Bir
önceki yazıyı “Önümüzdeki haftadan sonra seyahatlere başlamayı istiyorum.
Sırada İzmir ve Foça var zaten” diye bitirmiştim. Oradan devam edeyim.
Ben
Twitter’da İzmir ve Foça'yı özlemek, oralara gitmek üzerine bir şeyler yazınca İstanbul’dan sevgili
Gülüşan da “Hadi İzmir'de buluşalım” diye yazdı. Böylece bir yılı aşkın bir
süredir gidemediğim Foça için fırsatı yaratmış olduk. Herkesle araba yolculuğu
yapılmaz, herkesle rakı masasında sohbet de edilmez. Gülüşan ile bunları keyifle
yapabildiğim için derhal organizasyona giriştim ve on gün önce cuma günü
Bodrum’dan yola çıktım. Hiç durmayan yağmurda yol aldıktan sonra İzmir’e
vardım. O akşam geç de olsa Balıkçı Hasan’da rakı
soframızı kurduk, sohbetimizi yaptık.
 |
Cuma öğleden sonra İzmir'e doğru yola çıktım |
Dediğim
gibi hava hem serindi, hem rüzgarlıydı ve üstelik yağışlıydı. Yemekten sonra
başka yerlere de gideriz diye aklımdan geçirmiştim ama İzmir bu sefer buna izin
vermedi. Ertesi sabah biraz güneşi görünce Alsancak’ta yürüdük ve tabii
Reyhan’a uğradık. Pastanelere gitmek gibi bir adetim yok. Zaten tatlı ve hamur işi yemiyorum. Ama Reyhan farklı. Orada olmak hoşuma gidiyor, sadece kahve içip çıkıyorum. İzmirlilerin pastane ritüelini önemsiyorum.
 |
Reyhan Pastanesi... İzmirlilerin pastane ritüelini önemsiyorum |
 |
Otelde sabah uyandığımda... |
Derken
İzmir’den ayrıldık ve istikamet Foça dedik. Foça yazıyorum ya, siz onu Eski
Foça diye okuyun. Yenisine bir kere gitmiştim ama eskisiyle kıyaslamam. Eski
Foça’yı çok severim. Daha once de yazmıştım http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2014/01/bodrumdan-kuzey-egeye-ilk-durak-foca.html denizci milletin torunlarıdır onlar. Bugün
Marsilya denilen şehri eski Foçalılar, yani Fokaililer kurmuştur mesela. Kaşif,
gezgin, denizci millettin kültürü iyidir, bizim gibilere uyar. Zamanında iyi şarap
üretmişlerdir mesela. Fokai şarabını şimdilerde yeniden üretmeye başladılar.
Arapçı, ümmetçi gerici iktidarında, akıl almaz vergilerle bu işler zor ama direnmeli, yapılmalı. Durmak
yok, onlar üretmeye, biz içmeye devam.
Foça
son yıllarda eski taş evlerinin birer birer restore edilmesiyle çok güzel
mekanlar kazanmaya başladı. Geçen yıl kalıp çok beğendiğim Lola38 bunlardan
biri. Hemen sahildeki ana yol üzerinde nefis bir bina. Özenilerek, bilerek
restore edilmiş. Ev sahipleri de son derece misafirperver, güler yüzlü insanlar.
Çok sık gidememekle beraber kendimi iyi hissettiğim bir yer. Hele kahvaltısı…
Rejim mi dediniz? Hiç bir rejim tatilde sökmez.
 |
Lola38'den Foça'ya bakış |
 |
Lola38 |
 |
Mükemmel kahvaltı. Tabii ki buğday rejimimi bozacaktım |
 |
Lola38 |
 |
Lola38'den detay |
Akşam
batıdan esen rüzgar çok sertleşti ve Foça sokaklarında yürürken ciddi ciddi
üşütmeye başladı. Biz de çareyi rakı masasına sığınmakta bulduk. Geçmişte
Foça’ya gittiğimde hep Küçük Deniz denilen bölgedeki balıkçılara giderdim.
Geçen yıl gittiğimde arkadaşım Konca beni biraz daha ilerideki, teknelerin
bağlı olduğu limana bakan Fokai’ye götürmüştü. Çok memnun kalmıştım. Yine orayı
tercih ettim. Mezeleri, servisi gayet iyi bir mekan. Yeri gelmişken bir saptamamı yazayım; kapısında “büruuun efenim,
boş yerimiz var” diyen garsonların sizi çağırdığı, ısrarcı olan mekanlar kötüdür. İyi mekanların kapısında müşteri kuyruk olur, garsonlar yoldan adam
çağırmaz. Küçük Deniz denilen bölgedeki bu “büruun” tavrı çok rahatsız etti,
içeri gireceğim varsa da girmeden devam ettim. Fokai’de biraz Ege otu, biraz
deniz mahsulü ve sonunda da şahane bir mercan yedik. Bu arada şunu da belirtmeden
geçmiyeyim, sigara yasağı Bodrum dışında hiç bir yerde hakkıyla uygulanmıyor
galiba. Yanımdaki masada baca gibi tüten üç kişiden çok rahatsız oldum, bir
masa boşalır boşalmaz yerimizi değiştirdik. Bundan sonra böyle yerlerde mekan
sahibini uyaracağım. İnsanı zorla ihbar etmeye yöneltiyorlar. İhbarcılık kötüdür ama bir gün bütün uyarılarıma rağmen hala sigara içtirirlerse yapabilirim. Çünkü
yasa sigara içmeyenlerin sağlığını korumak için çıkarıldı. Sigarayla kendini
zehirlemeyi bilerek, isteyerek sürdürenler çıkıp kapının önünde içecekler.
 |
Foça, Küçük Deniz |
 |
Muhtemelen en şirin Akbank şubesi Foça'da |
 |
Bu da YapıKredi şubesi. Aynı şirinlikte |
 |
Fokai'de mezelerden... |
Aslında
programım cuma İzmir, cumartesi Foça ve pazar akşamı Bodrum’a dönüştü. Ancak bu
arada bilgisayarımı değiştirme konusu gündeme geldi. Yeni modellerin o pazartesi
satışa sunulacağı söylenince, benim eskisini götürüp, içindeki verilerin
transferini yaptırıp yenisi almam gerekti. Bunu kargo yoluyla halletmak
benim üç gün iş yapamamam anlamına geliyordu, böyle olunca bilgisayarımı aldım ve Foça’dan Bodrum’a değil, yukarıya, Bandırma’ya feribota
yollandım. Madem rota İstanbul’a çevrildi o halde bari biraz eğlenceli hale
getirelim deyip pazar öğle yemeği için yolu 80-90 km uzatıp, Foça’dan Manisa,
Akhisar-Bandırma yolunu değil, Dikili, Cunda, Edremit, Havran yolunu tuttum. Ki
öğlen yemeğinde Cunda’ya girebilelim…
 |
Taş Kahve'de kahve içmek istedim ama dibek kahvesi diye getirilen şey çok kötüydü, içemeden bıraktım. Bir yer de popüler olduktan sonra bozulmasın... Çok zor. |
 |
Deniz kestanesiyle öğle yemeği... |
Cunda’nın
da bendeki yeri ayrı. Bir öğlen yemeği için de olsa onca yolu göze alacak kadar severim
Cunda’yı. Son gidişlerimde Bay Nihat’ın yemeklerindeki kalite düşüşü yüzünden artık
Deniz Restoran’da yiyorum. Bay Nihat kadar çeşidi yok ama olanı mükemmel. Bay
Nihat muhtemelen yaşlandı, artık ilgilenmiyor galiba. Bu kalite erozyonunun bir nedeni olmalı. Yeri gelmişken bir gözlemimi daha paylaşayım; Bulundukları
kasabalarda ünlenen, lezzetli ve kaliteli yemekler sunan, iyi servis veren
yerler bir süre sonra büyük şehirlerde şube açınca bozuluyorlar. Bay Nihat Ankara'da açmış diye duymuştum. Aklıma gelen diğer örnekler, bir dönemin efsanesi, Türkbükü’nün Mey’i ve Alarga'sının Kuruçeşme, Çeşme'nin Balıkçı Hasan'ının Arnavutköy maceraları. Yalıkavak’taki Sait de İstanbul’da açmış. Umarım sonu diğerlerine benzemez.
Bodrum’a yerleşmeden önce İstanbul’da yaşarken her ay en az bir iki kez gittiğim
Balıkçı Sabahattin ile buraya yerleştikten sonra uğradığımda konuşurken, “Bodrum’a gelip şube açsana, özledik”
demiştim. Çok net olarak “balığını halden kendim almadığım yerde iş yapmam”
demişti. Sonra hatırladım ki oğlunun bir ara Nişantaşı’nda açtığı mekana
“Balıkçı Sabahattin” adını vermemişti. Şapka çıkarılacak bir hareket. İşini iyi biliyor.
 |
Isırgan salatası |
 |
Enginer salatası da mükemmeldi |
 |
Radika |
 |
Sarmısaklı yoğurtla ılık servis edilen şevketi bostan |
Öğlen
yemeğini hafif güneşli bir havada yedikten sonra feribota yetişmek üzere yola
koyulduk. Kuzeye çıktıkça hava grileşti, sonra koyulaştı ve yağmur başladı. Bu
halde istanbul’a vardım.
Pazartesi
AVM’lerin kralı Zorlu’nun ofis katlarından birindeki toplantıya gittim.
Şişhane’den Zorlu’ya metro ile -gün yüzü görmeden- vardım. Köyden metropole
kadar olan yelpazede, köyde başlayan temiz hava ve güneş metropole geldikçe
azalıyor, yer altında hayat başlıyor. Yani medeniyet dediğimiz kentleşme
başladıkça karanlık ve yer altında seyahat etme de başlıyor. Kasaba hayatı
iyidir deyip işime baktım.
 |
Yer altında kırkbin fersah... |
 |
Zorlu'da Bodrum'daki gibi Denizciler Kahvesi vardı da gitmedik mi? |
Pazartesi
akşamı bu sefer Asmalı’daki eski mekanım Cavit’teydik. İstanbul’daki çetenin elemanlarının
çekirdek kadrosuyla güzel bir rakılı sohbet yaptık. Ertesi sabah saat 10:00’da Ataşehir’de
yine bir plazadaki toplantıdan çıkıp 12:00’deki Pendik-Yalova feribotuna
yetişecektim, erken dağıldık. 10:00’daki toplantı için Tepebaşı’ndan 09:10’da çıktım
ve tabii ki yolu kaybettim, yanlış sapağa girdim ve toplantıya gec kaldım. İstanbul’da
yollar çok değişmiş. Artık beni hoş görüyorlar. Bu arada Ataşehir’in ne kadar feci
bir yer olduğundan söz etmeyeceğim. O sabah ruhsuz binaların arasında sadece trafik
ve gri hava vardı. Birbuçuk saatimi yolda harcadım. Altı yıldır en fazla 18
dakikada evden işe gittiğimi düşünürseniz…
 |
Cavit akşamından. Haluk, Selçuk, Cavit, Yıldırım ve Semin ile |
Toplantı
biter bitmez bu sefer bildiğim yoldan, Pendik feribotuna tam zamanında
yetiştim. On dakika sonra feribot kalktı ve adım adım Bodrum’a yaklaştığımı düşünmeye
başladım. Yalova’dan sonra hava açtı. Güneye indikçe berraklaştı. İzmir’e
gelince yavaş yavaş kendimi evimde hissediyorum. Söke ovası bitip de Bafa
görününce neredeyse evin anahtarlarını çıkaracağım. Nabız atışımın ve tansiyonumun düzeldiğini tahmin ediyorum.
 |
Yıllardır Yalova istikametine giden feribotları hep sevdim. Yolun sonu Bodrum olur. |
İki
günü İzmir’de gezme, yeme, içme, iki günü İstanbul’da yarı iş/yarı gezme ve bir
günü de yolda olmak üzere beş gün Bodrum dışındaydım. Bu süre içinde 1435 km
yol yapmışım. Döndükten sonra buranın sakinliği, yavaş akan hayat çok iyi
geldi. Yine bahçem, tavuklarım, kedim, dostlar, iş filan derken normal hayatıma
döndüm. Özellikle İstanbul’da kaldığım otelde dışarıdan gelen şehir uğultusu,
çevre binaların havalandırma ve tesisat gürültülerinin dip sesinden sonra çıt
çıkmayan sokağımda derin uyku çektim.
 |
İstanbul'un iyi yanı, Lale Plak'tan alınan CD'ler |
 |
Altıbuçuk saat araba kullandıktan sonra arabayı eve bırakıp üstümü bile değiştirmeden Zazu'da Nükhet'in doğum gününe yetiştim... |
Toparlarsam;
İzmir’i ve Foça’yı özlemiştim bu kısa tatil iyi geldi. Güzel rakı masası
sohbetleri yaptım, güzel yerlerden geçtim. Özlediğim insanlarla birlikte zaman geçirdim. Ve bir kere daha farkettim ki
güney Ege’yi kuzeyden daha çok seviyorum. Kuzeyin kendine has güzelliklerini
görmezden gelmiyorum tabii ki. Foça’nın, Cunda’nın, Ayvalık’ın tadı başka.
Ama beni güney çok daha fazla çekiyor. Kuzeyin coğrafyasında tanımlamakta
zorlandığım bir donukluk var. Renklere de yansıyan bir soğukluk diyeyim. Güney
daha canlı ve coşkulu geliyor. Bunu yazarken insan kalabalığından söz etmiyorum, doğanın
canlılığını, coşkusunu vurgulamak istiyorum. Evet Kaz Dağları çok müthiştir ama mesela ben
Marmaris tarafındaki ormanları, Turunç üzerinden Bayır’a giden yoldaki
ormanları daha çok severim. Her neyse, Ege kuzeyiyle, güneyiyle cennettir ve
buralarda yaşamak, tadına varmak, yeryüzünde cenneti yaşamaktır zaten.
Merhaba Serdar Bey,
YanıtlaSilBlogunuzu tesadüfi bulsam da çok keyif aldım:) Foça çok sevdiğim bir beldedir. Ama özellikle çocukluğumda gittiğim eski foça ve şahane sakızlı dondurmasını unutamam:)
Sevgiler...