Eski Bodrum'luların hatıralarına ve anekdotlara devam
İstanbul’dan
beklediğim kitaplar geldi. Bodrum ile ilgili öyle yüzlerce kitap yok diye
yazmıştım. Olanları da Bodrum’daki kitapçılarda bulmak mümkün değil. Bu nasıl
dükkancılıktır, niye bulundurmazlar, nasıl anlayıştır diye sormayın. Burası
Bodrum. Muhtemelen akıllarına gelmiştir de üşenmişlerdir.
Baskın
Oran’ın Dalavera Memet’in Bodrum Tarihi ve Enişte Gözüyle Bodrum adlı
iki kitabını hemen okuyup bitirmek istiyorum. Kolay okunan, akıcı diliyle sizi
de sohbete dahil eden kitaplar. Baskın Oran İstanbul bağımsız milletvekili
adayı olduğu dönemde ben İstanbul’da yaşıyordum ve benim bölgemin adayıydı. O
zaman oyumu kendisine vermiştim. Ben de bu konuyla ilgili bir anekdotumu
aktarmak istiyorum; o yıllarda ofisimde birlikte çalıştığımız işlerimde bana
yardımcı olan grafik tasarımcı arkadaşım Almanya’da doğmuş, üniversiteye kadar
orada okumuş biriydi. Bazen Türkçe konusunda özellikle kelime bulmada sıkıntı
çekebiliyordu. Baskın Oran lafı çevremizde çok sık geçiyordu. Bir gün bana “ya
abi ben Baskın Oran’ın bir insan olduğunu yeni anladım. Hep istatikte
kullanılan, ağırlığı olan bir oran, bir veri sanıyordum” dedi.
Bodrum’u
Bodrum yapan unsurlardan biri de insanları. Hele 1930’lu yıllardaki mübadele
ile gelen Girit, İstaköy ve Rodos’luların Bodrum’a kattıkları çok renk var.
Toplumsal hayatı, yemek anlayışını, mutfağı, hayat tarzlarını etkilemişler. Bodrum’un
içine kapanık ve kapalı yerli toplumuyla önceleri tam kaynaşamasalar da kısa
zamanda bütün olmuşlar. Bu süreçte yaşananlar başlı başına araştırma konusu. Gelenlerin
ya az Türkçe bilmeleri ya hiç bilmeyip sadece Rumca konuşmaları sevimli yanlış
anlamalara konu olmuş. Sizin yaptığınız tarhana çok güzel olmuş diyeceğine,
sizin kerhane çok iyi olmuş demeleri gibi. Önceleri Türk’lerin mahallesi ile
göçmenlerin yerleştirildiği ve adına Girit Mahallesi denilen mahalleler ayrı dünyalarken kısa zamanda kaynaşmış.
Birbirlerinden kız alıp vermişler. Yine de iki kesim arasındaki bazı farklar
bugün bile kendini gösteriyor. Önceleri çok dikkat etmiyordum. Sonra okuyunca,
merak edince gözlemlemeye başladım. Misal; benim oturduğum evin olduğu
Eskiçeşme Mahallesi yüzlerce yıldır aynı isimle biliniyor ama o dönemde
Adalardan göçmenler gelip de Bodrum’u terk eden Rumların mahallesine yerleşince
orası Girit mahallesi olmuş ya. Bizim Eskiçeşme mahallesine de Türk mahallesi
denir olmuş. Kale kasabanın tam ortasındadır. Yüzünüzü denize döndüğünüzde
kalenin sağındaki koy Türk mahallesi, kalenin solundaki koy ise Girit
mahallesi. İki mahalle arasındaki en belirgin fark, iki toplumun yaşama
kültürünü yansıtan evlerin yapısında açıkça görülüyor. Bizim mahallede evler
genellikle geniş bahçeli ve bahçeler duvarlarla çevrili. Benim evimde olduğu
gibi bazı evlerde duvar adam boyundan yüksek. Bahçe gizli bir yaşama alanı
olarak belirlenmiş. O dönemki Osmanlı yaşantısının bir tezahürü olsa gerek. Bahçelerin
büyük olmasının iki nedeni var. Hem ailenin ihtiyacı olan temel sebzelerin
yetiştirilmesi hem birkaç hayvanın ahırlarına yer açmak. Oysa Girit
mahallesindeki –bir önceki yazıda belirttiğim gibi bu günkü adıyla Kumbahçe
mahallesindeki evler ise küçük avlulu ve bir kapıyla avludan hemen dar sokağa
açılıyor. Bahçe yok, evler yanyana. Her evin önünde iskemleler var ve mahalleli
hayatı evde değil sokakta yaşıyor. Avlu kapısı gün boyu açık. Toplum açık. Bu
bilgiden sonra dikkat ettim, günlük yürüyüşlerimde mutlaka Kumbahçe’den
geçerken oraları bu gözle izliyorum. Şu günlerde hava ısınmaya başladı, hemen
iskemleler sokaklara atılmış durumda. Yaşları 80 ve üzerindeki insanlar sokakta
muhabbet ediyorlar. Kadınların çoğunda beyaz bir tülbent var. Erkekler
genellikle ağızlıkla sigara içiyorlar. Daha bu öğlen yaptığım yürüyüşte gördüm.
Bir dahaki sefere birkaç kare çekip blogda yayınlıyayım ki sizler de şahit
olun.
Girit mahallesinden (Kumbahçe) bir sokak |
![]() |
Türk mahallesi denilen bölgedeki evlere tipik bir örnek. Yüksek bahçe duvarları göze çarpıyor |
Türk mahallesinde eski bir zengin konağı |
Bu da benim yaşadığım yüksek bahçe duvarlı ev |
Bahçe kapısından görünüş |
Karaada'nın sağ ucuyla İstanköy arası diye tarif edilen yer soldaki bulutsuz bölge |
İspita’nın torunun bi cipi var. Bildiğimiz eski Willys ciplerden. Toparlamış, kocaman kalın lastikli havalı birşey. Bazen yolda görür, kaportasında “İspita” yazıyor bu nedir diye merak ederdim. Meğer Bodrum’un renkli siması İspita Hasan Dayı’nın torunuymuş.
Dalavera
Memet’in bir g-string tarifi var ki evlere şenlik. Baskın Oran’dan
naklediyorum; “Eve yaklaşıyoruz.
Açık kumral saçlarını bayrak gibi dalgalandıran, kısacık blucin eteği
kasıklarda, zargana gibi bir genç kızın yanından geçerken: "Memet abi, şu
eteğe bak, dört parmak ya var ya yok, her an da düşebilir" diyorum.
"Bundan iyisi de var. Hani apışaralarına yular gibi bişey koyuyolar, koyun
budu gibi görünüyo?" diyor. G-string'in Bodrumca tarifi!
Bodrum’da yaşı yüze
merdiven dayamış Girit göçmeni kadınlar arasında bir kulağı veya parmağı kesik
olanların halen yaşadığı anlatılıyor. Bunun nedeni Yunan çetelerinin isyan
çıkırdığı 1920’lerin Girit’inde küçük Türk kızlarının kulaklarındaki küpeleri
veya parmaklarındaki yüzükleri acımasızca alma yöntemi.
![]() |
Türk mahallesinin 1900 başlarındaki hali. Sahildeki cami Tepecik Camii |
26
Mayıs 1915’te Bodrum’un sakin ve sessiz limanının önünde bir Fransız krüvazörü
belirir. “Dublex” adındaki kruvazör kalenin açığına demirler ve denize bir kayık
indirilir. Kayıkla iskeleye gelen subay kaymakamı görmek istediğini söyler.
Kaymakam Faik Bey limana gelir. Subay Akdeniz’deki Alman gemilerine yakıtın
Bodrum’dan sağlandığına inandıklarını onun için kenti, limanı ve gemileri
arayacaklarını söyler. Kaymakam da bu iş için İstanbul’dan izin istenmesi
gerektiğini belirtir ve 24 saat süre ister. Bu sürede izin mizin alınması
mümkün değidir ve kaymakam aslında zaman kazanmak istemiştir. 24 saat içinde
Bodrum’lular ve o sırada Bodrum’da görevli otuz otuzbeş jandarma kalede ve
limanda mevzilenirler. Ertesi sabah 7:30’da gemi daha da kıyıya yaklaşır ve gemiden
daha büyük bir kayık iner. İçine askerler doluşur. Kayığın burnuna da mitralyöz
koyarlar. Gerek görürlerse zorla arama yapacakları anlaşılır. Askerler karaya çıktığında
arama izni verilmeyeceği söylenir ve bir anda tüfekler ateşlenir. O gün üçbin
mermi yakıldığı anlatılır. Fransız askerlerinin on sekizi öldürülür, on altısı
esir edilir. Kaptanın gemisini kaleye çok yaklaştırması büyük bir hata olmuştur.
Kaleden açılan ateşle de güvertedeki birçok asker ve subay da öldürülür. Esir
alınan askerlerin kafalarına birer fes geçirilip Milas’a oradan İstanbul’a yollanırlar.
Ölenler oraya yakın gömülürler. Barış zamanı Fransız hükümeti gelip onları alır
götürür.
Geminin
kaptanı çok kızar, gemiyi açığa çeker ve Bodrum’u bombalar. O tarihte kale
hapishaneydi ve içinde altıyüz mahküm vardı. Bombardıman başlayınca kaymakam
kale kapılarını açtırır mahkümları salıverir. Aslanlı kule bombalamada delinir
ama kale sapasağlam ayakta kalır. Tepecik Camiinin bir duvarı ve minaresi yıkılır. Caminin yanındaki gümrük ofisinin duvarında bombalamanın tarihinin yazılı
olduğu bir plaket dururdu. Restorasyondan sonra hala duruyor mu bilmiyorum,
bakmam lazım. (Tepecik Camii ile ilgili daha geniş bilgi için eski bir yazıma bakabilirsiniz; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/01/tepecik-camii.html. Kayıtlara gore canlılardansa bir eşek, bir karga ve bir horoz
kaybedilmiştir.
![]() |
1900 başlarında Tepecik Camii |
![]() |
Tepecik Camii'nin bugünkü hali |
Fransızlar
bu işe çok hırslanmışlar. Bodrum’dan her geçişte mola verip, Bodrum’a birkaç
mermi gönderip yola devam etmişler. Bu durum aylarca sürmüş. Halk bombalama
başlayınca tepelere kaçışırmış. Bombalama artık son bulsun diye yarı Türkçe
yarı Rumca namaz kılan Girit göçmenleri o aralar namazlarını “dio rekati” fazla
kılmışlar.
Bodrum’un
bombalandığını biliyor muydunuz? Bombalanma hikayesi bile matrak diyeceğim de
ayıp olacak diye dilim varmıyor.
Serdar Bey elinize sağlık,
YanıtlaSilYine çok güzel yazıp, çok güzel bilgiler vermişsiniz.
İnsan tecrübelerine dayalı hava tahminlerini ben, İstanbul'da bile tutturabiliyorum. Size ve site izleyenlerine yararlandığım basit hava tahminlerini vermek isterim.Kaynağım; meslektaşım, gazeteci Serdar Bapoğlu'nun www.turksail.com sitesi. Kendisi birçok yelken yarışında baterist (Yelkenlideki bir sürü ipin, mekanizmanın sorumlusu)olarak görev almış. Tecrübeli bir denizci. Yazdığı herşey ince elenmiş, sık dokunmuştur. Sitede amatör denizcilikten, "Nasıl bir tekne almalıyız?"a kadar bir sürü tatlı bilgi var. Size ve yazılarınızı izleyenlere faydalı olacağını düşünüyorum.
İşte İstanbul'da bile hava tahmini yaparak hava atabileceğimiz bilgiler:
Barometre ve termometre değerlerinin ilişkilendirilmesi dışında sadece gözlemlere dayalı da hava tahmini yapılabilir.
Denizcilerin özellikle de balıkçıların hava tahminleri genellikle doğru çıkar.
Bu kişiler meteorolojik tahminlerin yanı sıra kendileri de tahminde bulunmaktan geri durmaz. Bu yolla yapılan tahminler gözleme dayalıdır. Yılların tecrübesi bu kişilere gözlemlerini değerlendirme şansı verir.
GÜNEŞ BATARKEN:
* Bal renkli gökyüzü güzel havaya,
* Tatlı kırmızı renk iyi havaya,
* Hafif sarı gökyüzü rutubet ve yağmura,
* Pembe ve fıstık rengi şiddetli fırtına ve yağmura,
* Güneş kırmızı olarak batarsa rüzgar çıkacağına işaret eder.
GÜNEŞ DOĞARKEN:
* Güneş dumanlı görünüyorsa fırtınaya,
* Güneşin doğarken kırmızı olması ve yükseldikçe
donuklaşması şiddetli yağmura,
* Kızıl renkli gökyüzü yağmur veya rüzgara dikkat çeker.
AYIN GÖRÜNÜŞÜ:
* Ay hilal halindeyken kırmızı görünmesi şiddetli yağmura,
* Ay doğarken kırmızı görünmesi fırışka rüzgara (saatte 20 deniz mili)
* Ayın fazla parlak görünmesi fırtınaya,
* Ayın fazla kırmızı veya donuk ve dumanlı görünmesi yağmura,
* Sakin havada hale görünmesi rüzgar çıkacağına,
* Hale küçük olursa kısa zaman sonra fırtına çıkacağına,
* Hale büyük olursa fırtınanın yaklaşık 4-5 saat sonra çıkacağına,
* Hale ile birlikte ufukta alçak siyah bulutlar görülürse şiddetli fırtınaya işarettir.
GÖKYÜZÜ VE DENİZ:
* Gece gökyüzünde beyazlık havanın iyi olacağına,
* Denizin koyu yeşil görünmesi (bitkisel kökenli yeşillik değilse) havanın sertleşeceğine,
* Denizin ayna gibi parlak görünmesi fırtınaya,
* Yağmurdan sonra kuzey rüzgarı çıkması güzel havaya,
* Gece sis ve çiğ olması güzel havaya işaret eder.
Müjdat Tolu