Ana içeriğe atla

Bir Akyarlar yazısı.

Bizim nesil çocukluğunu teknolojiden uzak geçirdi. Bir eve televizyon alındı mı bütün mahalle duyardı mesela. Televizyon izlemek için televizyonlu komşulara gidilirdi. Kapısında otomobili olan ev elle gösterilirdi. Buna karşılık İstanbul kalabalık değildi, olsun olsun iki-iki buçuk milyon insan yaşardı. Şehirleşme ve sanayileşme şimdiki kadar yoğun olmayınca deniz de temizdi. Yazları büyük ailemizin evinin olduğu İdealtepe’ye (Bostancı-Maltepe arası) giderdik ve her günümüz denizde geçerdi. Daha sonra seksenli yıllara geldiğimizde ailemle birlikte yaz-kış Kalamış ve Fenerbahçe’de yaşamaya başladık. Üniversite çağımda ve sonrasında Fenerbahçe Kulübü'nün sosyal tesislerinden denize girerdik. Ama seksenlerin başında deniz anaları çoğalmaya, deniz üstünde yüzen patlıcanlar, biberler görülmeye başlamıştı. Yani Marmara kirleniyordu. İşte o yıllarda kız kardeşim Sena’nın oğlu Ali doğdu. Küçük yaşlarda çok sık ortaya çıkan kulak problemi Ali’de de çıkmıştı. Doktor havuza girmesinin sakıncalı olacağını söyleyince (o yıllarda artık kulüpte denize girmektense havuza girmek tercih ediliyordu) anneanne olarak annem yazları torununun temiz denize girmesini sağlamak üzere Bodrum’da ev bakalım demeye başladı. 

İnternette bulunan bu ve aşağıdaki fotoğraflar kaç yılına ait bilmiyorum. Tahminimce 60'lı yıllar olmalı.


Bodrum’da o zamanlar havalimanı yok. Mumcular tarafında pır pırların indiği bir Imsık vardı ama pek kullanılmazdı. Bir tanıdığın yönlendirmesiyle Akyarlar Akçabük’te yeni yapılan bir siteden devre mülk alma fikri ortaya çıktı. Türkiye’nin devre mülk sistemiyle yeni tanıştığı dönemdi. İlkbahar-yaz-sonbaharda on beşer gün evi kullanıyordunuz. Tamam dedi annem, atladık arabaya Akçabük’e gittik. Bir iki yaz böyle geçti. Kardeşim, oğlu Ali ve annem Fenerbahçe’den Akçabük’e gidiyorlar, tertemiz denize giriyorlardı. Tabii o güzelliği bırakıp İstanbul’a dönmek zor geliyordu. Derken bir tane de kardeşim devre aldı. Annemin devresi bitince kardeşimin devresine geçiyorlardı. Böylece yazın iki ayının tamamını geçirmeye başladılar. Arada kalan Temmuz’da da otele geçiyorlardı. Bir iki sene sonra dedik ki devre mülkler satılsın bari bir ev alınsın, istediğimiz kadar gidelim. İşte Akyarlar’daki ilk ev, doksanlarda böyle alındı. O zamanlar tepede olan, şimdi ise arada kalan evin manzarası mükemmeldi. Deniz zaten olağanüstüydü. Ben kışları artık ayrı evdeydim, işimi kurmuştum, ancak ayda bir uzun hafta sonu gelebiliyor, dört gün kalıp dönüyordum. Rahmetli babam da sonbaharda giderdi, yaz sıcağında Fenerbahçe’de olmayı tercih derdi.

Herhalde bir bayram tatiliydi. İlkbahar zamanı. Akyarlar'daki iskelenin ucunda güneşte kemiklerimi ısıtıyordum.

Doksanlarda Akyarlar.

Balıkçı barınağının doksanlardaki hali


Ali küçükken, annemin ilk evinin balkonunda.
Annem  ve babamla sözünü ettiğim bayram tatilindeyken.

Tam bir berberdi. Adını unuttum ama.


Sonra bir fırsat çıktı, yol üzerinde bir ev boşaldı, annem de gözüne kestirmiş meğer o evi, hemen mevcut evi sattı, daha büyük ve denize daha yakın evi aldı. Bu ev diğerinden daha güzeldi. Ben yine her yaz üç dört defa uzun hafta sonları gidebiliyordum. Ama git gide Akyarlar’dan ayrılıp Rumelihisarı’ndaki eve dönmek zor geliyordu. Aklım hep arkada, Bodrum’da, Akyarlar’da kalıyordu. Uçağa bineceğim son akşam evden zorla çıkıyor, arabaya binip havalimanına çok zor gidiyordum.

Benim açımdan 2008 yılına kadar böyle sürdü. O yıl Yalıkavak’ta bir ev kiraladım, yılın bir bölümünü o evde geçirmeye başladım. Derken babam vefat etti, hayat boş, bir gün bitiyor dedim, İstanbul’u bıraktım ve hayatımı Bodrum’a taşıdım. Bu dönemi bu blogda uzun uzun anlatmıştım, şimdi konumuz Akyarlar, o yüzden geçiyorum.

Yine bir Perşembe günü uçaktan inmiş Mehtap restorana koşmuş, kardeşim Sena ve annemle buluşmuşum. Masada sigara paketim yok. Demek ki bıraktığım yıllara denk geliyor. Tahminen 2005 olabilir.



Annemin ikinci evi. Bu evi satıp Turgutreis'e yerleşti.

Annemin balkon manzarası çok güzeldi.






Kefaluka otelinin yapımıyla beraber, benim için Akyarlar'ın bozulması da başladı.

Akyarlar havalimanına en uzak koy. O zamanlar anneme takılırdık, daha uzak bir koy bulamadın mı diye. Doksanlarda ve hatta iki binli yılların başında Akyarlar çok sakindi. Akçabük devre mülk sitesi büyüdü, başka siteler de yapıldı. Akyarlar genel olarak orta direğin tatil beldesi oldu. Bugün de Türkbükü, Yalıkavak ile kıyasladığınızda bu kimliğini sürdürüyor. Ben bu durumundan çok memnundum. Doksanlarda otuzlu yaşlarımı sürüyordum, İstanbul’da çok hareketli bir hayatım vardı, Akyarlar’da ise dinleniyordum. Eğer canım gezmek isterse de Türkbükü’ne, Ship-a-Hoy’a falan giderdik. Ama dediğim gibi sahile inip, bizimkilerin devamlı gittiği, Yusuf’un işlettiği Memos’ta şezlongta uzanmak, yüzmek, akşam yemeğine kadar orada takılmaktan çok zevk alırdım. Herkesi tanırdım. Ayda bir gelince hoşgeldin muhabbetleri olurdu, bazen bu bile fazla gelirdi. Genellikle Perşembe akşam üzeri uçağı ile gelir, pazartesi sabah uçağıyla dönerdim. Perşembe akşamları ilk işim çantamı eve bırakıp, üstümü değiştirip Mehtap restorana inmek olurdu. Annemler beni orada beklerlerdi. İdris Bey ve eşi işletirlerdi. Hala da onlar işletiyor. O zamanlar eşi mutfaktaydı. Daha küçük bir mekandı. Kalitesi hep iyiydi. Hele mehtaplı gecelerde orada içtiğim rakının keyfi başka olurdu. İstanbul’un hay huyunu arkada bırakalı henüz bir kaç saat olmuş ve Kos’un ışıklarına karşı rakı yudumluyor, çatalın ucuyla deniz börülcesi atıyorsun ağzına. Bundan büyük zevk olur mu?

Her geldiğimde Mehtap’ın altındaki dükkanlardan biri olan berbere gider tıraş olurdum. Şimdi adını unuttum. Hem saçımı tıraş eder hem sözle tıraş yapardı. Tam berberdi yani. Hayatımda gördüğüm en zayıf insandı belki. Şimdi yerinde bir kafe var. Hemen yanındaki köy kahvesinden çay söyler tıraş için sıramı beklerdim.

İlk zamanlar sahilde Saklı adında bir yer vardı. Önünde küçük iskelesiyle, mavi pencereli, tahta iskemleli, tam bir Egeli aile işletmesiydi. Bir akşam da orada iskele üzerinde yemeye bayılırdım. Sahipleri olan aile ana, baba ve iki erkek çocuktan oluşuyordu. Baba adaşımdı ve Kos feribotlarında kaptandı. Serdar hala aynı işi yapar. Yıllar sonra benim de teknem oldu, Serdar ile Kos’ta, Symi’de limanlarda karşılaşmaya başladık. Eşi Ziynet aslen Kosluydu. Derken boşandılar maalesef. Ziynet Kos’a yerleşti. Bu sene malum korona yüzünden limanlar kapalı, gidemiyoruz. Ama geçen yıllarda gittiğimde karşılaşırdım. Yazları Kos’tan turist getirir, Bodrum’da rehberlik yapar. Kilise meydanında turistleri beklerken karşılaşırdık bazen. Büyük oğulları Süleyman ile uzun yıllar sonra Mahmut Kaptan’ın meyhanesinde denk geldik. Mahmut ağabey “bak bunun babasının da adı Serdar, o da kaptan, bu da Süleyman” deyince yok artık dedim. Benim bıraktığımda Süleyman taş çatlasın 60 cm boyunda bir çocuktu. Karşımda koca bir adam gördüm, lafladık. Sonraları Glaros ile Kos’a giriş çıkış yaparken hep Süleyman’ın görevli olduğu acente ile çalıştım. Her yaz bir kaç kere Süleyman’ı görürdüm. Şimdi artık Atina’da yaşıyor. Ikinci kardeş Mumu’u ise bir daha hiç görmedim.

Bu da geçtiğimiz Ağustos ayında Glaros ile Akyarlar'a demirlediğimiz gün.


Glaros alargada.


Sağda Güven Sazak'ın evi. Solunda Tarık Akan'ın, onun solunda da Güven Bey'in kızlarının evleri. Akyarlar'ın en güzel evleri diyebilirim.
Bizim kulübün eski başkanlarından rahmetli Güven Sazak da Akyarlar’a ilk yerleşenlerden. Kızları da sahilde çok güzel bir taş evde otururlardı. Hatta onlara komşu evi de rahmetli Tarık Akan’a aldırmıştı. Yıllar geçiyor, tanıdığımız insanlardan rahmetli diye söz ediyoruz.

Bizimkilerin Akyarlar yılları bundan beş-altı yıl öncesine kadar sürdü. Bende sonra kardeşim de temelli Bodrum’a yerleşti. Babam vefat etmişti bu arada. Annem de İstanbul’u bıraktı Akyarlar’a geldi ama yaz/kış yaşamak için o ev biraz zordu. Üstelik kışın çok erken son minibüs geçiyor, sonra in cin top oynuyor diye annem o evi sattı Turgutreis’te bir ev aldı ve şimdi hala orada yaşıyor. Kardeşim Konacık’ta, ben Bodrum merkezdeyim. Akyarlar ile eski bağımız kalmadı. Ne var ki halam ve kızı (kuzenim) yazları halen bizim eski evin karşısındaki Modin sitesine geliyorlar. Ben de fırsat buldukça hem onları görmeye gidiyor hem Akyarlar’ın mükemmel denizine giriyorum.

Bu arada Glaros’u alınca daha çok Gökova’ya gidiyoruz ama Akyarlar’a gidip demirlemeyi de seviyoruz. Geçtiğimiz hafta iki akşam Akyarlar’da demirledik mesela. Bağımız eskisi kadar olmasa da Akyarlar’dan kopamıyorum.

Akyarlar da Bodrum’un diğer bölgeleri gibi kalabalıklaştı. Yer yer bozuldu. Karaincir ile Akyarlar’ı ayıran buruna yapılan Kefaluka Oteli, Akyarlar’ın bozulmasının başlangıcıdır. Ondan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Oraya o izni nasıl aldılar bilemem ama herkes gibi benim de tahminim var. İktidar ile bağı olmayanın bunu becermesi mümkün olamazdı diye düşünüyorum. Böyle böyle Bodrum’un tamamı bozuldu şimdi sıra Gökova’da. Umarım ki siyasi ömürleri Gökova’yı betona çevirmeye yetmez ve bu doğa karşıtı, betona tapanlar tarikatı silinip giderler.

Ne mutlu ki ailemizin en büyüğü halam Sacide Atala ile bu yaz da Akyarlar'da kadeh kaldırabildik.

Geçen ay Akyarlar'da yediğimiz aile yemeğimizden.
Ayşe Tiryakiler, Hakan ve Cem Atala, Sena Benli, halam Saçko (Sacide Atala), ben, Gülüşan, Leyla Atala ve minik Mete Tiryakiler.
Akyarlar’ın denizi çok farklı. Koydaki dip akıntısı hem denizi temizliyor, hem ısısını ideal hale getiriyor. Güven Sazak, National Geographic dergisinde Akyarlar ile ilgili çıkan ve denizini öven bir yazıdan söz ederdi. Ben o sayıyı görmedim ama bir çok kez o yazıya atıfta bulunduğunu biliyorum.

Akyarlar Bodrum’un en güzel denizlerinden biridir. Söz ettiğim gibi geçenlerde iki gece demirledik. Üçüncü gece Ortakent’te, Ayana Mes’in karşısında demirdeydik. Sabah erken saatte denize girmeyi canım çekmedi doğrusu. Akyarlar’dan sonra Ortakent daha sıradan bir deniz. Bunu Twitter’da yazdım, Ortakentseverlerden laflar geldi. Sabah erken saatte Ortakent’te denize girmemişsem orayı bilmiyormuşum da falan filan. E güneş doğduktan sonra denizin üzerinde uyandım da canım çekmedi diyorum işte. Laf aramızda Yahşi’ye doğru deniz daha güzelleşiyor. Oradan sonra Bağla, Karaincir ve Akyarlar denizleri çok daha güzel. Yıllarca Yalıkavak’ta yaşadım ama mesela merkezinin denizi iyi değildir. Sabah erken girdin girdin, sonra batı esmeye başlar çorbaya çevirir. Bir yerin denizi sabah erken güzel diye övülmez. Sabah bütün denizler güzeldir. Sonra ne oluyor ona bakmalı.





Yıllar içinde Akyarlar ile ilgili anılarım, yaşadıklarım böyleydi. Elimizdekilerin değerini bilme konusunda toplum olarak sınıfta kaldık. Yerlisiyle, sonradan geleniyle, buraya yerleşeniyle, yazları geleniyle, arada geleniyle hiç fark etmez hepimizin bozulmada az veya çok suçu var. Kalabalıklaşmak, büyümek kaçınılmaz. Önemli olan koruyarak, bozmadan büyüyebilmekte. Bu konuda da karşı adalar çok doğru örnekler. Oralar gibi büyümeliydik, maalesef olmadı.

Bundan sonrasına iyi bakabileceksek buna da razıyım. Yeter ki rant peşinde koşanlar yakamızdan düşsün. İşte son faciamız Aspat’ta olanlar. Birileri o evleri alacak, orası neydi, ne oldu diye bakmayacak. Hayat da devam edecek. Sonra birileri yazacak, ah eski Aspat neydi diye...

Bodrum’da Eylül ayı başladı. Pandemi nedeniyle çok farkı bir yaz yaşadık, alışkanlıklarımız değişti, normal olan anormal olmaya başladı. Eylül hepimize iyilikler, güzellikler, sükunet ve sağlık getirsin.

Yorumlar

  1. Harika bir yazı Akyarlarda yazları yaşadığım Eski günler aklıma geldi duygulandım Teşekkürler

    YanıtlayınSil
  2. Bir rivayete göre modern tıbbın babası sayılan Hipokrat isimli yunanlı doktor, Kos adasında doktorluk yaparmış ve Akyarlar'da sahildeki taş evlerden birisini ağır hastaları tedavi etmek üzere kullanırmış. Tam da resmini paylaştığınız taş evlerden birisi bahsettiğim ev, ama hangisi onu tam bilemiyorum. 5 sene kadar yaşadığım dünya güzeli Akyarlar'a her Bodrum ziyaretimde ben de mutlaka uğrarım. Güzel yazı ve resimler için teşekkürler canı gönülden. Sağlık ile kalın..

    YanıtlayınSil
  3. Bu blogdaki tüm yazıları en az ikişer kez okumuş biri olarak en sevdiğim yazınızın bu olduğunu söyleyebilirim. Özellikle eski Akyarlar fotoğrafları muhteşem.

    Keşke Bodrum blogun eski yazılarındaki gibi kalsaydı da okuduğumuz tüm yazılar güncelliğini korusaydı diyorum ama maalesef tüketmekten başka bir şey yapmamaya devam ettiğimiz için artık orayı da yaşanmaz hale getirdik.

    Zaman zaman eski yazıları okurken mazi gözümde canlansa da insanın güncel durumu bilmesi içini acıtıyor.

    Bu nefis Akyarlar yazısı için çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  4. Harika bir yazı kaleminize sağlık. Okurken eski Bodrum'u hatırlayıp hüzünlenmedim değil.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bodrumlumavihayat blogumdaki yeni yazı; Hisarönü Körfezi'nde dokuz günlük seyir.

Bu yazı, www.bodrumlumavihayat.blogspot.com adresindeki denizle ilgili notlarımı anlattığım blogumdan alınmıştır.
Haziran ayında başlatılan, adına “kontrollü normalleşme” denilen ama özü “saldım çayıra mevlam kayıra” olan tedbirleri boşlama operasyonundan sonra Bodrum’da kalmaktan çekiniyordum. Önceleri makul bir kalabalık vardı, ortalıkta pek dolaşmadan idare ediyorduk. Fakat Temmuz ayı gelince sıcaklarla beraber gelenler de arttı. Ve derken işin çivisi çıktı. Mekanların büyük çoğunluğunda insanlar dip dibe. Hele bar veya kulüplerden paylaşılan fotoğrafları görünce anlıyorsunuz ki kontrol iyice elden kaçmış. Böyle olunca biz de hazırlıklarımızı, yazı daha çok denizde geçirmek üzere yaptık.
Temmuz ayının ortasına kadar yapılacak işlerim vardı. Sonrasında denize açılmak üzere iki arkadaşım Ahmet (Kurşuncu) ve Nejat (Şehsuvar) ile sözleştik. Kumanya alışverişinden sonra 19 Temmuz Pazar günü rota Knidos dedik ve halatları çözdük. Bu sefer Hisarönü Körfezi’nde seyir yapmak istedik. O tarafl…

Bodrum'da ne iş yaparım?

Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum.
Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü.
Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafları duyuyorum. Bu ar…

Bodrum'da nereye yerleşilir?

Yeni giriş notu: Bugün 2 Aralık 2015 Çarşamba. Dört yıl içinde Bodrum değişti. Benim de Bodrum'a bakışımda ve buraya gelmeyi düşünenlere yazdığım yazıların içeriğinde değişiklikler oldu. Buraya yerleşmek beş-altı yıl öncesine göre artık çok daha zor. Çünkü kalabalıklaşmaya başladı, iş yok ve konut fiyatları İstanbul'a yaklaştı. Kabaca, eskiden İstanbul'daki gelirin yarısıyla burada yaşanabilirken artık öyle değil. İstanbul'da kazandığınızın -iyimser yaklaşımla- %10 eksiğine yaşayabilirsiniz. Yani İstanbul'da ayda 3000 TL kazanıyorsanız burada eskiden ayda 1500 TL'ya geçinebilirken artık 2700 TL kazanmanız gerekiyor. Bu da pek mümkün değil çünkü iş yok. Son aylarda dağılan aileleri, geri dönenleri görüyorum. Buradan İstanbul'a iş yapabiliyorsanız sorun yok. Onun dışında ciddi sorunlar var. Bu uyarıyı yapmayı önemsiyorum çünkü o güzel zamanlar artık bitti. Bu yazımı da okumanızı öneririm; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2015/09/dayatmalar-alskanlklar-vaz…