Ana içeriğe atla

bodrumlumavihayat blogumdaki yazı: EYLÜL AYI SEYRIMIZ: 1. BÖLÜM/BODRUM-KNIDOS-DIRSEKBÜKÜ

Bir önceki yazıyı “Şimdi Bodrum’dayım. Ağustos ayının sonuna kadar, arada yakın koylara gideriz. Sonra işlerimi halledip kısmetse tekrar denize açılmayı istiyorum. Bu sefer rota yine Hisarönü. Hava şartları ve hayat şartları nereye kadar gitmemize izin verirse oraya kadar gideceğiz.” diyerek bitirmiştim. Eylül ayı yaklaştıkça rota üzerinde çalıştım. Geçen yaz Fethiye’ye gitmeyi düşünmüştük ama o kadar uzun seyir yapma fırsatımız olmamıştı, şimdi bu seyirde neden gitmeyelim dedik. Gülüşan’a da fikrini sorduğumda bana uyar dedi. Öyle ya, Glaros mürettebatı iki kişilik bir ekip.

Geçen yıl niye gidemediniz derseniz, işler vardı derim. Ama şimdi görüyorum ki aslında bu tamamen bahaneymiş. Bir dönem yoğunluk vardı, tamam ama isteseydim, işleri ayarlardım. Ofis açıkken arada sırada tekneden çalışıyordum fakat otuz beş yılın alışkanlığı kolay kolay bırakılmıyor. Ofiste olmasam hep bir şeyler eksik kalacak gibi hissediyordum. Derken korona meselesi başladı, ofisi Mart ayında kapattım, hala da açmış değilim. Durum böyle olunca ister istemez ofis dışından çalışıyorum ve çalıştığım yer neden tekne olmasın? Zaten daha önce denemelerini yapmışım. Bu sefer daha uzun süre çalışırım dedim. Sonuçta Fethiye’ye kadar gitmeye karar verdik.

Bir saat kadar yelken yapabildik

5 Eylül Cumartesi günü kumanyamızı Glaros’a yükledik. O gün hava biraz sertti, Pazar günü çıkarız, acelemiz yok deyip buzdolabını yerleştirip eve dönüp yattık. Sabah kahvaltı edip Gümbet’e, limana gittik. İlk durağımız Knidos olacağından sabah çok erken çıkmaya gerek görmedik. Dediğim gibi hava da müsaitti. Öğlene doğru halatlarımızı çözdük. Kabaca 20 gün diye hesapladığımız seyrimize başladık. Dönüş için illa şu tarihte dönmeliyiz diye bir koşulumuz da olmayınca ucu açık bir seyir yapmanın rahatlığıyla fırışka rüzgara bıraktık kendimizi. Bir saate yakın yelken yapabildik, sonra genellikle olduğu gibi Kos’u katetmeye başlayınca rüzgar azaldı, azaldı ve bitti. Yelkenleri kapatıp motor seyriyle Knidos’a kadar iyotu içimize çekerek, sakin, kıpırtısız denizde yol aldık.

Katar emirinin gayığı Gümbet'e demirliydi. Günlerce orada kaldı.

Bir kez daha Deveboynu fenerini bordalamanın tadına vardım

Knidos’a vardığımızda alarga oldukça kalabalıktı ama iskeleyi müsait görünce bordalamak için hamle ettik. Iskeledeki Datça Belediyesi’nin görevlisi bir teknenin bağlı olduğu iskele için yer yok diye işaret etti. Sabah bir ekip arayıp rezervasyon yaptırmış, gelmelerini bekliyormuş. İlk defa böyle bir şey duydum. Üstünde durmadım ama eğer hava sert olsaydı bordalardım. Datça Belediyesi’nin bundan haberi var mı bilmiyorum. Fakat belediye sosyal medyada zevzeklik yapmakla meşgul olduğundan, bu işlerle ilgilendiğini sanmam.

Knidos mavisi

Gülüşan kendini denize bırakıverdi


Limanın girişine doğru, tiyatro tarafında boş bulduğumuz uygun bir alana demirimizi attık. Bir iki saat sonra koy boşaldı, çoğunluk günü birlik gelenlermiş. Sakin sakin havuzlukta otururuz derken kocaman bir motoryat geldi dibimize demirleyip kıçtan kara bağlandı. Başta eyvah, şimdi jeneratör çalıştıracaklar gürültü yapacaklar diye endişelendimse de çok sakindiler, jeneratör de öyle iyi yalıtılmış ki duymadık. Koca yattaki mürettebat müşterilerden kalabalıktı sanki. Derken mehtap çıktı. Biz de fırında balığımızı pişirip yanına bendeniz bir duble rakı içince ilk akşamın tadını çıkardık. Gece alargada pek rahat ettiğimiz söylenemez, epey solugan girdi koya, sallana sallana uyuduk. 


Bu yaz gidemediğimiz adalara baka baka seyir yaptık. Karşımızda Tilos.





Knidos büyülü, olağanüstü bir yer. Düşüncelerinizi çok farklı boyuta taşıyor. Kabaca iki bin beşyüz yıllık uygarlığın izlerinin olduğu yerde siz de zamanın ticaret teknelerinin kaptanlarıyla, mürettebatıyla aynı mehtabı seyrediyor, aynı koyda demirliyorsunuz. Aynı dalgalara maruz kalıyorsunuz. (Aslında o zamankilerin durumu bizden iyiymiş çünkü koyun girişinde sağlı/sollu dalgakıran varmış. Bugün dipteki döküntülerini görebiliyoruz. Yani şimdiki kadar solugan girmiyordu herhalde.) Knidos’ta yüzerken tiyatronun, agoranın kalıntılarını seyrede seyrede yüzmenin verdiği duygunun tarifi mümkün değil. Her gelişimde bunu yaşayabildiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzu düşünürüm.

Seyirlerde sabah 7’de kalkıyoruz. Önce kahvemizi içiyoruz sonra kahvaltı yapıp güne başlıyoruz. Eğer o gün katedeceğimiz yol uzunsa, seyir uzun sürecekse genellikle sandviç hazırlıyoruz. Ben de dümendeyken bir yandan sandviçimi yiyor, termostan çayımı içiyorum, böylelikle kahvaltıya zaman ayırmıyor, seyir süresinin içinde hallediyoruz. Knidos’tan da erken saatte, sandviçlerimizi yanımıza alıp seyir yaparak ayrıldık. İnceburun’u geçtikten sonra biraz rüzgar yakaladık ama genel olarak yirmi iki gün süren yolculuğumuz, rüzgar bakımından hayli zayıftı. 

Knidos'tan ayrılırken

İkinci gün rotamız Dirsekbüküydü. Temmuz ayında yaptığımız Hisarönü Körfezi seyrinde Dirsekbükü’nde seksen tekne olduğunu öğrenmiştik ve rotamızı başka yöne çevirmiştik. Bu sefer o kadar kalabalık olamaz dedim ve Knidos’tan Dirsekbükü’ne vardık. Evet seksen tekne yoktu ama elli tane saydım. Yani boş değildi. Sancak tarafındaki kayalıkta bir boşluk bulup demiri attık, kıçtan kara manevrasını yapmaya başladık. Sancağımızdaki tekneden bir genç yardım edeyim mi dedi. Valla iyi olur, sağol dedik, bota atlayıp halatımızı alıp kayaya bağladı. Burada gece bordadan esebilir, yandaki teknenin üzerine düşmeyin, bir halat da diğer taraftan bağlayalım dedi. Marmarisliymiş, buraları çok iyi biliyor. Denizde yardımlaşmaya güzel bir örnek yaşadık. Bir süre sonra iskele tarafımıza birbirinin aynısı iki motoryat geldi. Şansımıza çocuklu olanı bize yakın düştü. Biraz gürültü yaptılarsa da akşam olunca TV açıldı, çocuklar içeri girdiler, sessizlik başladı. Biz de birer dublemizi alıp baş tarafa gidip koyun sakinliğinin tadına vardık.

Palamutbükü açıkları


Hava durgun, deniz sakin, Symi sancağımızda

Dirsekbükü'nün mavimsi yeşili

Birkaç günlük kısa seyirlerde akşamları rakı hesabı yapmıyorum. Ama uzun seyirlerde her akşam içmiyorum tabii. Seyrin başında bir iki akşam üst üste rakı kadehi ile yarenlik ediyor ancak sonra araya mesafe koyuyorum. Bu sefer de öyle oldu, ilk akşamlar rakılı geçti, sonraki akşamlarda alargada su, restoranların iskelelerine bağlandığımızda ise tabii rakı içtim. Zaten seyirden Bodrum’a dönünce uzunca bir süre dikkat ediyor, mesafeyi daha da açıyorum. Başka türlüsü sağlığım açısından doğru değil zaten.

Dirsekbükü’nün denizi mükemmel, rengi harika. Çok severek yüzdüğüm koylardan biri. Akşam üzeri bota atlayıp kırk beş dakika kadar kürek çekip koyu turladım. Buradan sonrası daha önce geçmediğim sular olacağı için merak ediyordum. Yeni sularda seyir yapmanın heyecanı başkadır. Ilk kez göreceğim manzara, ilk kez döneceğim bir burun, arasından geçeceğim adalar, huyunu suyunu ilk kez anlamaya çalışacağım denizin davranışı ayrı bir zevk veriyor.




Güneş batarken kızaran tepeler

Ertesi sabah Dirsekbükü’nden ayrılıp Bozukkale’yi rota tuttuk. Koydan çıkarken bizim Bodrum’da sık gittiğimiz, çok sevdiğim, mükemmel lezzetleri tattığım Gemibaşı’nın aynı isimli guleti Gemibaşı’nı gördüm. Hüseyin’e tvitterden takıldım, dedim kaptan bize ne meze gönderdi, ne balık, çok alındım haberin olsun. Bunu yazdığımda aradan saatler geçmiş, Gemibaşı da Selimiye’ye gitmiş. Hüseyin mesajı okuyunca kaptanı aramış, Glaros’u bulun, bir ihtiyacı var mı sorun demiş sağolsun. Kaptan da botu çıkarmış Selimiye’de Glaros’u aratmış. O sırada biz herhalde Atabol Burnunu geçmiş Marmaris Körfezi’ne girmek için tam aksi istikamette diğer burnu dönmeye hazırlanıyorduk.




Gemibaşı guleti


Söğüt ve Bozburun’u dönüş rotamıza bırakıp dört geceleme sonrası Fethiye’ye varmayı planlamıştık. Bu yüzden Bodrum’dan Fethiye’ye hızlı gidip, siga siga döndük. Zamanımız olduğu için kasmadık, yoksa Fethiye’ye iki günde de gidebilirdik belki ama gerek yoktu.

Dediğim gibi, Dirsekbükü’nden çıkıp da iskele tarafa dönünce artık ilk kez göreceğim, benim için yeni sular başladı.

Bu 22 günlük seyri bir yazıda anlatmam mümkün değil. Çok uzun olur, bu nedenle ikişer etap halinde yazayım istiyorum. Bu yazıda ilk iki etabı, Bodrum-Knidos ve Knidos-Dirsekbükü etaplarını yazdım. Bir sonraki yazıda Dirsekbükü-Bozukkale ve Bozukkale-Ekincik etaplarını anlatmak üzere şimdilik burada bitiriyorum. Yer yer denizcilik adabı, insanlara, çevredekilere asgari saygı göstermek gibi konulara da değineceğim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bodrumlumavihayat blogumdaki yeni yazı; Hisarönü Körfezi'nde dokuz günlük seyir.

Bu yazı, www.bodrumlumavihayat.blogspot.com adresindeki denizle ilgili notlarımı anlattığım blogumdan alınmıştır.
Haziran ayında başlatılan, adına “kontrollü normalleşme” denilen ama özü “saldım çayıra mevlam kayıra” olan tedbirleri boşlama operasyonundan sonra Bodrum’da kalmaktan çekiniyordum. Önceleri makul bir kalabalık vardı, ortalıkta pek dolaşmadan idare ediyorduk. Fakat Temmuz ayı gelince sıcaklarla beraber gelenler de arttı. Ve derken işin çivisi çıktı. Mekanların büyük çoğunluğunda insanlar dip dibe. Hele bar veya kulüplerden paylaşılan fotoğrafları görünce anlıyorsunuz ki kontrol iyice elden kaçmış. Böyle olunca biz de hazırlıklarımızı, yazı daha çok denizde geçirmek üzere yaptık.
Temmuz ayının ortasına kadar yapılacak işlerim vardı. Sonrasında denize açılmak üzere iki arkadaşım Ahmet (Kurşuncu) ve Nejat (Şehsuvar) ile sözleştik. Kumanya alışverişinden sonra 19 Temmuz Pazar günü rota Knidos dedik ve halatları çözdük. Bu sefer Hisarönü Körfezi’nde seyir yapmak istedik. O tarafl…

Bodrum'da ne iş yaparım?

Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum.
Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü.
Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafları duyuyorum. Bu ar…

Bodrum'da nereye yerleşilir?

Yeni giriş notu: Bugün 2 Aralık 2015 Çarşamba. Dört yıl içinde Bodrum değişti. Benim de Bodrum'a bakışımda ve buraya gelmeyi düşünenlere yazdığım yazıların içeriğinde değişiklikler oldu. Buraya yerleşmek beş-altı yıl öncesine göre artık çok daha zor. Çünkü kalabalıklaşmaya başladı, iş yok ve konut fiyatları İstanbul'a yaklaştı. Kabaca, eskiden İstanbul'daki gelirin yarısıyla burada yaşanabilirken artık öyle değil. İstanbul'da kazandığınızın -iyimser yaklaşımla- %10 eksiğine yaşayabilirsiniz. Yani İstanbul'da ayda 3000 TL kazanıyorsanız burada eskiden ayda 1500 TL'ya geçinebilirken artık 2700 TL kazanmanız gerekiyor. Bu da pek mümkün değil çünkü iş yok. Son aylarda dağılan aileleri, geri dönenleri görüyorum. Buradan İstanbul'a iş yapabiliyorsanız sorun yok. Onun dışında ciddi sorunlar var. Bu uyarıyı yapmayı önemsiyorum çünkü o güzel zamanlar artık bitti. Bu yazımı da okumanızı öneririm; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2015/09/dayatmalar-alskanlklar-vaz…