Yıllar önce Bodrum'a, ardından on dört yıl sonra da Gökova'ya göçen bir İstanbullunun gözünden, Glaros adındaki yelkenli teknesiyle yaptığı seyirler, bu coğrafyadan, Ege koylarından ve karşı adalardan hayatına dair notlar.
Yıllardır merak ettiğim Nisyros.
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Yunan adalarına dair merakım
başladığında, adalara gidip gelen bir kaç dostumla sohbet ederken çok farklı
öneriler dinledim. O zaman anladım ki Yunan adaları diye bir kalıp yok. Biraz
okuyup araştırınca bu farklılıkları yavaş yavaş çözmeye başladım. Coğrafi
bölgenin yanı sıra aynı bölgede, hatta komşu olup da birbirine hiç benzemeyen
adalar da var mesela. O zaman geçen yaz, bir yerinden başlayayım dedim. Önceliğim, Bodrum’a yakın On İki Ada oldu. Şu On İki
Ada ne demek biraz söz etmek istiyorum. Yaygın olarak yanlış bilinen –hatta
neredeyse galat-ı meşhura dönüşen- bir durumu açıklayayım. Birincisi şu; On İki
Ada Yunanistan’ın Ege’deki adaların tümüne verilen isim değil. Bize yakın olan
ve Samos’tan güneye, Meis’e kadar olan adalara verilen ad. İkincisi ve en
önemlisi de şu ki On İki Ada 12 adadan oluşmuyor. İrili ufaklı yirmiden fazla
ada var. Peki neden On İki Ada diyoruz? On İki Ada adı Osmanlı’nın
gayrimüslim bölgelerde uyguladığı yönetim şeklinden geliyor. Bu 12’li sistemde
her on hane birer temsilci çıkarıyor, bu temsilciler de bölgeyi yönetecek 12
kişilik bir heyet seçiyor. Yani on iki üyeli mahalli meclis diyebiliriz. Şu
anda idari bakımdan Rodos’a bağlılar.
Nisyros neredeyse daire formunda bir ada. Ortadaki çukur da krateri. İleride sağda görünen burun Knidos. Soldaki uzun ada Kos. Karşısı Karaada, İçmeler, Yalıçiftlik tarafları
Kırmızı ile belirtilmiş adalar On İk Ada. Yunanlıların Dodecanese dedikleri...
Bu bilgiyi verdikten sonra devam edeyim. Adalarla ilgili
Mahmut Kaptan’dan epey bilgi almıştım. Mahmut abi Ege’ye avucunun içi gibi
hakim, GPRS kullanmadan nerede ne kaya var bilen bir kaptan. Ondan epey hikaye
dinlemiştim. Bir başka arkadaşım daha, bana “Sen en çok Nisyros’u seversin”
demişti. Bu da aklımda yer etmiş. Kos, Kalymnos, Leros, Lipsi’ye gittikten
sonra gözümü Kos’un güneyindeki adalara diktim. Nisyros hem bize en yakın hem
merak ettiğim adaydı. Geçtiğimiz ay üç günlüğüne gittim. Baştan söyleyeyim, adanın
dokusuna hayran kaldım. Tam hayal ettiğim gibi küçük bir Yunan adası.
Mavi/beyaz uyumunun bol bol karşıma çıktığı adaları ayrıca seviyorum. Tabii
sadece mavi ile beyaz kullanmak yetmiyor. Yapıların tarzı, tasarımı, adanın sokakları,
esnafı, dükkanların içi... Nisyros tipik bir ada.
Bodrum'dan hızlı katamaranla ayrıldım
Kos'un Kardamena bölgesinden Nisyros'a küçük feribotla geçtim
Adaya haftada iki gün Dodekanisos Seaways’in Kos’tan seferi
var. Ama o seferler gün ve saat bakımından bana uymadı. Araştırınca Kos’un
güneyinde, Nisyros’a bakan Kardamena diye bir bölgeden her gün karşılıklı küçük
feribotlar çalıştığını öğrendim. Bizim Bodrum-Datça feribotlarını düşünün,
onlar gibi. Daha az araç daha çok yolcu alan versiyonları. Saat 18:30’da bir
sefer olduğunu öğrendim ve saat 17:00’de Bodrum’dan hızlı katamaranla gidersem
yetişirim dedim. Ancak OHAL nedeniyle yurt dışı çıkışlarda SGK kaydınızı
istiyorlar. Bunu hiç anlamıyorum. Her şeyimizi bilen devlet nerede
çalıştığımızı mı bilmiyor? Veya emekli olduğumuzu? İşte bu evrağı almayan,
yanlış alan, eksik alan derken pasaport çıkışında kuyruk oluşuyor. Ve tabii
Türk’ün olduğu yerde tartışma da olur. Bizim 17:00 feribotu 17:20’de kalktı.
Kos gümrüğünden çıktığımda saat 18:05 idi. Limandan bir taksi çevirdim durumu
anlattım ve yetişip yetişemeyeceğimizi sordum. Bir terslik çıkmazsa yakalarız
dedi şoför ve o andan sonra Kos’ta trafik kurallarını dinlemeyen, aşırı hız
yapan bir taksi içinde bilmediğim bir yöne doğru gitmeye başladım. Bir gözüm
yolda, bir gözüm hem saatte hem şoförde. Saat 18:32’de limana girmiş, biletimi
almıştım. Feribot üç dakika rötarla kalktı ve ucu ucuna yetiştim.
Kardamena'nın görünüşünü Gökova Ören'e benzettim
Karşıda Nisyros gözüktü
Adanın merkezi, Mandraki bölgesi
Sarı yapı kaldığım Three Brothers oteli. Bu kareyi de feribottan çektim. Yani limanın hemen dibinde bir oteldi
Otel odamdan görünen
Şahane bir havada, üstte açıkta oturup etrafı seyrederek yola
çıktık. Yaz aylarında denizdeki buharlaşma nedeniyle uzaklar net görülmüyor.
Sonbaharda muhtemelen Knidos ve Tilos’u görerek yolculuk edecektim ama pustan
görünmüyorlardı. Nisyros’a varmadan hemen sancak tarafında bir küçük ada var.
Ada komple mermermiş. Kese kese bitirecekler herhalde. Üzerinde mermer ocakları
seçiliyordu. İlginç görüntüydü.
Limana yaklaştıkça önce bir şaşkınlık yaşadım. Çünkü ada volkanik bir adaya göre oldukça yeşildi. Limana yanaştık. Kalacağım oteli hemen gördüm. Odama gittim,
yerleştim. Otelin sahibi kardeşlerden Antonio’ya nerede turistik olmayan bir
yemek yerim diye sordum, sorduğuma pişman oldum. Bu kadar geveze birine rastlamadım
yıllardır. Onbeş dakikada zor kurtuldum elinden. Liman bölgesi Lipsi’ye
benziyordu adanın. Yani hiç bir şey yok. Nereye geldim ben duygusu veriyor. Ama
yüz metre sağa doğru yürüyünce Mandraki bölgesinin bütün güzelliği karşıma
çıktı. Mandrakinin ne anlama geldiğini tahmin etmiş olabilirsiniz. Evet
mendirek demek. Yani limanın olduğu bölgenin adı.
Yunan adalarında vazgeçemediğim ritüel; Öğlen buz gibi bardakta Mythos birası
Hayat ağır ağır bu dar sokaklarda akıyor
Adanın nüfusu bin civarıymış. Lipsi’den üçyüz kişi fazla.
Fakat Lipsi'ye oranla genç nüfus ve canlılık şaşırttı doğrusu. Lipsi tam emekli yeriyken burası
daha hareketli. Tabii hareket derken ne demek istediğimi açmam lazım. Aklınıza
Bodrum, Çeşme veya Kos, Mykonos gibi turistik yerler gelmesin. Kendi çapında
bir hareketlilikten söz ediyorum. Epeyce canlı üç kafe/bar gördüm mesela. Lipsi’de
bir tane bile yok. Bu mekanlar akşamları gençlerin buluşma yeri ve gece geç
saate kadar açıklar. Tabii herkes birbirini tanıyor. Adada yaşayanlar bu durumu
bilir. Buna karşılık yiyecek mekanları Lipsi’den zayıf. Kendim için söylüyorum
bunu. Pizza, makarna yemeyeceğim için bir kaç restoranı hemen eledim. Deniz mahsulü
için arandım, bir iki tane buldum.
Ada neredeyse bir daire formunda. Tam ortasında bir krater
var ve 1400’lü yıllarda şiddetli patlamış. 1887 yılında da uzun süre fokurdamış
ama ciddi bir patlama olmamış. Kratere inebiliyorsunuz. Aşağı yukarı sekiz katlı
bir apartman yüksekliğinde çeperinden yavaş yavaş inmeniz gerekiyor. Hala azar
azar fokurdamayı sürdürdüğünden ara sıra feci kükürt kokusu yayıyor ve
dayanması zor dediler. Zaten dışarısı 36 dereceydi, kratere inip 50 derecede
kükürt solumak hiç anlamlı gelmedi. Fotoğrafta göreceğiniz açıdan, uzaktan
bakıp devam ettim.
Adanın merkezindeki Mandraki bölgesi
Akşam Balkan müzikleri çalan neşeli genç bir grup geldi
Barbayanni... değişmez uzo markam
İkinci katta Türkçe konuşuluyormuş...
İkinci gün sabah ortalık sakinken uyanıp gün doğumunu
seyredip tekrar yattım. Kalkınca araba kiralayıp adayı gezmeyi planladım.
Uyandığımda beş altı motorun açıktan yaklaştığını gördüm. İşgal kuvvetleri gibi
limana yanaştılar, içinden yüzlerce turist çıktı. Limanda bekleyen tur
otobüslerine binip krateri görmeye gittiler. Bir grup da araba kiraladı. Ben
otelin yanındaki oto kiralama şirketine gidene kadar adada araba bırakmadılar.
Şirketteki kız dedi ki size bizim kendi minibüsümüzü kiralayalım. Tamam dedim,
aldım yola çıktım. Aynı kız harita üzerinde bana nerelere gitmemi, oralarda ne
yapmam gerektiğini söyledi. Ada dediysem öyle büyük bir şey düşünmeyin. Hiç
durmadan tur atsanız 45 dakikada başladığınız yere gelirsiniz. Bana verdiği
haritadaki rotayı izleyerek adım adım gezdim. Volkanik kumsalda yürüdüm.
Elektriği jeneratörle sağlanan, adanın ucundaki bir barakada bira içip dakos
yedim. Koskoca Ege’de beş altı kişiyle yüzdüm. Kimseler yoktu. Ve sonra
tırmana tırmana tepeye çıktım. Orada vuruldum zaten. Bu kadar güzel bir köy
beklemiyordum. Adı Nikia. Sadece ayak sesimi duyarak yürüdüm sokaklarında.
Şu linke tıklarsanız, çektiğim küçük videoda önce Mandraki
bölgesini sonra Nikia köyünü görebilirsiniz https://youtu.be/5YiYcVIkSFk
İlk akşam uzo ile Symi karidesi ve ahtapot yemiştim. İkinci
akşam uzo yanında küçük balık yedim. Her adada ahtapot ve karidesi deniyorum.
Şu ana kadar Lipsi’de yediğim ahtapot ve Kos’ta yediğim karides en iyileriydi.
Kalamar tavayı da Kos’un arka sokaklarındaki bir meyhanede yemiştim.
Mermer adası dediğim ada
Akşam bunlardan birinin yarısını yedim... Enfesti. Güneşte ve rüzgarda kurutulmuş ahtapotun lezzeti farklı. Haşlamadan ızgara ediliyor
Elektrik jeneratörden üretiliyor. Wi-Fi mı? O da ne? Yok öyle şeyler
Adada araba kalmayınca şirket bana kendi minibüslerini kiraladı
Nikia sokakları
Nikia'nın meydanı. Evet bu kadar küçük...
Krater. İnmedim... Başka sefere
Üçüncü gün öğlen saatlerinde Kardamena feribotuyla Kos’a,
oradan Bodrum’a döndüm. Son gün öğlen canım bira ve sandviç çekti, bir mekanda
onu yerken otelin sahibi Antonio geldi, selamlaştık. Dedim ki yarım saat sonra
otele dönüyorum, odamı boşaltıp çantamı alıp feribota bineceğim. Tamam gelirim
dedi. Yemeğimi yedim, kalktım, yanından geçerken ben otele gidiyorum dedim.
Tamam dedi, biram bitsin gelir hesabı alırım senden. Bekle bekle gelen giden
yok. Ben de son ana kalmayı sevmem. Feribotu görüyorum, yetmiş-seksen metre
ötemde duruyor, kalkmasına on dakika var ama benim içim rahat etmiyor işte,
illa içinde olacağım. Eh dedim gelmezse gelmesin, booking.com kanalıyla
rezervasyon yaparken kredi kartı bilgilerim vardı, oradan çekerler. Feribota
bindim. Artık kapak kalkacak ve gideceğiz. Motorsikletle hızla geldi Antonio,
gözleri beni arıyor. Neyse el salladım da geldi paramı ödedim. Ne acelen vardı
diyor. Adam indi feribot halat çözdü hala acelen ne diyor. Bu kadar rahatlık
bana bile fazla geldi doğrusu ama adalıların genel hali bu gerçekten. Hiç bir
yere yetişme kaygısı yok. Ada küçücük zaten. Hayat orada geçiyor. Ve o kadar
ağır akıyor ki adeta akmıyor. Zaman durmuş.
Ege'ye açılan sokaklar... Adalarda da Bodrum'da da en sevdiğim hal bu
Bu balıklar bir porsiyon...
Mermer adası...
Nisyros en beğendiğim adalardan bir oldu. Ancak hangi
kritere göre beğendiğimi açıklamam lazım. Çünkü bir çok insan için gidilesi,
görülesi bir yer değil. Misal, Kos limanında Turgutreis-Kos feribotu kaptanı
Serdar kaptana denk geldim. Abi ne yapıyorsun o adada yahu, ben birkaç saat zor
kaldım. Orada hayat yok dedi ki bir bakıma haklı. O manada hayat olmadığı için
gidiyorum zaten. Ama hayattan ne anladığınıza göre değişir bu tabii. Şöyle;
Adada canlı müzik yapan mekan yok. Club yok. Beach yok. Hatta merkezdeki
küçücük plajdaki on-on beş şezlong dışında adanın hiç bir yerinde şezlong bile
yok. Kokteyller içilip dans edilen mekanlar yok. Arabayla hava atılacak kimse
yok. Turist yok. Meşhur insanlar yok. Kalkık yakalı polo tişört giyen adamlar,
botokslu sarışınlar yok. Symi’deki Manos’un yerini sevenler için burası hiç
uygun değil. İstanbul’dan gelip Yunan ada kültürünü Manos’ta Tarkan veya
turistik bir Yunan şarkısı eşliğinde (%99 da Zorba’dır bu şarkı) tabak kırmak
olarak bilenler zaten bu tip adalara hiç gelmesin, çok sıkılırlar. Peki ne var
bu adada derseniz... Sakinlik, sessizlik var. Kitap okumak için uygun ortam
var. Akşamları sakin sakin yemek yiyip uzo, şarap içebileceğiniz mekanlar var.
İki gece boyunca yemek yediğim mekanda sadece dalga sesi dinledim. Ege’nin
bestesini dinlemek ruha iyi gelir. Bunu hissedebilenler için Ege nimettir.
Eller havaya isteyenleri bu adaya almayalım efendim.
Bu girişi yapmak zorunda kaldım çünkü benden kişisel tatil programlarını yapmamı bekleyenler, rezervasyon konusunda yardım isteyenler, kalmayı düşündükleri tesisleri yazıp hangisinde kalalım diye soranlar o kadar çoğaldı ki, tümüne birden cevap yazamadığım için buraya yazıyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu yazı benim gözlemlerimi anlatıyor. Yani kişisel tercihlerime göre yazdım. Buraya yazmadığım konularda bilgi sahibi değilim. Ve lütfen kişisel tatiliniz için benden güzergah, yemek mekanı, bölge vb. talep etmeyin. Veya "nerede kalalım?" veya "çocuğumla geliyorum, kum nerede iyidir, deniz Mayıs ayında soğuk mudur?" gibi sorular yöneltmeyin. Bildiklerim yazdıklarımdan ibaret. Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Şimdi yazıya başlayabilirim... Diyelim tatilinizi Bodrum’da geçirmeye karar verdiniz. İlk söyleyeceğim, keşke Haziran ayında gelseydiniz. Ama artık çok geç. Yıllık izninizi Temmuz ve Ağustos aylarında kullanmak zorundaysanız kalabalığı göze alıy...
Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum. Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü. Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafl...
Yeni Giriş Notu: Bugün 4 Mayıs 2021 Salı. Aşağıdaki yazıyı yazdığımda Bodrum'a yakın zamanda yerleşmiş, buranın nimetlerini paylaşmayı seven biriydim. Yazıyı, insanların aklında hayatlarını değiştirme fikri varsa buna destek olmak amacıyla, naif duygularla, açık yüreklilikle yazmıştım. Aradan geçen zaman fikirlerimi değiştirdi maalesef. Çünkü Bodrum'a hayatını değiştirmek değil Bodrum'u değiştirmek isteyenler gelmeye başladı. Bu insanları sevmedim. Kıyıları, tepeleri, boş buldukları her araziyi betona çeviren insanlardan, buralara gelenlerden, Bodrum'un yapısını, kimliğini bozanlardan tiksindim. Bu nedenle benim için artık Bodrum'da nereye yerleşilir diye bir konu yok. Bana nereye yerleşelim diye soranlara cevabım; Bodrum'a yerleşilmez. Bu kadar abur cubur kalabalıkla, burayı şehire çeviren, buranın halkına tepeden bakan, hazımsız, sonradan görme, Bodrum'u ve Ege'yi anlamayan, Halikarnas Balıkçısı'nı restoran sanan bu kitleyle bir arada olmak, tara...
Harika...
YanıtlaSil