Şu
hayatta en çok dost ve onlarla oluşan anılar biriktirdim. Ne mutlu ki bir
araya geldiğimizde hep güldüğümüz, iyi zaman geçirdiğimiz, karşılıklı kadehler
kaldırdığımız sıkı dostlarım oldu. İstanbul’da doğup, büyüyüp, 48 yaşına kadar
başka hiç bir yerde yaşamamış biri olarak Bodrum’a göçerken, arkamda bıraktığıma üzüldüğüm tek şey insanlar oldu. Yani dostlarım ve sevdiğim akrabalarım. Ve de ne
iyi oldu ki burada da çok iyi dostlar edindim. Bu blogda, buradaki dostlarımla
birlikte geçirdiğim hayatımdan kesitleri paylaşırken, siz de yavaş yavaş onları
tanımaya başladınız muhtemelen. Ama bir de otuz yılı aşkın tanıdığım dostlarım var ve
onlar İstanbul’daki hayatımın önemli yapı taşları, olmazsa olmazları. Zaman
içinde bu sıkı dostlarımı “çete” olarak nitelemeye başladım. Buradaki ekip Bodrum çetesi
mesela. İstanbul’daki ekip de İstanbul çetesi.
 |
Çete elemanlarının bir bölümü Assos'ta. Yıl 1986-87 olmalı. Ne kadar genciz. Soldan itibaren Berk, Haluk, Melis, Serdar, ben, Uğurcan. Masanın sağında ise Rezzan, Ali Platin ve yeni doğmuş Ezgi ile Mefküre |
Buraya
yerleşeli altı yıl bitti. Ortalama olarak yılda 8-9 defa İstanbul’a gittiğimi
düşünürsek, kaba hesapla 50 defa gitmiş olmalıyım. Bu gidişlerimin en az
45’inde oradaki çeteyle buluştuk, rakılar içtik. Derken, hep ben geliyorum
biraz da siz gelin diye diye çete elemanlarının Bodrum’a gelişlerini sağlamaya
başladım. Daha doğrusu sezonda gelmeyin, kışın diye diye başlarının
etini yediğimi söylemem lazım. Geçtiğimiz yıl İstanbul çetesinden Haluk
(Tuncay) ve Serdar (Tanyeli) gelip buranın kışının tadına vardılar, yaz
başlamadan bir daha geldiler. Serdar’ın aklına gelen bir poz stili ile
gezdiğimiz yerlerde ve mekanlarda hep aynı kareyi çekmeye başladık. Onların
eller belde bu pozlarını da #cete002 etiketi ile Instagram ve Twitter’da
paylaştım. Epey ilgi çekti, eğlenceli oldu.
 |
#cete002 Bodrum'da |
 |
#cete002 benim bahçede |
 |
#cete002 Mahmut Kaptan'da |
 |
#cete002 Kumbahçe'de |
 |
#cete002 Yalıkavak'ta |
 |
#cete002 Kumbahçe'de |
 |
Mahmut Kaptan akşamından |
 |
Benim evde kahvaltıda |
 |
Kış güneşine yayılan #cete002 |
 |
Cerc |
 |
Haluk ile Gümüşlük'te |
Bu
sene ise İstanbul çetesinin iki elemanı daha eklendi ve takviyeli 002 çetesinin
adı artık 004 oldu. Bu çetenin fotoğraflarına da #cete004 etiketi koydum. İşte
geçtiğimiz hafta Bodrum’un çeşitli yerlerinden paylaştığım çete fotoğraflarının
temelinde yatan hikaye bu.
 |
#cete004 Bodrum'da |
 |
#cete004 Gölköy'de |
 |
#cete004 Mazı'da |
 |
#cete004 Yalıkavak'ta |
 |
#cete004 Yalıçiftlik'te |
 |
Cerc (Serdar) ile ilk yudum |
 |
#cete004 ve Bodrum çetesi elemanları Ahmet ve Cenk ile Mahmut Kaptan'da |
 |
#cete004 benim evde |
 |
#cete004 Yalıçiftlik'te |
 |
İki gün boyunca yarımadayı tam turladık, dere tepe geçtik. Bakınız Mazı deresi |
 |
#cete004 yolcu edilmeden önce Bargilya'da |
 |
Ama iyi yedik... |
Peki
kim bu çete elemanları? Bu soruyu haklı olarak soranlar oldu. Şimdi burada,
elemanları tanıma sırasına göre, eskiden yeniye göre anlatayım.
Yıldırım
Evren;
Eski
adıyla İDGSA-UESYO (İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi-Uygulamalı
Endüstri Sanatları Yüksek Okulu) olan üniversitenin grafik bölümüne girdiğim günlerde Yıldırım
ile tanıştık. Yani 1978 yılında. O okul gerçekten bir efsaneydi. Amatör ruhla
çalışan, konusunda piyasanın en iyi hocaları –hiç biri akademisyen değildi- ve
o hocaların heyecanını hisseden biz öğrencilerle çok sıkı bir okul
ortamındaydık. (Sonra boynuz kulağı geçip de Fındıklı’daki akademinin köhne
kadrosunun verdiği eğitiminin ne kadar berbat olduğu ortaya çıkınca, o yıllarda
YÖK’ün de kurulmasıyla bizim okul yok edildi, Mimar Sinan Üniversitesi adını aldı
falan. Bu ayrı bir yazı konusu. Ama UESYO’daki hocalarımız MSÜ bünyesine geçip
devam ettiler). Neyse, konuyu dağıtmayayım; Yıldırım ile okulun ilk yılında
başlayan arkadaşlığımız kesintisiz sürdü. Mezun olduktan sonra aynı ajansta
–Yorum- çalışmaya başladık. Dört yıl sonra ajanstan ayrılıp başka ajansa geçtim
ama arkadaşlığımız sürdü. Birlikte sayısız kere tatillere gittik, sayısız kere
yemekler yedik, içtik. Yıldırım içimizde ilk ve çok erken evlenendi, karısı
Konca da bizim az kahrımızı çekmedi. Sonra otuzlu yaşların ikinci yarısında
çetenin diğer elemanlarıyla birlikte her cuma akşamı bir başka yerde toplanıp
rakılar içtik. Zamanla çoğaldık. Ailelerimiz oldu. Ailelerimiz dağıldı. Yeni
birliktelikler oldu. Kimimizin çocukları oldu. Ama çekirdek kadro hiç
dağılmadık. Ben Bodrum’a göçene kadar, yani yaklaşık onbeş yıl bu cuma
akşamları devam etti. Hala da sürüyor. Bazen İstanbul’a gidişlerimi cuma
akşamına denk getiriyor, ben de katılıyorum. Yıldırım, anlattığım gibi otuzyedi
yıllık arkadaşım.
 |
Yıldırım ile üniversitede. Fotoğrafta ben yokum, çünkü ben çektim. Yıldırım sol alttaki sakallı |
 |
Yıldırım ile İstanbul'da Balıkçı Sabahattin'de |
Haluk
Tuncay;
Haluk
ile hem aynı okulda -yani biraz once anlattığım UESYO’da- beraber okuduk, hem
Kalamış’ta aynı sokakta otururduk. Haluk benden iki sınıf büyüktü ama son iki yıl
okulda sık beraber olurduk. Zaten akşamları veya hafta sonları Kalamış’ta da beraberdik. Sonra o tabii benden önce mezun oldu, çalışmaya başladı.
Ardından ben mezun oldum ve tatil yapamadan, o zaman yeni kurulan Yorum ajansta
çalışmaya başladım. Yorum yavaş yavaş parlak bir ajans olacaktı ve ben
girdiğimde personel beş-altı kişiydi. Kısa zamanda otuzu geçtik. Grafik
bölümünde kadrolaşırken Haluk’u çalıştığı ajanstan ayırmaya ikna edip Yorum’a
almıştık. Böylece okuldan ve mahalleden sonra aynı ajansta çalışmaya başladık.
Dört yıl birlikte, aynı odadaydık ve çok ama çok eğlendik. Derken Yıldırım’ı da
ikna edip istifa ettirip Yorum’a katılmasını sağladık. Bu arada aslında bizim
bir dördüncümüz var ama o Bodrum’a gelmediği için çete fotoğraflarında yok.
Uğurcan Ataoğlu bizim ilk grafik çetesinin elemanı. Bülent Erkmen’in bir yayında
söylediği gibi, bizi kastederek “onlar grafik çetesidir” demesiyle adımız
çeteye çıktı.
 |
Bülent Erkmen'in "Grafik çetesi" dediği dörtlü. Yıldırım, ben, Uğurcan ve Haluk |
Sonra
Haluk, Melis ile evlendi. Nişantaşı’na taşındılar. Bu arada ben de Kalamış’tan
Rumelihisarı’na geçtim. O sıralarda bu cuma yemekleri başladı, ilişki kopmadı.
Haluk ile de otuzyedi yıldır beraberiz.
 |
Haluk ile Assos'ta. Muhtemelen 1984 yılı |
 |
Haluk ile Bodrum'da |
Serdar
Tanyeli (Nam-ı diğer Cerc);
İkimizin de adı Serdar olunca birimizin lakabı Serc, diğerimizin Cerc olacaktı, ikimiz de Cerc olarak kaldık. Serdar
ile de yolumuz Yorum ajansta kesişti. Seksenli yıllarda büyük ajanslarda
fotoğraf stüdyosu vardı, Yorum’da da vardı. Serdar da oranın elemanıydı. Yani
biz grafik bölümünde, Serdar fotoğraf bölümündeydi, birlikte iş üretiyorduk. O
yıllardaki Yorum kadrosunda ben, Yıldırım, Haluk, Uğurcan ve Serdar vardı.
Serdar bizim kadar gece hayatında olmadığı, o yıllarda da Rezzan ile
evlendiğinden daha masum kaldı. Ama kendi tarifiyle “pis içerim” der ve bunu
Bodrum tatillerinde gördük. Şaka bir yana, Yorum’dan zaman içinde hepimiz
ayrılıp başka ajanslara gittik veya kendi işimizi/atölyelerimizi kurduk.
Serdar da arkadaşlarıyla kendi atölyesini kurdu. Yıllar sonra O da benim gibi
ortaksız, tek başına çalışmaya başladı. Serbest çalıştığımız yıllarda da
birlikte iş yaptık. Serdar ve Rezzan da cuma ekibinin müdavimleri olduklarından
yine kopmadan buralara geldik. Serdar ile, hafızam yanıltmıyorsa 1982 yılında
Yorum’da tanışmış olmalıyız. Yani otuzüç yıldır birlikteyiz.
 |
Serdar ile yeni çıkan Renault 12 GTS çekimindeyiz. Yıl 1982-83 olmalı |
 |
Peugeot moped afişinde kullanmak üzere Serdar beni çekmişti. Yine 1982-83 olmalı |
Selçuk
Alev. Nam-ı diğer “Amirim”;
Selçuk,
Yıldırım’ın arkadaşıydı. Yeşilköy’de aynı semtte otururken tanışmışlar. Bizim Yıldırım ile sıkı dostluğumuz sayesinde tanıştık. Selçuk finansçı. Sonra
da bir gümrük müşavirliği şirketinde hissedardı. Yani bizim gibi grafik-fotoğraf-film-reklam
sektöründen değil.
Bir
cuma akşamı yine buluştuğumuzda, her zamanki gibi gayet şık –genellikle kolu
deri yamalı- bir ceketi, ütülü, zıpkın gibi kadife pantolonu ve elinde deri
evrak çantasıyla mekana geldi. Bizler blucin, kazakla falanken birden kendimi
amiri karşısındaki ezik memur gibi hissedip Selçuk’a “amir” gibisin yahu dedim.
O akşamdan sonra lakabı “amirim” olarak kaldı. Biz çok alıştık ama bizlerin
tanınmadığı ortamlarda “amirim” diye bağırınca bazı başlar irkilip, hafif
ürkerek dönüp bakıyor.
 |
Amirim ile Yıldırım... Çoook önceleri |
 |
Yıldırım ile amirim.. Bir iki yıl önce |
 |
Ben amirimle Bodrum'da Berk Balık'ta |
 |
İkibinli yılların ilk yarısında, amirim ile Haluk'ların Çatalca'daki evindeyiz. Henüz Bodrum'a taşınmamıştım |
 |
Amirim ve Yıldırım benim bahçede |
 |
Amirim ile Foça'da. 2003-2004 olmalı |
 |
#cete004 Bodrum'dan ayrılmak üzere havalimanında |
 |
Ve #cete004'ü uğurlayıp burada tek kalan bendeniz |
İşte
bizim İstanbul çetesinin özeti bu. Burada geçmişte kalan bazı anılara yönelik
fotoğraflarla birlikte #cete002 ve sonra yeni haliyle #cete004’e dair
fotoğraflara da yer vererek çeteyi tanıtmak istedim.
Daha
uzun yıllar, sağlıklı, huzurlu, mutlu, rakılarımızı yudumlayaraktan, bol
kahkahalı hayatımız olsun… Hep birlikte.
Eller belde ne kadar korkutmaya çalışsanız da boşuna. Böyle çeteye can kurban..:)
YanıtlaSilSon satırlarınızda yazdığınız gibi her daim "Daha uzun yıllar, sağlıklı, huzurlu, mutlu, rakılarımızı yudumlayaraktan, bol kahkahalı hayatımız olsun… Hep birlikte." olur umarım..
Teşekkür ederim. İnşallah.
Silabi her şey iyi güzelde bir şey merak ettim,kahvehane tepsisi senin eve nasıl geldi?
YanıtlaSilHediye...
SilOkurken ne kadar eğlendiğimi anlatamam... Çok yaşayın! :)
YanıtlaSil