16 Ağustos 2016 Salı

Yine Lipsi'ye gidince...

Lipsi’ye ilk gidişimi bir önceki yazıda aktarmıştım. Çok sevdiğimi de üstüne basa basa anlattım. Ve aradan iki hafta geçmeden yine gittim. Bu sefer Kos’ta bir gece kalmayı ve Instagram arkadaşım Hristos ile tanışmak ve onun işlettiği mekan olan Barbouni’de yemek yemek istiyordum. Kos’un düz yollarını zaten biliyorum, Lipsi’nin yollarını da bir önceki gidişimde görmüştüm. Bu iki adada bisiklet kullanmak çok zevkli olur diye düşündüm ve bisikletimi de götürdüm. İyi fikirmiş. Kos’ta bisiklet yolları olduğundan gezmek çok rahat. Lipsi ise zaten trafik olmayan bir ada. Yollarda şerit falan yok. Zaten peş peşe giden iki-üç aracı ancak feribotların yanaştığı saatlerde görebiliyorsunuz. Onun dışında ortalıkta pek araç yok. Hele siesta zamanı sokaklarda kediler bile kalmıyor.

Benim makam bisikletim Yunan ellerine de gitmiş oldu. Bir anlamda Avrupa'ya geçti sayılır


Kos'un bisiklet yolları... Bir gün Bodrum'da da olacak mı acaba?
Dedim ya, bu gidişimde bir geceyi Kos’ta geçirmek istiyordum. Gidişlerimde eğer kalacaksam Astron Oteli’nde kalmayı tercih ediyorum çünkü çok merkezi. Hemen limanda. Yürüyerek her yere gidebiliyorum. Her yerden kastım da çarşı ve meyhaneler tabii. Yoksa denize girmek için Kos’a gitsem adanın arkasındaki plajları tercih ederdim. Ama Bodrum’da yaşayan biri için sadece denize girmeye Kos’a gitmek tuhaf kaçar zaten.



En iyi ve en sert uzo...
Babouni'de yemekler lezzetli, servis çok iyi, mekan da öyle. Bildiğimiz ouzeri veya taverna tarzı değil, daha şık bir ambiyansı var

Gümrükten geçtikten sonra

Akşam üstü Bodrum’daki ofise yakın limandan kalkan katamarana bindim, yirmibeş dakika sonra Kos’taydık. Bisikletle pasaporttan geçtim ve otele gittim. Hemen üstümü değiştirip yürüyerek ulaşamadığım mesafelere bisikletle gezmek üzere ada turuna çıktım. Kos'ta araç sürücüleri bisiklet kullananlara karşı son derece nazikler ve trafik kurallarına tamamen uyuyorlar. Bizdeki gibi bisikletin üstüne sürmeler, yol vermemeler, sıkıştırmalar yok. Geçiş üstünlüğü bisikletlerde ve buna uymayana rastlamadım. Hep yazdığım, söylediğim gibi, şunun şurasında Kos ile aramızda 5-6 mil ya var ya yok ama aramızdaki medeniyet farkı yüzlerce yıl. Hele son on yılda ara iyice açıldı. Trafik, eğitim seviyeleri, temizlik bunu anlamak için üç gösterge. Yorulunca kahve molası vere vere bir kaç saat turladım. Akşam yemeği için Barbouni’ye gitmek üzere yürüdüm. Alkollü araç kullanmıyorum. Bisiklet de araç sayılır dedim ve otelin önündeki bisiklet park yerine bıraktım. Barbouni sahilde, Bodrum’un ışıklarını seyrederek yemek yiyebileceğiniz bir mekan. Şık bir yer. Servis çok iyi. Feta peyniri, kavun, Symi karidesi ve ahtapot köftesi ile yanında en sert uzo olan siyah etiketli Afrodit seçtim. Hristos çok yakın davrandı, ilgilendi. Dedesi Kalymnosluymuş. Hatta evini tarif etti, aşağı yukarı yerini çıkarabildim. Yazları da Vathi’ye gittiklerini, çocukluğunun oralarda geçtiğini anlattı. Hristos ile şöyle komik bir yazışmamız olmuştu geçen yıl. Ekim ayıydı galiba, Kalymnos’ta gezinirken siesta zamanı sokağın birinden kahkahalar ve şarkı sesleri yükseliyordu. Aynı şarkıyı defalarca çaldıran ekip öğlen öğlen uzo kadehlerini birbirinin peşi sıra deviriyorlardı. Kadeh bitince de mekanın önüne atıp kırıyorlardı. Biz fotoğraf çekerken bizi de ısrarla çağırdılar. Bir yarım saat onlara takıldık, eğlendik. İçlerinde çat pat İngilizce bilen, boya yaparken mola verdiği üstündeki izlerden belli biri çevirmenlik yapıyordu. Bu ekibin fotoğrafını Instagram’a koyunca biraz sonra Hristos mesaj gönderdi. O boyacı benim Barbouni’yi boyayan çocukluk arkadaşım dedi. Nereden nereye… Neyse Hristos’un mekanında Bodrum’un ışıklarına bakarak lezzetli yemeklerden yerken, masada yalnız olduğum için arada gözüm sosyal medyaya takılıyordu. Bir tuhaflık olduğu belliydi Türkiye’de. Asker Beylerbeyi’nde köprüye giden yolları kesmişti. Ne olduğuna anlam veremezken bir süre sonra darbe girişimi olduğu anlaşıldı. Mekandaki Türklerin bulunduğu masalar dalgalandı. Herkes telefonla bilgi almaya çalışıyordu ama sonradan anladık ki zaten kimse bir şey bilmiyormuş ilk saatlerde. Yemekten kalkıp otellerine dönenler, teknelerine gidip Bodrum’a dönmek isteyenler oldu. Ben de yemeğimi ve uzomu bitirip otele yürüdüm. Kos’ta kalmışım zaten, yapacak bir şey yok. Mümkün olduğunca doğru bilgiye ulaşmaya çalışıyordum. Saat sabahın dördü olduğunda biraz şekillenmeye başladı iş.



Yunan adalarında en sevdiğim bira...

Ertesi sabah daha detaylı bilgiye ulaşabildik. Yunan televizyonları canlı yayın yapıyorlardı otelde onları biraz izleyip anlamaya çalıştık ama ne çare ki başarılı olamadık. Fakat darbenin de başarılı olmadığı ortaya çıkınca, rahatladık. Tatili kesip Bodrum’a dönmenin bir anlamı olmayacağından sabah feribotuyla Lipsi’ye devam ettim.

Bu sefer geçen gidişimde kaldığım oteli değil, limanı döner dönmez küçük bir koyun içinde bulunan oteli seçtim. Otel yine tertemizdi. Denize çok yakındı (30-40 m) ve kısa bir yoldan merkeze yürümek de on dakika bile sürmüyordu. Hem bisikletim de vardı. Bir geceliğine gelmiştim ve amacım geçen seferden tadı damağımda kalan ahtapotçudaki ahtapotlardan yemekti. Bisikletle biraz turladım, denize girip yüzdüm, öğlen bira içip, suvlaki yiyip siesta yaptım ve tam bir Yunanlı gibi yaşadım diyebilirim. Öyle fazla çalışmadan, sadece zevk için yaşamak bir sanat ve arkadaşlar bu işi iyi biliyorlar. Linkini göreceğiniz kısa videoyu izlerseniz orada teknesinde ağlarını onaran ve bu işi yaparken Haris Aleksiou dinleyen balıkçıyı göreceksiniz ( https://youtu.be/T6OdHj0VXos ). Akşam da benim ahtapot yediğim yerde ahtapotunu yedi uzosunu içti. Herkes her yerde yiyebiliyor işte. Bir yerde ahtapot 10 euroyken yüz metre ötede 100 euro değil. Mekanlar arasında uçurumlar yok çünkü gelirler arasında da fazla fark yok. Bunları Lipsi ve benzeri adalar için söylüyorum. Yani bir mekanın kapısında halk tipi arabalar varken diğerinde Ferrari’ler yok. Hepsi üç aşağı beş yukarı aynı. Hele Lipsi’de araba yok neredeyse.


Lipsi'de kaldığım oteldeki odamdan görüntü
Lipsi'de plajlarda şezlong yok. Dolayısıyla şezlong parası isteyen işletme de yok





Bu Alfa da Mythos olmadığında içtiğim, ikinci tercihim olan bira
Bayram olmadığı için kalabalık yoktu. Bizim bayramımızdan söz ediyorum, Yunan bayramından değil. Dolayısıyla Türk aileler yoktu. Bu gürültü olmaması anlamına geliyor. Adayı bilen ve o sakinliği için gelen bir kaç turisti saymazsak sadece ada halkı vardı demek yanlış olmaz. Ha bir de kara Yunanistan’ından geldiklerini tahmin ettiğim bir avuç Yunanlı turist geziniyordu.

Bir önceki gidişimden tadı damağımda kalan ahtapotu, sözünü ettiğim mekanda tekrar yedim. Koslu Hristos Lipsi’ye gideceğimi öğrenince herhalde ahtapotçuya gidersin dedi. Dedim sırf onun için gidiyorum sayılır, uğramam mı? Arkadaşımdır selam söyle dedi. Unuttum. Bir dahaki gidişimde söylerim artık.



Bir dahaki gelişimde bu mekanı deneyeceğim





Mükemmel lezzet...

Siesta zamanı...
... sokaklar bomboş

Bu adaya dair komik sayılabilecek bir de hikaye anlatayım. Bilenler vardır, bir dönem Yunanistan’da Aleksandros Yotapulos’un lideri olduğu, Yunanistan’ı kana bulayan, anarşist ve belalı 17 Kasım örgütü vardı. İşte bu Aleksandros bütün Yunanistan’da aranırken Lipsi’ye tatile geliyor ve yakayı ele veriyor. O zaman adanın nüfusu olsun olsun 350 kişi olsun. Böyle küçük bir adada tanınması on beş dakika sürerdi. Nitekim geldiğinin ertesi günü yakalanmış. İlk günü neden yakalanmadı bilinmez ama tahminim şu; adada polis yok, tanıyan biri ihbar etmiştir fakat o zamanlar cep telefonu yok, diğer adalardaki polise zorla ulaşmıştır herhalde. Bugün bile adaya indikten yarım gün sonra neredeyse herkesi tanıyorsunuz. İkinci gün selamlaşmalar başlıyor. Adanın bir özelliği de gazete gelmemesi.

Lipsi’de bir gece kalıp ertesi gün öğlen feribotuyla Kos’a geçtim. Kalymnos’tan gelen kuzenim Ayşe ve nişanlısı Kemal ile buluşup benim ara sokaktaki amcanın mekanında öğle uzosu yaptık. Ve yavaştan akşam oldu, Bodrum’a döndük.


Ağları onaran balıkçı akşam ahtapot yemeye mekana geldi

Kos'a götürecek feribot limana yanaşırken

Ayşe ve Kemal ile Kos'ta öğle uzosu, ahtapot ve kalamar yaptık
Lipsi’yi çok sevdim. Bir daha, bir daha giderim. Bizim ülke insanının tatil anlayışına ters bir ada olduğundan kimse gelmez. Gelen de bir daha gelmez. Gidip pişman olanı o kadar çok duydum ki, için için seviniyorum. Bir sonraki yazıda Nisyros’u anlatırım. O adaya da bayıldım. Orası da sakin ama Lipsi’ye oranla daha hareketli. Çünkü genç nüfusu var. Fakat yine bizim insanımıza uymaz, kimseye hava atacakları mekan yok. Kimse onları tanımaz. Etrafta meşhur insan da yok. Beach yok. Club yok. Bir iki kafe var hepsi o. Bir Santorini veya Mykanos değil. İki ada daha var görmek istediğim. Ki onlar da bizim milletin asla gitmeyeceği adalar. Her iki adayı görmemi önerenler sakinliği seven insanlar, önerilerini dikkate alıyorum. Bayramda o adaları keşfetmeyi istiyorum. Bakalım…



3 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsınız. Kalymnos'u sizin önerilerinizi dikkate alarak gezdik. Sessizliğini, sakinliğini, doğasını, mütevazi plajlarını çok sevdik. Leziz yemekleri saymıyorum bile. En çok keçilere bayıldık :) İlk fırsatta Lipsi'ye gideceğiz. Hayatımıza kattığınız güzellikler için çok teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  2. Yunan adaları son zamanlarda tatil için çok revaçta ,fakat sizin popüler olmayan adaları anlatmanızı özellikle takip ediyorum,en kısa sürede İkaria ve Skiathos adası yorumlarınızı bekliyorum:)

    YanıtlaSil
  3. İlk kez Lipsi ye gideceğim ama şimdiden bir sürü değerli bilgi sahibi oldum ..Çok teşekkürler🙏

    YanıtlaSil