Bitirir gibi ama bitirmiyorum.
Bu blogu niye açtım? Kendi
yaşadıklarımdan yola çıkarak, yaşadığımız hayatı değiştirmenin mümkün olabileceğini
anlatmak istemiştim. Bodrum’a yerleşmek benim için son bir kaç yılın özlemi
değildi. İlk görüşte aşk gibiydi diyebilirim. Üniversite yıllarımda buraya göçme
fikri aklımdan geçmişti. Nasıl geçinirim diye küçük bir araştırma yapmış ve
bunun benim bildiğim ve sevdiğim tek iş olan grafik tasarım ile mümkün
olmadığını öğrenmiştim. Ve sonra hayata atıldım, yıllar geçmeye başladı. Bir
zaman geldi, o fikir saklandığı yerden ortaya çıktı çünkü artık işimi
bilgisayar/internet marifetiyle yapabiliyordum ve bulunduğum yerin çok önemi
yoktu. İstanbul hızla bozuluyordu, benim sevdiğim İstanbul olmaktan çıkıyordu. Bodrum’a taşınmak için iş biçimimi değiştirmem, İstanbul’da bulunmamı en
aza indirecek bir tarza dönmem gerekiyordu. Bu dönüşüm -halen yapmakta olduğum
iş biçiminde o dönem piyasada kimselerin olmamasıyla- umduğumdan hızlı ve
verimli oldu. Uzatmayayım, sonuçta bundan tam sekiz yıl önce -yıllarca yazları
ayda bir iki hafta sonu annemin evinde geçirdiğim ve sonraları Yalıkavak’ta
bir kaç ay kaldığım evreleri de aşarak- tam zamanlı Bodrumlu hayatıma geçtim.
Bu geçişin ve dönüşümün
hikayesini anlatarak, benim gibi buralara göçmek isteyecek olanlar varsa onlara
yol göstermek istedim. Bu arada burada yaşadıklarımı, bu coğrafyanın bana
kattıklarını aktarmaya başladım. Kendi dönüşümümü olabildiğince yalın şekilde anlatmak
istedim. Yediklerimin farklılaşması, hayatımın değişmesi, coğrafyanın bana
kattıkları, gezip gördüklerim… bunları yazdım.
Okuyanlardan gelen
yüreklendirici yorumlar, yolda karşılaştığım ve “sizin yazılarınızın da
verdiği cesaretle Bodrum’a yerleştik” diyenlerin yüzündeki mutluluk iyi geldi.
Datça’da bile yolumu çevirip teşekkür edenler oldu. Farkında olmadan bu kanalla
dostluklar kurdum. Kimiyle tanıştım ama büyük çoğunluğunu tanımıyorum. Fakat
bir şekilde ortak noktalar bulduğumuzu biliyorum. Haset ve kıskançlıkla laf
edenler, her yerde olduğu gibi burada da karşıma çıktı. Doğrusunu isterseniz bu
bloğu açmadan önce, başkalarının çabalayarak yakaladığı mutluluğuna bu kadar tepki gösterenlerin ve
mutsuzluktan beslenenlerin bu kadar çok olabileceğini tahmin
etmiyordum. Bu konunun maddiyatla ilgisi yok. Maddi anlamda iyi durumda olup da
mutsuz, sinmiş, yaşadığı berbat hayatı kabullenmiş o kadar çok insan var ki,
onların sataşmalarına maruz kaldım. Hani mealen şu şekilde gelen sataşmalar her şeyi
açıklıyor aslında; Memlekette bu kadar sorun varken rakı içmelerini yazmak,
Datça’nın bademlerini yazmak, Gökova’yı yazmak ne kadar ayıp, utanmıyor
musun?... Anlatabildim sanıyorum.
Bunlara önceleri kızıyordum,
şimdi umursamıyorum. Ve tabii bu gibi yazıları yazanlar isimlerini yazmazlar.
Yazılan yorumların bana ulaşabilmesi için isim ve Google’a kayıtlı olma
zorunluluğu getirince bıçak gibi kesildiler. Anladım ki bu tür insanlar
sinsidirler ve isimlerini yazmaya cesaret edemezler.
Neyse, bugüne kadar 345 yazı
yazdım. Buradaki hayatım bir şekilde kendini tekrar etmeye başlayınca yazıları
azalttım. Öyle ya, yılda beş defa Kalymnos’a gidiyorsam, farklı ne anlatabilir,
ne gösterebilirim? Derken özellikle son üç yıldır Bodrum hızla kalabalıklaşmaya
başladı. Yazın basbayağı trafik oluyor. Gelenlerin hepsi benim benimsediğim,
burada olmalarından mutlu olduğum insan tipine uymuyor tabii ki. Gelirken
İstanbul’u, büyük şehir alışkanlıklarını yanlarında getirenler buranın
ahengini, doğallığını her anlamda bozmaya başladılar. Trafikte korna çalanlar,
sağdan kaynak yapanlar bunlar. Granit kaplı cepheleri olan evleri alanlar,
milyon dolarlar sayanlar da bunların içinden çıkıyor. Güvenlikli site derdinde
olanlar, BlaBla Residence’ta oturanlar bunlar. İçlerinden birisi açtığı blogda
Bodrum’a gelme nedenini açıklarken “Burada alıştığım markaları buluyorum. AVM
çok yakın” gibi şeyler yazmıştı mesela. Kendi eğlence anlayışını ve markalarını
da beraberlerinde getirdiler. Bu da benim için tatsız bir durum. Gelmesine
sevindiğim arkadaşlarım oldu neyse ki. Bu dostlarımı sayarken en başa
Ahmet-Hülya Coka çiftini koyarım. Çünkü Bodrum’u Bodrum gibi yaşamanın tadını
biliyorlar. İstanbul’daki hayatlarından çok farklı bir hayat yaşıyorlar. Buraya
çok uyum sağladılar ve Bodrum’a çok yakıştılar.
Yaz aylarının
kalabalıklığına elimden geldiğince dahil olmadan yaşamanın formüllerini buldum.
Sabah erken bisikletle işime gidiyorum, yüzüyorum, akşam ortalık çok
kalabalıklaşmadan evime dönüyorum. Geceleri kale tarafına gitmemek gibi bazı kaçışlarım var. Ancak geçtiğimiz yaz ardı ardına gelen uzun bayram
tatilleri pes ettirdi. Bu sefer mümkün olduğunca Yunan adalarına kaçmaya
başladım. Bu bir yöntem ama tatil olmayan zamanlarda çalışamıyor, işimi
yapamıyordum.
Ve sonra şartlar bana yeni
bir yol bulmamı sağladı. Hem rutinleşen hayatıma bir farklılık ve yeni heyecan getirecek, hem yazın kalabalığından uzaklaşabileceğim ama işimi de
yapabileceğim bir yol. Denize açılmak.
Bu fikrin ilk aklıma geldiği
yeri ve anı çok iyi hatırlıyorum. Kalymnos’a ilk gidişimdi. Masouri’den
Telendos’a bakıyordum, müthiş bir gün batımı vardı. Denizin ortasında
demirlemiş bir tekneyi görünce neden böyle bir hayatım olmasın dedim kendi
kendime.
İşte burası ve o tekne |
İstediğim zaman buralara da gelebilirdim ve işimden de uzak kalmazdım.
Laptop neredeyse ofisim orası olabiliyorsa bu neden bir tekne olmasın? Ama
nasıl bir tekne? Bir yelkenli olmalıydı. Sessizce Ege’nin tadına varabileceğim,
bir yere yetişmeyeceğime göre sürat derdi olmayan bir tekne. İçinde
yaşayabileceğim, asgari ihtiyaçlarımı karşılayabilen bir ebat nedir diye
araştırmaya başladım. Bir yıl boyunca bu konuda kafa yordum. Bilenlere danıştım. Ne istediğimi iyi tarif edersem bana uygun olanı bulurum dedim. Tabii
işin bütçe faslını unutmadan. Bu karar, arsa alıp Bodrum’dan daha uzak bir
köşede ev yapıp orada yaşama seçeneğini ötelememe neden oldu. Hem onu hem
tekneyi karşılamam bu aşamada mümkün değil dedim ve önceliği tekneye verdim.
Kaldı ki belki tekneyle başlayan mavi hayat köyde bir ev yapmak fikrimi tamamen iptal
etmemi gerektirecek. Yaşamadan bilemem. Kararlarımız nasıl bir hayat yaşamak
istediğimizi belirliyor. İstanbullu hayatımda kredi kullanıp ev almak için
borçlanmadım. Bu yüzden de istediğim zaman İstanbul’u terk edebildim. İşimin
biçimini değiştirdiğimi söylemiştim. O da bir süreçti. Yani öyle hemen olmuyor
bazı değişimler. Bir şeylerden vazgeçerek yeni bir hayata geçebiliyorsunuz.
Sınırsız ekonomik gücünüz varsa lafım yok.
Ve artık iki aya yakın bir
zamandır Bodrumlu(mavi)hayata geçmek için adım atıyorum. Ha unutmadan. Tekne
alma fikri gündemime iyice girince ilk işim ehliyet almak oldu. Onun için kursa
gittim, sınava girdim. Geçtiğimiz hafta da telsiz kursunu bitirip onun
sınavından geçtim. Çabalamadan olmuyor.
Deniz ile pek ilgim yoktu. Hayatımda ilk mavi yolculuğumu bile üç yıl önce yapmıştım |
![]() |
Hayalimi çizmiştim... |
Geçen yıl kurstaki hocamın teknesiyle ilk deneyimimi yaşamıştım. Tekneden dönüp karaya çıktığımda ben aynı ben değildim |
“Bu yaştan” dediğimiz bir
yaş var. Hani “Bu yaştan sonra bu yapılır mı?” gibisinden bir şeyler denir ya.
İşte “bu yaştan” kişiye göre değişen bir yaş. Bana “Bu yaştan sonra tekne
hayatına mı geçeceksin?” diye eleştirel bakanlar oldu. Benim için “bu yaştan”
dedikleri hep bulunduğum yaştan ilerisi oldu. Bunu önemsiyorum. Bir çok insan
için köklerin salındığı, çoluk çocuğa karışılıp torun beklendiği, emekli hayatının başladığı yaş olan 48
yaşımda yaşadığım şehri değiştirdim, Bodrum’a geldim. Şimdi de 56 yaşımı
sürerken “mavi hayat”a adım atmanın heyecanını yaşıyorum.
Gelelim sadede… Bu blogu
kapatmıyorum ama çok seyrek yazarım diye tahmin ediyorum. Bunun iki nedeni var.
Birincisini yukarıda anlattım, buradaki hayatım belli bir rutinde sürüyor,
yazacaklarım sıkıcı tekrarlar olacak. İkincisi de öyle veya böyle yeni
yazılarla kimsenin aklını çelmek istemiyorum. Çünkü burası benim anlattığım
Bodrum olmaktan hızla uzaklaşıyor. Bu konuda buraya linkini aldığım yazıda
düşüncelerimi, gözlemlerimi yazmıştım, ekleyeceğim bir şey yok. http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/12/bodruma-yerlesmek-denilince.html
Bundan sonra yeni bir blogda
buluşacağız. http://bodrumlumavihayat.blogspot.com.tr/
Burada yeni hayatıma dair
notları, gezip gördüklerimi, tekneli hayata adapte olurken yaşadıklarımı
anlatacağım. Ama şimdiden bir konuyu vurgulamak isterim. Nasıl ki Yunan
adalarında gittiğim bazı yerleri adıyla, konumuyla yazmıyorsam, bu yeni blogda
da yazmayacağım. Umarım anlayışla karşılarsınız. Ne yazık ki verdiğim
bilgilerden sonra gelen kitlenin özelliklerini belirleme olanağım yok. Sık
yazdığım bir kaç mekana artık ben gitmez oldum. Çünkü mekanın üslubu değişti,
gelen kitle benim İstanbul’da kaçtığım tayfa olmaya başladı. Ders aldım.
Mavi hayat ile ilgili geçmişte yazdıklarım, bugün bu yazdıklarımın öncüsüydü aslında. Bu yazının sonunda o yazıyı okursanız biraz daha anlam kazanır.
http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/05/hedef-daha-mavi-bir-hayat.html
Mavi hayat ile ilgili geçmişte yazdıklarım, bugün bu yazdıklarımın öncüsüydü aslında. Bu yazının sonunda o yazıyı okursanız biraz daha anlam kazanır.
http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2016/05/hedef-daha-mavi-bir-hayat.html
Bodrumlu(mavi)hayatta
buluşmak üzere…
Bol şanslaaaaar...Herşey gönlünüzce olsun.
YanıtlaSilSizin adınıza çok sevindim. Yeni hayatiniz da mutluluklar dilerim Umarım herkes yaşamak istedigi mutlu olacagi bir hayatı yaşamayı bir gun başarabilir. Bu sayede Mutsuz insanlar ülkesi olmaktan kurulabiliriz belkide.
YanıtlaSilSezon sonu finali gibi bir yazı, neyse ki yeni sezon uzak değil, mavi bir hayatın maceralarını sabırsızlıkla bekliyoruz...
YanıtlaSilSerdar Abi, selamlar... Naçizane bir yorumda bulunmak istedim. Yeni blogun tasarımı üzerinde hala çalışıyor musun bilmiyorum ama, arka planı bodrumluhayat'taki gibi beyaz olursa, ileride yapacağın mavili paylaşımlar sanki daha güzel şekilde ön plana çıkar gibi geldi bana. Gerçi, içerik güzel olduktan sonra, yemişim görselliği de, ne bileyim bir demek istedim yine de.:) Rüzgarın bol olsun...
YanıtlaSilBen de sabah ilk iş zemini değiştirecektim :)
SilSelam,
YanıtlaSilRuzgar Baba (Haldun Sevel) herseyi birakip minimum la Mavis'te yasamaya karar verdiginde, sen delisin demisler. Hakkikaten acaba ben delimiyim diye psikolog bi arkadasina gorunmus, Arkadasi da sormus tekne de bana da yer var mi? " Iyi durumda olup da mutsuz, sinmiş, yaşadığı berbat hayatı kabullenmiş insanlar, ne yasayan, nede yasayanlarin yasamasini hazm edenler takimi … " birtek Turkiye de yok bu takim. Dunyanin en medeni ulkelerinde bile cok var. Durum an itibari ile hersey bizlere lazim diye sunuluyor, en nihayetinde gercekten lazim olanlari siralamaya kalksak hangi sonuca variriz acaba... Bu tekne/yelken isini cok tuttum. Zevkle okuyacagim. Eminim goreceklerinizle doganin korunmasi icin cok seyler yazacaksiniz. Sadun Boro nun deyisiyle denizleriniz sakin, rüzgârıniz kolayıniza, neşeniz daim olsun... Selam, Sakir.
Bir yandan mavi yolculuk fikrinizin heyecanını bir yandan da 8 yıl önce çok özlemle geldiğiniz Bodrum'un karmaşıklaştığından, rutine döndüğünden bahsettiğiniz kısımlarda garip bir depresiflik hissettim. Oysa Serdar bey, "dün" nasıl "bugünün" aynısı olabilir ki? Sandığınız kadar sıkıcı felan olmadı hiç aynı yere gidip yazdığınız yazılar, zaten dediğim gibi bunu isteseniz de yapamazsınız...
YanıtlaSilSize iyi yolculuklar... Mavi'den de sıkılacağınızı tahmin etmesem de, iyi seyirler dilerim hayatınızda...
Buradaki hayatımdan memnunum, yanlış anlaşılmasından korkarım. Sadece yazın kalabalıklığından ve artan nüfustan hoşnut değilim. Bu yüzden de yaz aylarında mümkün olduğunca kasabanın içinde olmamak, kalabalıkla karşılaşmamak istiyorum. İyi dileklerinize teşekkür ederim...
SilHadi bakalım. Takipteyiz Serdar bey.
YanıtlaSilsizin adınıza çok sevindim, insan hep kalbini dinlemeli, o ne derse o, bunun yaşı falan yok :) keyifler diliyorum
YanıtlaSilMeslektaşınız olarak benimde hayalim yelkenli hayatı. 4 yıl kadar önce aldığım amatör denizci belgemle adım attım bu hayata. Keşfedilmemiş koylar, kalabalık seslerden uzak denizin sesi, sabah kızıllığı, akşam rakısı, gece yıldızları umutla hayal ettiğim bir gelecek. Öncelikle bir 'Glaros' almam gerekiyor ama:) Tecrübelerinizi bir ders niteliğinde okuyacağım. Pruvanız neta, rüzgarınız kolayına olsun Serdar Bey.
YanıtlaSil