Güzel bir hafta sonuydu.
Cuma akşamı Mahmut Kaptan’da, 2015 yılı boyunca karaladığım rakı ajandasının 35
sayfasının fotoğraflarını sergiledim. Sergi iddialı bir laf ama yerine ne
kullanmam gerektiğini bulamadığımdan sergi diyorum. Sergimsi demek daha doğru sanki. Aslında hikayeyi biraz baştan
alayım ki amacım belli olsun.

Yılın sonuna geldiğimizde ajanda bitti, konu
kapandı. Karalamaları instagram ve twitter hesabımda, çizdiğim akşamlar anında yayınladım. Ama hepsini bir arada göstermek mümkün olmadı. Çeşitli teklifler
geldi ancak amacım bu ajandayı sergilemek veya tıpkı basımını yapmak değildi. Satmak da değildi. Doğrusu ya, bende kalmasını istiyorum. İddialı bir iş de değil zaten. Belki de
hoşluğu orada bilmiyorum. Yani kusurları olan bir iş ve bu da samimi geldi
galiba. Çoğu onbeş yirmi dakikalık karalamalar. Her neyse, yıl bitince ajanda
için bir web sitesi açma fikri geldi aklıma. Bunun için de benin iPhone ile
çektiğim, her birinin ışığı farklı fotoğraflar yeterli olmayacaktı. O sırada
Bodrum’a gelen arkadaşım Serdar Tanyeli’ye açtım fikrimi ve Serdar ajandayı
kare kare fotoğrafladı. Çok iyi bir iş oldu. O arada işlerimin yoğunluğu
nedeniyle web sitesine zaman ayıramadım. Bir ara yapacağım ama, söz. Derken
Bodrum’daki eşe dosta ajandayı gösterebilmek için Serdar Tanyeli’nin çektiği
fotoğraflarla bir sergi yapalım fikri doğdu. Bu fikir serginin Mahmut Kaptan’ın
meyhanesinde açılması fikriyle eş zamanlıdır. Yani ikisi birbirini tamamlayan
fikirlerdi. Sonunda geçtiğimiz cuma küçük çaplı, kendi aramızda bir sergi
düzenledik. Zaten her cuma Kaptanın meyhanesindeydik, bu sefer farklı bir
bahanemiz olsun dedim. Bu fikri Mahmut abinin kızı Tuna’ya açtığımda
çok beğendi. En basit şekilde nasıl hazırlarız diye düşünürken Buse ip ve
mandala assana dedi. Bu da iyi fikirdi. Sonuçta insanların rakı içerken, rakı
masasında otururken göz gezdirecekleri işleri resim sergisi gibi ciddi biçimde
sergilemeye gerek yoktu. Meyhanenin ortamına uygun bir sergileme biçimi oldu.
Her gece toplanıp, her sabah yeniden asılan fotoğraflar her asıldığında farklı
bir sırayla asılıyor mesela. Sergiye dair her şeyin hafif rakılı kafayla
yapılmış gibi olması bence duruma çok uygun.


Tuna ve annesi Nilüfer Hanım
kanapeleri hazırladılar. Buse onca işinin arasında, kendi markası Akyakadan için
hazırladığı ince zevkli işlerdeki o bayıldığım ruhunu benim sergiye dair kalıcı olacak
hatıra fikrinde de gösterdi. (Yakında bu Akyakadan'ın hikayesini anlatacağım). Kardeşim Sena Buse’nin düşündüğü hediye
bardakların üstüne yelkenli desenini çizdi. Ofisten Özlem etiketleri hazırladı.
Berna ikram için kuzeni Buse’nin yaptığı kekin meyvalarla süslemesini üstlendi.
Yani herkes kendi uzmanlık alanında bir iş yaparak sergiye destek oldu ve hep
birlikte bir şey oluşturuldu.
Biz bize bir akşam yaşadık,
sonrasında meyhanede her zamanki yerimizde oturup geceye devam ettik. Alper abi
ile şarkılar söyledik ve geceyi bitirdik.
 |
Buse'nin hediye fikri... |
 |
Fikrin uygulanmış hali... |
Ertesi gün –yani cumartesi-
Bodrum adeta yazı yaşıyordu. Öğlen arabalara atladığımız gibi Çökertme’ye
gittik. Ben hayatımda ilk defa Nisan ayında deniz sezonunu açtım. Kırpık gün
boyu oradan oraya koşturdu, keyfine diyecek yoktu. Eh bizim de öyle tabii.
İskelenin ucunda Buse ile rakımızı yudumlayıp günü uğurlarken Ege’nin,
Gökova’nın hali bizi büyüledi. Ağzımızdan sık sık “ne güzel oldu” lafı
çıkıyordu. Ajandayı çizerken aklımdan, ruhumdan geçenler de böyle şeyler oluyordu işte. "Ne güzel oluyordu Ege" düşüncesi gibi... Ege sakinledi, gök önce eflatun oldu sonra laciverte döndü. Hafif
bir serinlik çıktı, iskele ucunda inceden ürpermeler başladığında yavaş yavaş
Bodrum’a dönme zamanımız gelmişti artık. Gökovalı ile Gökova kıyısında Ege
sohbeti yapmanın lezzetini derin hissederek ayrıldım Çökertme’den. Bir dahaki
gelişimizi yelkenliyle yapalım dedik. Bakalım…
 |
Çökertme |
 |
o gün Buse'nin de... |
 |
... Kırpığın da... |
 |
...benim de keyiflerimiz yerindeydi. |
 |
Buse ile günü iskele üzerinde Ege'nin iyotunu içimize çekerek anason eşliğinde uğurladık |
 |
Pazar günü Gökova'da... |
 |
Akyaka'da pazar gününü uğurlarken |
İstanbul’da katıldığım sergi
ortamlarından sonra bizimki tam Bodrum işi oldu. Samimi ve hafiften gevşek ve
rahat. Konu rakı olunca meyhaneden daha uygun bir mekan olur muydu bilmiyorum.
Dedim ya, o mekanda hep rakı içiyorduk zaten, bu sefer orada bulunma nedenimiz
farklı olsun dedik işte.
Bu sergimsi şey ne kadar
kalacak derseniz, bilmiyorum. Meyhane 30 Nisan akşamı kapanıyor zaten. O zamana
kadar fotoğraflar dayanır mı bilmem. Hadi dayandı, Mahmut abi her akşam
toplayıp her sabah asmaya dayanır mı o da bilinmez. Yani ne zaman biteceğini bilmiyoruz.
Bu da tam Bodrum işi oldu. Bir ara bitiririz işte, acele yok, ne bileyim…
Sahane bir yazi olmus. Cizimleriniz de muhtesem. Elinize saglik.
YanıtlaSilSerdar Bey Merhaba,
YanıtlaSilBlogunuza 2 sene önce balayı tatili için araştırma yaparken ve düğün hazırlıklarının yoğun olduğu bir dönemde rastlamıştım. Bir iki yazınızı okuduktan sonra ''Bu adamın tüm yazıları okunur'' diyerek sayfanızı yer işaretlerine ekleyip yaşamıma devam etmiştim. Taa ki 1 ay kadar öncesine kadar. Ne olduysa içimde Bodrum'a ve Ege'li yaşamınıza dair aktardığınız notlarınızın tamamını okuma isteği oluştu ve az önce tam 326. yazınız olan Rakı Ajandasının Sergimsi Hallerini de okumuş oldum. Arkama yaslandım ve hani sizi çok etkileyen upuzun bir romanı bitirince kapağını kapatıp birkaç dakika uzaklara bakıp düşüncelere dalarsınız ya işte o duyguyu yaşadım.
Zamanın ruhu diyelim..Belki tüm yazılarınızı 2 sene önce okumuş olsaydım bu duyguyu yaşamayacaktım. İstanbul'daki yaşamımın çekilmez olduğu ve Ege hayallerimin beynimin kıvrımlarında kıpırdanmaya başladığı günlerde daha sonra okumak için bir kenara kaydettiğim sayfanızın gözüme ilişmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum şu an.. Sizin de dediğiniz gibi Mavileşmek İsteyince,Mavileştirecek Gelir Sizi Bulur..
Sayenizde mavileşmeye başladım ve daha da mavileşmek istediğimi hissediyorum..
Çok teşekkür ederim,sevgilerle..