Ana içeriğe atla

3. Bölüm: Fethiye-Göcek

Bilenler vardır, iki ayrı blog yazıyorum. Biri 2011 yılının Ocak ayında açtığım bodrumluhayat.blogspot.com adresindeki bloğum. Orada adından anlaşılacağı gibi Bodrum’daki hayatımı, yediklerimi, içtiklerimi, nerelerde yediğimi, mekanları, arabayla - az da olsa uçakla- yaptığım seyahatleri, Bodrum’a dair konuları yazıyorum. Bugüne kadar 404 yazı olmuş ve 2.064.228 kez tıklanmış. Zaman geçtikçe buradaki hayatım tekrarlandığı için yazı sayısını azalttım. Bir de kaygımı paylaşayım; galiba Bodrum’a gelen kişi sayısında biraz etkim de oldu. Bu hem iyi hem kötü. 

Derken 2017 yılında Glaros’u alınca bu bloğu açtım. Burada da yazdığım 43 yazı 63.312 kez okunmuş. Kaba hesapla ilk açtığım blogdaki yazılarım ortalama 5.100 kez okunurken burada yazdıklarım 1.300 kez okunmuş. Ve bu sayı aslında son yazılarda epey azaldı. Ortalama 250 civarına indi. Buradan çıkan sonuç şu; bu blogda yazdıklarım ilgi çekmiyor. Evet, konu herkesi ilgilendiren bir konu değil, bunun etkisi vardır ama yine de sayının azalması bunu gösteriyor. Son zamanlarda bu tip hobi –özellikle yelken- konularında ilgi Youtube kanallarına kaydı. Ben de blog takip etmiyor –çünkü ilginç blog bulamadım- Youtube kanalı takip ediyorum. Böyle bir kanalı sürekli güncellemek zor iş. Çok zaman ayırmak lazım. Bu benim yapabileceğim bir iş değil. Seyirdeki anları sürekli kaydetmek, montajlamak vs. bir “iş”. Uzun lafın kısası bu blogda başladığım şu seyir notlarını yazdıktan sonra sadece ara sıra yazacaklarım olursa yazmak, orta vadede de blogu kapatmayı düşünüyorum. Şimdi kaldığım yerden devam edeyim. İşin laf kısmını çok azaltarak sadece fotoğrafları paylaşıp, bundan sonraki yazıda tüm dönüş rotasını bir yazıya sığdırıp bitireyim.


Ekincik’ten çıktıktan sonra güneye devam ederken bir yandan termostaki çayımızla sandviçimizi yiyerek kahvaltımızı yaptık. Hava sakindi, burnu dönerken hiç zorlanmadık. 


Kurtoğlu Burnu


Fethiye girişine yaklaşırken

Döndükten sonra sancak kıç omuzluktan gelmeye başlayan ve 10-12 knot’a varan rüzgarla yelkenlerimizi açtık. Yıllarca karadan gelirken durup seyrettiğim Fethiye Körfezi’ni, adaları bu sefer denizden görmek, aralarından geçmek çok farklı duygular yarattı. Doğrusu epey heyecanlandım.

Fethiye’de iki gece kalacaktık. Önce Ece Marina’nın bitiminde yer alan, Taner’in Girida Port iskelesine bağlanacaktık. Taner’i eski mekanı Girida’yı açtığı yıl tanımıştım. İşini zevkle yapan, babası Minan Ağabey’in bilgisiyle lezzeti üst seviyelere taşıyan bir mekan yaratmışlardı. Her kış arabayla en az bir iki kere, sadece Girida’da yemek için Fethiye’ye gelirdik. Yıllar içinde mekan büyüdü, tanındı, bilindi ve geçtiğimiz yıl Ece Marina içindeki bu yeni yerine taşındı. Geçen yaz Glaros ile gelmek istemiştik ama kısmet olmadı. Derken araya pandemi girdi, karadan da gidemedik. Bu yazki rotamızı Fethiye’ye göre ayarladık, sonunda Girida’ya gelebildik. Çok güzel bir yemek yedik, iskelesinde misafir olduk.

Ece Saray Marina


Sağda, karadan geldiğimizde kaldığımız, eski adıyla Yacht Boutique, yeni adıyla Yacht Boheme oteli. Çok iyi bir oteldir, çok severim. Solda ise Girida Port balıkçısı.

Girida Port







Glaros'ta mesai

Glaros, Ece Saray Marina'da

Ertesi sabah birkaç yüz metre ötedeki Yes Marina’ya geçtik, orada da yine arkadaşımız Selahattin’in mekanı Yengeç’te Fethiye’deki ekip ile bir araya gelecektik. Önce şunu belirteyim, Yes Marina çok sevimli, sakin bir yer. Çalışanlarıyla, Yengeç Restoran ile çok huzur veren, tad aldığımız bir yer oldu. Doğrusu bir gün daha mı kalalım diye düşünmedik değil ama planı uygulayıp Göcek’e devam ettik. Aklınızda olsun, atık verme işlemini de yapabiliyorsunuz. Yengeç’te olduğumuz akşam Fethiye’deki çok sevdiğim arkadaşım Can, kardeşi Bora ve yeni evlendiği eşi sevgili Selen, Yengeç’in sahibi Selahattin ve eşi Merve ile mükemmel bir akşam geçirdik.

Yes Marina ve karşıda Yengeç Restoran


Bora, Selahattin ve Merve 

Selen

Can

Gülüşan



Ertesi sabah halatlarımız çözüp Göcek’e doğru yol aldık. Göcek’e iki gün ayırmıştık. Aslında daha fazla zaman ayırmak gerektiğini biliyorduk ama amacımız ilk kez gideceğimiz Göcek hakkında biraz da olsa fikir sahibi olmaktı. Önce şunu anladım ki Göcek yelken yapmak için mükemmel bir coğrafya. Düzenli esen rüzgarı var ve yelken için ideal olan 10 ila 15 knot arası esiyor. Yılın çoğunluğunda da böyleymiş dediler. Gökova’ya göre daha küçük ve konumu farklı olduğu için Gökova gibi ani değişen rüzgarı yok. Gökova’da 15 knot ile giderken –mesela Tuzla’yı dönüp Bördübet’e giderken- bir anda 22-25 esebilir. Bu duruma dört yıldır Gökova’da alıştığımdan Göcek çok konforlu geldi doğrusu. İlk akşamı Boynuzbükü’nde alargada, ikinci akşamı Bedri Rahmi’de Likya restoranın iskelesinde geçirdik. Aslında Bedri Rahmi’nin meşhur çizimini görüp –hatta konumunu bilmiyorduk- belki uzaktan da olsa görüp devam ederiz demiştik ama o kayayı bir türlü bulamadık. Derken koyun dibine kadar girdik, deniz harikaydı, karşımıza çıkan iskelede yer vardı, hadi girelim dedik.

Göcek Körfezi adeta motoryat körfezi






Boynuzbükü

Boynuzbükü


Boynuzbükü

Boynuzbükü




Boynuzbükü'ndeki bu sabah sessizliğini unutamam

Göcek’te gördüğüm motoryatı Gökova’da dört yılda görmedim. Göcek’teki hayat başka akıyoru, bizim Gökova ile ilgisi yok. Herkesin tercihi başka, kendi adıma Gökova’yı, Gökova’da seyreden denizcileri tercih ederim. Deniz kültürü bizim buralarda başka, Göcek’te çok başka. Görebildiğim şu ki tekneler orada yazlık ev gibi kullanılıyor. Haftalarca yerinden kıpırdamayan motoryatlar var dediler. Hele girdiği koya doksan derece yapacak şekilde iki koltuk halatı atıyorlar ki yanına başka tekne giremesin. Gece o tuhaf ışıklarını yakan, çakarlı yüzer lunapark gibi tekneler benim anlayışıma hiç uygun değil. Hayatında hiç Göcek dışına çıkmamış yüzlerce tekne varmış. Her hafta sonu Dalaman’a gelip, farklı koylara gidenler de var dendi. Yanındaki tekne gidince telefona sarılıp bir yandaki koydaki arkadaşını arayıp çağıranlar, yer rezerve edenler vs... Partileyenlere, gürültü yapanlara denk gelmedik ama yazın çok oluyor deniyor. Sonuçta güzel bir coğrafya ama tıklım tıkış koylar, yüzer Migros, Carrefour falan bizi açmadı. Seneye belki Mayıs veya Ekim ayında, sakinlikte tekrar gidebiliriz. 


Bedri Rahmi koyunda bağlandığımız Likya restoranın iskelesi

Likya Restoran. Yeni açılmış. İskelesinde elektrik ve su üniteleri var ama elektrik vermiyorlar. Motoryatlar klima çalıştırıyorlarmış, kapasite yetmiyormuş. Çözümü kimseye elektrik vermemekte bulmuşlar. E kardeşim klima çalıştırmak yasaktır de, ver. Yelkenlilere niye vermiyorsun diyeceğim ama Göcek'te denizcilik kültürü eksik. Dedim ya burası genellikle deniz ile pek ilgisi olmayan motoryatçıların bölgesi. Motoryatların da çok büyük bölümü de Göcek dışına çıkmadan, yazlık ev niyetine koyda, iskelelerde bağlı duruyor.

Bedri Rahmi koyunda kaya mezarları

Bedri Rahmi'nin 1974 yılında yaptığı mavi yolculukta karaya çıkıp boyadığı deseni



Likya restoranın (aslında tam adı Likya-Onno) yemekleri çok iyiydi. Açıkçası bu kadar iyi beklemiyordum, ne tattıysak çok memnun kaldık. Bir daha Göcek'e gelirsem mutlaka uğramak isterim. Hem belki o zamana kadar elektrik konusunu da çözerler.


Glaros Likya-Onno restoranın iskelesinde

Bir sonraki yazıda Göcek’ten sonra tekrar uğradığımız Ekincik’i, ardından iş için bir günlüğüne Bodrum’a gitmemiz gerektiğinden o bir geceliğine Glaros’u Marmaris Netsel-Setur marinaya bırakmak için uğradığımız Marmaris’i, ardından Çiftlik, Serçe maceramızı, tekrar Bozukkale’ye gidişimizi, Bozukkale'den Bozburun'a, sonra Söğüt'e geçişimizi, Sögüt'ten Turgut’taki Ella Yat Kulübü’ne gitmemizi, ertesi gün Hurmalıbük’te alargamızı, sonraki akşam Kargı’da gecelememizi, son olarak Knidos’ta iskeleye bağlandığımız akşamı ve Bodrum’a dönüşümüzü kısa kısa yazacağım. Başta belirttiğim gibi bu blogu yavaş yavaş uykuya yatıracağım. Zamanı gelince de kapatırım veya yılda üç dört yazı yazmak üzere emekli hayatına geçiririm. Ya da eğer öneriniz olabilirse lütfen yorumlara yazın. Belki aklıma gelmeyen başka bir seçenek çıkar.

Mavi günler dilerim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bodrumlumavihayat blogumdaki yeni yazı; Hisarönü Körfezi'nde dokuz günlük seyir.

Bu yazı, www.bodrumlumavihayat.blogspot.com adresindeki denizle ilgili notlarımı anlattığım blogumdan alınmıştır.
Haziran ayında başlatılan, adına “kontrollü normalleşme” denilen ama özü “saldım çayıra mevlam kayıra” olan tedbirleri boşlama operasyonundan sonra Bodrum’da kalmaktan çekiniyordum. Önceleri makul bir kalabalık vardı, ortalıkta pek dolaşmadan idare ediyorduk. Fakat Temmuz ayı gelince sıcaklarla beraber gelenler de arttı. Ve derken işin çivisi çıktı. Mekanların büyük çoğunluğunda insanlar dip dibe. Hele bar veya kulüplerden paylaşılan fotoğrafları görünce anlıyorsunuz ki kontrol iyice elden kaçmış. Böyle olunca biz de hazırlıklarımızı, yazı daha çok denizde geçirmek üzere yaptık.
Temmuz ayının ortasına kadar yapılacak işlerim vardı. Sonrasında denize açılmak üzere iki arkadaşım Ahmet (Kurşuncu) ve Nejat (Şehsuvar) ile sözleştik. Kumanya alışverişinden sonra 19 Temmuz Pazar günü rota Knidos dedik ve halatları çözdük. Bu sefer Hisarönü Körfezi’nde seyir yapmak istedik. O tarafl…

Bodrum'da ne iş yaparım?

Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum.
Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü.
Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafları duyuyorum. Bu ar…

Bodrum'da nereye yerleşilir?

Yeni giriş notu: Bugün 2 Aralık 2015 Çarşamba. Dört yıl içinde Bodrum değişti. Benim de Bodrum'a bakışımda ve buraya gelmeyi düşünenlere yazdığım yazıların içeriğinde değişiklikler oldu. Buraya yerleşmek beş-altı yıl öncesine göre artık çok daha zor. Çünkü kalabalıklaşmaya başladı, iş yok ve konut fiyatları İstanbul'a yaklaştı. Kabaca, eskiden İstanbul'daki gelirin yarısıyla burada yaşanabilirken artık öyle değil. İstanbul'da kazandığınızın -iyimser yaklaşımla- %10 eksiğine yaşayabilirsiniz. Yani İstanbul'da ayda 3000 TL kazanıyorsanız burada eskiden ayda 1500 TL'ya geçinebilirken artık 2700 TL kazanmanız gerekiyor. Bu da pek mümkün değil çünkü iş yok. Son aylarda dağılan aileleri, geri dönenleri görüyorum. Buradan İstanbul'a iş yapabiliyorsanız sorun yok. Onun dışında ciddi sorunlar var. Bu uyarıyı yapmayı önemsiyorum çünkü o güzel zamanlar artık bitti. Bu yazımı da okumanızı öneririm; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2015/09/dayatmalar-alskanlklar-vaz…