitiyor. Bazen de “benim de falan yerde bir devre mülküm var, yazın yakıyorum mangalı abi sorma gitsin” diye devam ediyor.

Yeni açılan Ramada'nın odaları geniş ve rahat

Kapı numaralarını görmemek mümkün değil. İçkiliydim veya gözüm bozuk gibi bahaneler geçersiz
Neyse, gelelim fuara. Fuar geçen yılki “yerli malları haftasından hallice” yapısından ödün vermemiş, tastamam geçen yıl gibiydi. Bu fuara yıllardır gelenler bu durumun aynen sürdüğünü söylediler, şaşmadım. Bizim Bodrum standı belki en kalabalık, en ilgi çeken stand oldu diyebilirim. Bunda Halikarnas Diskonun organizasyonu olduğunu tahmin ettiğim sambacı kızların da etkisi olmuştur herhalde. Bodrum ile Brezilya ve samba ne alaka derseniz, hiç bir fikrim yok. Gördüğüm en komik hareketlerden biriydi. Haa ilgi çekti mi diye soracak olursanız evet ilgi cekti ama oraya çıplak bir kadın da koysanız ilgi çekerdi, iki şempaze akrobasi yapsa yine ilgi çekerdi. Yani demem o ki “Bodrum” bunun neresinde sorusunun cevabı yok. Stand konusunda ayrı bir yazı yazsam yeridir. Hala o amfora görselli logoyu kullanıyorlar. Yahu Bodrum sadece su altı tarihi mi? Sadece deniz-güneş mi? Sadece eğlence mi?... Bunların hepsi bir araya gelince Bodrum oluyor. Yani kullanacağınız logo bu duyguyu vermeli. Stand da öyle. Mavi ve beyaz yapınca Bodrum olmuyor. Neyse, bu işi yapanlar kendilerinin çok iyi bildiğine emin olmalılar ki sormuyorlar, danışmıyorlar. Birkaç yıl önce başkan Kocadon ile bir araya gelmiş, bunları konuşmuştuk. Sonra ses çıkmadı, ben de üstelemedim. Ticaret Odası da, Turizm Yatırımcıları da bildikleri gibi devam ediyorlar, ben de izliyorum. Plastik bardakta mandalina gazozu ikramıyla devam. Ama haklarını yemeyelim bir Bodrum markasının şarabı da vardı.


Cennet vatanımızın yörelerinin nesi meşhursa hepsi fuardaydı
Bodrum'un Brasil köyünün genç kadınları halk dansı yapıyordu (?)
Başkan Kocadon da açılıştaydı
Turizmciler kendi işleriyle ilgilene dursunlar biz de Ahmet ile standları gezdik. Kars’ın gravyerinin, Kayseri’nin pastırmasının ne kadar meşhur olduğunu öğrenip bir avuç sıcak Çorum leblebisi yiyip fuardan çıktık. Bu kadar bilgi bombardımanı yetti gari dedik, başladık İzmir’de yürümeye. Ancak arka kapıdan çıkmıştık, bardaktan boşanırcasına bastıran yağmurda Manisa’ya varmak üzereyken yönümüzün ters olduğuna uyandık. Sağolsun akıllı telefonlar, bizi Alsancak’a indirdi. Karnımız acıkıp, yağmurdan da sırılsıklam kedi yavrusuna dönünce kendimizi Topçular’a attık, masaya oturduk ve yağmur dinip güneş açtı. Havanın derdi bizimleymiş deyip fazla üstelemedik. Akşam rakı-balık yapacağımızdan aşırı yemeyelim dediysek te pek öyle olmadı. Dönüşte de yürüyerek yakarız dedik ve dün 11 km yol yürüdük. Yaktık mı derseniz hayır diyeceğim. Rakı başına otururken hala tok gibiydim ama lakerda ve cibez gelince gözümde herşey silindi, öğlen yediklerimizi sıfırladık. Nerede kalmıştık dedik, sofranın tadını çıkarmaya başladık. Sohbet iyiydi, neşemiz yerindeydi, özlediklerim masadaydı... yani tadımız yerindeydi.

Öğlen Topçu'da...
Akşam Balıkçı Hasan'daydık
Seda ile dört ay sonra bir araya gelip, sohbet edip kadeh kaldırabildik
Seda ve ablası sevgili Seycan
Mehmet ile... Keyif durumumuz gayet açık değil mi?
Havva ve Ahmet'i artık iyi tanıyorsunuz. Çiçek-burun-evlilik desem...
Seda ile...

Saat onikiye doğru yorgunluk başgösterdi, üçüncü şişeyi açmayalım deyip masadan kalktık. Amacımız bir yerde daha oturup belki bir kadeh daha içmekti ama İzmir’de hafta arası hayat onikide bitiyor. Önünden geçtiğimiz bütün publarda, kafelerde iskemleler ters çevrilmişti. Havva ben yorgunum otele döneceğim deyince biz de beraber gittik, Havva’yı bırakıp otelden bir taksiye atlayıp başka semtte bir yerlere gidelim dedikse de şoför hiç heveslenmeyin dedi ve şu ilerideki pavyona gidin orası açık diye ekledi. Adam acaba bizde nasıl bir pavyoncu tipi gördü diye Ahmet ile birbirimize baktık, anlayamadık. Sonunda kapanmakta olan otelimizin barını terk etmeye yeltenen iki çalışana kıpırdamayın dedik. Son kadehleri barda içtik, adamları daha fazla uykusuz bırakmayalım diye biz de odalara çıktık. Arkamızdan derin bir oh çektiklerine eminim çünkü bizdeki potansiyeli kavradılar. Tabii Bodrum’da yaşadığımız bilgisi de araya girince kesinlikle eyvah, bunlar saatlerce kalırlar demişlerdir.

Şu doku İzmir demek
Bu sabah kahvaltı falan derken otelden ayrıldık. Önce bir Forum Bornova’ya uğrandı. Dönüşte bize katılan arkadaşımız Gonca ile Havva bir iki dükkana bakacaklardı biz de Ahmet ile kahve içeriz dedik. Çıkışta bir baktım ki benim elimde iki poşet vardı, Gonca ve Havva’nın elleri boştu.

İzmir yolculuklarının ritüeli Ortaklar’da çöp şiş yemek. Bu sefer de saati ona göre ayarladık ve otobanın sonundan hemen Ortaklar’a sapıp Somuncu Baba’ya girdik. Aynı dünkü durum oldu, kahvaltıdan sonra çok zaman geçmedi, acaba yiyebilir miyiz dediğimiz dünya kadar çöp şişi bitirmek onbeş dakikamızı aldı. Arada burada da söz ediyorum, eğer arabanızla Bodrum’a doğru geliyorsanız sakın ola ki yol üzerindeki çöp şişçilere girmeyin. Onların hepsi birbirinden kötü, silgi gibi etler veriyorlar. Ortaklar’a sapıp otobandan ayrılın ve Somuncu Baba’yı bulun. Bu işlem en fazla on dakika zamanınızı alacak ancak kesinlikle değecek.

Somuncu Baba'da şişlerimiz hazırlanıyor...
Şimdi bile şu fotoğrafı bloga koyarken için gitti... Daha altı saat önce yedim


İşte bir İzmir turu böyle geçti. Hızlı ama çok tadındaydı. Başta dediğimi tekrarlayacağım, önümüzdeki dönemde daha çok gitmek isteyeceğimi tahmin ediyorum. Sırada Bostanlı’daki Mavra balıkçısını denemek de var. İşte bir neden daha...


1 yorum: