Bu blogu açalı yedi yıl oldu. Bu süre
içinde araları gittikçe uzayan periyodlarla tam 369 post paylaşmışım. Giderek
daha az yazı yazmamın nedenlerini iki önceki yazıda anlatmıştım. Özetlemem
gerekirse Bodrum benim sevdiğim eski Bodrum değil, yazma iştahım kalmadı. Ek
olarak da burada geçirdiğim on yıl içinde yaşamım sürekli değişmiyor. Çok sık
olmasa da kendini bir biçimde tekrarlayan döngü içindeyim. Bunu mümkün
olduğunca kırmaya çalışıyorum. Bir tekne edinmem ve hayatıma denizin girmesi de
bunun bir sonucu.
Her yaz sonu olduğu gibi, bu sefer de
yazı nasıl geçirdiğime dair notlarımı aktarayım dedim. Başlıyorum:
Haziran ayında Yunan Adaları.
Bayramı dokuz güne tamamlayıp, Glaros
ile Kalymnos-Lipsi-Arki-Patmos ve Leros adalarına uğradığımız bir seyir yaptık.
Bu seyrin detaylı hikayesini dört yazı halinde diğer bloğumda paylaşmıştım;
Burada özetini geçeceğim. Bayramda
Bodrum’un kalabalık olacağı sürpriz değildi. Bu yüzden o tarihlerde denize
açılmak en iyi çözüm. Glaros yokken mümkün olduğunca tenha yerlere kaçardım.
Mesela on odalı, Akdeniz’in bir ucundaki koyda bulunan, arabayla ulaşımın bir
yerde kesildiği, çukurlu patikada kamyonetle devam edilebilen otel gibi. Glaros
bu anlamda tam kurtarıcı oldu. Kalymnos çok gittiğim ve sevdiğim bir ada.
Turumuza oradan başlayıp Leros'ta bitirdik. Leros aslında pek sevmediğim, aramadığım bir ada çünkü adada çok
parası olan ama görgüsü olmayan Türklerden bolca bulunuyor. Yoğun trafiği nedeniyle de
giriş/çıkış liman işlemleri çok uzuyor. Sezon içinde gitmek istemem. Bu aylarda
iyi olabilir ama zaten bu aylarda her ada iyi. O yüzden yıldızımın bir türlü
uyuşmadığı Leros’u es geçiyorum.
 |
Kalymnos'un limanı Pothia'da komşu teknemizde bizim çeteden Yusuf ile karşılaşmak sürpriz oldu |
 |
Telendos |
 |
Glaros, Telendos'ta alargada |
 |
Telendos'taki arkadaşım Mihailis'in mekanı Kapsoulis |
 |
Glaros Lipsi limanında |
Lipsi daha önce de gittiğim, küçük ve
sevdiğim bir ada. Haziran ayındaki gidişimizde, limana bağlandıktan bir saat
sonra kısa ama çok güçlü bir fırtına adayı yaladı geçti. Bir anda hava karardı,
ortalık dağıldı. O anda denizde olmadığım için şanslıyım. Gerçi yelkenleri
kapatıp bekleyecek ya da faça yelken tabir edilen yöntemi uygulayıp
bulunduğumuz yerde fırtınanın hızını yitirmesini bekleyecektik.
 |
Fırtına gelirken |
Lipsi’den sonra Arki’ye geçtik ancak küçük
adanın küçük limanında yer bulamadık. Bayram olunca sadece biz seyre çıkmıyoruz
tabii. Ama Tiganaki’nin dillere destan, o meşhur denizine girdik. O deniz Bodrum’da
yaşayan birini, başkalarını etkilediği kadar etkilemiyor sanırım. Çünkü Orak Adası’nın denizi de aynı. Aradaki çok önemli fark şu ki, orada en fazla üç beş
tekne oluyor, sakinlik ve sükunet hakim. Orak'ta olduğu gibi, koya bangır bangır müzikle giren korsan kılıklı tekneler
yok.
 |
Marathos |
 |
Tiganaki |
 |
Tiganaki |
 |
Glaros Marathos'ta |
Geceyi Marathos’da geçirdikten sonra çok
merak ettiğim Patmos’a dümen kırdık. Aşırı sıcaktan mı, kalabalıktan mı
bilinmez Patmos beklediğim etkiyi yapmadı. Gayet düzenli, temiz ama biraz
pahalı bir ada olması fazla turistik olmasından kaynaklanmış sanıyorum. Özellikle
Hıristiyan dünyası için dini önemi de var. Patmos’ta iki gece geçirdik, Leros’a
hareket ettik. Orada işlemler uzayınca bir geceyi daha Panteli’de geçirmek
zorunda kaldık. Ama Leros’taki bürokrasinin yavaş işlemesinden akıllanmadık ve
bir sonraki seyahatte bu sefer giriş işlemleri için 24 saat bekledik.
 |
Leros |
 |
Patmos |
 |
Patmos'ta bir Anadolu mübadili |
 |
Leros'ta, arkadaşım Okyar'ların teknesine aborda olduk |
 |
Kardeşim Sena'nın doğum gününü Leros4ta kutladık |
Temmuz’da Söğüt ve Datça.
Söğüt en sevdiğim koylardan ve köylerden
biri. Özellikle Denizkızı’nda kalıp hemen altındaki restoranında deniz
mahsullerine dalıp, oradan Akdeniz’e dalıp yüzmek mükemmeldir. Bu sefer de bir
geceliğine Söğüt, ardından bir geceliğine de Datça yapalım istedim. Yazı Ege
üzerinde ama daha çok Bodrum’a yakın koylarda/adalarda geçirmeye başlayınca bu
gibi yerleri ihmal ediyorum. Bu özlemimi gidermek için iki gece üç günlük bir
araba turu yaptık.
 |
Akyaka |
 |
Akçapınar tostçusundan |
 |
Söğüt'e her gidişimde kaldığımız Deniz Kızı |
 |
Selimiye |
 |
Hisarönü'nün efsane pidecisi Mavi'deyken |
 |
Datça |
 |
Datça'ya her gidişimde rakı akşamı mekanım, dostum Fevzi'nin mekanı |
 |
Ovabükü'nde Ercan Usta'nın mekanı Poyraz |
 |
Fevzi'nin mekanındaki lezzetlerden bazıları |
Bu seyahatten sonra Temmuz ayında
Bodrum’dan pek ayrılmadım. Sabahları saat dokuz civarı, henüz yazlıkçılar ve
turistler denize inmeden ofisin sahilindeki Giritli Teyze’de yüzüp, iki çay
içip ofise öyle geçiyordum. Bu düzen burada yaşamamın nimeti.
 |
Giritle Teyze'nin meşhur Bobo'su |
 |
Arkadaşım Musto'nun markası Pablo için tasarladığımız etiketler. Yazın boş durmadık yani... |
 |
Okyar ile Glaros'ta |
Ağustos ayında Yunan Adaları ve Gökova.
Bu sefer Kurban Bayramı tatili kendiliğinden
dokuz gün olunca Bodrum’un her zamankinden daha kalabalık olacağı
aşikardı. Gülüşan, kardeşim Sena ve Atilla ile yeni bir adalar turu organize ettik. Biraz önce değindiğim
gibi, Yunanistan girişimizi Leros’tan yaptık ve bin pişman olduk. Yirmi dört
saat bekledikten sonra ancak girişimizi gerçekleştirdik ve daha tatilin başında
bir günümüz heba oldu gitti. Bu seyrin hedefi Samos’a kadar çıkmaktı. Yol
üzerinde de çok küçük, nüfusu 100 civarı olan Agathonisi’ye uğramayı da plana
almıştım. Leros’taki kalabalıktan sonra Agathonisi’ye bağlandığımızda dedik
burada kalıyoruz. Bu şahane ve sessiz küçük ada bize çok iyi geldi. İki
restoran, bir kafe, iki market hepsi bu.
 |
Agathonisi |
 |
Gülüşan ile Agathonisi'deki restoran Glaros'un önündeyiz |
Agathonisi’den sonra bir gece mola
vermek üzere tekrar Lipsi’ye uğradık. Lipsililerin özel bir günlerine denk
gelmişiz, sabaha kadar limanda müzik ve eğlenceyi dinlemek durumunda kaldık.
Eğlence mekanını dibindeki tekneler gece demir alıp alargaya kaçtılar. Tam on
iki saat canlı müzik susmadı. Çalanlar nasıl dayandılar bilmiyorum. Lipsi’den
sonra Kalymnos’un kuzeyindeki koyu Palionisos’a demirledik. Bu koyda başıma hep
bir bela geliyor. Bu sefer pis su tankının deşarjı tıkandı. İlkinde de ırgat
bozulmuştu. Ertesi gün deşarj biraz çalışınca Bodrum’a dönmekten vazgeçip ana
limana, Pothia’ya girdik. Araba kiralayıp adanın arkasındaki Telendos’ta -her
gidişimde uğradığım- artık arkadaş olduğum Mihailis’in mekanına geçtik. Ertesi gün
Turgutreis’ten giriş yapıp Gümbet’e bağlandık. Bu seyrin detaylı notları ve
fotoğrafları için; https://bodrumlumavihayat.blogspot.com/2018/08/yeni-seyir-bodrum-leros-agatonissi.html
 |
Lipsi |
 |
Palionisos |
 |
Kalymnos-Pothia |
Hafta sonunu geçirmek için hep duyduğum
ama bir türlü gidemediğimiz Mersincik’e gittik. Iki gün kafa dinledik. Koy sakindi
ama işte o mavi yolculuğu çıkan guletlerden indirilen jetski gürültüsü bu
huzuru bozan bir unsurdu. İnsanlar koylara sakinlik için gidiyor. Mavi
yolculuğu seçen insanlar da sakinlik, güzel deniz için seçiyor olmalılar. Ama
sadece kendini düşünen tipteki insanlar her yerdeler maalesef. Bir saat
boyunca, üç dört teknenin olduğu koca koyda teknelerin arasında vızır vızır
gezmek müthiş bir görgüsüzlük.
 |
Mersincik |
Bu yazdıklarım dışında Bodrum’da yazı
harala gürele geçirdik diyebilirim. Her ne kadar evde yüksek bahçe duvarları
ardında kendimi soyutlamaya çabalıyorsam da Bodrum’da yazın kalabalığı malum.
Gelen kitle her yıl daha tuhaflaşıyor. Memleketin görgüsüzü arttıkça,
popülerliği nedeniyle buraya da yansıyor. Özellikle İstanbul’da iş hayatında
yıpranan insanlar sözüm ona buraya dinlenmeye, kışın gerginliğini atmaya
geliyor ama görüyorum ki gelirken gerginliklerini yanlarında getiriyorlar. Gittikleri
mekanlarda çalışanlara, hizmet edenlere tavırları, birbirlerine tavırları
dehşet. Sürekli itiş kakış halindeler. Trafikte sağdaki emniyet şeridini ihlal
edenler yine bunlar. Her türlü kuralsızlığı kendine hak gören bu güruhun
Bodrum’u istila etmesinden doğal olarak rahatsızım. Öte yandan çocuk
yetiştirmeyi bilmeyen ebeveynler ayrı bir yazı konusu. Çocuktur tabii yapar… O
daha çocuk… gibisinden, doğruluğu sorgulanmadan toplumun yaygın kesiminde kabul
gören yalan yanlış önermelerle çevredeki insanları rahatsız eden ebeveynler en
ciddi sorunların başında geliyor. Her platformda bunlarla tartışıyorum. Anlamak
istemedikleri şu ki sorun çocukları değil kendileri. Kendileri eğitmeyi
bilmiyor. Çünkü böyle davranan ebeveynlerin kendileri de eğitilmemiş. Eğiten nasıl
eğitiyor, bizler nasıl eğitildik diyor bu konuyu kapatıyorum.
 |
Evde sakin günler geçirdik |
Yaza doğru, ilkbahar aylarında yeni
mekanlar heyecanla hazırlık yapıyor, yatırımlara girişiyor. Ama her yaz sonu
olduğu gibi bu sezon sonunda da görüyoruz ki, hesap bilmeden, burayı araştırmadan,
İstanbul’da iş yaptım burada da yaparım bakışıyla Bodrum’da mekan açanların
sonu yine hüsran. Dövizin aşırı artışını öngöremeyebilirsiniz, ama prensip olarak dövizle
kiracı olmamayı seçebilirsiniz. Ayda 12.000 Dolar kirayla balık restoranı
açarsanız, batmanız kesindir. Bunun gibi, işletmeciliği bilmeyenler de var,
Bodrum’da her kesimden insan var, lezzete, servise çok önem vermesem de işi
götürürüm deyip toslayan da. Bunlardan bir tanesi işi o kadar bilmiyordu ki,
bir gidenin bir daha gittiğini duymadım. Bana da mekanına gelmem için aracılarla haber
gönderiyordu. Mutfağı benim damak zevkime uyan bir yer olmadığından gitmedim.
Giden arkadaşlarımdan da tek iyi bir yorum duymadım. Sonuçta battı tabii. Batma nedeni olarak da hatanın kendisinde değil, benim gibilerin destek vermemesini gösterdi. İnanabiliyor
musunuz, bizler İstanbul’dan gelen işletmecileri sevmiyormuşuz, onun için
gitmiyor, o yüzden batıyorlarmış. E işini iyi yap ben de geleyim. Zazu İstanbullu bir mekan ve sık giderim. Kaldı ki ben İstanbulluyum zaten. Konu çok
basit aslında; işini iyi yap yeter. Kimse nereli olduğuna değil, neyi sunduğuna
bakıyor. Bu yaz sonunda da benim bildiğim, yolumun üzerinde her gün gördüğüm beş
mekan kapattı. Bu yüzden, yeni seneye burada mekan açmayı düşünenler varsa çok
iyi fizibilite yapmaları gerektiğini anlatın. Kışın buraya sık gelip
gitmeliler. İncelemeliler, neyin arandığını bilmeliler. Yoksa yüzbinlerce liralar sokağa atılıyor, yazık oluyor.
Ekim ayı başladı. Buranın en sevdiğim
zamanıdır Ekim. Sarıyaz dediğimiz dönem başlar ki bence bugün artık başladı.
Yani sarıyazın ilk gününü yaşıyoruz. Şimdi bir sahil yürüyüşü yapıp Ali
Cengiz’de çayımı içeyim, güneşin batışını seyredeyim. Her zaman rakı olmaz.
Onun da sırası var.
İyi bir sonbahar ve kış geçirmenizi
diliyorum.
En şahanesinden bir gezi olmuş nefiss yemekler mezeler ve manzara ve yazı süperrr
YanıtlaSilSayenizde adalarda bir gezinti yapmış olduk güzel fotoğraflar eşliğinde:)
YanıtlaSilAhhhhh ahhh ne güzel bir yazı olmuş ,içim gitti :-)
YanıtlaSilMerhaba, yazılarınızı ve fotoğraflarınızı çok beğeniyoruz. Arşivleyip oralara gideceğimiz zaman adeta bir rehber gibi okumayı planlıyoruz tekrardan ;) teşekkürler :)
YanıtlaSil