Yıllar önce Bodrum'a, ardından on dört yıl sonra da Gökova'ya göçen bir İstanbullunun gözünden, Glaros adındaki yelkenli teknesiyle yaptığı seyirler, bu coğrafyadan, Ege koylarından ve karşı adalardan hayatına dair notlar.
Bir gece için Bodrum-Fethiye git gel 500 km
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Geçen haftalarda iki kez
İstanbul’a gitmemin nedeni işlerimdi. Yazın rehavetinden sonra yoğun bir
çalışma dönemi başladı. Sunumlar, toplantılar için İstanbul’a gittim ama
öncesinde o sunulacakları oluşturmak için Bodrum’da hızlı bir tempoda çalıştım.
Hala da süreç devam ediyor, muhtemelen yeni yılın ilk ayları da –bu hızda
olmasa da- yoğun geçecek gibi görünüyor. İki İstanbul gidişimin arasında
Bodrum’daki evin çalışma odasında çalışırken arada mola vermek için bahçeye
çıkıyor veya bisiklete binip Bodrum’da turluyordum. O günlerden birinde hava
çok güzeldi, üstüne evdeki sistemde bir Rumca parça çalmaya başladı. O an şu
işlerin ilk etabını atlatayım, sunumları bitireyim ilk işim Ege kıyılarında
gezmek olacak dedim. Ve arabayla o sahillerde gezinirken dinlemek üzere kendime
Yunan müziklerinden bir playlist hazırladım. Geçtiğimiz Perşembe günü birlik İstanbul’a
gidip gelince ertesi gün kalan bazı işleri halledip, hafta sonu için Fethiye
programını gerçekleştirmeye hazırlandım.
Benim için burada
yaşamak sadece Bodrum’da oturmak değil. Bodrum yarımadasının dışındaki Ege’nin
de tadına varmak için elimden geleni yapıyorum. Bodrum’a yerleşmek için belli
alışkanlıklarımdan, bazı insanlardan, iş ile ilgili bazı avantajlardan feragat
etmem gerekti. Kırksekiz yıl yaşadığın şehirden ayrılmak öyle kolay iş değil. O
yüzdendir ki hem Bodrum’un, hem de çevresinin, yani Datça’nın, Gökova’nın,
Fethiye’nin, Selimiye’nin değerini çok iyi biliyorum. Bu cennette doğmadım,
buraya gelebilmek için çaba harcadım. Bodrum’a yerleşen öyle insanlar biliyorum
ki bana Mazı’nın nerede olduğunu soran oldu mesela. Otları nereden alıyorsunuz
diye soran da oldu. Burada yaşıyor ama buranın nimetlerinden haberi yok. Ben
tam tersine, buranın her türlü nimetinden yararlanmak, yaşamak istiyorum. O
yüzdendir ki sık sık Bodrum dışındaki Ege, Akdeniz kıyılarına gidiveriyorum.
Ama blogu takip edenler biliyorlar, kuzey Ege değil de güney Ege’de gezinmeyi
seviyorum.
Çökertme sapağındaki okulun önündeki çeşme
Gökova yolundan
Bu ağacı yakından izliyorum. Her mevsim fotoğraflıyorum. Baharda bembeyaz oluyor
Fırsat yaratmak insanın
hayatını renklendirmesi için şart. Herkesin hayatını renklendirmek için farklı
yöntemleri olabilir. Benimki Ege’de yemek, içmek ve gezmek diye özetlenebilir.
Zamanım ne kadarına elveriyorsa onu yapmaya çabalıyorum. Geçen hafta yorgunum
diye evde oturmak yerine git gel 500 km yol yapmaktan hiç kaçınmadan Fethiye’ye
gidip geldim.
Bu yazıda Bodrum’dan
Fethiye’ye gidişi anlatmak istiyorum. Bodrum’dan Fethiye’ye, Marmaris’e,
Antalya’ya yani daha güneye gitmek için önce mutlaka Akyaka’ya varmalısınız.
Akyaka’da yol ikiye ayrılır, sağa saparsanız Marmaris üzerinden Datça’ya
gidersiniz ve yol Datça’nın ucunda, Knidos’ta biter. Sağa sapmaz da doğru devam
ederseniz Köyceğiz, Dalyan, Dalaman, Fethiye diye saydığım bölgeye, yani daha
güneye ulaşırsınız. Fethiye’yi geçince de yol ikiye ayrılır. Sağa saparsanız
Kaş, Kalkan, Finike’den Antalya’ya, sola saparsanız Korkuteli, Elmalı üzerinden
Torosları aşıp yine Antalya’ya varırsınız. Sağdan giderseniz yolu çok uzatırsınız ama sahil boyu o
manzaranın tadını çıkarırsınız. Bodrum’dan da Akyaka’ya gitmenin aynen
Antalya’yadaki gibi iki yolu var. Bodrum’dan Milas’a ve oradan Beşparmak
dağlarını aşıp Yatağan üzerinden Muğla’ya ve oradan Sakar geçidinden aşağıya,
Gökova’nın bitiş noktasındaki Akyaka’ya gelebilirsiniz. Ya da benim yaptığım
gibi, yolu uzatarak ama Gökova’nın doyumsuz manzarasını görerek, çam kokularını
içinize çekerek Mumcular, Yukarı Mazı, Çökertme, Ören üzerinden yine Akyaka’ya
varırsınız. Bu yol yazın biraz yoğun olduğundan pek kullanmıyorum. Ama temmuz
ve ağustos dışında çok zevkli bir yol. Gökova hep sağınızda kalır. Köylerin içinden
geçersiniz. Bazen denize üç beş metre mesafede denizle aynı seviyede araba
kullanırsınız, bazen dağlara tırmanır Gökova’ya kuş bakışı bakarsınız. Gökova
bir mucizedir. Sadece bitiş yerinde dereler denize aktığından orada alüvyon
toprak bulunur. Onun dışında ne Bodrum Akyaka arasında ne de karşı tarafta
Marmaris Datça arasında denize toprak taşıyan su olmadığından dev bir haliç
gibi Gökova içeriye girer. Koyun her iki yanında dalları denize giren çam
ağaçları bulunur ki bu da sık rastlanan bir durum değildir. Akyaka tarafında
portakal, limon ağaçları Datça tarafında badem ağaçları bu coğrafyada doğanın
sunduğu olağanüstülüklerden birkaçı. Halikarnas Balıkçısı’nın anlattığı
Gökova’dan bugün malesef sadece birkaç iz görüyoruz. İnsanımızın tüm
hoyratlığına karşın Gökova hala direniyor. Günü birlik gezi tekneleri, nadide
balıkların yuvalarının olduğu bölgelerde dümbelek çalarak balıkları kaçırıyor.
Bazı mavi yolculuk tekneleri atıklarını denize bırakıyor. Memleketi sözümona
idare edenler termik santral yapacak kadar gözü dönmüş olabiliyorlar. Yapmayın
etmeyin diyenlere bacasını yeşile boyarız diyerek dalga geçenler de gördük bu
coğrafyada.
Yukarı Mazı'da bir nokta var ki mutlaka her geçişimde dururum. İşte o noktadan bir kare. Karşıda Datça
Gümüş gibi parlayan sonbahar sabahının ışığında Gökova
Hep durduğum o nokta
Çökertme'ye doğru inerken Gökova
İşte bu anlattığım
yerlerden geçerek Akyaka’ya varmak üzere cumartesi sabahı erken saatte yola
çıktık. Güvercinlik’ten sağa sapıp Mumcular’a oradan da Yeniköy’ün içinden
geçerek Yukarı Mazı’ya geldik. Oradaki kritik sapağı kaçırırsanız kendinizi
Mazı sahilinde bulursunuz. E bu da iyi bir şeydir ama rotanızdan sapmış
olursunuz, aynı yolu geri dönmeniz gerekir. Çökertme üzerinden yola devam
ettik. Balıkçı’nın anılarında anlattığı Türkevi köyüne gelince, şimdi köyden
eser kalmadığından ve köy artık bir termik santral olduğundan o termik santrali
yapan başta Turgut Özal olmak üzere o dönemin yöneticilerine bildiğim iyi
küfürleri edip Ören’e girdik. Ören demek huzur demek. Yaz aylarını bilmem.
Sahilini hiç kalabalık görmedim. Aklımdakiyle kalsın diye de yazın Ören’e hiç
girmedim. Bu hatayı Akbük için yaptım ve bir daha haziran eylül arası adım
atmam. Ören’de sahilde açık bir mekan bulduk ve birer kahve söyledik. Kahveyi
içmek mümkün değil. Sanki çamur. Türk kahvesini bizden daha kötü yapan millet
var mıdır acaba? Piyasada satılan en ucuz kahve ile Kurukahveci Mehmet Efendi
kahvesi arasındaki fark ne kadardır bilmiyorum ama adım gibi eminim ki tamah
edilecek bir fark yoktur. Yani biraz daha fazla verip iyi kahve alacak ve
müşterine iyi kahve sunacaksın. Ne yazık ki bu kahve işini gerçekten
bilmiyoruz. Bu konuya taktım. Adı Türk kahvesi olacak kadar bize ait bir ürün,
ama bizden kötüsünü yapan yok. Hep bu görgüsüzlük meselesi. Bosna’da çok farklı
yerlerde kahve içtim bir kere kötü kahve gelmedi. Çünkü oradaki esnaf önce
kendine sonra işine sonra da müşterisine saygılı. Orada kahve tüketimi bizden
kat be kat fazla ve içimi bir ritüel.
Hem kahveyi dökerek getirdiler hem kahve adeta bir çamurdu
Ören
Halikarnas Balıkçısı'nın söz ettiği Gökova'nın Türkevi köyünde artık termik santral var
Ören
Gökova sahilinde bir futbol sahası. Yaza kadar kimseler gelmeyecek
"Sırtını dağa dayamış" dedikleri burası olsa gerek
Ören ile Akyaka arası Akbük
Akbük
Akyaka'ya doğru...
Gökova
Akyaka
Akyaka'da denizi buz gibi bir koy
Neyse, ne anlatıyordum,
kahve sohbetine geçtik. Akyaka’ya gelince durmadık ve Köyceğiz’e kadar devam
ettik. Köyceğiz’in de aynen Ören gibi diğer adı huzur olmalı. Hele şu mevsimde.
Göl hiç oynamıyor, yüzen bir iki kuş hareket etmiyordu. Köyceğiz’de göl kıyısında
oturmayı çok severim. Yıllardır orası bana iyi gelir. Sahilde oturup Dalyan
tarafına bakarken dalıp gidersiniz. Hiç gürültü olmaz, hiç bir şey hızla
hareket etmez. Tabii bu dediklerim yaz dışındaki aylar için geçerli. İşte
buralarda yaşamanın nimeti derken bunları kastediyorum. Köyceğiz çarşısının
içinde bir esnaf lokantası aradık ama öyle bol kepçe tencere yemeği yapan yer
bulamadık. Balıkçı, balık ekmekçi, kebapçı ve köfteci var ama bol kepçe yok.
Demek ki talep yok. Biz de bir çorbacıya oturduk, bizim İstanbul’da
alıştığımızın dışında bir biçimde yapılmış paça çorbası içtik. Çok lezzetliydi.
Bir çöp şiş ve köfte de söyledik, öğle yemeğini hallettik. Yine kötü bir kahve
geldi, içmeden bıraktık. Ve Fethiye’ye doru yola devam ettik. Dalaman Fethiye
arası yolu çok iyidir. Yer yer Akdeniz’in lacivert sularını görürsünüz. Arada
gizli kalmış koylar vardır. Onlardan birine dalıp girdik. Mesire yeri
statüsünde olan, hani girişinde kulübe olan ve bilet kesilen yerlerden biriydi.
Tabii kimse yoktu. Sadece resmi plakalı siyah bir makam aracı duruyordu ve
denizde bir çift şakalaşarak yüzüyordu. Bizi görünce tedirgin oldular. Hele
elimizde makina ile fotoğraf çekerken sesleri kesildi. Makam arabasıyla
karısını alıp gözlerden uzak sakin ve gizli bir koyda yüzen bir bürokrat/mülki
erkan olacağını hiç düşünmüyorum. Neyse, herkesin özel hayatı kendine. Oradan
Fethiye’ye doğru devam ettik ve kalacağımız Yacht Oteli’ne geldik. Bu otelden
iki tane var, bizim kaldığımız adında Butik kelimesi geçeni. Tam marinada,
gayet temiz, odaları çok makul, kahvaltısı harika bir oteldir. Denize bakan
odaları çok sessiz olan bu otelin kahvaltısına neden harika dediğimi anlatmak
için şu kadarını söyliyeyim; büfede tam sekiz çeşit peynir vardı. Terasta
Fethiye körfezine bakarak kahvaltı etmek gerçekten çok zevkli. Buraya da yazın
hiç gelmedim çünkü Fethiye’nin içi yazın dayanılmaz sıcaktır. Aslında
Fethiye’nin içine yazın gelmeme sebebim, o mevsim Faralya’ya gitmem. Orasına
ayrı bir düşkünlüğüm var. Faralya ile ilgili birkaç yazı yazdım.
Akyaka yolundan
Köyceğiz
Köyceğiz çarşısı
Köyceğiz'de Bodrum'daki Tepecik camiine çok benzeyen bir cami.
Gizli koylardan...
Otelde dinlendikten
sonra uzun bir yürüyüşe çıktık ve akşam yemeğini yiyeceğimiz Girida balkıçısına
vardık. Akşam yemeğini ve ertesi günü bir sonraki yazıya bırakıp Fethiye ile
ilgili bir iki not aktarmak istiyorum. Gördüğüm kadarıyla belediyesi iyi
çalışıyor. Her gelişimde birşeyler yapılmış, parklar bahçeler eklenmiş
görüyorum. Ama arada yaptıkları öyle bir yapı var ki söz etmeden geçemeyeceğim.
Yeni bir meydan açılmış ve meydanın başladığı yere bir kültür merkezi
yapmışlar. Uzaktan bir depoya benziyor. Yakından üstü kapatılmış sabit pazar
mimarisinde. Binanı rengi berbat, şekli şemali kötü ötesi. Bu projeyi kim
çizmişse çizmiş, parasını almış gitmiş. Pekala da o projeyi onaylayıp o mimara
para veren belediye yetkililerine ne demeli? Hadi mimar kötü. Sen niye o mimarı
seçtin ve o projeyi onayladın yahu diye sorarlar adama. Tabii iyi şeyleri de var.
Mesela Çalış bölgesine doğru büyüyen Fethiye’nin sahiline restoran, kafeler,
barlar açılmış. Sahile kilometrelerce tartan yürüme yolu yapmışlar. Her
gidişimde spor yapan, yürüyen insanları görüyorum.
Yacht Otelindeki odadan görünen
Fethiye'ye akşam çökerken
Fethiye'nin en güzel bölgesi bana göre Karagözler mahallesi. İstanbul'un Büyükadası ile 1.Levent mahallesi karışımı bir bölge
Karagözler mahallesinden
Yeni yapılan sahil şeridi
Acayip bir bina; Kültür Merkezi
Ne yazayım bilemedim
Karagözler mahallesi
Fethiye de Bodrum gibi, belli bölgelerde denizi görebilmek için teknelerin açılmasını beklemek lazım
Yeni meydan. Bizde meydan ne kadar taş ve çıplak olursa o kadar iyi olduğuna dair bir anlayış hakim
Meydanın sonundaki park
Sahil şeridinin eski bölümü
Fethiye'ye adını veren Tayyareci Fethi Bey
Fethiye'nin merkezinde yürürken kaşınıza antik tiyatro çıkabilir diyecektim ki tel örgüler gerilmiş, brandayla kapatılmış
Fethiye aslında bir bisiklet
cenneti. Bisikleti olmayanı dövmek lazım. Dümdüz bir şehir ve çok çok uzun bir
sahil şeridi, bisiklet için de çok uygun yollar var. Bisiklet, yürüme yolları birer
medeniyet göstergesi. İşte otelimizden rakı balık yapacağımız Girida’ya kadar
tahminen 6-7 km yürüdük, balıkları ve mezeyi seçip, rakımızı söyledik masaya
oturduk. Yediklerimiz, içtiklerimiz yani Girida ve bu mevsimde Faralya
görüntüleri ile bazı Fethiye notları bir sonraki yazıya.
Merhaba Serdar bey, Ben de bir blog (www.garova.blogspot.com) yazarı olarak yazılarınızı büyük bir zevkle ve yenilerini merak ederek takip ediyorum. Bu güzel yazı ve geziler için teşekkürler... Fethiye'ye giderken Güvercinlik-Mumcular-Yeniköy-Yukarı Mazı güzergahını kullanmışsınız, diğer alternatif güzergah da Kızılağaç-YalıÇiftlik-Pınarlıbelen-Yeniköy güzergahıdır. Siz zaten biliyorsunuzdur da, ben yine de yazayım dedim :) Bu arada Pinarlıbelen benim köy oluyor :) iyi günler, selamlar...
Fethiye de bu yaz bir villa da tatilimizi geçirdik Kerem Bey çok sagolsun bize çok yardımcı oldu sizlerede tavsiye ederim www.sahrangroup.com sitede herşey mevcut güleryüzlü ve çok ilgili personeli var.
Fethiye Güney Ege'nin en muhteşem yeri. Tarih, doğa, kültür kısaca tatilden beklediğiniz tüm gereksinimleri sunuyor. Güzel anlatım için teşekkür ederim. Fikir olsun diye bende burada Fethiye'nin gezilecek yerleri hakkında bir şeyler karalamıştım.
Bu girişi yapmak zorunda kaldım çünkü benden kişisel tatil programlarını yapmamı bekleyenler, rezervasyon konusunda yardım isteyenler, kalmayı düşündükleri tesisleri yazıp hangisinde kalalım diye soranlar o kadar çoğaldı ki, tümüne birden cevap yazamadığım için buraya yazıyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu yazı benim gözlemlerimi anlatıyor. Yani kişisel tercihlerime göre yazdım. Buraya yazmadığım konularda bilgi sahibi değilim. Ve lütfen kişisel tatiliniz için benden güzergah, yemek mekanı, bölge vb. talep etmeyin. Veya "nerede kalalım?" veya "çocuğumla geliyorum, kum nerede iyidir, deniz Mayıs ayında soğuk mudur?" gibi sorular yöneltmeyin. Bildiklerim yazdıklarımdan ibaret. Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Şimdi yazıya başlayabilirim... Diyelim tatilinizi Bodrum’da geçirmeye karar verdiniz. İlk söyleyeceğim, keşke Haziran ayında gelseydiniz. Ama artık çok geç. Yıllık izninizi Temmuz ve Ağustos aylarında kullanmak zorundaysanız kalabalığı göze alıy...
Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum. Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü. Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafl...
Yeni Giriş Notu: Bugün 4 Mayıs 2021 Salı. Aşağıdaki yazıyı yazdığımda Bodrum'a yakın zamanda yerleşmiş, buranın nimetlerini paylaşmayı seven biriydim. Yazıyı, insanların aklında hayatlarını değiştirme fikri varsa buna destek olmak amacıyla, naif duygularla, açık yüreklilikle yazmıştım. Aradan geçen zaman fikirlerimi değiştirdi maalesef. Çünkü Bodrum'a hayatını değiştirmek değil Bodrum'u değiştirmek isteyenler gelmeye başladı. Bu insanları sevmedim. Kıyıları, tepeleri, boş buldukları her araziyi betona çeviren insanlardan, buralara gelenlerden, Bodrum'un yapısını, kimliğini bozanlardan tiksindim. Bu nedenle benim için artık Bodrum'da nereye yerleşilir diye bir konu yok. Bana nereye yerleşelim diye soranlara cevabım; Bodrum'a yerleşilmez. Bu kadar abur cubur kalabalıkla, burayı şehire çeviren, buranın halkına tepeden bakan, hazımsız, sonradan görme, Bodrum'u ve Ege'yi anlamayan, Halikarnas Balıkçısı'nı restoran sanan bu kitleyle bir arada olmak, tara...
bayiliyorum bu yazilara..icim acildi yine..mis:)
YanıtlaSilMerhaba Serdar bey,
YanıtlaSilBen de bir blog (www.garova.blogspot.com) yazarı olarak yazılarınızı büyük bir zevkle ve yenilerini merak ederek takip ediyorum. Bu güzel yazı ve geziler için teşekkürler...
Fethiye'ye giderken Güvercinlik-Mumcular-Yeniköy-Yukarı Mazı güzergahını kullanmışsınız, diğer alternatif güzergah da Kızılağaç-YalıÇiftlik-Pınarlıbelen-Yeniköy güzergahıdır. Siz zaten biliyorsunuzdur da, ben yine de yazayım dedim :) Bu arada Pinarlıbelen benim köy oluyor :)
iyi günler, selamlar...
Iste bu her zamanki gibi cok iyi geldi
YanıtlaSilfotograaflarin coklugu daha iyi olmus
ellerinize saglik tesekkurler
vito vitelli
Fethiye de bu yaz bir villa da tatilimizi geçirdik Kerem Bey çok sagolsun bize çok yardımcı oldu sizlerede tavsiye ederim www.sahrangroup.com sitede herşey mevcut güleryüzlü ve çok ilgili personeli var.
YanıtlaSilFethiye Güney Ege'nin en muhteşem yeri. Tarih, doğa, kültür kısaca tatilden beklediğiniz tüm gereksinimleri sunuyor. Güzel anlatım için teşekkür ederim. Fikir olsun diye bende burada Fethiye'nin gezilecek yerleri hakkında bir şeyler karalamıştım.
YanıtlaSil