Yaz geldi mi benim
Yalıkavak günleri başlıyor. Bodrum’un içindeki evimde geceleri klima açma
ihtiyacı duymaya başladığımda laptopu ve bir iki ıvır zıvırı arabaya attığım
gibi Yalıkavak’a geçiyor, yaz sezonuna başlıyorum. İşin garibi buraya gelince
Bodrum’un içini pek aramıyorum. Ama yaz döneminde bir iki kere Bodrum’a inince
bu sefer orayı özlediğimi farkediyorum. Ve bir gece kalınca ve de sabah o
sıcağa uyanınca hızla Yalıkavak’a dönüyorum. Buraya gelince de iyi ki geldim diyorum.
Şu sıralar iki aşk arasında kalmış durumdayım.
Bugün yine Bodrum’da bir
işim vardı. Akşamüzeri saat 18:00 olmasına rağmen Bodrum’un içi 38 dereceydi.
Yarım saat sonra Yalıkavak’a geldiğimde derece 31’e inmişti.
Kışın bana en çok
sorulan soru “Bodrum’da bütün kış napıyorsun, sıkılmıyor musun?” sorusuydu. Yaz
gelince bu sorunun sıklığı azaldı çünkü buraları bilmeyen ve İstanbul’da
yaşayan biri için yazın Yalıkavak’ta olmak mantıklı. Bunu anlayabiliyorlar.
Anlamakta zorlanılan bölüm kışın ne yaptığım. Yazın denize girersin,
güneşlenirsin zamanı geçirirsin. Oysa işin aslı hiç de öyle değil. Yazın neler
yapıyorum, burada nasıl yaşanır, biraz bunlardan söz edeyim.
Benim ofisim İstanbul’da
ama ben buradan çalışıyorum. Günüm ekranın başında hem tasarlayarak hem
İstanbul ofisimle devamlı veri alışverişi halinde geçiyor.
 |
Yalıkavak'ta yazın oturduğum ev tipik bir stüdyo. |
 |
Stüdyoların altlarında dükkanlar var. Benim şansıma, dükkanların biri Kutman Şaraplarının satış mağazası. Hemen yanındaki Kutman Bistro. Karşı köşedeki Surfer Crab adında deniz mahsüllü menüsü olan hoş bir yer. |
 |
Geçenlerde sol köşeye de bir bistro açıldı.
|
 |
Günümün büyük kısmı burada ekran karşısında geçiyor |
İstanbul’da yapılan
taslak bana buraya geliyor. Üzerinde konuşuyoruz ve devam ediyoruz. Ya da bazen
tersi. Ben burada bir hazırlık yapıyorum, tasarlıyorum. Onu İstanbul’a
gönderiyorum, orada sunum haline getiriliyor. Yani İstanbul’da işe giden bir
insan ne yapıyorsa ona benzer birşey. Benzer dedim çünkü ayrı tarafları
benzeyen taraflarından daha çok. Ben buranın nimetlerinden yararlanıyorum.
Onlar nedir derseniz, sayayım. Ama moral bozmak yok. Belki etkilenip buralara
kaçarsınız, yazdıklarımla uzun vadede size iyilik yapmış olurum.
Saat 9’da laptop açılmış
maillere bakılmış oluyor. Bu saatte bu işi yapabilmem için aslında 08:59’da
kalkabilirim. Çünkü ev ofis düzeninde çalıştığım için yatak odasından ofise
yolculuğum sadece 2 saniye sürüyor. Ama ben genellikle 8’i biraz geçe
kalkıyorum çünkü en sevdiğim şey yüzümü denizde yıkamak. Bunu yapabilmek için
İstanbul’u ve birçok şeyi bırakıp buralara geldim. 48 yaşında doğduğun şehri
bırakmak, alışkanlıklardan vazgeçmek kolay bir karar değil. Hadi karar
verdiniz, gerçekleştirmesi de kolay değil. Neyse o başka zamanının konusu. Ama
denizde yüz yıkamak hep hayalimde olan bir şeydi. Yalıkavak’ta sabahları
ortalama 150 kulaç atıp eve dönüyorum. Ev ile deniz arası olsun olsun 70 metre.
 |
Evimin karşısında deniz girdiğim yer. Havalı olsun diye Public Beach diyorum. Sabah ve akşamları denize girmek için buradayım. Yoksa şu tahtalarda güneşlendiğimi sanmayın |
 |
Geçen akşam gün batımında denize girdikten sonraki manzara |
Döndükten sonra dediğim gibi laptop açılıyor. O arada duş yapılıyor ve kahvaltı
için çay demleniyor. En büyük zevkim sabah çayı. Balkonda Yalıkavak koyuna
karşı kahvaltımı yapıyorum. Burada kahvaltı da bambaşka. Taze keçi peyniri,
tulum peyniri, en az üç çeşit kırma zeytin. Köy biberi, tarla domatesi,
salatalık. Ve bazı sabahlar sarısı insanın elini boyayan, adı sarı ama kendisi
koyu turuncu köy yumurtası. Bu tören yarım saat sürüyor. O arada iş başlamış
oluyor. Günün temposuna göre yoğun veya değil, ama mutlaka ekran başındayım.
Öğlen yemeğini evde yiyorum. Hafif bir zeytinyağlı sebze, salata filan. İş
yoğunluğu izin veriyorsa yarım saat şekerleme yapıyorum. Ya da balkonda
şezlongta uzanıp ağustos böceğinin sesini dinleyerek ben de onlar gibi
tembellik yapıyor, ağır akan dingin hayatın tadını çıkarıyorum. O saatler benim
siesta saatim diyelim. Fakat Yunanlılar gibi saatlerce sürmüyor. Yarım saat ya
da 45 dakika o kadar. Sonra kaldığım yerden işe devam ediyorum.
Genellikle akşamüzeri
17:00’de işi bırakıyorum. Bu saatten sonrası ya biraz twitter ile, ya dergi okumayla
geçiyor. Ama bu arada müşterilerimden acil bir talep veya bir soru gelebilir
diye laptop açık. Saat 18:00 olduğunda ise tekrar mayomu giyiyorum ve bu sefer
bisikletle en az yarım saatlik bir tur atıyor sonra tekrar denize giriyorum.
 |
Yalıkavak'taki balıkçı barınağında bulunan, muhtemelen en eski pansiyon |
 |
Geçen haftaki poyraz fırtınasında Yalıkavak sahili |
 |
Aynı sahilin normal hali |
 |
Sait'te gün batımı |
 |
Öğlenleri sebze yenir |
 |
Yalıkavak Marina. Yeni adıyla Palmarina |
 |
Bodrum evi begonvilsiz olmamalı |
Yaz akşamları güneş geç
battığından yemek de geç yeniyor. Ortalama olarak haftanın iki veya üç gecesi
dışarıda yiyorum. Bunun biri genellikle Sait oluyor. Zaten ayda birkaç kez
İstanbul’dan gelen dostlar oluyor ve onlar Sait’i özlemiş halde geliyorlar. Daha önce
Yalıkavak’taki yiyecek içecek mekanlarını yazarken söz ettiğim Çardaklı Mehmet
de ara sıra uğradığım balıkçılardan. Ayda birkaç kere de Limon’a gidiliyor.
Limon gittikçe bünyede alışkanlık yaptı. Hele şu bayram geçsin, sonra ortalık
daha sakinleyecek ve daha rafine tipler kalacak, diğer haşere tipler siyah
ciplerine binip çekip gidecekler. İşte o zaman Limon tadından yenmez olacak.
Yemek evde yendiyse
sonra bir çarşı turu için yürüyüşe çıkıyorum. Yalıkavak çarşısı çok sempatik ve
canlıdır. Size aşağıda berberim Turgut amcanın dükkanını ve eve balık aldığım balıkçımı göstereyim. Ayrıca Çıngıloğlu adında Milas'lı bir firma var. Sanırım mahdıraları var. Harika peynirler bulunuyor. Zeytin, zeytinyağı gibi kahvaltılık malzemeler de var. Konacak ve Turgutreis'e de açtılar. Asıl yerleri dediğim gibi Milas'ta.
 |
Berberim |
 |
Balıkçım. Bisikletle balık almaya geliyorum |
 |
Çıngıloğlu mandırasının ürünlerinin satıldığı Yalıkavak şubesi |
Yine haftada birkaç kez
yürüyüş yapıyorum. Eskiden daha çok yürüyordum, bu sene bisiklet biraz öne
geçti. Ama sonuçta hareket etmek gerek. Oturarak çalıştığım için bu bile
yeterli değil, daha çok hareket etmeliyim. Sıcaklar azalmaya başladı, bundan
sonra sabah ve akşam egzersizlerinin temposu ve süresi artabilir.
 |
Yalıkavak'taki sanatçılar çarşısı |
 |
Çarşıdan bir kare |
 |
Daha çok kışın Yalıkavak'a kalmaya geldiğimde uğradığım Sandıma Bar. |
Burada yaşayıp, burada
çalışmanın İstanbul’daki hayata göre ayrıcalığı sadece sabah denize girmekle
sınırlı değil kuşkusuz. Mesela bütün yazı şort, terlik ve t-shirt ile
geçiriyorum. Az şey mi? Mesai saatlerinde siyah veya lacivert şort, iş dışında
renkli... Ciddiyeti elden bırakmamak lazım :)
Haftasonlarının diğer
fünlere oranla farkı şu; daha geç kalkıyorum. Ama saat 10’u hiç bulmuyorum
çünkü burada günü kaçırmak istemiyorum. Cumartesi günleri kahvaltı sonrası
Xuma’ya gidiyorum. Orasını seviyorum çünkü bir kere sahibi Kamil medeni biri.
Dolayısıyla mekanı da kendi tarzına uygun. Çimlere yayılmacam, rahat şezlongtu
okurken hafif kestirmece. Denize girip sonra güzel yemekler yemece. Akşamüzeri
hafif bir içki ile gün batımı iyi oluyor. Cumartesi günleri genellikle Xuma’nın
parti günü. Bu benim için bir anlam ifade etmiyor. Bu yaz bir kere kaldım.
Tabii denize girilecek en güzel saatte dj kabini önünde o görültüde sallanmak
bana göre değil. İşin komiği İstanbul’dan gelenler önceden rezervasyon
yaptırıyorlar. Neyin rezervasyonu biliyor musunuz? Aşağıdaki resimde
göreceğiniz gibi, dj kabini önündeki bistro denilen sehpanın rezervasyoru.
Gülmeyin, ciddiyim. Bu da başka birşey tabii. İstanbul’daki tarzı ve
alışkanlıkları aynen tatile taşımayı hiç ama hiç anlamadım. Muhtemelen
Sortie’de aynı şeyi yapıyorlar. Gelince burada da aynı şey devam ediyor. Bu
arada Sortie duruyor mu bilemedim. Belki de kırkıncı kere ismi değişmiştir. Neyse, Xuma dediğim gibi yayılabileceğiniz, serin, çimenlik, yeşili bol bir plaj. Müzik çalıyor ama hiç rahatsız etmiyor. Diğer beachler gibi her tarafta speaker yok. Eğer çok duymak istiyorsanız müziğe yakın yerde konuşlanırsınız. Çocuklu aileler için ayrı bir bölüm var. Bu da bizim gibilere müthiş bir iyilik.
 |
Cumartesi partisinden bir kare |
 |
Xuma'da yayılabilirsiniz |
 |
Bir Xuma günü |
Uzun lafın kısası,
burada hayat benim için kışın olduğu gibi sakin, dingin, huzurlu. Koşturmak
yok, stres yok. Mümkün olduğunca hayatın tadını çıkarmaya bakıyorum. Bu yaşımda
buralara gelebildiğim, bu güzellikleri yaşayabildiğim için şükrediyorum. Can
sıkıntısı falan yok. Yazın buradaki evde TV yok. Üç ay hiç seyretmiyorum. Kışın da sadece bir iki kanal ve eğer varsa Digtürk'te film. O kadar. Burada gürültü yok. Gri hava yok. Balığın iyisi, sebzenin tazesi,
rakının hası var. Doktor Haşmet’in kulağı çınlasın, 2000 yılından beri onun
kontrolü altındayım. Bana geçenlerde Medica’ya kontrole gittiğimde; hayatında
iki iyi karar verdin, biri yıllar önce sigarayı bıraktın, diğeri Bodrum’a
yerleştin dedi.
Benim gibi metropolden
sıkılmış ve özünde zaten metropol insanı değilseniz, çok para kazanacağım
hırsınız da yoksa burası size de iyi gelir. Tekne almak için yırtınıp, deliler
gibi çalışıp, bilmem kaç eleman istihdam edip, işleri büyütüp sonra o tekneye binecek
zamanı bulamamaktansa, benim gibi yapın, milyon dolarlık tekneniz olmasın. Ama günün
birinde canınız çok istediği zaman şuradan bir küçük teknecik alabilecek kadar
kazanın yeter. O da sizi Datça’ya götürür getirir. Aksi halde kazandığınız
paraları doktorlara, psikologlara vereceksiniz.
Yarın işler için İstanbul'a gidiyorum. Çarşamba dönüş var. Perşembe Yalıkavak'tayım. Cuma tatile çıkıyoruz. Benim de ara sıra ortam değiştirmem gerekiyor. İstanbul'dan, Ankara'dan insanlar tatil için Bodrum'a, Yalıkavak'a gelirken ben üç gün Kekova, iki gün Faralya (geçenlerde bir önceki yazıda anlattığım yer) ve bir gece de Dalyan planı var. Döndüğümde oraları da anlatır, paylaşırım.
İstanbul'dan, Ankara'dan, Bursa'dan, Tekirdağ'dan, İzmit'ten... her nereden buralara gelecekler varsa onlara da iyi yolculuklar ve iyi tatiller diliyorum.
Muğla'lı olmama rağmen ilk kez bu yaz doyasıya keşfetmiştim Yalıkavak'ı.Daha önceler hep içinden geçmiştim.Meğer ne şirin ve güzel yermiş.Fotoğraflar harika,gün batımı Yalıkavak'tan ayrı seyrediliyor gerçekten.Orada yaşayıp iyi bir kazanç olması + avantaj yoksa dar gelirliler zor yaşar bence.Bunca güzelliğine rağmen geniş iş imkanı yok,kışın az kişi olması nedeniyle yapılabilecek/açılabilecek işler çok kısıtlı...O nedenle oraya yerleşmeden,iş planı en az 6 ay öncesinden kesinleşmeli herkes için değil mi Serdar Bey?
YanıtlaSilTeşekkürler,