Bundan beş yıl önceki sonbaharda, Datça’daki dostum, Ege otları ve meze üstadı Fevzi’nin mekanında
karşılıklı rakılarımızı içip sohbet ederken “Bir kere de Şubat ayında gel de,
bahar açan bademleri gör” dediğinde gözümde canlandırdığım, gördüğümün yanında
hiç kaldı. İzleyen Şubat ayında Datça’ya gittiğimde, çok sevdiğim
Datça’yı gelin gibi süslenmiş görünce hayranlığım arttı. Mesudiye ve
Palamutbükü taraflarında bahar açmış badem ağaçları o bölgeyi bembeyaz
yapmıştı.

Ağaçlara yaklaştıkça burnuma gelen mayhoş, balımsı kokularla adeta sarhoş olmuştum.
Hayatımda böyle enfes kokular eşliğinde görsel bir şölene ilk kez şahit
oluyordum. Doğanın estetik ve güzellik üstünlüğü karşısında sadece hayran
kalabilmeyi becerebildiğimi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda her Şubat ayı
geldiğinde Fevzi ile haberleşip, bademler ne zaman açacak diye bekler oldum.
Tamam haftaya gel dediğinde Bodrum’dan yola çıkıp bademleri ziyaret etmek
hayatımın önemli ritüellerinden biri oldu. Geçen yıl bizim “çete” ile birlikte,
geniş kadroyla gitmiştik.
 |
Karadan gidip, feribotla deniz yoluyla döndük |
 |
Ören |
 |
Ören sahilinde |



Bu yıl da kadromuz genişti. Biz bir gün önceden yola
çıktık. Milas'tan güneye sapıp Ören'e indik. Sahilde kimseler yokken ve deniz kıpırdamıyorken Ören büyüleyiciydi. Sonra Ören'den yukarı Yerkesik'e tırmandık ve Çiçekli'de Radyocu Kemal'de öğlen ekşili tavuk yedik. Aynı gün Bodrum'dan çıkıp Fethiye'ye giden Anıl ve Ferhat Kınacı da Çiçekli'ye geldiler, masamız genişledi. Yıllardır markalı ve antibiyotikli market tavuğu yemiyorum. Canım çektiğinde bizim Bodrum pazarında köylülerin sattığı köy tavuğundan alıyorum. Ya da böyle gerçekten köy tavuğu yapan özel mekanlarda tavuk hasretimi gideriyorum. Çiçekli'den Köyceğiz yoluna inip biz sağa Akyaka istikametine, Ferhat'lar sola Fethiye istikametine döndüler. Geceyi Marmaris Selimiye’de geçirdik. Selimiye’nin sakin kış havasını
yaşamayan çok şey kaçırmıştır, deniz göl gibidir ve yazın şatafatından, tuhaf insanlarından
eser yoktur. Sardunya’yı bilen bilir, yazın boş masayı bırakın, boş iskemle
bulamazsınız. O akşam bizden başka dört kişi vardı. Selimiye sahilinde
sessizliği dinleyerek yürüyüş yaptık. Sonra da şöminenin yandığı salonda rakımızı
yudumladık, sohbete daldık.
 |
Selimiye'de sessizliği dinledik |
 |
Sardunya'da akşam oluyor |
 |
Ertesi sabah |
 |
Şömine başında harika bir kahvaltı yaptık |
 |
Orhaniye'de doğanın oyunu |
Ertesi gün Bodrum’dan feribotla gelecek ekibi
karşılamak üzene Körmen’e gittik. Artık yıllar içinde gide gele bu coğrafyayı
ezberledim. Selimiye-Körmen arasını hesaplayıp yola çıktık. Körmen’e
girdiğimizde feribot yanaşıyordu. Bodrum’dan gelen Hilal, Çisem ve Nejat’ı
aldık, Ovabükü sahilinde kardeşim Sena ve Atilla ile buluştuk. Poyraz’da açılan
ilk birayla bahar ayini resmen başladı. Ercan Usta’nın ahtapotuyla ve bademli,
sarmısaklı bal kabağı kızartmasıyla açılışı yaptık. Hava netti, Tilos karşımızdaydı.
Derken Ovabükü’nden ayrılıp Knidos’a gittik. Knidos her gidişimde başka
detayları fark ettiğim, çok farklı bir dünya. Badem baharlarındaki detaylarda
gördüğüm güzellikler ile bu coğrafyayı yücelten insanların ellerinden çıkan
süslemelerdeki taş işçiliği detayları ne kadar da örtüşüyor diye düşündüm.
 |
Sakin Hayıtbükü |
 |
Ovabükü'nden Tilos'a baktık |
 |
Masadan bizim çete geçince... |
 |
Knidos |
 |
Hasbelkader doğduğu yeri, üzerinde yaşadığı topraklarda bin yıl önce yaşamış, buralara değer katmış, rafine insanlardan daha çok benimsemiş insanların imzası |
 |
Üç yıl önce o fenere tırmanmıştım. Şimdiki hedefim feneri denizden görüp selamlamak |
Knidos’ta bir saat kadar
kaldıktan sonra geceyi geçireceğimiz Datça merkezine döndük. Son yıllarda her
gidişimde kaldığım Kumluk Otel’e yerleştik. Orada çok rahat ediyorum.
Sahipleri, çalışanlar artık dostum sayılırlar. Biraz dinlenip, akşam liman
yürüyüşü yaptıktan sonra, baharları görmenin yanı sıra diğer gelme nedenimiz
olan, Fevzi’nin ot mezeleri ve deniz mezeleri eşliğinde rakı sohbetine başladık. Fevzi
ile rakı sohbetlerimizin sayısını unuttum ama yıl olarak söylemem gerekirse
sekizinci yılına giriyor. O akşam da bol kahkahalı, rakılı, lezzetli bir Fevzi
akşamı yaşadık. Ertesi gün günü kaçırmamak için geç kalmadan otele döndük.
Sabah kahvaltı falan derken
alışveriş yapıp Çeşme köyünden “Üstad Che”yi alıp onun rehberliğinde bir badem
bahçesine yollandık. Ara yollardan, çamurlu arazilerden geçip bahçeye vardıktan
on beş dakika sonra Che çalı çırpı ile ateşi hazırlamıştı bile. Badem baharları
altında sucuk/köfte/şarap ritüelimizi yerine getirdik. Tadı damağımızdayken
15:30 feribotuna binmek üzere toparlandık. İki günlük bol oksijenli Datça
havasının yanında bir kaç kadeh şarabın da etkisiyle feribotta kah yarı
uyuklayarak, kah Ege’yi ciğerlerimize doldurarak Bodrum’a vardık. Hafta sonunu bu
sefer de Gemibaşı’nda sonlandırdık.
 |
Fevzi'nin mezeleriyle kendimden geçtim |
 |
Fevzi iş başında |
 |
Deli badem... Yemiş vermeyen, bodur, ama nefis koku yayan muhteşem bir badem |
 |
Köy yollarından gittik... |
 |
Sena Instagram hesabına bol bol fotoğraf depoladı |
 |
Sucuk işi Hilal'e kaldı |
 |
Üstad Che ve Fevzi |
 |
Bahçeye yayıldık... |
 |
Gülüşan, Çisem ve Nejat |
 |
Saç kullanmayan üçlü |
 |
Tam kadro... Hilal, Gülüşan, bendeniz, Atilla, Sena, Çisem, Fevzi, Nejat |
 |
Gülüşan, Fevzi ve Üstad Che ile |
Bana bazen şöyle sorular
geliyor; Artık oraları kanıksamadın mı? Her gün Bodrum’dasın, senin için
özelliği bitmedi mi? Peşinen söyleyeyim, bitmedi. Hiç bir zaman bitmeyecek
çünkü her zaman keşfedilecek farklı yönleri, farklı yerleri var. Konu sadece
Bodrum değil. Ege diye bakmak gerek. Misal, Datça’nın bahar açan bademlerini görmek
için yaptığım yolun tadı bitebilir mi? Ha şu olursa biter; bahçelere site yapmak
için bademleri keserlerse tadı kaçar. Ama o kadarını beklemiyorum doğrusu. Siz
keşfetmek isterseniz, bu coğrafya size cömert davranıyor. Karadan geze geze
bitiremedim. Daha gidecek çok yerim var. Şimdi denizden de keşfetmeye
başlayacağım için heyecanım büyük, içim içime sığmıyor. Ege’ye olan sevgim
coştukça yerimde duramıyorum. Siz isteyin, Ege veriyor. Ama İstanbul’da AVM
gezerek istenmez tabii. O başka bir dünya. Bu konuları zaman buldukça, başka
yazılarda anlatırım.
Geçen yıl bademlerle ilgili
3 Şubat’ta yazdığım yazıyı “O zaman bir dahaki yıl, yine Şubat ayında bademleri
yazmak üzere sözleşelim mi?” diye bitirmişim. Nu iyi ki bu sözümüzü yerine
getirebildik. Yine aynı dilekle bu yılki bademler yazısını bitirmek istiyorum:
“O zaman bir dahaki yıl,
yine Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?”
Güzel insan....lar, güzellikler içinde olmalı; çok yaşayın.
YanıtlaSilAbi sana çok özeniyorum. Hep hayalini kurduğum gibi yaşıyorsun ve hayalini kurduğum bu durumu inan paylaşımlarını gördükçe daha da hırslanıyorum. İnşallah bozulmaz sizin oralar. Kaldı ki bu hiç öyle olacağa benzemiyor. Umuyorum ve diliyorum bir gün gerçek olacak. Gerçek olmaması için de bir sebep yok sadece işimiz gücümüz zalim İstanbul da..
YanıtlaSilSerdar bey tekneye kavuştuğunuza göre Egedeki fenerleri gezme işine başlayabilirsiniz. Merakla bekliyor ve takip ediyoruz.
YanıtlaSil