Bir badem ağacında açan
baharlarının kokusunu ilk kez içime çekeli dört yıl oldu. O gün bunun bir
bağımlılığa dönüşeceğini inceden hissettim, vuruldum. Çünkü Datça’yı hiç o kadar
güzel görmemiştim. Hatta böyle farklı bir duyguyu yaşamamıştım. Galiba kısa süreceğini
bildiğin ama tutkuyla bağlandığın, bir daha ancak bir yıl sonra karşılaşacağın,
çok güzel bir sevgiliyi seyretmek gibi. Ege’ya dair, duygusal yanımı coşturan,
kalbime dokunan bağımlılıklarım var. Bademlerin bahar açmasını görmeye Datça’ya
gitmek bunlardan biriyse, diğeri Gökova’nın girişi olan Yalıçiftlik’ten, sonu
olan Akyaka’ya sahilden gitmektir mesela. Ege’yi sevmek ibadetse bu yol benim
için hac yoludur. Her geçişimde Yukarı Mazı’ya gelmeden önceki son dönemeçteki
ağacımı görmek benim için çok değerli. Burada olduğuma dua ettiren detaylar.
Datça’ya bakan tepeden Gocadağ’ı, arkasında Hisarönü’nü ve net havalarda en
arka planda Simi tepelerini gören bir açı var. Orada durmak bu kutsal hac
yolunun ritüeli. Kultak’tan dağlara bakarak aşağılara inmek… Bir dönemeci
alınca karşıma çıkan Akbük manzarasında yüreğin ağıza gelmesi de bunlardan.
Akyaka’ya yaklaştıkça Gökova ile kol kola girerek, neredeyse değerek, denize
eğilmiş çam ağaçlarını görmek. İyot ile çam kokusunun bünyeye etkisini
hissederek Akyaka’ya varmak da bu yolun muhteşem finali.
 |
Bir önceki yazıda beyaz giysili ağacım yeşilleri giymiş |
 |
Zeynep ve Yusuf ile |
 |
Ahmet, Havva, Hilal, Nükhet ve Nejat ile Garova manzarasında |
 |
Çökertme molası |


Sevdiğiniz, orada olmaktan
mutlu olduğunuz yerler, mekanlar gün gelir oraya ait insanının hayatınıza,
ruhunuza dokunmasıyla farklı anlam kazanır. Bir gün biteceğini bilseniz bile o anların
tadını çıkarmak istersiniz. Oraları da size başka duygularla yaklaşır.
Karşılıklıdır bu. Siz insan, orası kasaba, köy, mekan olmuş, fark etmez.
Duygular karşılıklı. Bir küçük kasaba size farklı davranabilir. Size hiç
görmediğiniz yönlerini gösterebilir. Daha once defalarca geçtiğim Akyaka şu
sıralar benim için böyle. Aynen insanlarla olan ilişki gibi. Bildiğiniz,
tanıdığınız biri gün olur karşınıza bambaşka biri olarak çıkar. Çünkü siz o gün
farklılaşmışsınızdır ve hayata başka bakıyorsunuzdur. Hayat bu halinizi ödülsüz
bırakmıyor. Akyaka bana öyle yerlerini gösterdi ki, Deli Memet’in eserikli
rüzgarını yaşamaktan sarhoş olduğum mehtaplı geceyi hayatımın sonuna kadar
unutamam mesela. Daha üç sabah once uyandığımda Gökova’ya çöken pusun görsel
şölenini de unutmayacağım. Bazı anların fotoğraflarını çekmek istemiyorum.
Pazartesi sabahı da onlardan biriydi. Çünkü fotoğraf bazen yetersiz kalıyor.
Zaman içinde fotoğraf hayallerin, duyguların yerini alıyor ve tek somut kanıt o
olduğu için onun sığdırabildiğini gerçek sanmaya başlıyoruz. Bir koku değil
fotoğraf. Kokunun hafızadaki gücü gibi değil.
Bundan dört yıl önce
bademleri görmeye yalnız gitmiştim. İkinci ve üçüncü gidişlerimde yalnız
değildim. Hayatın bana kazandırdığı insanlarla birlikteydim. Bu kez ise her
bahar zamanı Datça’da bu güzelliği yaşadıktan sonra Bodrum’a dönüşlerimde
heyecanla anlattığım bizim çeteyle beraberdik. Yıllarca güzel ve matrak olarak
hatırlayacağım bir hafta sonu geçirdik. Sakin başlayıp heyecanlı, adrenalini
yüksek bir hafta sonuydu. Şikayet için söylemiyorum, durumu anlatıyorum. Kötü
bir şey olmadı yani.
Cumartesi sabahı çetenin
yedi elemanıyla ben Bodrum’dan iki araba halinde yola çıktık. Marmaris-Datça
yolundaki Mavi Pide’de Turunç’ta yaşayan arkadaşımız Alp bize katılacaktı ve
Datça’ya birlikte gidecektik. Biraz once anlattığım hac yolunu daha önce baştan sona
giden olmadığından o yolu kullandık. Zaten benim her zaman önceliğim olan rota
bu. Hava mükemmeldi. Çökertme’ye kadar durmadık, orada ihtiyaç ve kahve molası
verdik. Sanki denize ulaşması zor bir metropolden gelmişiz gibi Çökertme’nin
sakinliğine bayıldık. Ve o an dedim ki kendime, bak Bodrum nasıl da
kalabalıklaşıyor ve ince ince yormaya başlıyor ki Çökertme’nin sakinliği iyi
geldi. Yakın geleceğe dair aldığım kararın doğruluğuna bir daha inandım.
 |
Akyaka'da... |


Çökertme’den sonra kısa bir
mola için Akyaka’ya uğradık. Sahilde biraz oyalanıp Turunç’tan gelecek Alp ile
buluşacağımız Mavi Pide’ye yollandık. Ha unutmadan; çetenin bu gezisinde
bulunanları yazmam lazım. Bu blogu takip edenler kadim dostum Ahmet Kurşuncu’yu
biliyorlar. Benim İstanbul’dan otuz yıllık arkadaşım olan Ahmet ile ne güzel ki
uzun bir aradan sonra Bodrum’da yine yollarımız kesişti. Zazu benim ikinci
evim, Ahmet ve Mehmet Kurşuncu kardeşler de Zazu’nun ta kendisi. Havva bizim
neşe kaynağımızdır ve birbuçuk yıl once Ahmet ile evlendiler. Hilal Bodrum’un
iyi mimarlarındandır. Ben yakın gelecekte yapmayı düşündüğüm evimi kendisine
emanet etmek isterim mesela. Nükhet Bodrum’a pek istekli olmadan gelip şimdi
asla başka yeri düşünmeyen, çetenin Bodrum’a en son gelen üyesi. Yılların
halkla ilişkilercisi. Yusuf veZeynep çetenin en sessiz, sakin üyeleri. Yusuf
merkezde yaşamadığından, Zeynep ise İstanbul’da yaşadığından merkezde yaşayan
bizler kadar çete elemanlarıyla sık karşılaşamıyorlar. Nejat çetenin İstanbul
ayağı. Günün birinde yerleşecek nasıl olsa. Şimdilik yoklama çekiyor. Turunç’ta
yaşayan Alp ise oradaki sakin hayatından sonra Bodrum’a gelince ne olduğnunu
şaşırıp bir an once sessiz hayatına dönmek isteyen, çok eski dostlardan. Ahmet
ile İstanbul ve Marmaris’ten dostlukları var.
 |
Efsane Mavi Pide'de... |
Neyse, Mavi Pide’de ortaya
gelen pideleri sekiz dakika içinde yiyip yutup biraz oyalanıp Datça’ya doğru
yola devam ettik. Merkezde kalacaktık çünkü akşamına Fevzi’de rakıya ve Ege
otlarına bulanacaktık. Günler öncesinden konuşulmuştu, hazırlıklıydık. O yüzden
merkeze girmeden hemen Ovabükü’ne devam ettik. Poyraz’da oturup bira kalamar
yapıp Palamutbükü’ne devam ettik. Boş Palamut sahilinde yürüyüş yaptık ve
merkeze dönüp otele yerleştik. Sonra bir kısa Datça turu yapıp –bir uçtan bir
uç onbeş dakika sürüyor zaten- rakıyı bekletmeyelim, ayıp olmasın diye Fevzi
dostumun mekana vardık. İşin o kısmını ben anlatmayacağım, fotoğraflar
yeterince anlatacak sanırım.
 |
Alp ve Tuborg adlı natürmort |
 |
Çete Palamutbükü turunda |
 |
Fevzi'de Ege otları ayininde... |
 |
Fevzi'de |
 |
Fevzi biraderimle (Bu birader lafını Fevzi için çok kullanıyorum çünkü o da bana ya biraderim ya kardeşim der. Birader Masonik çağrışımlar yaptığı için bana Fevzi ile aynı Mason locasından mı olduğumuzu soranlar oldu. Yapmayın yahu Ege'liyiz diyoruz, maviyiz diyoruz. Bu duyguların o işlerle ne alakası var. Yeri geldi yazayım dedim) |
 |
Orada dur Nejat... |
 |
Alp ve Hilal |
 |
Hangimizin saçı daha uzun? |










Ertesi gün asıl Datça’ya
gelme sebebimiz olan bahar açan bademleri görme turuna çıktık. Bu arada Akyaka'yı benim için anlamlandıran Buse ekipe dahil oldu. İlk program
13-14 Şubat tarihinde gitmekti ama olmadı. Zaten bademler de tam açmamış
dediler. Sonraki hafta en iyi zamandı ama benim Antalya’ya gitmem gerekti
derken geçtiğimiz haftaya kaldık. Datça girişindeki bademler baharları dökmüştü
ama Palamutbükü bölgesinde henüz duruyordu. Kendimize uygun bir yer ararken
Sındı ve Palamutbükü tepelerinde gezindik. Sonunda Çeşmeköy’den aşağı inip
Üstad Che’nin bahçesinde durduk. Üstad Che’yi bilmeyene anlatmak zor. Çok
farklı biridir. Muhtemelen o coğrafyanın en sevimli insanı. Heyecanlı. Ben dört
yıldır tanırım. Kış aylarında Datça’ya gittiğimde Fevzi’nin mekanında sadece
ikimiz oluruz, koyu sohbet saatlerce sürer. İlerleyen saatlerde Üstad Che
çıkagelir bazen sohbete takılır. Geçen yıl şakayla karışık benim Datça’ya
girişimi yasaklamıştı, sen gelme artık dediydi. O zaman beraber olduğum
arkadaşımı onunla evlendirecek, ben ve Fevzi de onun badem bahçelerine
konacaktık ama plan yürümedi. Herneyse, beni bu sefer kabul etti de kurtardım.
Ya da konuyu hatırlamadı desem daha doğru olacak.
Che’nin evinin bahçesinde
sucuk, ekmek, bira, şarap derken iş rakıya döndü. Son kadehler Palamut
sahilinde alındı. Erken gidecekler, gecikenler, kalanlar falan derken pazar
akşamını bitirdik.
 |
Badem altında dört fıstık |
 |
Üstad Che ve Fevzi ile... |
 |
Gökova kadını Buse'nin Datça halleri |
 |
Buse ve Alp |
 |
Badem konseyi... |
 |
Hilal |
 |
Yusuf |
 |
Havva |
 |
Denize doymuş bir Alp hali |
 |
Ahmet ve Havva |
Macera, heyecan, sakinlik,
keyif, gırgır, neşe, doğa, lezzet… tekmili birden bir hafta sonu yaşadık. Öyle
sanıyorum ki bu pilav daha çok su kaldıracak. Ben kendi adıma geleceklere razıyım. Pilavdan
dönenin kaşığı kırılsın…
Daha nice yıllar Datça’da
bahar açan bademlerin peşinden gidelim. Sağlığımız da elversin, doğa da. Badem
kalsın. Datça da Bodrum gibi yapılaşmaya esir düşmesin. Ah tüm yüreğimle ders
çıkarılmış olsun isterim.
O zaman bir dahaki yıl, yine
Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?
Bu yazıda yer alan fotoğraflar içinde Yusuf'un fotoğraf katkısı kendini belli ediyor...
Hocam 13-14 Şubat'ta gelseymişsiniz çalışacakmışız. Gerçi bizim çete az pistir, sizin gibi nezih değil. Fevzi abi bizi kovalardı ihtimal. İsterseniz gelecek yıl için şimdiden sözleşelim. (gizli bir hayranınız ve Datça Kardeşliği Çeteler Birliği üyesi)
YanıtlaSilKeşke denk gelseydik. Bu arada nezihlik nedir allasen, bırak bunları. Bizi bir araya getiren Ege var. Ötesini ben bilmem. İçip içip adam dövüp hır çıkaran bir çete değilseniz sorun yok :)
SilSevgilerimle...
Eywallah hocam, nezaketinixi yanıtınızla bir kez daha kanıtladınız. Tam tersi son derece barışsever bir ekibiz. Ama içince, başta bendeniz, masada kimseye laf bırakmayacak bir gevezeliğe (siz bunu da hoşsohbetlik diye tanımlarsınız) dalarız. Sizin kafanızda (Bodrumlu hayat hayalcisi) arkadaşımız boldur, hatta herhangi bir Datça seferimiz sizin kulağınızı çınlatmadan geçmez. Fevzi abi ile de dedikodunuzu yaptığımız vaktidir. Gelecek yıl çalarım kapınızı, ortak bir tur için, hatta Bodrum'dan başlayarak Datça'ya uzanacak...
SilSözleşelim tabii Serdar'ım Abi'm, ellerine sağlık, döktürmüşsün yine...
YanıtlaSil