İkibinaltı yılıydı diye aklımda kalmış. O zaman henüz İstanbul’da
yaşıyordum. Evim Bebek’teydi. Şahane manzarası olan, Bebek koyuna hakim bir
evdi. Evliliğimizi bitirmiştik, ben o evde kalmıştım ve ev büyük geliyordu. Hem
ortam değiştirmek de istiyordum. Nereye taşınsam diye düşündüğüm bir dönemdi. Akşam
eve gelmiş, her zaman olduğu gibi bir kadeh koymuş, ayağımı uzatmış manzarayı
seyrediyordum. Laf arasında unutmadan söyliyeyim, Bodrum’a taşındığımdan beri
evde hiç içki içmiyorum çünkü rahatlamamı gerektirecek gerginliğim yok. Burada
içkiyi keyif ve zevk için içiyorum. Neyse, bir yandan manzaraya dalmışken bir
yandan televizyonu açtım ve İz TV kanalında bir belgeselin başına yetiştim.
Konu Bodrum’du. Hemen doğruldum ve belgeseli izlemeye başladım. Kısa ama beni
etkileyen bir belgeseldi. Hoş, konunun Bodrum olması zaten etkilemeye yeterdi
ama bu sefer alışılagelmiş turizm içerikli bir belgesel değildi. Ağırlıklı
olarak Bodrum’a sonradan yerleşenlerin gözüyle, duygularıyla Bodrum’u
aktarıyordu. Önce yabancı uyruklu bir adam ve kadın, yıllar yıllar önce Bodrum’a
nasıl yerleştiklerini, orada nasıl bir hayat sürdüklerini, eski Bodrum’u
anlattılar. Yaz kalabalığından sonra yağmurlarla beraber gerçek Bodrum nasıl tekrar
geri geliyordu, nasıl yolda tekrar tanıdıklar ortaya çıkıyordu... Derken bir
bilim insanı, turizmci, yine yabancı uyruklu bir yelkenci, tekne yapımcısı bir
Bodrum’lu, şarkıcı Neco – ki bu belgeselde en basma kalıp lafları o etmiş, "burada sanatçı olunca üretim becerisi artar"mış, “biz sanatçılar zaten” bla
bla... Bodrum sokaklarında yapılan çekimler. Taş evinin bahçesinde konuşan, su
altı fotoğrafçısı beyaz saçlı, yaşı altmışı geçmiş yabancı. Çok doğal bir
belgeseldi. Devrik cümlelerle örülü belgesellerden hiç hazetmiyorum. Bana pek
yabancı geliyorlar, kaptıramıyorum. Bu öyle değildi. Herkes Bodrum’u ne kadar sevdiğini
içinden geldiği gibi, samimi bir şekilde anlatıyordu.
 |
1978 yılında çekmişim. O zamanlar hemen kasabanın içinde tekne imal ediliyordu |
 |
Bu fotografı internette buldum |
 |
Bu kareyi bir dostum bulmuş, bana gönderdi |
 |
Yıllar yıllar öncesinin Akyarlar'ı |
Belgesel bittiğinde boğazım düğümlendi. “Ben niye hala buradayım”
diye kendimi sorgulamaya başladım. Sonra Bodrum hayaline dalıp bir iki kadeh daha
içip yatmışımdır herhalde. Ama belgeselden çok etkilendim. Aylar sonra galiba
annemdi arayan, televizyonu aç Bodrum belgeseli var dedi. Açtım, yine bu
belgesel. Yine baştan sona aynı duygularla izledim.
Bu arada Bebek’teki evden Asmalımescit’e taşındım, ofisi de
Levent’ten İstiklal Caddesi üzerinde, Tünel’e doğru bir binaya taşıdım.
Hayatımı bir ölçüde değiştirdim ama bir türlü Bodrum’a gidemedim. Hep
erteleyecek bahane buldum. Öte yandan Bodrum’a taşınma fikri yıllardır
kafamdaydı ve gittikçe artarak da baskın oluyordu. Ha bu arada kışın önceleri ayda 4-5 gün, sonra bir hafta-on gün kaçtığım Yalıkavak’taki evi
de kurmuştum. Yani alttan alta hazırlıklar sürüyordu. Kış aylarında her
Yalıkavak’a gelişimde, gri ve ıslak İstanbul’u bırakıp güneşli Ege sahiline vardığım
için şükrediyordum. Böyle bir işe kalkıştığım için de kendimi kutluyordum.
Çünkü dedim ya Bodrum’da yaşama isteğim çok eskiye dayanıyordu. Burada yer
verdiğim, Bodrum’a ilk gelişimde Bafa kıyısında bir çeşmeden su içerkenki
fotoğrafım 1978 yılına ait. İşte o ilk gelişimden sonra Bodrum bende git gide
tutku halini aldı. Her şeyin bir zamanı var, ya da nehir yatağını bulur derler.
Benim de yaşantımda bir dönem oldu ve o zaman geldi ve de ben -en sevdiğim
benzetmemle- dikiz aynasında Levent’teki plazaları görerek köprüye girdim.
Arkamda gri İstanbul’u bırakıp önümdeki masmavi Ege’ye, Bodrum’a doğru göçe
başladım.
Bodrum’da hayallerimdeki gibi bir ev bulmuştum. Yüz yıllık taş bir
ev, yüksek bahçe duvarları ve kocaman bir bahçe. Eve yerleştim, mahalleyi
tanımaya başladım, daracık sokakları ezberledim, hangi sokaktan gidersem
kaybolmadan nereye çıkarım öğrendim. Bazen bisikletiyle bazen yürürken
karışılaştığım beyaz saçlı adamı her görüşümde nereden tanıyorum diye aklımdan
geçirirdim. Bir gün evimin olduğu sokağın iki paralelindeki Davulcu Ali
sokaktan marinaya doğru inerken, her geçişimde hayran hayran baktığım, aynı
benim oturduğum ev gibi taş ve yüksek duvarları olan taş evin bahçe kapısını
açık gördüm. Durup içeri baktım. O beyaz saçlı adam kapıdan çıkıyordu,
gülümsedi, ben de gülümsedim. O anda her şey yerli yerine oturdu ve
belgeseldeki ev ile o adam hayalimdeki kadraja girdi. Belgeselin hemen başında
konuşan Donald Frey ile mahalle komşusuymuşuz.
 |
İlk defa Bodrum'a geliyordum, bu kare Bafa gölü kıyısında çekildi. Üzerimdeki tişörtün üstünde UESYO yazıyor. Okulumuzun adıydı. Daha uzun adı İDGSA UESYO diye yazılıyordu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu. Bu neyin kısaltması diye sorana açıklayana kadar soran soruyu unuturdu. |
 |
Şimdinin tekilacılar sokağı, ben Bodrum'a geldiğimde bu haldeydi |
 |
Yine 70 sonlarından bi kare. Bodrum'da tanıştığım arkadaşlarımı ve kuzenimi garajdan İstanbul'a yolcu ediyorum. Ben param bitene kadar kalmıştım. Hangisi benim? Ortadaki saçlı genç. |
 |
Burası şimdiki Küba Bar'ın önü |
Şimdi aynen Donald Frey’in eşi, belgeseldeki Sanne Biehl Frey’in
dediği gibi, kış geldiğinde biz bize kalıyoruz ve ben hem o belgeseldeki adama
hem o kadına yolda rastlıyorum. Özlemle izlediğim belgeseldeki insanlarla artık
aynı yerde yaşıyorum. Belgeselde tekne üzerinde konuşan dostumuz Şenkar ile -ki
Marina Yat Kulübünün işletmecisidir- kışın haftada bir iki gece mekanında
selamlaşıyoruz, hal hatır soruyoruz.
Ben Bodrum’da doğmadım. Buraya geldiğimde 48 yaşındaydım. Tam otuz
yıl burada yaşayabilmek için uygun zamanı bekledim. Belki bu yüzden Bodrum
benim için çok değerli ve buraya yapılan tüm kötülükler beni üzüyor. Belki
burada doğsaydım buranın değerini bu kadar bilemeyebilirdim. Ki bunun örnekleri
hiç de az değil.
Bana bu yazıyı yazdıran, geçtiğimiz hafta bir tvitdaşımın
yolladığı link oldu. Linkte sözünü ettiğim belgesel vardı. Tekrar ama bu sefer
özlem ile değil, buraya yerleşmiş olmamın hazzıyla izledim. Bu blogda zaman
zaman yazdıklarımın, belgeselde neredeyse aynı cümlelerle burayı seven ve
burada yaşayanlarca dile getirildiğini gördüm. Dedim ki, demek Bodrum sevgisi
böyle bir şey. Hangi yaştan, cinsten, milliyetten, meslekten olursa olsun,
insan burayı seviyorsa dili aynı dil oluyor. Gönlünden gelenleri aktardığı
lisanlar farklı da olsa altında yatan duygu aynı. Bu blogu arada izliyorsanız
Bodrum’u seviyorsunuz demektir. Biliyorum ki bir çok okuyan bir gün buraya
yerleşmeyi aklından geçiriyor, bunun hayalini kuruyor. Şimdi size önerim bu
belgeseli izlemeniz. Sonunda sizin de boğazınız düğümlenir gibi olursa
muhtemelen hayat yolunuz sizi buralara getirecek demektir.
Belgeselin linki;
Kışları iki-üç aylığına Istanbul'a döndüğümde, linkteki belgeselin İz TV'deki her tekrarını, sanki daha önce hiç seyretmemişim gibi, yeniden seyrederim.
YanıtlaSilMerhabalar Serdar bey,
YanıtlaSilBir sene oldu bodruma yerlesme karari alali ama surekli bir seyler araya giriyor bende eyleme gecemiyordum.
Dun internetten arastirip bakir olan koylari tanimak bilmek hakkinda neler yazilmis Özellikle kislari nasildir bilgi toplamak ve kisa dogru goc kararimi eyleme dokmek icin girdigimde sizin bodrum ile ilgili gorusleriniz cok etkiledi beni ve sitenizi yazilarinizi mercek altina aldim:-)
Her gozleminiz muhtesem duyarli......
Bugunde bodrum belgeseli bir harika.......
Siz hayati benim gozumle bakmissiniz gibi, etkilendim. Duyarli bir birey olabilmek bizim toplumda biraz extra bir sey gibi oldugu icin blogunuzla bulustugum icin mutluyum. Emeklerinize,gozlemlerinize saglik........
Evren hepimizin biz sadece bilinc gelistirip hayati guzellestirmenin formulunu bulacagiz. Harikasiniz..........
Birgul Gietzelt
Ertelediğiniz her gün için sonra pişman olabilirsiniz. Bence çok uzatmamak lazım, bir kere Bodrum aklınıza takıldıysa ne yapsanız boş. İyisi mi ertelemek için harcadığınız eforu gelmek için harcayın derim. Bol şans...
SilAşağı yukarı haftada bir mutlaka bu bloğu açıp;Acaba serdar abi bugün ne yazmış?Diye meraklanır bir hale geldim.Aşk olsun:)Kitap okumayı seven,fakat bi okadar gazetelerden nefret eden ben,Usta yazar,bodrum sevdalısı serdar beyi takip etmeye bayılır oldum.Zaten vurgun idik,belgeseli izleyince vurgun yedik.Bukadarmı yalın ve sade olur?Belgeselden sonra öyle bir iç çekişim vardıki anlatamam.Kadıköy yoğurtçu parkına yakın oturuyorum.Kafamı kadırıp camdan dışarı baktım.Ne yalan söyleyeyim,nekadar güzelde olsa semtim,yok ıııı burası değil.Ben ve eşim,biz orada olmalıyız.Bunu birkez daha anladık.Tahrik edici,anason kokulu yazılarının devamını bekliyoruz serdar abicim.
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Bu aralar işler yoğun biraz aksatıyorum galiba ama blog her zaman önceliği olan bir uğraşım.
SilBlog resmen derya yahu, elinize sağlık :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim, sevindim.
Sil