Bodrum-Antalya
arasında yaptığım yolu dönerken Fethiye’ye uğramış ama Bodrum’a dönüşümü bir
gün uzatmıştım. Geçen hafta Bodrum-Antalya ve Antalya-Fethiye etabını anlatmış,
Datça’ya gelirken noktalamıştım. Şimdi bugün Datça bölümünü aktarayım dedim.
Ama bir yazıya sığamayacak kadar çok fotoğraf var. Eledim eledim yine de 74
fotoğrafa indirebildim. Bunların tümünü bir yazıya koyarsam o yazının doküman
anlamında ağırlığı fazla olacağından açmak zorlaşır. O yüzden Datça bölümünü
ikiye ayırayım dedim. Datça’ya vardığımız günü, tepelerde ve sahilde
gezindiğimiz bölümünü şimde yayınlıyayım. Akşamında Fevzi’de yediğimiz mezeleri
ve Bodrum’a dönüş etabını bir sonraki yazıya bırakayım.
Bu
sefer Datça’ya uğramak biraz zahmetli oldu. Çünkü bu kış Bodrum-Datça feribotları
çalışmıyor. Rivayet muhtelif. Bir söylentiye gore Datça tarafındaki Körmen
Limanı’nda inşaat var ondan deniyor. Bir diğer söylenti iki acente birbirine
girdi o yüzden yapılmıyor deniyor. Her ne olduysa oldu, çalışmıyor. Bu da
Bodrum’dan Datça’ya 2 saat feribotta ayak uzatarak, kitap dergi okuyarak seyahat
etmek yerine 235 km yolu karadan yapmak anlamına geliyor. Bir de dönüşünü
düşününce, bir gece için Datça’ya gitmek zor oldu. O yüzden ben de ekim ayından
beri gitmemişim mesela. Oysa neredeyse her ay giderdim. Bu durum Datça’nın
zaten zayıf olan kış müşterisini bitirmiş. Fevzi çok şikayet etti.
 |
Tepelerde gezinirken en geniş ve bakımlı yol buydu |
 |
Datça'nın meşhur kızılderili dağı. Şef uykuya dalmış |
 |
Tepeler bu mevsim yemyeşil... |
Datça’ya
bu mevsimde gitmek istememin ana nedeni baharları açan badem ağaçlarının
yarattığı güzelliği yerinde görmek ve fotoğraflamak. Bodrum’a yerleştiğimden beri
bademlerin tam açtığı on-onbeş günlük dilime yetişemedim. Ya işlerim çıktı
İstanbul’a gittim, ye bir hafta geç kaldım asıl şenliği kaçırdım. Bu yıl
İstanbul’dan dostlarla beraber bu işi organize edelim istedim ama bu işler
zormuş. Öyle birkaç kişiye hadi gidiyoruz demek kadar kolay değil. Harekete
geçip organize olundu ama bu sefer de uçak bileti fiyatları uçtu. Bir de bu
işlerde şöyle bir risk var; hava ya fırtınalı, yağmurlu olursa ne olacak? Nitekim
biz gezerken hafiften kapayan hava akşama doğru yağmaya başladı. Eğer bir
otobüs insan olsaydık sıkıntı yaratırdı. Neyse, bu işler beni aşıyor. Bir
dahaki yıl için şimdiden söylüyorum, lütfen not edin; şubat ayının ortasında
Datça’da olmanız lazım.
Buralarda
yaşamanın en büyük nimeti, buraların kış halini görmek diye söyleyip duruyorum.
Yazı ile kışı asla aynı değil ve tabii ki kışı çok daha güzel. Evet deniz yok
belki ama güneş var. Bulut da var, yağmur da var, fırtına da var ve hepsi bu
coğrafyaya çok yakışıyor. Bu nimetten faydalanmak için ve zaten bende ayrı bir
yeri olan Datça’yı gelin gibi süslenmiş görmek için Fethiye’den Bodrum’a
dönerken Akyaka’dan sola sapmıştık. Mavi Pide’de öğle yemeğimizi yemiştik. Bunu
geçen yazıda anlattım. Datça’ya varır varmaz merkeze, otele inmeden kendimizi
tepelere vurduk. Sağolsun geçen yıl Fevzi dostum bana rehberlik etmişti, sayesinde
köy yollarını, kullanılmayan yolları öğrenmiştim. Bu bilgimle Knidos’a kadar
gittik. Datça’yı ben çıkmaz bir sokağa benzetirim ve sokak Knidos’ta biter. Ve de
Güney Ege’nin en uç noktası olan Knidos’taki son yapı da Knidos feneridir.
Garip bir duygu olmalı; fenerde oturuyorsun ve orası son nokta. Knidos benim
hep çok ilgimi çeken bir tarihi yerleşim. Hakkında biraz okuduktan sonra
ilginçliği daha da artıyor. Hele Ege ve Akdeniz’I hepi topu on metrelik bir
kara parçasının ayırdığı noktada olmak heyecan veriyor. Datça yarımadasının en
dar noktasında –kıstağında- yine böyle bir görüntüye şahit olursunuz. Her
geçişimde o noktayı gören hakim bir tepede durur izlerim. Orası da beni çok
etkiler doğrusu. Yine durdum, fotoğraf çektim ama onu bir sonraki yazıda
göreceksiniz. Çünkü Bodrum’a dönüş yolundayken çektim.
 |
Baharlarını açan badem ağaçlarının süslediği tepeler |
 |
Bal ve badem karışımı muhteşem kokular yayıyorlar |
 |
Bu yol da fena değil de balçık olan bölümlerinde dikkatli olmak gerekiyor |
Datça
tepelerinde, şiddetli yağışın yer yer ağırlaştırıp balçık haline getirdiği
toprak dağ yollarında gezintiye başladık. Bu tepelere kesinlikle altı yüksek
bir araçla çıkmak gerekiyor. Hele bazı yerlerde dört çekere de ihtiyaç oluyor.
Yolun bir tarafının uçurum olması da işin heyecan kısmı. Böyle manzaradan panik
olanlar hiç denemesin derim.
Kimseciklerin
olmadığı köy yollarında gezinirken camları açtık ve içeriye çam ile karışık
badem baharlarının inanılmaz kokusu doldu. İşte böylesi durumlarda buralarda
olduğuma bir daha şükrediyorum. Gerçekten nefes kesen manzarada, inanılmaz bir
havada ve sadece kuş seslerinin olduğu yerlerde gezinirken, eski hayatımda, TEM
yolunda saatlerce trafikte, arabanın içinde egzos kokusuna boğulurkenki halimi
hatırlıyorum.
 |
Mesudiye'ye tepeden bakarken...Ortadaki tepenin solu Hayıtbükü, sağı Ovabük |
Yaka,
Sındı gibi köylerde gezindikten sonra Knidos’a vardık. Orada biraz zaman
geçirip bu sefer diğer bir yoldan Palamutbükü’ne indik. Palamut’a inerken
sahilden iç kesimlerdeki badem ağaçlarının görüntüsü inanılmazdı. Palamut’u hiç
böyle görmemiştim. Gerçekten muhteşemdi. Hava kapalı olduğundan civardan sahile
gelenler yoktu, o yüzden de sahilde sadece iki üç kişiye rast geldik.
Palamut’tan sonra sahili takip ederek Hayıtbükü’ne girdik. Tabii orada da hiç
bir mekan açık değildi. Biraz sahilinde gezinip oranın kendine özgü havasını
ciğerlere depo edip artık yavaş yavaş yorulmaya başladığımdan otele döndük.
Öyle böyle iki buçuk günde 1000 km yol yapmıştım ve Datça’nın havasındaki
oksijen fazlalığı da eklenince uyku bastırdı.
 |
Hızırşah taraflarında, kilise kalıntısının bahçesinde müslüman mezarları. Kimse kilise bahçesinde müslüman mezarı olur mu dememiş. Buna hoşgörü diyoruz. |
 |
Knidos'a gelirken |
 |
Son yapı Knidos feneri |
 |
Palamutbükü sahilinin iç kısımları |
 |
Palamutbükü |
 |
Palamutbükü sahili... hiç kimse yok |
 |
Simi'ye güneş vurunca |
Otele dönüp bir iki saat
uyuduktan sonra yolculuğun en keyifli, lezzetli bölümüne geldik. Onbeş gün
öncesinden Fevzi’yi arayıp geleceğimizi bildirmiştim. Çünkü Fevzi kışın açık
olmuyor, böyle önceden haberleşirsek masayı kuruyoruz. Neler yedik diye soracak
olursanız, cevabı kanıtlarıyla birlikte bir sonraki yazıya.
Fotoğraflar çok güzel,elinize sağlık.
YanıtlaSilBloğunuz iş yerini biraz daha çekilir kılan faktörlerden biri.
Baharı hissettirdiniz,anımsattınız.
Teşekkür ederim.
Duygu.