Yıllar önce Bodrum'a, ardından on dört yıl sonra da Gökova'ya göçen bir İstanbullunun gözünden, Glaros adındaki yelkenli teknesiyle yaptığı seyirler, bu coğrafyadan, Ege koylarından ve karşı adalardan hayatına dair notlar.
Bodrum'dan Bosna’ya 50. yaşgünüm
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Bodrum’daki hayatımı ve buradaki hayatı yazdığım bu blogda Bosna ne arıyor derseniz, açıklaması şu; hem anne hem baba tarafımdaki dedelerim büyük Balkan göçü zamanında Bosna’dan gelip İstanbul’a yerleşmişler. Köklerim oradan geliyor. Ara sıra hayatımda önemli yer tutan bazı notları buraya almak istiyorum. Bu da onlardan biri.
Annemin teyzesi Maksume daha sonraları İstanbul’a üniversite okumak için gelen Hamid Hadzibegiç’e aşık olup tekrar Bosna’ya, Sarajevo’ya dönüyor. O zaman oraları Avusturya Macaristan İmparatorluğu idaresinde ve birinci dünya savaşının çıkması an meselesi. Malum, Sırp militan Avusturya veliahtı arşidük Ferdinand’ı Sarajevo’da vuruyor filan...
Bosna ile ilişkilerimiz Yugoslavya zamanında annemin teyzesinin ve kuzenlerinin İstanbul’a geliş gidişleri ile sürdü. Sonra tetka (teyze) Maksume vefat etti. Ardından anneannem. Ardından Hamid dayco (dayı).
Anneannem Vasfiye Narin ve kızkardeşi Maksume Hadzibegic
Maksume Hadzibegic, Hamid Efendi (Hadzibegic) ve Vasfiye Narin
Ama ara ara bayram kartı falan derken irtibat zayıf da olsa sürdü. Ne zaman ki Yugoslavya’da iç savaş patladı, oradaki akrabalarımızdan Nedim ve Alen o sırada tesadüfen Yugoslavya dışında bir Avrupa şehrindeyken ülkelerine dönemeyip İstanbul’a annemin diğer teyzesi Nevzat teyzenin yanına İstanbul’a geldiler, ortaya çıkan felaket ilişkileri bir şekilde sıklaştırdı. Bizler de köklerimizin ne anlama geldiğini fark etme yaşına geldik. Belki yaşanan dram duyguları güçlendirdi, belki Nedim ile Alen’in artık üniversite eğitimlerine istanbul’da devam ediyor olmaları ve aynı kuşaktan olmamız ilişkileri yeniden geliştirdi. En son Nevzat teyze de vefat edince ilişkileri sürdürmek bizim kuşağa kaldı. Kuzenim Cengiz bu konuda çok çaba sarfetti. Ailenin Bosna koluyla ilişkileri sıcak tutma konusunda elinden geleni yaptı. Daha sonraları ben de Sarajevo’ya gidip oradaki akrabalarımla ilk kez karşılaşmak için 2005 yılında Sarajevo’daydım. O ayrı bir yazı konusu. Çok duygulu bir seyahatti. O zaman evliydim ve karım Derya, arkadaşlarım Haluk, Melis, kızları Ayşe, Selçuk ve Oğuz ile unutulmaz bir seyahat yaptık. Birgün o seyahati de yazacağım. Ama önce görüntüleri ve filmleri bulmam lazım. İstanbul’dan Bodrum’a taşınırken bazı şeyler yok oldu.
İnsan bir kere 50 yaşına gelir değil mi? Ben de 2009 yılının nisan ayında artık tamamen Bodrum’a yerleştikten sonra ekim ayında 50. yaşgünüm için Sarajevo’ya gittim. Annem ile birlikte eski hocam, sonra dostum –hatta nikah şahidim- Yurdaer Altıntaş ile beraber gittik ve bizden bir gün önce doğum günüm için oraya giden Emre Senan, Ayşegül İzer ve Ayşegül’ün kızı ile Sarajevo’da buluştuk. Ayşegül için bu gezinin farklı bir anlamı da oldu; Ayşegül Sarajevo güzel sanatlar üniversitesinden mezun. Savaştan önce okulu bitirip dönmüş. Bir daha da gitmemiş. Benim doğum günüm bahanesiyle O da eski günlerini yaşadı, kaybettiği arkadaşlarını andı.
Bu benim üçüncü gidişim olmuştu. 50. yaşımı orada, oradaki akrabalarımla birlikte kutlamak istemiştim. 50 yıl sonra, köklere duyulan bir tür saygı diyebilirim. Sarajevo’da hızlandırılmış bir Mostar gezisi dahil 4 gece kaldık. Aşağıya o geziden bazı resim ve videoları alıyorum. Bir restoranda yaptığımız kutlamayı, o haftasonu oradaki ailemin Pazariç’teki haftasonu evinde börek partisini yeniden izlemek beni oralara götürdü. İç savaş döneminde bile neşelerini, hayata bağlılıklarını sürdüren bu ayrıcalıklı insanlarla akraba olmaktan dolayı hakikaten gurur duyuyorum. Bazen Boşnak damarım tutuyor, bir konuda çok ısrarcı ve inatçı oluyorum, o zamanlar aklıma inatla, dirençle, azimle varlıklarını, kimliklerini ve şehirlerini savunan insanlar geliyor. Gitmekle çok iyi yapmışım. Şimdi daha iyi anlıyorum. Çok anlamlı bir anı olarak kaldı. Sizi bu seyahatimden bazı karelerle bırakıyorum...
Mostar'da savaşın izini taşıyan bir bina
Sarajevo'da tipik bir ev
Annem ve Yurdaer Hoca ile Avusturya - Macaristan İmparatorluğu döneminden kalan bira fabrikasındayken
Bira fabrikasının birahanesi
50. yaş günümde Bosna kökenli olduğuma dair plakayla
Annemin kuzenleri Rauf ve Faruk Hadzebegic kardeşler
Üçüncü nesilden Alen ve Aida doğum günümde şarkı söylüyorlar
Sarajevo'nun biraz dışındaki sayfiye yeri; Pazariç
Pazariç
Pazariç'te boşnak böreği partisi
Pazariç'te biralayan Yurdaer Hoca, Meto (yani Muhammed) İbriçeviç ve damadı
Bu girişi yapmak zorunda kaldım çünkü benden kişisel tatil programlarını yapmamı bekleyenler, rezervasyon konusunda yardım isteyenler, kalmayı düşündükleri tesisleri yazıp hangisinde kalalım diye soranlar o kadar çoğaldı ki, tümüne birden cevap yazamadığım için buraya yazıyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu yazı benim gözlemlerimi anlatıyor. Yani kişisel tercihlerime göre yazdım. Buraya yazmadığım konularda bilgi sahibi değilim. Ve lütfen kişisel tatiliniz için benden güzergah, yemek mekanı, bölge vb. talep etmeyin. Veya "nerede kalalım?" veya "çocuğumla geliyorum, kum nerede iyidir, deniz Mayıs ayında soğuk mudur?" gibi sorular yöneltmeyin. Bildiklerim yazdıklarımdan ibaret. Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Şimdi yazıya başlayabilirim... Diyelim tatilinizi Bodrum’da geçirmeye karar verdiniz. İlk söyleyeceğim, keşke Haziran ayında gelseydiniz. Ama artık çok geç. Yıllık izninizi Temmuz ve Ağustos aylarında kullanmak zorundaysanız kalabalığı göze alıy...
Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum. Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü. Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafl...
Yeni Giriş Notu: Bugün 4 Mayıs 2021 Salı. Aşağıdaki yazıyı yazdığımda Bodrum'a yakın zamanda yerleşmiş, buranın nimetlerini paylaşmayı seven biriydim. Yazıyı, insanların aklında hayatlarını değiştirme fikri varsa buna destek olmak amacıyla, naif duygularla, açık yüreklilikle yazmıştım. Aradan geçen zaman fikirlerimi değiştirdi maalesef. Çünkü Bodrum'a hayatını değiştirmek değil Bodrum'u değiştirmek isteyenler gelmeye başladı. Bu insanları sevmedim. Kıyıları, tepeleri, boş buldukları her araziyi betona çeviren insanlardan, buralara gelenlerden, Bodrum'un yapısını, kimliğini bozanlardan tiksindim. Bu nedenle benim için artık Bodrum'da nereye yerleşilir diye bir konu yok. Bana nereye yerleşelim diye soranlara cevabım; Bodrum'a yerleşilmez. Bu kadar abur cubur kalabalıkla, burayı şehire çeviren, buranın halkına tepeden bakan, hazımsız, sonradan görme, Bodrum'u ve Ege'yi anlamayan, Halikarnas Balıkçısı'nı restoran sanan bu kitleyle bir arada olmak, tara...
Güzel...Eline sağlık kardeşim...
YanıtlaSilNe guzel anlatmissin , keyifle okudum, insallah ben de bir gun gidebilirim Saraybosna ya:))
YanıtlaSil